ARAYIN 0542 458 47 95 WhatsApp

Anne Babalara Çocukluk Dönemi Hakkında Önemli Bilgiler

Yazı detaylarını görmek için başlıklara tıklayınız.
Okuduğunuz başlıktaki yazının başlığına tıklayıp kapatabilir ve diğer yazılara geçiş yapabilirsiniz.


Akranlarından üstün olmaya pek meraklı 5-6 yaş çocukları, düşen dişlerinden oyuncaklarına kadar her şeyi kıyaslarlar. Bu yaştaki çocukların sürekli bir rekabetçi tutum içinde olmaları anne-babaları zorlayan konulardan biridir.

Anne-babalar çocuklarının sık sık başvurduğu böbürlenmeler sırasında utanır ve çocuğun kibirli ya da duyarsız biri olmasından endişe ederken, diğer yandan da, günümüz şartlarında çocukların rekabet duygusunu törpülemenin de çok doğru olmayacağını düşünebilirler.

Bu nedenle anne-babalar çocuklara çelişen mesajlar verirler. Hem "en üstün" olmaya çalışmadan, rahat olmalarını ve eğlenmelerini, hem de başarı için gerekli her şeye sahip olmalarını isterler.

Bu kararsızlık ise çocuğun yaşına uygun rekabet düzeyini doğru olarak değerlendirmelerini engeller.

Peki, okula başlama aşamasındaki çocuklar arasındaki bu acımasız rekabetin önüne geçmeniz gerekli midir?

Rekabetin mutlaka kötü ya da iyi bir şey olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak rekabet bazı olumlu ve olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Anne-babaların görevi sağlıklı bir şekilde rekabet edebilmeleri için çocuklarına yardımcı olmaktır.

Neden bu yaşlarda rekabet duygusu yoğunlaşır? 
5 ve 6 yaş çocuklarında hakim olan rekabetçi ruh direkt olarak yeterlik duygularının artmasından kaynaklanır. Bu yeterliklerini ise kendilerini arkadaşları ile kıyaslayarak ölçerler. 

Okul öncesi çocukları son derece canlı bir hayal dünyasında yaşarlar, buna karşılık 5-6 yaş çocukları gerçek okul dünyasına girmişlerdir. 3 yaşındaki bir çocuk dünyanın en hızlı çocuğu olmak istediğinde, kendisinin dünyanın en hızlı çocuğu olduğunu hayal etmesi yeterlidir.

Buna karşın, 5 yaş çocuğu ise dünyanın en hızlı çocuğu olduğunu düşünmesinin yeterli olmadığını, bunu ispat etmesi gerektiğini fark eder.

Uzmanların çoğu bu yaştaki çocukların rekabet duygularını abartılı ölçüde kamçılayacak ortamlara sokulmamasını önerir. Bu çocuklar kurallı oyunlardan hoşlansalar da, henüz kaybetme duygusunu kaldıracak olgunlukta değildirler. Örneğin bir doğum günü partisindeki müzikli sandalye kapma yarışmasında sandalye kapamayan çocuk çok büyük bir üzüntü yaşayabilmektedir.

Bu yaş çocuklarının çoğu organize spor aktivitelerine katılacak olgunlukta olmasına ve bunlara katılmalarına rağmen, çoğunlukla galip gelmeye odaklananlar bu aktiviteyle ilgilenen yetişkinler olur.

5-6 yaş çocukları ise maçın sonucunu o kadar da önemsemezler (hatta maçtan sonra atıştıracakları yiyecekler maçın sonucundan daha önemlidir). Koçlar ve anne-babalar ise galip gelme yerine, öğrenme, çaba gösterme ve zevk almayı ön plana çıkarmalıdır. 

Bazı çocuklar daha mı rekabetçidir? 
Mutlaka ki bazı çocuklar diğerlerine kıyasla daha rekabetçidir. Belirli ölçüye kadar bu durum kişilik yapısıyla ilgili olmakla birlikte, genel olarak erkek çocukları kızlara kıyasla daha rekabetçi olmaktadır. 

Ancak, çocuğunuz galip gelmediği bir oyundan zevk almıyor veya kaybetme korkusundan dolayı çeşitli aktivitelere katılmıyorsa, bu davranışının evde yaşadığı bir durumdan kaynaklanma ihtimali yüksektir.

Kendisinden büyük kardeşleri karşısında hiçbir zaman üstün gelemeyeceğini düşünen en küçük çocuklar öfkelerini yaşıtlarından çıkarabilirler.

Benzer şekilde evin biricik prensi/prensesi olan tek çocuklar arkadaşları ile ilişkilerinde de bu role sahip olmak isteyebilirler. Bazı çocuklar ise anne-babalarının ilgi ve sevgisini kazanmak için başarılı olmaları gerektiğini düşünebilmektedir.

Anne-babaların ne yapması gerekir? 
Henüz dişi düşmemiş olan ya da takla atamayan veya sınıfın en kısa boylusu olan çocuklar arkadaşları ile yarışamayacakları kaygısını sıklıkla duyarlar.

Buna karşın çocuğunuz bu güvensizliğini dile getirdiğinde sahip olduğu diğer özelliklerini (sen akıllısın, sen hızlısın, sen çok güzel resim yapıyorsun, gibi) sıralayarak ona güven vermeye çalışmaktan kaçınmalısınız.

Çocuklar bazı konularda iyi olduklarına sırf biz öyle söylediğimiz için inanmazlar. Ayrıca çocuğunuzu rahatlatmak için başka çocukların aleyhine konuşmaktan da kaçınmalısınız (Ali iyi koşuyor ama sen de ondan daha güzel yüzüyorsun, gibi).

Bunun yerine herkesin nasıl farklı alanlarda güçlü olduğunu ve herkesin farklı hızlarda geliştiğini açıklamalı ve galip gelse de gelmese de onu seveceğiniz konusunda güvence vermelisiniz.

Çocuğunuzun arada sırada kendisini arkadaşlarıyla kıyaslaması son derece normaldir, dolayısıyla bu yorumlarından dolayı onu eleştirmeniz ya da cezalandırmanız gerekmez, ancak bunları teşvik de etmemelisiniz.

Böbürlenmenin diğer çocukların duygularını nasıl inciteceğini anlaması için ona yardımcı olmalısınız.

İyi örnek olmak da çok önemlidir. Kendi başarılarınız hakkındaki konuşmalarınıza ve kendinizi başkaları ile kıyaslama eğiliminde olup olmadığınıza dikkat etmelisiniz.

İdeal olarak, çocuğunuz başkalarını gölgede bırakmaya çalışmak yerine, kendi başarılarına odaklanmayı öğrenmelidir.

Çocuk okul yaşına geldikten sonra dikkatinizi paylaşmaktan başkalarının duygularını anlama ve fedakarlıkta bulunma konusuna yönlendirebilirsiniz.

Kendinizin bencil olmayan davranışlarınızı belirtin. "Doğum günümde bana iki cüzdan hediye edildi, teyzen şu kahverengi olana bayıldı, bunu ona vereceğim".

Bencil davranmamayı aile kimliğinizin bir parçası olarak tanımlayın. "Leyla Teyze hastaneden yeni çıktı, evlerinde yemek yoktur şimdi, bir tepsi börek yapıp götüreceğim, bizim ailemiz başkalarına yardım eder". 

Gönüllü yardım çalışmalarına çocuğunuzu da katın. Örneğin huzurevindeki yaşlılara yardım için zaman ayırıyorsanız, buna çocuğunuzu da dahil edin. 

Başkalarını düşündüğünüzü gösteren fedakar davranışlarınızı açıklayın. "Depremde evi zarar gören insanlar için çok üzülüyorum. Para yardımında bulunacağım, çünkü onlara yardım edebilmek için elimden gelen bu" gibi." 

Fedakarlık gerektiren eylemler için sınırlar koyun. "Biliyorum bayram temizliğine yardım etmek istemiyorsun ama bugün ailemizin çalışma günü, herkes elinden geleni yapacak." 

Çocuğunuzla birlikte zaman geçirin. Çocuklar, anne-babalarının bencil olmayan tutumlarını, bunlara kendiler şahit olmazlarsa öğrenemezler. 

Başkalarının duygularını anlamayı (empati) vurgulayın. "Bak arkadaşın çok üzgün, çünkü onun hiç pokemon kartı yok, senin 50 tane kartın var, birkaç tanesini ona verebilir misin? Herkesin biraz kartı olsa daha iyi olmaz mı?"

Çocuklarınızla birlikte geçirdiğiniz tüm yıllar boyunca onların bencil olmayan davranışlarının farkına varmak ve bunlara dikkat çekmek için çaba gösterin. Bunu yaparsanız bencil olmayan davranışlar katlanarak çoğalacaktır. Bencil olmayan çocukların belirleyici bazı özellikleri şunlardır: 

1. Kendilerinden memnundurlar ve yaşamlarını kontrol edebildikleri duygusuna sahiptirler. Kendilerini iyi hissettikleri için de iyi davranırlar. 

2. Genel olarak insanlar hakkında olumlu fikirlere sahiptirler ve herkes için en iyisini isterler. 

3. Başka insanların durumuyla da ilgilenirler. Kişisel ihtiyaç ve çıkarlarından bir başkası için kendi isteği ile vazgeçebilirler. 

4. Başkalarının durumunu iyileştirmek amacıyla kişisel sorumluluk üstlenirler. Bir farklılık yaratabileceklerine inanırlar.

Arkadaşların herkesin yaşamında yeri ve anlamı önemlidir ve çocuklar için bu anlam ve önem çok daha büyüktür!
Buna karşın çocuklar için arkadaşlığın anlamı çocuğun yaşına ve kaçıncı sınıfta olduğuna göre değişir. Bir ilkokul öğrencisi ile ergenlik dönemindeki bir çocuk için arkadaşlık aynı anlamı taşımaz.
Arkadaşlıkların hangi yaşta hangi anlama geldiğini bilmeniz çocuğunuzun arkadaşlık kurarken ve arkadaşlık ederken yaşadığı deneyimleri daha iyi anlamanıza yardımcı olur.
Arkadaşlığın çocuklar açısından önemi
Arkadaşlıklar çocukların sağlıklı gelişimi için hayati bir önem taşır. Araştırmalar arkadaşsız çocukların yaşamın ilerleyen yıllarında duygusal ve mental sorunlar yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Arkadaşlık çocuklara sadece oyun ve eğlenceden çok daha fazlasını sağlar. Örneğin:
•      Arkadaşlıklar çocukların duygusal ve ahlaki yönden gelişimine yardımcı olur ve iletişim kurmak, işbirliği etmek ve sorun çözümlemek gibi pek çok beceriyi kazanmalarına yardımcı olur.
•      Arkadaşlık ederken duygularını kontrol etmeyi ve başkalarının duygularına nasıl tepki vereceklerini öğrenirler.
•      İlişkilerinde ortaya çıkan konuları derinlemesine düşünme ve bunlarla ilgili müzakerede bulunmayı öğrenirler.
•      Ayrıca okulda arkadaşlarının bulunması çocuğun okul ve öğrenme konusunda daha olumlu yaklaşımlar edinmesine yardımcı olur.
Okul çağı çocuklar için arkadaşlığın önemi
5-12 yaşlar arasında arkadaş edinmek, yani yaşam boyu devam edecek bir sosyal beceriyi kazanmak yaş döneminin en önemli gelişimsel görevlerinden biridir. Bu dönemde:
•      Gelişimsel olarak okul çocukları daha karmaşık yapıda ilişkiler kurmaya hazırdırlar.
•      Artık duygu ve düşüncelerini daha iyi ifade edebilmekte ve zaman kavramlarını daha iyi anlamaktadırlar.
•      Bu dönemde artık eskisi kadar aileye bağımlı olmadıkları gibi kendi kendileriyle de o kadar meşgul değildirler.
•      Artık aileden ziyade arkadaşları ile paylaşımda bulunmayı ve onlarla daha fazla zaman geçirmeyi istemektedirler.
•      Çocukluk dönemine has mutluluk ve üzüntüleri arkadaşları ile giderek artan biçimde paylaşırlar.
1-3. sınıflar
Bu dönemdeki çocuklar henüz arkadaş ilişkilerini idare etmeyi ve sosyal gruplar içerisindeki yerlerini bulmayı öğrenmektedirler. Bu aşamada arkadaşlık esas olarak ortak ilgi alanları ve ortak faaliyetlere dayanır. Ayrıca arkadaşların cinsiyeti de önemlidir ve arkadaş gruplaşmaları genellikle aynı cinsiyetten çocukları kapsar. Ebeveyn olarak çocuğunuzun ilgi alanlarını bilmeniz ve bu ilgi alanını paylaşabileceği çocuklara yakınlık kurmasına yardımcı olmanız önemlidir.
4 ve 5. sınıflar
4 ve 5. sınıflarda çocuklar bir kimlik duygusu oluşturur ve arkadaşlığın sadece aynı ilgi alanına sahip çocuklarla oyun arkadaşlığı etmekten çok daha öte bir anlam taşıdığını fark ederler. Artık arkadaş kendisine güvenebileceğiniz, sırtınızı dayayabileceğiniz bir kişidir. Aynı cinsiyetten olan çocuklarla arkadaşlıklar devam etse de bu arkadaşlıkların anlamı önceki yıllara göre farklıdır. Bu aşamada arkadaşlar çocuğun yaşamının çok önemli bir duygusal parçasını oluştururlar.
6-8. sınıflar
Bu dönemde beden imajı ile ilgili endişeler, çekicilik kaygıları ve daha yakın ilişkilere yönelik ilgi ortaya çıkar. Ergenlik öncesi dönemdeki bu çocuklar her iki cinsiyetin bir arada bulunduğu arkadaş grupları ile “takılmaya”, birbirilerinin evinde zaman geçirmeye ve grup halinde dışarı çıkmaya meraklıdırlar. Anne-babalarına en fazla yönelttikleri talep arkadaşlarıyla birlikte sinemaya gitmek ya da alışveriş merkezinde zaman geçirmektir. Bağımsızlığın arttığı bu dönemde anne-baba tavsiyesine daha az başvursalar da, anne-baba halen hayatlarında çok önemli bir yer tutar. Bu nedenle çocuğunuzun stres yaşadığında ya da kendisini yalnız hissettiğinde size dayanabileceğini bilmesi önemlidir. Onunla samimi sohbetler kurmanız ve onun yaşındayken yaşadığınız zorlukları ve bunlarla nasıl baş ettiğinizi anlatmanız kendisini anlayabileceğinizi ve sizden tavsiye alabileceğini hissettirir.

 

Düşünme becerilerinin ilk adımlarının atıldığı okul öncesi dönemdeki, anne-çocuk ilişkisi ile aile tutumları büyük önem taşımaktadır. İhtiyaçları doğru bir şekilde anlaşılmaya başlanan bebek, bu dönemde davranış ve çözüm arasındaki bağlantıyı da kurmaya başlar.
Çocuklarının davranışlarını okumakta zorlanan ya da farklı mesajları veren ebeveynler, çocuklarının problem çözme becerilerinin geliştirmesine engel olduklarını fark edemeyebilir. Oyun kurma becerisi ile hayal dünyası genişleyen çocuk, kendi düşünme yapısını da inşa etmeye başlar; kendine has fikirler geliştirerek, yaratıcılığını keşfeder. Bütün bu oyunlar içerisinde, çocuğun kavram gelişimi de hızla ilerler.
Çocukların sevdiği aktivitelere ilgi göstermeleri, onlara dikkati sürdürme becerisi ile farklı durumlarda yeni çözüm yöntemleri oluşturma deneyimi kazandırır. Bütün bunlar, çocuğun; problem çözme, analiz-sentez ve muhakeme becerisinin gelişmesine yardımcı olur. Çocuk ile kurulan iletişim yöntemlerinin; destekleyici, düşündürücü ve çözüm oluşturacak yönde olması, çocuğun gelişimine yardımcı olur.
Okul yıllarındaki eğitimde ise öğrenci ve öğretmen arasındaki etkileşimin azlığı, öğretimin kalitesini olumsuz yönde etkiler. Eğitim sürecinde; öğrenmenin gerçek amacının, ‘düşünmeyi öğrenmek’ olduğu çocuklara aktarılmalıdır. Çocuklar ‘öğretimi’ ‘başkalarının vereceği bir iş’ olarak görmeye başladıkları andan itibaren, sadece öğrenme konusunda değil, bireysel sorumlulukları almakta da isteksizleşir. Ödev sorumluluğunun yerine getirilmesinde isteksizlik yaşayan çocuğun, öğrenmeye karşı da performansı giderek düşer.
Düşünme sistemi; öğrenme, öğrenme süreçleri ve davranışlar ile şekillenir. Davranışlar, ‘öğrenilmiş tepkiler’ olmaları nedeni ile ‘sonuç gibi gözüktüğü için çocukların, hangi düşünme süreçlerini kullandıkları büyük önem taşımaktadır.
Çocuğunuzun sosyal becerilerinin gelişmesinde önemli noktalar ve öneriler
Sosyal gelişim, çocuğun diğer gelişim basamakları kadar değerlidir. Bireyin yaşamında giderek önem kazanacak “uyum sağlama” becerisi çocukluk çağında ve sosyal gelişim süreci içerisinde kazanılır. Çocuğun sosyal davranışları yoğun etkileşim içinde olduğu ailesi ve arkadaşlarının gösterdiği geri bildirimlerle anlaşılır.
Akranları ile kurdukları ilişki içerisinde rekabet etmeyi, kaygı yaratan durumlarla başetmeyi öğrenirler. Sosyal becerilerinin gelişebilmesi için bu tür ilişkilere ihtiyaçları vardır. Kendilerinden daha büyük ya da küçük kişileri tercih eden çocukların sosyal ilişki kurma ve sürdürme ile ilgili sıkıntıları olduğunu düşünebiliriz. Yaşından daha büyük kişilerle ilişki kurmak, ihtiyaçlarının anlaşılması ve ilişkinin kolaylaşmasını sağlar. Kendi yaşından küçüklerle ilişki kurmayı tercih eden çocukların ise oyunları kontrol etme eğiliminin yoğun olduğu gözlenmektedir.
İlk bebeklik döneminde annesinin yardımı ile dış dünyayı tanır. İhtiyaçlarının anlaşıldığını ve karşılandığını fark eden bebek, annesi ile güven bağını da oluşturmaya başlar. Bu bağ onun bilişsel gelişimini olduğu kadar duygusal ve sosyal gelişimini de etkiler.
Bebeğimiz ile göz teması kurma, konuşmak, dokunmak zamanında ve doğru rahatlatabilmek duygusal ve sosyal ilişki kurabilme becerilerinin gelişmesine yardımcı olacaktır.
Sosyal ilişki kurabilme becerileri aile içinde bireyleri örnek alarak oluşturulur. İlk çocukluk döneminin en güçlü öğrenme şekli olan taklit etme sosyalleşmede daha da önem kazanır. Çocuğun işbirliği yapması onunla kuracağınız olumlu ve yakın ilişki ile gerçekleşebilir.
İletişimi başlatma ve sürdürme ile ilgili cesaretlendirmek

  • Teşekkür etmek, özür dilemek, lütfen demek gibi uygun davranış örneklerini öğretmek ve örnek olmak, başkalarının haklarına saygı göstermek.
  • Olumlu sosyal davranışları övmek ve pekiştirmek için destek olmak.
  • Paylaşmak, başkalarının ihtiyaçlarına ilgi göstermek ve işbirliği yapabilmek.
  • Olumsuz durumlarda kızgınlıkla başa çıkabilmek, başkalarının haklarını bilmesi ve korumayı öğrenmesi.
  • Öğretilmek istenen sosyal becerinin kazandırılmasında çocuğun model alacağı durum ve kişinin, sevilen bir figür olmasına dikkat edilmeli.

 

6-12 yaş arasındaki çocukların fiziksel yetenekleri nasıl gelişir? Hangi yaşta hangi hareketleri yapabilirler? Fiziksel gelişim ve yeteneklerine hangi oyunlar ve spor dalları daha uygundur?
Öğrenme ve gelişim süreci
Çocukların kaba motor becerilerini en fazla geliştirdikleri dönem 6-12 yaş arasıdır. Beden ebadı ve kas gücü yavaş yavaş arttıkça çocuğun reaksiyon süresi de iyileşir. Fırlatma ve yakalama, tekme atma, zıplama ve sekme, atlama, koşma ve ani fırlama gibi temel hareketlerin en kolay yapıldığı yaş 7-8 yaşlardır.
Çocuklarınıza bu becerilerini kullanmaları için bol bol olanak sağlamalısınız  çünkü 6-12 yaş arası dönemde hız ve koordinasyonunun artırılması bunları ergenlikte veya sonrasında yapılmasından çok daha kolaydır.  Ayrıca, bu aşamada aktif bir yaşam tarzına sahip olursa tüm yaşamı boyunca her tür sporu yapacak becerilere de sahip olacaktır. Bundan da önemlisi topu yakalamak için gerekli el-göz koordinasyonu klavye kullanımı, dikiş dikme, piyano veya diğer müzik enstrümanları çalma ve benzeri gibi yaşam içerisindeki pek çok önemli iş için de gereklidir.
Çocuklar en güzel eğlendikleri ve kendileri yetkin hissettikleri zaman öğrenirler. Bu nedenle oyunların fiziksel zorlukları ile kendilerinin gelişmekte olan becerileri arasında bir dengenin olması gerekir. Kemik gelişimi ve kas gelişimi arasında yaklaşık 1 yıllık bir mesafe olduğundan, ergenlik öncesi dönemdeki büyüme atakları sırasında çocukların hareketlerinde sakarlıklar görülebilir.
Çocuklar neler yapabilir?
Çocuğunuzun bebeklikten beri sahip olduğu esnekliği azalsa da, denge ve çevikliği artıyor. Bu yaş dönemindeki bir çocuk engeller üzerinden atlayabilir, takla atabilir ve dar bir tahta üzerinde yürürken dengesini koruyabilir. Çocukların çoğu ip atlama ve seksek gibi kaba motor becerilerinin gelişmesine yardımcı olacak oyunları oynamaktan da hoşlanırlar.
6-12 yaş arasındaki çocuklar her gün düzenli olarak 60 dakika fiziksel egzersiz yapabilirler. Ancak bu 60 dakikanın 30 dakikası yoğun hareketli oyunlara, 30 dakikası da daha hafif aktivitelere ayrılmalıdır.  Bu yaşlarda kazanılacak egzersiz alışkanlıklarının tüm yaşam boyu etkili olacağını unutmamalısınız.

 

Çocukların resim, el sanatları, müzik ve drama gibi sanatsal becerilerinin gelişimi de yaşlara göre çeşitli farklılıklar gösterir.
 
Farklı yaşlarda olması beklenen sanatsal gelişimler şu şekilde özetlenebilir:
1 yaş
1 yaş çocukları yaratıcı kabiliyetlerini henüz keşfetmektedirler. İlgileri boya ve hamur gibi sanat malzemelerinin duyusal keşfine odaklıdır. Müzik konusunda, ritim, vuruş ve melodiye tüm vücutları ile cevap verirler. Bu yaştaki çocuklar çoğunlukla yetişkin hareketlerini taklit etmek suretiyle taklit oyunlarına başlayarak önemli bir gelişim sıçraması yaşarlar.

2 yaş
2 yaş çocukları da yaratıcı sanatları keşfetmek için motor becerilerini kullanırlar. Enstrümanları ve ev eşyalarını birbirine vurarak ve sallayarak sesler çıkarırlar. Kendilerinden istendiği zaman dans etmekten, parmak oyunları yapmaktan ve şarkı sözlerini canlandırmaktan hoşlanırlar. Bu yaştaki çocuklar seslerinin kontrolünü de kazanmaktadırlar ve sevdikleri şarkıların nakaratları söylenirken eşlik etmeye başlarlar. Sanat malzemelerinden duyusal haz alırlar ve ortaya çıkacak nihai üründen ziyade sanatsal üretim sürecine odaklanırlar.
 
3 yaş
3 yaş çocukları sesleri üzerinde daha ayrıntılı kontrol kazanarak ve sevdikleri şarkıları tanıyarak, isimlendirerek ve söyleyerek yaratıcı yeteneklerini geliştirmeye devam ederler. Vuruş, tempo ve tonları kontrol etme yeteneği gelişmekte olduğundan basit ritim enstrümanlarını çalabilirler. Ayrıca resimlerinde tanınabilir özneler yer almaya başlar. 3 yaş çocukları canlandırma oyunlarını severler ve zaman zaman hayali senaryolarına o kadar dalarlar ki, oyun bittikten sonra bile rollerini oynamaya devam ederler. Ayrıca taklit oyunlarında gerçek objeleri ve kostümleri tercih ederler.
 
4 yaş
Bu yaştaki çocuklar ton, tempo, ses düzeyi ve müzikal süredeki değişimleri saptayabilirler. Kendi yarattıkları şarkıları ve ezberledikleri şarkıları söyleyebilirler. Resimleri daha gerçekçi bir hal almaya ve harfleri de içermeye başlar. Dört yaşındaki çocuklar dans etmeyi severler ve ritmik ve yumuşak bir şekilde hareket edebilirler. Canlandırma oyunlarında hayal gücü son derece yüksektir ve artık bu oyunlarda örneğin markete gitmek ya da ağaçta kalmış bir kediyi kurtarmak gibi belirli senaryo yapıları vardır.
 
5 yaş
Beş yaşındaki çocukların çeşitli müzik repertuarı vardır ve belirlenmiş rehberler çerçevesinde müzik besteleri ve düzenlemeleri yapabilirler. Tanınabilir özneler ve daha ayrıntılı planlar içeren gerçekçi resimler yaparlar. Ayrıca resimlerin belli öyküleri anlatabildiğini fark ederler. Beş yaşındaki çocukların canlandırma oyunları önceden planlanmış, ayrıntılı ve uzun sürelidir. Basit piyesler oynayabilir, pantomim ve kukla gösterileri yapabilirler.
 
6 yaş
Çocukların yaratıcı sanat gelişimleri resim, müzik, dans ve tiyatro içeren deneyimler yaşaması ile büyük ölçüde bağlantılıdır. Sanatla haşır neşir olmaları ve pratik yapmaları halinde altı yaşındaki çocuklar renkler, şekiller ve çizgileri bir araya getiren çok çeşitli görsel imajlar oluşturabilirler. Ayrıca çok sayıda şarkının söz ve melodisini hatırlar ve bu şarkıları söyleyebilir ya da enstrüman ile çalabilirler. Ayrıca nota okumayı ve basit notaları yazmayı da öğrenebilirler. Bu yaştaki çocuklar müzik temposuna uygun olarak hareketler yaratabilir, taklit edebilir ve çeşitli hareketleri keşfedebilirler. Sahne malzemeleri, kostümler, hareketler ve seslerin kullanıldığı canlandırma oyunları çok daha yaratıcı ve karmaşıktır. Ayrıca bu yaştaki çocuklar piyeslerin sahneye koyulmasında basit metinleri tekrarlayabilir ve başkaları ile işbirliği edebilirler.
 
7 yaş
7 yaşında yaratıcı sanatsal gelişim açısında çocukların resim, müzik, dans ve tiyatro deneyimlerine bağlı olarak büyük farklılıklar gözlenir. Sanat ile haşır neşir olan ve sanatsal deneyimler yaşayan yedi çocukları objeleri daha gerçekçi olarak temsil eden ve kişisel deneyimleri ve süreçleri yansıtan sanat çalışmaları üretirler. Yedi yaşındaki çocuklar müzik çalma, okuma ve yazma kabiliyetine de sahiptirler ve bu kabiliyetleri giderek daha da karmaşık bir yapı kazanmaktadır. Hareket ve danslarla müziğe tepki verirler ve bedensel farkındalıklarının artması sayesinde çeşitli vücut şekillerini birbirinden ayırır ve taklit edebilirler. Ayrıca bir tiyatro oyunundaki karaktearleri, ortamı, sorunu ve çözümü adlandırabilir ve aynı zamanda canlandırma oyunları, kukla gösterileri diğer canlandırma yöntemleri ile gerçek yaşamı ve hayali durumları canlandırabilirler.
 
8 yaş
8 yaşında da yaratıcı sanatsal gelişim açısında çocukların resim, müzik, dans ve tiyatro deneyimlerine bağlı olarak büyük farklılıklar gözlenir. Sanat ile haşır neşir olan ve sanatsal deneyimler yaşayan sekiz yaş çocukları resimlerinde daha ayrıntılı ve gerçekçi imajlara yer verirler. Ayrıca sanatın konusunu oluşturan şeyi daha iyi ayırt edebilirler. Bu yaştaki çocuklar müzik terminolojisini de bilir ve farklı kültürleri yansıtan çeşitli müzik tarzlarını tanımlayabilirler. Ayrıca daha yüksek bir beceri düzeyi ile şarkı söyler ve enstrüman çalarlar. Tam bir dans serisi tasarlayabilir ve bunu tekrar edebilir ya da değişiklikler yapabilirler. Bunun yanında daha olgun dans biçimlerini kullanmaya başlarlar ve dans bileşimlerini doğru bir şekilde hatırlarlar. Tiyatro çalışmalarında daha yüksek bir konsantrasyon sergiler ve farklı karakterleri daha incelikli biçimlerde canlandırır. Doğaçlama diyaloglar ve öyküler oluştururken çok çeşitli kaynaklardan beslenir.

Okul ile ilgili aktiviteler nedeniyle (bazıları ilk defa olmak üzere) aileden ve evden ayrılan ve yeni sorumluluklar ile yeni beklentiler içeren farklı bir ortama giren 6-8 yaş grubu çocuklar, başkalarıyla ilişkileri ve duygusal dünyalarında da önemli değişimler yaşarlar.

Sen bir ana, sen bir baba...
Bu dönemde çocukların ebeveynlerine bağımlılıkları azalırken, bu bağımlılığın bir başka yetişkine yönlendirilmesi ihtiyacı doğabilir. Bu nedenle de ilkokul öğretmeni çocuk için çok önemli bir kişi haline gelebilir.

En iyi arkadaşım...
Bu dönemde çocuklar arkadaşlık kurmayı da öğrenmektedirler ve aynı anda birçok "en iyi arkadaşları" olabilir. Bu yaştaki erkekler ve kızlar zaman zaman birlikte oynamaktan hoşlanırlar. Ancak bu dönemin sonlarında oyunlarda çoğunlukla cinsiyet ayrışması yaşanır ve kızlar kızlarla, erkekler erkeklerle arkadaşlık etmekten hoşlanır. Arkadaşlar arasında tartışmalar çok sık yaşansa da bunlar kalıcı etki yaratmaz.

Onaylanma ihtiyacı
6-8 yaş çocukları için arkadaşlarının onayını ve beğenisini kazanmak çok önemlidir. Bu nedenle arkadaşlarının bulunduğu ortamlarda başarılı olmaya çok önem verirler. Dolayısıyla küçük gruplar halindeki aktiviteler bu dönem için ideal olmaktadır.

Buna karşın bu yaş çocukları arkadaşlarının onayını paylaşacak bir yetişkin varlığına da ihtiyaç duymaya devam ederler. Henüz kendi standartlarını belirleyecek kadar kendilerine güvenemediklerinden, yetişkinlerin de onayını almaları onlar için önem taşır.

Başkalarının duygu ve düşüncelerini anlama
Bu yaştaki çocuklar kendileriyle çok meşguldür. Henüz düşünme kapasiteleri başka insanların ne düşündüğünü ve ne hissettiğini net olarak tahayyül etmelerine olanak vermez. Canlandırma oyunları, yani bir başka kişiyi canlandırdıkları, o kişiymiş gibi davrandıkları oyunlar sayesinde henüz bu yeteneği inşa etmeye devam etmektedirler.

Öncelikle tüm çocukların birbirinden farklı olduğunu unutmamalısınız. Her çocuğun gelişimi kendi ilgi alanı, sizin teşvik etmeniz ve katılımla gelen vücut yapısı ve yetenekler gibi birçok faktöre bağlıdır. Bazı çocuklarda ilk büyüme atakları diğerlerine kıyasla daha erken gerçekleşebilir ve örneğin topa yaşıtlarına göre daha iyi vurabilirler.
Aşağıda çocukların çeşitli yaşlarda neler yapabileceğine dair genel bir fikir verilmektedir.
6 yaş
6 yaşındaki çocukların çoğu sürekli bir hareket halindedir. Tırmanmayı ve alt alta üst üste oyunları severler. Salıncakta sallanmak ve dans etmek de hoşlarına gider. Altı yaşındaki çocukların çoğu şunları yapabilir:
•      Bahçede ya da parkta enerjik bir şekilde koşar ve ayak değiştirerek atlar.
•       Yana doğru zıplayabilir veya yürüyebilir.
•       Topu, büyük olasılıkla acemi vurma hareketleri ile zıplatabilir.
•       Topu başının üzerinden doğru yöne fırlatabilir.
•       İki tekerlekli bisiklet sürebilir.
•       Paten kaymayı öğrenebilir.
7-8 yaşlar
7-8 yaşındaki çocuklardan enerji fışkırır. Kendi hallerine bırakıldığında zıplama, takla atma, güreşme ve ağaca tırmanma gibi hareketleri içeren sert oyunları tercih ederler. Sınırlarını test etmekten hoşlanırlar ve risk alırlar.
9 yaş
9 yaşındakiler de sert oyunlardan hoşlanırlar. Genellikle enerjilerini yorgunluktan bitkin düşene kadar harcarlar. Aynı hareketleri tekrar tekrar yaparlar. Bu yaşta çoğunlukla atletik yeteneklerini ilerletmekle ilgilidirler ve kişisel rekorlarını geliştirmeyi adeta takıntı haline getirirler. Basketbol ve futbol gibi profesyonel spor dallarına da ilgi duyarlar ve yerel kulüp takımlarına katılabilirler.
10 yaş
Sırf eğlence ve hareket amacıyla hareket eden çoğu 10 yaş çocuğu için aktif oyun halen önemli bir eğlence kaynağıdır. Becerileri ve dayanıklılıkları, tüm becerilerini kullanma olanağı bulabildikleri oyun ve aktivitelerden gerçek bir zevk almalarını sağlayacak düzeyde gelişmiştir. Bisiklete binme konusunda son derece ustalaşabilir ve genellikle ev dışı aktiviteleri tercih eder.
11 yaş
Çocukların çoğunun pubertenin belli bir aşamasından geçmekte ve hızla büyümekte olduğu 11 yaşında fiziksel olarak tutuklaşabilirler. Hem daha çevik hem de daha sakar görünebilirler.
12 yaş
12 yaş itibariyle çocukların çoğu daha başarılı oldukları spor dalları ve aktivitelere konsantre olmak isteyebilirler. Anne babalar takım sporlarında ve "ne pahasına olursa olsun kazanma" konusunda ısrarlı olmamalıdırlar zira bu yaştaki çocuklar halen genel fiziksel aktivite ve oyunlardan fayda sağlamaya devam ederler. Anne-babalar sadece hareket etmenin verdiği haz (ve bu tür fiziksel hareketin yaşam boyu sağlayacağı faydalar) için çeşitli aktivitelere katılımlarını teşvik etmelidirler. 

 

Günümüzde çocuklar genellikle "cırt cırtlı" ayakkabılar giyse de, bağcık bağlamak halen öğrenmeye değer bir "büyük çocuk becerisi" olma özelliğini koruyor.
Çocukların çoğu bağcık bağlamayı 6 yaş civarında öğrense de, 8 yaşına kadar bu konuda zorluk yaşayanlar da yok değil...
Çocuğunuza bağcık bağlamayı öğretmek için dikkat etmeniz gerekenler:
1. Hazır mı?
Çocuğunuz makası rahatlıkla kullanıyorsa, küçük düğmeleri iliklemekte zorlanmıyorsa ve kalemle basit figürler çizebiliyorsa büyük olasılıkla bağcık bağlamayı öğrenmeye hazır demektir.
2. İşi parçalara bölün
Önce tüm süreci bir kez gösterin ve ardından her bir aşamayı adım adım gösterin. Rahatlıkla yapana dek her bir aşama üzerinde alıştırmalar yapsın. Bazı hallerde ayakkabı ayağında değilken ya da daha büyük bir ayakkabı üzerinde çalışması yararlı olabilir.
3. Alıştırma yapmaya devam
Bağcık bağlamak yürümek gibi bir kez öğrendikten sonra kendi kendine gelişen bir beceri değil, bisiklet sürmek gibi öğrendikten sonra geliştirilmesi gereken bir beceridir.
4. Zorlamayın
Çocuğunuz zorlanıyorsa öğretme işine birkaç ay ara verin. 8 yaşına geldiğinde halen bağcık bağlamakta zorlanıyorsa ve kalem tutmak, düğme iliklemek, boncuk dizmek gibi başka ince motor becerilerinde de sorunlar yaşıyorsa doktorunuza durumu anlatın.

 

Büyümenin en önemli kısımlarından biri de başkaları ile etkileşim içerisinde olmayı ve sosyalleşmeyi öğrenmektir.

İlköğretim çağı boyunca çocuğunuzun çok sayıda arkadaş edindiğine ve sosyal gruplara katıldığına tanık olacaksınız. Bu dönemde arkadaşlıklar önem kazansa da, çocuk halen anne-babasına düşkündür ve ailenin bir parçası olmaktan hoşlanır.

Dolayısıyla ilköğretim çağı çocuğunuzun sosyal yönünü desteklemeniz için son derece uygun bir dönemdir. Bu dönemde bazı konulara dikkat ederek çocuğunuzun sosyal yaşamda başarılı, sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurabilen bir kişilik kazanmasına önemli katkılar sağlayabilirsiniz:

Çocuğunuzun sosyal yönünü desteklemek için yapabilecekleriniz
Çocuğunuz için uygun sınırları ve beklentileri belirleyin. Bunlara uyması ve uymamasının sonuçlarını tutarlı bir şekilde uygulayarak, bunları pekiştirin.

Uygun davranışlar için model oluşturun.

Çocuğunuzun işbirliği göstermesini ve kişisel başarılarını takdir edin.

Çocuğunuzun kendi yeteneklerine uygun faaliyetler seçmesine yardımcı olun.

Çocuğunuzu sizinle konuşmaya ve duyguları konusunda açık davranmaya teşvik edin.

Çocuğunuzu okumaya teşvik edin ve çocuğunuzla birlikte okuyun.

Çocuğunuzun hobi edinmesini ve değişik faaliyetlere katılmasını destekleyin.

Fiziksel olarak aktif olmasını destekleyin.

Öz-denetim uygulaması için destekleyici ve teşvik edici olun; çocuğunuzdan koyulan kurallara uymasını bekleyin.

Çocuğunuza otorite figürlerini dinlemeyi ve onlara saygı göstermeyi öğretin.

Çocuğunuzu arkadaş grubundan gelen baskılar konusunda konuşmaya teşvik edin ve baskılara nasıl direnebileceği konusunda yol gösterici olun.

Çocuğunuzla birlikte, kesintisiz, tüm dikkatinizi ona vererek zaman geçirin.

Televizyon, video, bilgisayar süresini sınırlandırın.

Basketbol, futbol, voleybol, hentbol... Çocuğunuzun bir takımda oynamasını arzu ediyorsanız bazı noktalara dikkat etmeniz gerekiyor. Çocuğunuz takım sporları için gerekli fiziksel, sosyal ve duygusal becerileri kazanmadan önce bunu yapmanız durumunda başarısızlık duygusu yaşamasına, yaptığı spordan zevk almamasına ve bu spor dalından soğumasına neden olabilirsiniz.
Uzmanlar çocukların 10 yaşından sonra taktik ve stratejileri doğru bir şekilde anlayabilecek olgunluğa ulaştığını belirtiyorlar. Sözel yönergeleri anlama ve kendi sezgilerini yorumlama kabiliyeti de bu yaşta organize faaliyetler ve takım sporlarına başlamak için uygun bir düzeye gelmiş oluyor. Yaşı büyüyen ve daha fazla sosyalleşen ortaokul çağındaki çocuklar ise takım sporlarına başlamak için daha da uygun adaylar oluyorlar...
Amerikan Pediatri Akademisi, hem ebeveynler hem de çocuklar için heyecan verici bu dönemde çocuğu herhangi bir spor dalına yazdırmadan önce şu noktalara dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor:
Vücut tipi
Boy, kilo ve güç durumu yaralanma riskinin azaltılması açısından üzerinde durulması gereken en önemli konular. Grupların yaş ve beceri düzeyini dikkate alarak oluşturulmuş olmasına dikkat edin.
Duygusal olgunluk
Çocuğun rekabetin iniş ve çıkışları ile baş edebilme, rutine sadık kalabilme, fiziksel baskıya dayanabilme ve sportmence davranabilme becerilerine sahip olması önemli.
Maliyet
Ekipman, formalar, katılım ücretleri, ulaşım ve tıbbi bakım maliyetleri oldukça yüksek olabilir. Aile bütçenizin zorlanması nedeniyle evinizde sıkıntıya yol açması veya çocuğunuzun sezon ortasında başka bir spor dalını denemek istemesi bu masrafları etmenize değmeyebilir.
Liderlik
Takım antrenörü ya da koçunun deneyimli, olumlu ve sizin onayladığınız değerlere sahip olması da önemlidir.

 

Spor deyince çocuğunuzun aklına futboldan başka bir şey gelmiyor mu? Okulda ya da sokakta arkadaşları ile futbol oynamaktan büyük zevk alıyor, bir futbol okuluna yazdırmanız için size yalvarıyor mu?

Futbolun çocuklar için uygun bir spor dalı olup olmadığından emin olamıyor ve çocuğunuzu başka spor dallarına kanalize etmek için uğraşmanızdan dolayı aranızda bir sürtüşme mi yaşanıyor?

O halde size iyi haberlerimiz var! Gerçekte futbol çocuklar için hem uygun hem de önemli faydalar sağlayabilen bir spor dalı! Çocuğunuzu futboldan uzaklaştırmaya çalışmak yerine, bu isteğini teşvik etmeye başlayabilirsiniz. Ve bu sadece oğlunuz için geçerli değil, isteği ve merakı varsa kızınız da tüm dünyanın bayıldığı bu spor dalı ile ilgilenebilir!

HER YAŞTAN ÇOCUK İÇİN FAYDALARI OLAN BİR SPOR DALI
Her yaştan ve kabiliyet düzeyi farklı çocukların katılabileceği bir spor dalı olarak futbol çeşitli yararlar sağlayabilir.

Aerobik egzersize olanak verir
Futbol maçı sırasında çocuklar sürekli saha içerisinde koşarlar. Araştırmalar bu egzersizin fiziksel ve psikolojik pek çok faydası olduğunu göstermiştir. Düzenli olarak futbol oynayan çocuklar yaşam biçimlerine düzenli egzersiz yapma alışkanlığını katarlar. Ayrıca fiziksel egzersiz obesiteye karşı da en etkili önleme yöntemidir.

İşbirliğini teşvik eder
Gerek savunmada, gerekse hücumda başarı için paslaşma esas olduğundan, oyuncuların birbiri ile iyi bir iletişim içerisinde olması ve takım üyelerinin saha içerisindeki yerini sürekli kollaması gerekir. 

Kapsayıcı bir spor dalıdır
Köy, kent, zengin ya da yoksul farkı gözetmeksizin, her kesimde sevilen ve katılımcı bulan bir spor dalıdır. Bazı spor kulüplerinde küçük yaşlarda kız ve erkek çocukları aynı takım içerisinde futbol oynayabilirler. Her yaştan ve farklı kabiliyet düzeyine sahip çocuk bu oyundan zevk alabilir.

Gerçek bir takım sporudur
Futbolda dikkatleri bireysel olarak üzerinde toplayan oyuncu sadece kalecidir. Dolayısıyla futbol bireysel yetenek ve gücün ön plana çıktığı spor dallarına kıyasla çocuklar açısından daha az baskı yaratıcı bir spor dalı olabilir. Bu nedenle futbol özellikle üstün atletik yeteneklere sahip olmayan ancak takım sporlarına katılmaktan zevk alan çocuklar için oldukça uygun bir spor dalıdır.

Sosyal beceriler kazandırır
Grup katılımı çok önemli olduğundan futbol oynamak çocuklara sportmenliği öğretir. Sorumlu bir yetişkinin gözetimindeki bir futbol takımında oynamak çocuklara kazanma ve kaybetmeyi, grup kararı verebilmeyi ve çok farklı ortamlardan gelen, farklı kişilik özelliklerine sahip kişilerle birlikte yaşamayı öğretir.

Uluslararası bir spor dalıdır
Çocukları tüm dünyada yaşanan futbol heyecanını paylaşmaya teşvik etmek başka ülkeleri tanımalasına ve kendi ülkesini dünyanın çok sayıda ve farklı ülkeler topluluğunun bir parçası olarak görmesine yardımcı olabilir.

SİZE DÜŞEN GÖREV
Çocuğunuzu okulda ya da mahallenizde bir spor okuluna yazdırabilir ya da belli bir kulüp ya da okul çerçevesinde olmaksızın arkadaşları ile futbol oynamasına olanak sağlayabilirsiniz.

Ancak tüm spor dallarında olduğu gibi futbolda da çocuğunuzun oyundan alacağı zevki sizin yaklaşımınız büyük ölçüde etkileyecektir. Eğer siz çok rekabetçi ve kazanmaya önem veren biriyseniz, sizin kazanma arzunuzun çocuğunuzu baskı altında bırakmamasına özen göstermelisiniz. Tavır ve sözlerinizle kazanmaktan ziyade oyundan zevk almanın önemini göstermeye çalışmalı; çocuğunuzu destekleyip, motive ederken bu konuya özen göstermelisiniz.

Maçlara izleyici olarak katılmak ve tezahürat etmek desteğinizi somut olarak göstereceği gibi, çocuğunuzun zenginleşen yaşamına katılmanız açısından da size iyi bir olanak sağlayacaktır.

Çocuğunuzun sahip olduğu zeka kapasitesini tam olarak ortaya çıkarmak için özel bir eğitiminizin olması ya da büyük paralar harcamanız gerekmiyor. Zekalarını işletmeleri ve geliştirmeleri için uygun ortamı sunmanız ve yıllar içerisinde buna sadık kalmanız en büyük etkiyi yaratacaktır.

İşte zeka dostu bir ortam sunmanız için önemli bazı ipuçları:

1. Bol bol konuşun.

2. Konuştuğunuzdan daha fazla dinleyin.

3. Bol bol sarılın.

4. Birlikte yürüyüşlere çıkın.

5. Birlikte okuyun

6. Önemli konularda sayısı çok fazla olmayacak şekilde kurallarınızı belirleyin ve bunlara bağlı kalın.

7. Her gün en az bir kez "seni seviyorum" deyin.

8. Şarkı söyleyin -sesiniz güzel olmasa da! Bilmiyorsanız da uydurun!-

9. Espri duygunuzu koruyun.

10. Kendi çocukluğunuzla ilgili hikayeler anlatın.

11. Sorularını dinleyin ve yanıt verin.

12. Özel günleri kutlayın.

13. "Lütfen" ve "teşekkür ederim" kelimelerini kullanın.

14. Asla lakap takmayın ve aşağılamayın.

15. Bol bol gülümseyin.

16. "Yapma"dan çok "yap" kelimesini kullanın.

17. Asla bağırmayın.

18. Onlara ne kadar büyük gözüktüğünüzü unutmayın.

19. Olumlu çabalarını takdir edin.

20. Cezalandırmak yerine yol göstermeyi tercih edin.

21. Hemen sonuçlar çıkarmayın, sorular sorun.

22. Yermekten veya suçlamaktan kaçının.

23. Hatalarınızı kabul edin.

24. Korkutmayın.

25. Oyunlar oynayın.

26. Düzenli yaşamaya gayret edin.

27. Deneme ve yanılma yoluyla öğrenmesine olanak verin.

28. Eğlenceli tarafları görmeye çalışın.

29. Sabır gösterin.

30. Kontrolünüzü yitirmeye başladıysanız, birini arayın.

31. Onlar konuşurken tüm dikkatinizi verin.

32. Konuşurken fiziksel olarak onların seviyesine inin.

33. Gözlerinin içine bakın.

34. Beğeninizi sık sık ifade edin.

35. Okuyun, okuyun, okuyun!

36. "Özür dilerim" demeyi öğrenin.

37. Yaşama değer verin.

37. Yaşlı birini yakından tanıyın.

38. İçinizdeki çocuğun çıkmasına izin verin.

39. Sözlerinizi tutun.

40. Kendi çocukluğunuzu hatırlayın.

41. Sadece gerçekten "hayır" demek istediğinizde hayır deyin ve buna bağlı kalın.

42. Başkalarına şefkat gösterin, iyilik yapın.

43. Mümkün olduğunca fazla şey deneyin.

44. Her bir çocuğun eşsiz oluşunun tadını çıkarın.

45. Doğruyu söyleyin.

46. Nasıl bir insan olmasını istiyorsanız, onu örnekleyen bir insan olun.

47. Hoşgörü sergileyin.

48. Yaşına uygun sorumluluklar verin.

49. Güvenliğinden emin olduğunuz sürece keşif çabalarına engel olmayın.

50. Resim, yoğurma-şekillendirme, yazı gibi "sanat" faaliyetleri için malzemelerinin olmasını sağlayın.

51. Açık hava oyunlarını teşvik edin.

52. Yaşıtları ile bol bol zaman geçirmesini sağlayın.

52. Birlikte düzenli egzersiz yapın (yürüyüş, bisiklet, yüzme, vb.)

53. Televizyon izlemesini sınırlayın ve denetleyin.

Çocuklar matematik kavramları ile ilk olarak oyun aracılığı ile tanışırlar. Bebekken kelimeleri bilmeseler de, kendilerinin küçük, annenin ve babanın büyük olduğunu bilirler. Küçük çocuklar kelimeyi bilmeseler de, bir küpün üzerine başka bir küp koyduklarında iki küp kullanmış olduklarını bilirler. Kendilerinin iki, sizinse on küpünüz olduğunu anlarlar ve sizdeki küpleri isterler. Küçük çocuklar biz sınıflandırma da kullandıkları kriteri anlayamasak da, sık sık nesneleri sınıflandırırlar. Market alışverişi sırasında sayı, ebat, şekil ve ağırlık kavramları ile ilgili birçok şey öğrenirler. Böylece, okul öncesi eğitime başladıklarında birçok kavramı kendi öğrenme yöntemleri içerisinde bilirler ve okul öncesi eğitim sürecinde de bunları geliştirerek, ilkokul eğitimine hazırlanırlar.

Matematik gelişimi açısından basamaklar şunlardır:

1. Bizim günlük yaşamda kelimeleri doğru yerlerinde kullanmamız sayesinde matematik dilini kullanmaya ve anlamaya başlaması
Bu kelimelerden bazıları şunlardır: uzun-kısa, yakın-uzak, ilk-son, yüksek-alçak, içinde-dışında, az-çok, hafif-ağır, hepsi-hiçbiri, sıcak-soğuk, aynı-farklı, daha az-daha çok, çift, grup, dizi.

2. Soyut saymanın gelişmesi (rakamların anlamını bilmeden sayma)
Çocuğunuzu rakamların sırası ile tanıştırmak amacıyla rakamlardan oluşan şarkılar söyleyin.

Rakamların sırasını öğrenmesine yardımcı olacak parmak sayma oyunları oynayın. 

Gün içinde boş zamanlarınızda eğlence amaçlı olarak sayıları söyleyin. 

3. Anlamlı saymanın başlaması (sayma ve 2 rakamının iki adet ve 4 rakamının dört adet nesneyi temsil ettiğini anlaması)

2 veya 3 nesneden oluşan dizilerle başlayın ve çocuğunuza kaç tane nesnenin bulunduğunu sorun. 

Karakterlerin nesneleri saydığı öyküler ve masallar okuyun. 

Üç nesneyi koyun ve çocuğunuz sayarken bunlara dokunmasını sağlayın. 

Çocuğunuz hazır hale geldiğinde sayıyı artırın. 

Kitaplarda, çevrede gördüğünüz nesneleri sayın. Yemek masasında tabakları, çatalları sayın. Çamaşırları kirli sepetine atarken sayın...

4. Rasyonel saymanın başlaması (saymak ve bir dizideki son nesneyi saydığında bu rakamın o dizideki nesnelerin toplam sayısını temsil ettiğini anlamak)
Çocuğunuzun bir dizideki nesneleri saymasını isteyin ve kaç tane nesne olduğunu sorun. 

Çocuğunuz toplam üç nesne bulunduğunu anladığında, bir nesne daha ekleyerek nesnelerin sayısının dörde çıktığını anlayıp anlamadığına bakın.

5. Biz dizi içerisinde toplama ve çıkarması
Sözlü toplama çıkarma soruları kullanın. Örneğin "Hasan, Ali ve Ayşe markete gidiyor? Kaç çocuk yürüyor? Hasan’ı annesi çağırdı. Şimdi kaç çocuk markete gidiyor? Leyla ve Selin de onlara katıldı. Şimdi kaç çocuk markete gidiyor? Oyundan sıkılana kadar buna devam edebilirsiniz. 

Sayılacak bazı nesneler temin edin ve çocuğunuzun bunlara dayalı bir öykü uydurmasını ve öykü içerisinde geçen sayıya göre nesnelerin sayısını azaltmasını veya artırmasını isteyin.

6. Nesneleri sınıflandırması - dizi oluşturan nesneleri biraraya getirmek
Birbiri ile sadece bir açıdan farklı olan bir dizi ile başlayın. Örneğin bir grup boya kalemini almasını ve bunları renklerine göre gruplandırmasını isteyin. 

Çeşitli düğmeler kullanın ve çocuğunuzdan bu düğmeleri delik sayısına göre gruplandırmasını isteyin. 

Ebat, renk, şekil veya dokusuna göre sınıflandırılabilecek malzemelerle dolu bir kutu bulundurun. 

Diğer sınıflandırılabilecek malzemeler de şunlardır: makarnalar, fasulyeler, çakıl taşları. 

7. Nesneleri kıyaslaması (daha büyük, daha küçük, daha koyu, daha açık, vb. olduklarını anlamak amacıyla nesnelere bakmak)
Masal kitaplarındaki resimleri kıyaslayın. 

Pastel boya ve boya kalemi ile çizgi çizin ve çizgilerin kalınlığı ve görünümü hakkında konuşun. 

Küplerden iki kule oluşturun ve bunların uzunluğunu, küp sayısını kıyaslayın. 

Farklı enstrümanlardan çıkan sesleri kıyaslayın. 

Ayakkabılığınızda bulunan ayakkabıların ebatlarını kıyaslayın. 

8. Nesneleri dizmesi (nesneleri diziler halinde sıralamak)
Oyun küpleri, kitaplar, kalemler vs.yi sıralayarak başlayın. 

Önce iki nesne kullanın ve yavaş yavaş sayıyı artırın. 

Çocuğunuz ağırlık, uzunluk, yakınlık ve benzerine göre de sıralama yapabilir.

Birlikte en kısa kalemi bulun. 

En kısadan en uzuna doğru 3 kalemi sıralayın. 

9. Kestirme ve tahmin etme
Bir kavanozu on adetten daha az nesne ile doldurun ve çocuğunuzdan kaç tane nesne bulunduğunu tahmin etmesini isteyin. 

Tabağa birkaç parça kek koyun ve çocuğunuzdan sayısını tahmin etmesini isteyin. 

Güzel resimlendirilmiş bir kitap kapağı gösterin ve öyküde neler olabileceğini tahmin etmesini isteyin. 

Ertesi günün hava tahmini yapın.

10. Çizgi oluşturma ve sıralama
Renkli boncuklar edinin ve çocuğunuzun kopyalaması için değişik sıralamalar oluşturun (kırmızı-yeşil-mavi, kırmızı-yeşil-mavi gibi). 

Dergilerdeki çizgilere bakın ve bunları keserek kolajlar oluşturun. 

Boya kalemleri ile çizgiler oluşturun. 

Nesneleri çizgiler halinde yapıştırın.

11. Ölçme
Yiyecek hazırlarken ölçümleri çocuğunuzun yapmasına izin verin. 

Bir kaba doldurduğunuz suyu ölçmesi için plastik bardaklar verin. 

Aile bireylerinin boyunu ölçün ve birbiri ile kıyaslayın.

12. Rakamları tanıma ve yazma
Çocuğunuz sayılarla uğraşırken her bir rakamın simgelerini de tanımaya başlayacak ve nihayetinde de her bir rakam için kullanılan kelimeyi öğrenecektir (3). 

Rakamları ve rakamları ifade eden kelimeleri her fırsatta yazın. 

Çocuğunuzdan aynı rakamların bulunduğu kartları eşleştirmesini isteyin. 

Rakamları bu rakamları ifade eden kelimelerle eşleştirmesini isteyin. 

Basit rakamlardaki noktaları birleştirme oyunları hazırlayın. 

Kitap ve dergilerdeki rakamları bulun.

Çocuğunuzun rakamlardan kolajlar oluşturmasını sağlayın.

Çocukların sosyal gelişimi çeşitli aşamalar halinde gerçekleşir. Bunlar:

1. Benlik ve bir aileye ait olma duygusunun gelişmesi (bebekler ve küçük çocuklar) 
Çocuğunuzun kendisini görmesi için aynalar kullanın.
Çocuğunuzu kendisi ve ailesi hakkında konuşmaya teşvik edin.
Çocuğunuza tercihlerini ve sevdiği ve sevmediği şeyleri sorun.
Çocuğunuzu destekleyici olun ve sevginizi bol bol gösterin.
Aile olarak hep birlikte birşeyler yapın

2. Güven duygusunun gelişmesi
Sıcak, hoş görülü ve katkı sağlayıcı bir ortam oluşturun.
Sözlerinizi tutun.
Tutarlı olun. Bir takviminiz olsun, aile kurallarınız olsun ve bunları her zaman aynı şekilde uygulayın.
Kendiniz hakkında konuşun ve çocuğunuz kendisi hakkında konuşurken onu dinleyin.
Çocuğunuz için teşvik edici bir lider olun.

3. Ebeveynlerinden ayrılmayı öğrenmesi
Siz ayrılırken çocuğunuz bağırıyor ve ağlıyorsa, kendi davranışlarınızın çocuğu kaygılandırmasına izin vermeyin. Neşeli ve güvenli gözükün, hoşça kal deyin ve mutlu görüntüyle kapıdan çıkın (içinizden mutsuz olsanız dahi).

4. Oynayan başka çocukları uzaktan izlemek

5. Başka çocuklarla birlikte değil, ancak onların yanında oynamak

6. Başka çocuklarla birlikte oynamak
Birlikte oynamaları için eve başka bir çocuk davet edin.
Ev kadınıysanız, sabah kahvelerine çocuğunuzu da götürün.
Çocuğunuz hazır olduğunda başka çocuklarla birlikte oynamaya başlayacaktır.

7. Paylaşma ve sıra bekleme
Çocuğunuzla paylaşma ve sıra bekleme konusunda konuşun.
Evde çocuğunuzla sıra bekleme içeren faaliyetler yapın.
Başka çocuklar kendisiyle paylaşmadığında veya kaba davrandıklarında duygularını ifade etmeye teşvik edin.
Birlikte sıra bekleme gerektiren oyunlar oynayın.

8. Görüş ve isteklerini ifade etmesi
Çocuğunuzun ihtiyaçlarını kelimelerle ifade etmesini teşvik edin.
Sık sık çocuğunuza görüşünü sorun.
Bir öyküyü okuduktan sonra öyküdeki olaylar ve karakterler hakkındaki görüşlerini sorun.
Gerçek hayatta yaşanan şeyler hakkında konuşun. Belirli durumlarda neler yapılması gerektiği hakkında sohbet edin.

9. Çatışmaları çözümlemek ve duygusal kontrolünü geliştirmek için kelimeleri kullanması
Başka bir çocuk kendisini ittiğin, kaba davrandığı veya yapmakta olduğu birşeyi bozduğu zaman hissettikleri hakkında konuşmaya teşvik edin.
Sorun içeren durumlardan yararlanın ve çocuğunuza kendisinin böyle bir sorunu nasıl çözümleyeceğini sorun. Örneğin markete gittiniz ve elinizdeki para ile istediğiniz birşeyi satın alabilirsiniz ya da bu parayı markette harcamayıp, hafta sonu hayvanat bahçesine gidebilirsiniz. Sen olsan ne yapardın? gibi.
Sorun yaşandığında kelimeleri kullanmayı hatırlama konusunda çocuğunuza yardımcı olun.
Önce yüksek sesle, daha sonra kısık sesle konuşarak oyunlar oynayın.
Bir sorun meydana geldiğinde yakında bulunmaya çalışın, ancak gerekli olmadıkça müdahale etmeyin.
Çocuğunuzun istediği zaman, yalnız başına gidebileceği ve duygularının kontrolünü yeniden kazanabileceği sakin bir yer temin edin.
Ev kurallarını ve kuralların ihlal edilmesinin sonuçlarını belirlemek üzere bir aile toplantısı düzenleyin. Örneğin iki çocuk aynı oyuncak için kavga ederse, oyuncak bir süre kaldırılır, gibi.
Çocuğunuz gerçekten öfkeli olduğunda, öfkesini atabilmesi için oyun hamuru veya yırtabileceği kağıtlar gibi bazı malzemeler temin edin.

10. Hata yapılabileceğini öğrenmesi
Çocuğunuz bir hata yaptığında, her zaman için onu yeniden denemeye veya bir daha ki seferde daha doğru davranmaya teşvik etmelisiniz. Asla çocuğunuzu aşağılamayın.
Bir hat yaptığınızda bunu çocuğunuza söyleyin.
Çocuğunuz başarmak için uğraşıyorsa onu teşvik edin ve bu çabasını fark ettiğinizi ve takdir ettiğinizi belirtin.
Bol bol çocuğunuzun başarabileceği faaliyetler sunun.
Dinleme ve gerekirse sakinleştirme konusunda istekli olduğunuzu gösterin.

11. Kendine güven ve öz saygının gelişmesi
Hatalar yapabileceğini ancak yeniden deneyebileceğini anlamak ve bunu başarmak çocuğunuzun kendine güvenini artırır.
Çocuğunuzu ve bulunduğu gelişim düzeyini olduğu gibi kabul edin.
Çocuğunuza hafif ölçüde zor gelecek ve yeteneklerini geliştirmesi için onu teşvik edecek bazı görevler verin.
Daha fazla öğrenme merakı yaratacak yeni ve ilginç deneyimler sunun.
Çocuğunuzun yaptığı çalışmalar hakkında sorular sorun ve ilginizi gösterin. Bu başarılarından gurur duymasını sağlayacaktır.
Çocuğunuza destek ve sevgi gösterin.
Çocuğunuza inanın ve bu inancınızı anlamasını sağlayın.

12. Başkalarına saygının ve empati duygusunun gelişmesi
Çocuğunuzla aile üyelerinin ve tanıdığı diğer kişilerin duygularına saygı gösterme konusunda konuşun.
Başka insanların eşyalarına saygı gösterin ve çocuğunuzun kendisinden de aynı şeyi beklediğinizi anlamasını sağlayın. Çocuklar en güzel sizin örnek olmanızla öğrenirler.

Bir çocuğun anlamlı bir şekilde yazabilmesi için öncelikle bunun için gereken ince motor becerilerini kazanmış olması gereklidir. El işi çalışmaları, oyun hamuru, kum ve su oyunları ve yazma pratikleri ince motor becerilerinin gelişimi açısından son derece faydalı aktiviteler olmaktadır.

Çocuk yazı yazmaya başlamadan önce hangi becerileri kazanır? 

1. Boya kalemleri ile karalamalar yapmak 
Çocuğunuzun elinin altında bol bol kağıt ve kalem bulunsun.

Evin çeşitli yerlerinde bloknotlar ve kalemler bulundurun.

Her türlü yazma çabasını teşvik edin.

2. Daireler ve temel şekilleri çizmek 
Yine, evin çeşitli yerlerinde bolca kağıt ve kalem bulundurun.

Evdeki çeşitli şekilleri gösterin ve birlikte bunları çizmeye çalışın. Bu sırada teşvik edici davranmaya özen gösterin.

Çocuğunuzun üzerinden geçebileceği yazı şablonları hazırlayın.

Çocuğunuzun yazma çalışmaları hakkında olumlu bir şekilde karşılıklı konuşmalar yapın.

Çocuğunuzu yaptığı şeye bakma ve onun hakkında konuşma konusunda teşvik edin.

3. Küçük kas kontrolünü artırmak için yapabileceği faaliyetler
Çocuğunuzun küçük kas kontrolünü geliştirici faaliyetlerden bazıları şunlardır: 
Sıkma faaliyetleri 
Örneğin ıslak bir süngeri sıkmak, oyun hamurları ile oynamak, küçük bir topu sıkmak gibi.

Çimdik faaliyetleri 
Örneğin göz damlasının damlalığına su çekip, sıkmak, boncukları cımbız kullanarak bir tabaktan bir tabağa geçirmek, sizin gözetiminizde makas kullanmak, dergilerden resimler kesmek, oyun hamurunu kesmek, boş kağıt ve çizgili kağıdı kesmek, delikten ip geçirmek (bu amaca yönelik oyuncaklar satın alabileceğiniz gibi kendiniz de hazırlayabilirsiniz), ayakkabı bağcıklarını takma ve bağlama pratikleri, ipe boncuk ya da makarna dizmek gibi.

Üstünden geçme çalışmaları
Bir sayfaya çizgiler çizin ve çocuğun kalemle bunların üzerinden geçmesini sağlayın. Çeşitli kahramanların eve ulaşmasını sağlayacak yolu gösteren resimler çizin ve çocuğunuz kalemle bu yolu takip etsin. Çocuğunuzun kalemle izleyebileceği basit labirent oyunlarının bulunduğu bir kitap satın alın.

4. Gerçek insan, nesne ve olayların resimlerini çizmeye başlamak 
Tüm çabalarını teşvik edin.

Çocuğunuza yaptığı resim hakkında sorular sorun.

Çocuğunuzun yaptığı resimlerden örnekler saklayın ve bunlara bakmasını ve bunlar hakkında konuşmasını sağlayın.

Çocuğunuzun eserlerini odasına veya buzdolabına asın.

5. Harfleri tanımaya başlaması 
Çocuğunuzun adını sık sık bakabileceği bir kartın üzerine yazın.

Başka kelimelerin içinden adında yer alan harfleri bulun.

Çocuğunuzu tanıdığı harfleri göstermeye teşvik edin.

Büyük ve küçük harfleri gösterin ve bunlar hakkında konuşun.

6. Yazılı isimleri ve bazı kelimeleri tanımaya başlaması
Çocuğunuzla birlikte dergiler ve kitaplarda tanıdığı harfleri bulmaya çalışın.

Birlikte kelimeler arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları belirleyin. Örneğin kaş, baş; takı, tak gibi.

Çocuğunuzun tüm çabalarını teşvik edin.

7. Kelimelerin kalıcılığını kavraması 
Örneğin k-u-ş her zaman kuş olarak okunur, gibi.

Çocuğunuzun anlattığı bir öyküyü yazın ve bunu hergün okuyun.

Her sayfada bir ya da iki satırın yer aldığı kitaplar okuyun.

Ambalajların üzerindeki harfleri okuyun, bunların kalıcılığını anlaması için daha sonraları da aynı kelimeleri tekrar tekrar okuyun.

Bu yaş çocuklarına hitap eden bir ilk sözlük kitabı satın alın ve bunu birlikte kullanın.

8. Yazıda harfleri taklit etmeye başlaması 
Yazı malzemeleri temin edin.

Elinizin altında kelime ve resim kartları bulunsun.

Harf yazmasını teşvik edin ve yazılarını duvara ya da buzdolabına asın.

Çocuğunuzla birlikte ipliklerden harfler oluşturun.

Oyun hamurları ile harfler oluşturun.

Bir yazı tahtası ve gerekli yazı malzemelerini temin edin.

9. Adını yazmaya çalışması
Harflerin sırasının karışık veya ters olmasından dolayı endişelenmeyin.

Adını yazın ve bunun kopyasını yapmaya teşvik edin.

Çocuğunuz adını kendi başına yazabileceğini söylediğinde ona bunu yapması için izin verin.

Tüm çabalarını teşvik edin.

Bol bol yazı malzemesi bulundurun.

10. Başka kelimeleri yazmaya başlaması 
Tüm yazma çalışmalarını teşvik edin.

Bakarak yazabilmek için sizden yazmanızı istediği kelimeleri yazın.

Çabalarından gurur duyduğunuzu gösterin.

Çocuğunuzla birlikte öyküler yazın ve bu öyküler de çocuğunuzun diğer kitaplarının arasına koyun.

11. Pratik ve olumlu geri bildirim sayesinde becerisinin gelişmesi 
Çocuğunuzu aile üyelerine mektuplar, teşekkür notları ve sevdiği kitaplardaki karakterlere notlar yazmaya teşvik edin.

Kafiyeler üretmesi konusunda yardımcı olun.

Hatırlamanızı istediği her türlü şeyi size hatırlatacak notlar yazmasın isteyin.

Konuşma, Dinleme ve Yazma becerileri okuma gelişimine katkıda bulunur. Bu becerilerin yeterli düzeyde olmaması halinde okumayı öğrenmesi de güçleşir.

Ayrıca okumaya giden süreçte gelişmesi gereken başka bazı beceri ve yetenekler de söz konusudur. Şunu hiçbir zaman aklınızdan çıkarmamalısınız: Çocuğunuzu okula hazırlamak açısından yapabileceğiniz en önemli şey ona her gün kitap okumaktır.

Okumayı öğrenme sürecinde şu aşamalardan geçilecektir:

1. Yaşadığı ortam ve yazılı malzemeler aracılığı ile yazılı kelimelere maruz kalmak. 

Yürüyüşler ve otomobil yolculukları sırasında çevrede gördüğünüz yazılara işaret edin.

Zengin bir kütüphaneniz olsun.

Çocuğunuza kitap okurken kelimelere işaret edin.

Sizin de her gün zevk için veya mecbur olduğunuz için bazı şeyleri okuduğunuzu görmesini sağlayın.

2. Kitap sevgisi, kendisine kitap okunması ve okuyan kişileri görmesi sayesinde gelişir.

Çocuğunuza her gün kitap okuyun ve sizi okurken görmesini sağlayın (kitaplar, yemek kitapları, dergiler, gazeteler, vb.).

Çocuğun tekrar size "okuyabileceği" tahmin edilebilir kitaplar okuyun. Tahmin edilebilir kitap bir cümlenin ya da nakaratın sık sık tekrarlandığı kitaptır.

Birkaç haftada bir çocuğunuzu kütüphaneye götürün.

Kasete okunmuş bir kaç kitap almayı düşünebilirsiniz. Ya da kendiniz çocuğunuzun sevdiği kitapları kasete okuyabilirsiniz. İstediği zaman bu kasetleri dinlerken, kitaptan takip etme çalışmaları yapabilir.

3. Çocuğun dikkatinin dilin ritmine çekilmesi.

Bu monoton bir ses yerine canlı bir sesle okumalarına yardımcı olacaktır. Ayrıca kafiye kurma becerilerini de geliştirecektir.

Çocuğunuza tekerlemeler okuyun.

Güçlü ritmi olan ve kafiyeli sözler içeren şarkılardan oluşan müzikler dinleyin

Gün içinde bol bol ve değişik müzikler dinleyin.

Uyku zamanında klasik müzik çalın. Özellikle Mozart’ın beyinde zaman ve mekan kavramlarının gelişmesi açısından yararlı olduğu bilinmektedir.

4. El-göz koordinasyonun ve görsel ayrım yeteneğinin gelişmesi.

Çocuğunuzla birlikte kolajlar oluşturun ve birlikte resimler çizin.

Üzerinden geçebileceği şablonlar temin edin.

Oyun hamurundan şekiller oluşturun ve çocuğunuz bunları kağıt üzerine koyarak etrafından çizsin.

Çok sayıda oyuncak kutusu edinin ve çocuğunuz oyuncaklarını kendi başına sınıflandırarak bunlara yerleştirsin.

Çocuğunuzla birlikte top atıp, tutma oyunları oynayın.

Boş plastik şişelerle bowling oyunu oynayın.

İpe boncuk, makarna, vb. dizin.

Basit delikten ip geçirme oyunları satın alın veya kendiniz hazırlayın.

Bisiklet sürmek koordinasyonu geliştirir.

Yap-boz çözmek koordinasyon ve düşünme becerilerinin gelişimi açısından çok yararlıdır.

Bol bol sınıflandırma oyunları oynayın. Kirli çamaşırları birlikte renklerine göre ayırın, çatal, bıçak ve kaşıkları ayırın, yolda gördüğünüz yaprakları sınıflandırın...

5. Yazıları takip etme becerilerinin gelişmesi için çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz.

Okuma sırasında takip etme, bir sayfadaki satırları soldan sağa ve yukarıdan aşağı doğru sonuna kadar takip edebilme becerisidir.

Çocuğunuza her gün kitap okuyun ve okuduğunuz satırın altından parmağınızla ilerleyerek yazıları nasıl takip ettiğinizi görmesini sağlayın.

Çocuğunuz için bol bol kitap temin ve bunları keşfetmesi için zaman yaratın.

Çizgi çizme çalışmaları takip etme becerilerinin gelişmesine katkıda bulunur.

Boncuklar veya oyun küpleri ile desenler oluşturun ve çocuğunuzdan sizin yaptığınız deseni yapmasını isteyin, siz de onun ürettiği deseni yapın.

Ev dışında gökyüzündeki kuşları veya uçakları gösterin ve onları gözüyle takip etmesini isteyin.

6. Okumaya zihinsel olarak hazır olmak (idrak becerileri, problem çözme becerileri ve hatırlama becerileri).

Bir öyküyü okumadan önce öykü hakkında sohbet ederek idrak becerilerinin gelişmesi konusunda çocuğunuza yardımcı olun. Kitapta nelerin olabileceği konusunda tahminlerde bulunun ve okuduktan sonra bu tahminlerinizin çıkıp çıkmadığı konusunda konuşun.

Bir öyküyü okuduktan sonra, çocuğunuzun anlayıp anlamadığını görmek için ona kısa bir paragrafla ilgili sorular sorun.

Düşünme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olmak için çocuğunuza bilmeceler sorun.

Çocuğunuza birşeyi nasıl veya neden yaptığı ve bir dahaki sefere nasıl yapacağı konusunda sorular sorarak; bir görevi başarması için çeşitli yollar keşfetmesine yardımcı olarak; giderek zorluk düzeyi artan yap-bozlar çözerek, onun problem çözme becerilerinin gelişmesine katkıda bulunun.

Mantık yürütme becerilerinin de gelişmesi gerekir ve bu konuda yapabileceğiniz birçok şey mevcuttur: Basit labirentler ve yap-bozları çözmek, bloklardan kule inşa etmek, basit masa veya kart oyunları oynamak; gün içinde yaptığı şeyleri sormak gibi yöntemlerle hatırlama faaliyetleri yaptırmak; yaptığınız şeyi anlatmak ve çeşitli şeylerin oluş nedenini açıklamak.

7. Okumaya fiziksel olarak da hazır olması için yapabilecekleriniz:

Çocuğunuzun gece boyunca yeterli ölçüde dinlenmesini sağlayın.

Çocuğunuzu yemeklerini yemeye ve yeni yiyecekleri denemeye teşvik edin (ancak kesinlikle zorlamayın).

Çocuğunuzun gün içinde yeterli ölçüde fiziksel hareket yapmasını sağlayın.

Fiziksel muayene ve diş kontrollerini aksatmayın.

8. Geniş ve genişleyen bir kelime hazinesinin oluşturulması.

Çocuğunuzla bol bol konuşun ve onu dinleyin.

Mümkün olan her zamanda onu yeni kelimelerle tanıştırın ve birlikte kelime oyunları oynayın.

Yapmakta olduğunuz şeyi ve bazı şeylerin oluş nedenini ona anlatın.

Çocuğunuzla konuşun, konuşun, konuşun ve birşey söylediğinde ve sorduğunda onu dinleyin, dinleyin, dinleyin....

Bu becerileri kazandığında çocuğunuz:

1. Harfleri tanımaya başlayacak.
Bu konuda ona yardımcı olmak için:

İlgi gösterdiği zamanlarda birlikte harfleri bulun ve harfleri söyleyin.

Çocuğunuzun adındaki harflere bakın ve bunları söyleyin.

Ev içinde çeşitli yerlerde bulunabilecek harfleri bulun.

2. Harfin söylenişini belirtin ve bunu yazılı harf ile ilişkilendirin.

Bir öyküde belirlediğiniz harfi bulun ve bu kelimeleri birlikte söyleyin.

Çocuğunuzun harfi söylemesini teşvik edin.

Seçtiğiniz bir harfi büyük bir şekilde boş bir kağıdın üst tarafına yazarak evde görünür bir yere asın ve gün boyunca kullandığınız ve içinde bu harfin geçtiği kelimeleri altına yazın.

Birlikte alfabe kitapları okuyun ve harflerin söylenişini vurgulayın.

3. Kelimelerin içindeki harfleri fark etmesi.

Okurken çocuğunuza belirli kelimeleri tek tek işaret edin.

"Tahmin edilebilir" bir kitapta tekrar eden kelimeleri bulun ve bunları çocuğunuza gösterin.

Kartlara kelimeler yazın. Başlangıçta dört kart kullanın ve her bir kartı çift olarak hazırlayın ve çocuğunuzdan aynı olan kartları eşleştirmesini isteyin.

Birlikte alfabe kitapları okuyun ve kelimeler hakkında sohbet edin.

Başka kitaplardan bildiğiniz kelimeleri bulun.

4. Seslerin birleşerek kelimeleri oluşturduğunu fark etmesi.

Her mısrada aynı kelimelerin tekrar edildiği kısa şiirler okuyun ve tekrarlanan kelimedeki harfleri söyleyin.

Resimli kelime kartları kullanın. Böylece çocuğunuz harfleri seslendirebilmek için resimden yararlanabilir.

Sesleri anlatan kelimelerin yer aldığı kitaplar okuyun. Örneğin hayvan seslerinin belirtildiği kitaplar gibi.

Alfabe kitapları okuyun.

5. Bir kelimenin, onu her gördüğünüzde aynı şekilde okunduğunu fark etmesi.

Sevdiği kitapları tekrar tekrar okuyun. Böylece çocuğunuz kelimelerin aynı kaldığını, değişmediğini fark edecektir.

Çocuğunuzun size anlattığı öyküleri yazın ve tekrar okuyun.

Başka cümlelerde aynı olan kelimeleri bulun ve bu cümleyi yüksek sesle tekrar okuyun.

Otomobilde tabelaları, trafik işaretlerini, apartman isimlerini okuyun.

6. Kelimelerin birleşerek cümleleri oluşturduğunu fark etmesi.
Çocuğunuza okuyun, cümleleri gösterin ve cümleler arasında duraklayın.

7. Pratik yapma ve olumlu geri bildirimde bulunma yoluyla okuma yeteneklerini iyileştirin:

Bildiği bir öyküyü kitaba bakarak kafasından anlatmak şeklinde bile olsa, tüm okuma çabalarını teşvik edin.

Birlikte sık sık kütüphaneye gidin ve çocuğunuzun okunmasını istediği kitapları kendisinin seçmesine izin verin.

Çocuğunuzla birlikte oturun ve onun okuduklarını dinleyin.

Dinleme yeteneği önemli bir okuma öncesi becerisidir. Okumayı öğrenebilmek için dinleyebilmek ve harflerin verdiği sesi işitmek ve bunların nasıl bir araya gelerek başka sesler oluşturduklarını anlayabilmek gerekir.

Çocuğunuzun dinleme becerilerini desteklemeniz açısından bazı öneriler:
Onlarla kafiyeli kelime oyunları oynayın.

Çocuğunuza, örneğin "ayakkabını bana getir" gibi, tek aşamalı komutlar verin.

Tek aşamalı komutları rahatlıkla izlemeye başladıktan sonra, "oyuncağını al ve odana götür" gibi iki aşamalı komutlar verin.

İki aşamalı komutları rahatlıkla izlemeye başladıktan sonra, "ayakkabılarını giy, çantanı al ve dışarı gel" gibi üç aşamalı komutlar verin. Böylece her türlü öğrenme açısından büyük önem taşıyan hafıza becerisini desteklemiş olursunuz.

Her gün örneğin öğle yemeği sırasında farklı türde bir müzik çalın. Çocuğunuzla bu müzik türünden hoşlanıp hoşlanmadığı konusunda sohbet edin.

Zaman zaman, çocuğunuzun sizi işitmek için çok dikkatle dinlemesini gerektirecek düzeyde kısık sesle konuşun.

Açık hava yürüyüşleri yapın ve etraftaki sesleri dikkatle dinleyin. Bunları yazın ve ertesi gün bu sesleri taklit etmeye çalışın (bu da aynı zamanda hafıza becerisine de katkıda bulunacaktır).

Bir öyküyü okumadan önce çocuğunuzun cevabını bulmak için öyküyü dinlemesini gerektiren bir soru sorun.

Her zaman olduğu gibi, başkalarını dinleme konusunda da iyi örnek teşkil edin.

1. Renkleri tanıma

Renkler 3 aşamada öğrenilir bunlar:

Renk eşleştirme: Çeşitli renklerden malzemeleri bir araya getirin ve çocuğunuzun renkte olanları bularak ayırmasını isteyin. Örneğin bir boya kalemi setinden iki adet alın ve bunlardan birini elinizde tutarak, çocuğunuzdan diğerini bulmasını isteyin.

Renk tanıma (ismini söylediğinizde bir rengi bulabilme yeteneği): Çocuğunuzla günlük iletişiminizde renk isimlerini sık sık kullanın, renklerin geçtiği şarkılar söyleyin, boya kalemlerinin sadece bir setini kullanarak, çocuğunuzdan söylediğiniz renkteki kalemi bulmasını isteyin.

Renk isimlendirme (bir rengi gördüğünde, hiçbir ipucu verilmeden o rengin adını söyleyebilme: Yukarıda belirtilen oyunlara devam edin. Çocuğunuzun beceri düzeyi artınca oyuna onun liderlik etmesini sağlayın.

2. Kavramları öğrenme
Günlük sohbetlerinizde sık sık kavramları kullanın.

Zıddını söyleme oyunları oynayın: Sıcak-soğuk, dolu-boş, uzun-kısa gibi.

Kavramlarla ilgili kitaplar alın.

Evdeki çeşitli nesneleri şekillerine göre sınıflandırın.

Evdeki nesnelerin boyunu karşılaştırın.

Zıt kavramları öğrenmek amacıyla nesneleri kıyaslayın. Hızlı-yavaş, ıslak-kuru gibi.

Buzu sıvılaşana kadar eritin.

Çocuğunuzun çeşitli biçimlerde hareket etmesini sağlayın. Hızlı-yavaş, ileri-geri gibi.

Ev terazinizde nesneleri tartın.

Nesnelerin kullanımı hakkında konuşun. Ayakkabı=dışarıda, terlik=içeride gibi.

Nesnelerin bulunabileceği yerler hakkında konuşun. Kara, deniz, gökyüzü, kütüphane, ev, okul, plaj gibi.

3. Hafıza becerilerini güçlendirme
Uyku öncesinde o gün yaşadıklarınız hakkında konuşun.

Çocuğunuz sizinle birlikte söyleyecek kadar öğrenene dek, her gün aynı tekerlemeyi söyleyin.

Çocuğunuza dün olanlar konusunda sorular sorun.

Çocuğunuza tepsi üzerine koyduğunuz 4 nesneyi gösterin. Tepsinin üzerini örtün ve nesnelerden birini çocuğunuza göstermeden çıkarın. Örtüyü kaldırın ve neyin eksik olduğunu sorun.

Kartlarla konsantrasyon oyunları oynayın. 5 çift eşleştirme kartı alın ve bunları ters olarak masaya koyun. Birbirinin eşi olan iki kartı bulmaya çalışın. Çocuğunuz hazır oldukça kart sayısını artırın.

4. Eleştirel düşünme yeteneklerinin gelişmesi
Mümkün olduğunca birden fazla cevabı olabilecek sorular yöneltin.

Kararlar verirken çocuğunuzun da dahil olabileceği seçenekler oluşturun.

Bir görevi yapmanın değişik yolların keşfetmesi konusunda ona rehberlik edin.

Çocuğa belli bir konu hakkında bildiklerini sorun ve daha fazlasını öğrenmeye teşvik edin.

Çocuğunuz bir karar verirken tüm seçenekleri ve bunların sonuçlarını görmesine yardımcı olun.

5. Verilen görevleri tamamlama
Çocuğunuza görevler verin (oyuncakları toplamak, masayı silmek gibi).

Çocuğunuz bir görevi tamamladığında bunu fark edin ve hakkında yorum yapın.

İşi bitirmediyse hatırlatmalar yapın ve sabırlı olun.

Çocuğunuz kendi isteği ile yerine getirdiği görevlerin farkında olun ve bundan dolayı ona teşekkür edin.

Çocuğunuza verdiğiniz görevi ona güzel bir şekilde açıkladığınızdan emin olun.

6. Soyadını öğrenme
Soyadını rahatlıkla söyleyene dek her gün soyadını sorun.

7. Adres ve telefon numarasını öğrenme
Gün içinde sık sık adresinizi belirtin.

Çocuğunuza evinizin bir resmini çizdirin ve bunun üstüne adresinizi yazın. Her gün resme bakarak adresinizi söyleyin.

Bir kağıdın üstüne evinizin adres ve telefonunu yazın. Altına da çocuğunuzun evinizle ilgili anlattığı bir öyküyü yazın. Bunu sık sık okuyun ve her seferinde adres ve telefonu da okuyun.

Adres ve telefon numaranızın geçtiği şarkılar uydurun ve sık sık söyleyin.

Birkaç gün sonra çocuğunuza adresinizi sorun. Söyleyemezse çalışmalara devam edin.

Telefon numarası için de aynı çalışmaları yapın.

Dergilerde ve kitaplarda sizin telefon numaranızda olan rakamları bulun.

Çocuğunuzun bu rakamları keserek defterine yapıştırmasına izin verin.

8. Haftanın günlerini öğrenme
Her gün o günün hangi gün olduğu ve ertesi gün hangi gün olacağını söyleyin.

Birlikte bir mönü hazırlayın ve çocuğunuza en sevdiği Pazartesi, Salı, vb. yemeğini sorun.

Hangi günler okula gittiği ve hangi günlerde evde kaldığı konusunda konuşun.
Demir eksikliği zeka düzeyinde kalıcı düşüklüğe neden olabilir

Küçük çocuklarda kekeleme -hece veya kelimeleri istemsiz olarak tekrar etme- büyümenin normal bir parçasıdır. İki-beş yaş arasındaki çocukların yaklaşık %25 i gelişiminin bir aşamasında kekeler. Yürümeyi öğrenen çocuklar ilk yürüme denemelerinde sık sık tökezler ve düşerler. Aynı şey küçük çocuklar konuşmayı öğrenirken de geçerlidir.3 ve 4 yaşlar arasında kekeleme yaygın olarak görülür. Bu yaşlardaki çocukların çoğu sesleri tekrar eder ve kullanacağı kelimeler arasında tereddüt yaşar;
 
Ancak bu konuşma tarzı 2-3 aydan fazla süreyle devam ederse, o zaman gerçek bir kekelemeden bahsedilir. Anne-babalar çocuğun kekelemesini görmezden gelmeli ve çocuğun söylediklerini düzeltmemelidir.

Ancak, bazı stres hallerinde nadiren tekrar ettiği görülse de, çoğunlukla altı yaş civarında çocuklar kekeleme sorununun üstesinden gelirler. Buna karşın, yıllar süren araştırmalar ve üretilen sayısız teoriye rağmen kekeleme konusu halen tam olarak anlaşılabilmiş de değildir.
Anne-baba tutumları kekelemeye neden olur mu?
Geçmişte kekeleyen çocukların psikolojik bir sorun yaşadığı, kaygılı veya sıkıntılı olabileceği düşünülür ve çoğunlukla da anne-babaların hatalı tutumlar sergilediklerine inanılırdı. Oysa bugün yetişkinlerin tutumları ile çocuğun kekeleme sorununu artırabilecekleri, ancak kekelemeye neden olamayacakları bilinmektedir.
Kekeleme genellikle çocuğun yürümeye başladığı dönemde ortaya çıkar.
Bu dönemde konuşma da hızla gelişmekte ve çocuğun kelime hazinesi hızla zenginleşmektedir. Ayrıca çocuklar kelimelerden cümlelere geçerken, dilleri kelimeleri zihinleri ile aynı hızda üretemeyebilmektedir. Bu da çocuğun kekelemesine, peltek konuşmasına ve konuşmakta tereddüt etmesine neden olabilmektedir. Bu durum herhangi bir anda yaşanabilse de, çoğunlukla çocuğun yorgun, heyecanlı, öfkeli ya da hızlı hareket halinde olduğu zamanlarda daha fazlalaşmaktadır.
Sorunun yaşanma sıklığı günler veya haftalar boyunca artabilmekte ve daha sonra neredeyse farkedilemeyecek düzeylere gerileyebilmekte ve sonra yeniden ortaya çıkabilmektedir. Küçük çocuklar çoğunlukla kekelediklerinin farkında dahi olmazlar.
Kekelemenin gelişimsel bir durum değil, gerçek bir sorun olup olmadığı anlaşılabilir mi?
Küçük çocukların konuşmayı öğrenme aşamasında yaşadıkları gelişimsel ve geçici kekeleme haricinde, gerçek bir kekeleme sorunu yaşayan çocuklar durumlarından dolayı büyük bir öfke duyabilirler.
Bu çocuklar konuşurken ses tonlarını yükseltebilir veya neredeyse işitilemeyecek ölçüde alçak sesle konuşabilirler.
Çoğunlukla konuşma teşebbüsüne belirli yüz mimikleri, göz kırpma, gözlerini kapatma ve dudakları büzme eşlik eder.
Kekeleme her gün yaşanır ve gerilim ve utanma duyguları nedeniyle çocuk konuşmaktan korkar hale gelebilir ve öz güvenini yitirebilir.
Anne-babalar ne yapmalı?
Çocuk kekelediğinde anne-babalar çoğunlukla "birşeyler yapma" ihtiyacı hissederler. Ancak ne yapmaları gerektiğine karar vermekte de zorlanırlar.
Sorunun kendiliğinden kaybolması ümidiyle görmezden mi gelmelidirler? "Tane tane konuşması, söyleyemediği kelimeyi tekrar söylemesi" için uyararak çocuğun konuşmasına dikkat göstermesini mi sağlamalıdırlar? Çocuk doktoruna mı danışmalıdırlar, çocuk psikiyatrına veya bir konuşma terapistine mi başvurmalıdırlar?
Çoğunlukla anne-babalar ne kadar az müdahalede bulunursa, o kadar iyi olmaktadır. Kekeleme sorunu çoğunlukla psikolojik değil, gelişimsel bir durum olduğundan zamanla kendiliğinden düzelecektir.
Kekelemesine değil söylediği şeye cevap verin
Asla yavaş konuşması, bir kelimeyi tekrar etmesi, cümleyi baştan alması ya da belli bir kelime üzerinde alıştırmalar yapmasını isteyerek çocuğun dikkatini konuşmasına çekmeyin. Akılda bulundurulması gereken önemli bir kural çocuğun kekelemesine değil, söylediği şeye cevap verilmesidir. İlgi veya endişe göstermek çocuğun durumun bilincine varmasına ve yanlış bir şey yaptığını düşünmesine neden olacaktır. Çocuğun sözlerini kesmeyin ve cümleyi onun yerine siz tamamlamayın. Çocuğa bakım veren diğer yetişkinleri de bu konuda uyarın.
Kekelemesini unutturacak bir ortam sağlayın
Anne-babalar küçük çocuğa kekelemesini unutturacak bir ortam sağlamalıdırlar. Örneğin çocuğa konuşması için ve sizin de onu dinlemek için bol bol zamanınız olduğunu hissettirin. Ayrıca yetişkinler biraz daha yavaş, kısa ve basit cümlelerle konuşabilir ve soruların sayısını azaltabilirler. Çocuk bir sorun yaşadığında isterse cevaplandırabileceği şekilde yorumlarda bulunun. (Örneğin "dondurmayı çok sevdin galiba" gibi.)
Düşüncelerini serbestçe ifade etmeye teşvik edin
Küçük çocuklar kendi düşündüklerini ifade ederken daha rahat konuşurlar. Dolayısıyla düşündüklerini söylemeye teşvik edin. Sessiz bir ortamda birebir konuşma fırsatları yaratın ve dinleme konusunda dikkatli davranın. Normal bir şekilde, tam cümlelerle ve sakince konuşarak çocuğun konuşmanızı duyması ve taklit etmesine olanak verin.
Rahatlatın
Çocuk kekelemesinden rahatsızlık duyarsa "herkesin konuşmayı öğrenirken bazı zorluklar yaşadığını, bunun doğal olduğunu, geçeceğini ve bisiklet sürmeyi öğrenmek gibi ilk başlarda biraz zor gelebileceğini" söyleyebilirsiniz.
Damgalamayın
Çocuğun konuşma sorununu onun yanında konuşmaktan ve çocuğu kekeme olarak damgalamaktan kesinlikle kaçının.
Evde sakin, aceleci olmayan bir ortam yaratın
Evde, çocuğu düşünce veya cümlelerini bir an evvel tamamlaya zorlamayan sakin bir yaşam tarzı oluşturun. Çocuğun soru veya yorumlarına cevap vermeden önce sözünü tamamlaması için birkaç saniye bekleyin.
Ne zaman ve kimden yardım almanız gerekir?
Kekeleme sorunu beşinci doğum gününden sonra da devam ederse çocuk doktorunuza danışın.
Konuşma gecikmesi söz konusu ise, kekelemeye belirli yüz mimikleri eşlik ediyorsa ya da çocuk durumunun bilincindeyse bir çocuk psikiyatrisi hekimine yönlendirilmelidir. Çocuk psikiyatrı gerektiğinde konuşma terapistinden de yardım alarak sorun için en uygun girişimlerin yapılmasını sağlayacaktır.
Unutmayın!
Kekeleme çoğunlukla çocuk gelişiminin normal bir parçasıdır. Genellikle çocukların kelime hazinesinin hızla arttığı veya konuşmasının gelişme gösterdiği zamanlarda meydana gelir. Tıpkı yürümeyi ya da yazı yazmayı öğrenen çocukların hata yapması gibi konuşmayı öğrenen çocuklar da ilk başlarda bazı hatalar yapabilirler.
Konunun üzerinde gereğinden fazla durulması kekeleme sorununun çocuk büyüdükçe kendiliğinden kaybolma şansını azaltır. Yetişkinlerin küçük çocukların konuşmalarını düzeltmeye çalışmaları veya çocuğa kızmaları durumun kötüleşmesine ve belki de yetişkinlik döneminde de devam etmesine neden olabilir.

Çocuğunuzun konuşma güçlüğü çekmesi ve bazı heceleri, kelimeleri veya cümleleri tekrarlaması ya da bunları söylerken duraklaması bir kekeleme sorununa işaret edebilir. Ancak bu durum sadece konuşmayı öğrenen pek çok çocuğun yaşadığı geçici bir gelişimsel dönemden de kaynaklanabilir.
Çocuğunuzun kekelemesinin normal dil gelişimi sürecinde yaşanan geçici bir dönemsel durum mu yoksa gerçek bir kekeleme sorunu mu olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz?
Normal dil gelişim sürecine bağlı olarak kekeleyen çocuklar
Normal gelişim süreci nedeniyle kekeleme sorunu yaşayan çocuklar genellikle hece ya da kelimeleri bir veya iki kez tekrar ederler. Konuşma sorunu duraklamaları ve boşlukları “eeee”, “aaaa”, “ımmmm” gibi seslerle doldurmayı da içerebilir.
Bu tür konuşma sorunları genellikle 1-1.5 yaş ile 5 yaş arasında görülür ve sorun zaman zaman kaybolup, sonra yeniden belirebilir. Bu dönemde yaşanan bu tür konuşma güçlükleri çocuğun dili yeni biçimlerde kullanmayı öğrenmekte olduğuna işaret eder. Konuşma sorununun birkaç hafta boyunca kaybolduktan sonra yeniden ortaya çıkması çocuğun bir başka öğrenme aşamasından geçmekte olduğunu gösterebilir.
Orta derece kekeleme sorunu olan çocuklar
Orta derecede kekeleme sorunu olan çocuklar sesleri iki kereden daha fazla tekrar ederler (bu-bu-bu-bu.. gibi). Çocuğun yüz kaslarında ve özellikle de ağız çevresinde gerginlik ve zorlanma belirtileri görülür.
Tekrarlar sırasında ses tonu yükselebilir ve bazen de çocuk bir “blok” yaşayabilir, yani saniyeler boyunca hiçbir nefes hareketi olmadan veya ses çıkarmadan kalabilir.
Konuşma zorlukları ortadan kaybolup, sonra yeniden ortaya çıkabilir ancak sorunun görüldüğü zamanlar görülmediği zamanlardan çok daha fazladır.
İleri derecede kekeleme sorunu olan çocuklar
Çocuğunuz konuşmasının %10’unda kekeliyorsa, konuşurken belirgin bir çaba harcıyor ve zorlanma yaşıyorsa veya kekelememek için kullanacağı kelimeyi değiştiriyor ve konuşmaya başlamak için fazladan çeşitli sesler çıkarıyorsa ciddi bir kekeleme sorunu söz konusu olabilir. Böyle bir durumda, bir çocuk psikiyatrisi uzmanından ve onun yönlendireceği, konuşma sorunları konusunda uzman bir terapistten yardım alınması faydalı olacaktır.
İleri derecede kekeleme sorunu olan çocuklarda tam konuşma blokları (nefes alıp vermeden ve ses çıkarmadan duraklama) hece tekrarları veya ses uzatmalarından daha fazladır. Bu düzeydeki kekeleme sorununda, konuşma zorluğu konuşma ortamlarının çoğunda görülür.

 

Uykuda işeme nokturnal enürezis olarak da isimlendirilen bu durum, çocukların 5 yaşından sonra haftada en az iki defa yataklarını gece uyku sırasında farkında olmadan istemsiz olarak ıslatmaları hali olarak tanımlanabilir.

Normalde çocukların çoğu hem tuvalet eğitiminin etkisi hem de mesane kapasitesinin gelişmesi sonucu 2-4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı becerirler. 

Nedenleri
Gece altını ıslatmanın iki tipi vardır. Bebeklikten beri çocuk devamlı altını ıslatıyorsa primer (birincil) tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya yeniden başlamışsa sekonder (ikincil) tip altını ıslatmadan söz edilir. Fizyolojik, psikolojik ve organik olmak üzere nedenleri üç guruba ayrılarak incelenebilir.

Fizyolojik Nedenler
Gece altını ıslatan çocukların büyük bir çoğunluğu (%90-95’i) fizyolojik altını ıslatma gurubunda toplanmaktadır. Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir. Altını ıslatma büyük oranda genetik yatkınlık sonucu oluşur, anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta görülme oranı da artar. Aile öyküsü olan vakalar iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir göstermektedirler.

Psikolojik Nedenler
Birincil tip altını ıslatma çocuğun hiç kuru kalmayı öğrenmemesi durumudur. Genellikle tuvalet terbiyesi ile ilgili aile yaklaşımının yetersiz olmasından kaynaklanır. Aşırı korunan ve kollanan çocuklarda, sert cezalandırıcı aile tutumları olması halinde ve ihmal edilmiş çocuklarda sık gözlenir. Bir uzman yardımı ile, aileye yönelik girişimlerle çözümlenebilir. Normalde altını ıslatmayan bir çocuğun altını ıslatmaya yeniden başlaması ikincil tip altını ıslatma olup aile içi huzursuzluk, yeni bir kardeş doğumu, anne-baba kaybı, yalnız bırakılma, çevresinde beklenmedik bir değişiklik gibi sıkıntılı yaşam olayları sonrasında geçici bir süre için çocukta gece işemeleri gözlenebilir. Aradan belli bir süre geçmesi veya sıkıntılı durumun kaybolması halinde durum normale dönebilir. Yukarıda anlatılan süreçlerde önlem almak gerekmeyebilir. Kalıcı olması halinde çocuk psikiyatrisi uzman hekimine başvurulması altta yatan sorunların çözümü açısından önemlidir.

Organik Nedenler
Altını ıslatan çocukların çok az bir kısmında şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunlar saptanabilmektedir. Bazı çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri olması, kabızlık ve besin alerjisi saptanmaktadır. Ayrıca "geniz eti" olarak bilinen adenoid büyümeleri de çocuklarda yüksek oranda altını ıslatmaya neden olabilmektedir. 

Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar daha önce bahsedilen organik faktörlerin varlığı bakımından incelenmelidir. Bir başka deyişle altını ıslatma sorunun fizyolojik olup olmadığı belirlenmelidir. Bunun için gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama ve gece ağızdan nefes alma gibi yakınmaların olup olmadığı soruşturulmalıdır. 

Önlemler
Altını ıslatma idrar yolu enfeksiyonu gibi bir nedene bağlıysa öncelikle bu tür sorunlar çözülmelidir. 

Fizyolojik, psikolojik altını ıslatma sorunu olan çocuklarda dikkat edilecek noktalar:
Çocuğun kuru kalma sorumluluğunu üstüne alması sağlanmalı.

Yatmadan önceki 2 saat boyunca fazla sıvı alımı ve sıvı içeren gıda tüketimi kısıtlanmalı. 

Yatağa girmeden tuvalete gidilmeli. 
Gece uykudan 1-2 saat sonra çocuk uyandırılıp tuvalete gitmesi sağlanmalı
Bez bağlanması, yatağa geçmemesi için muşamba türü şeyler durumun devam etmesine yardımcı olarak, çocukların gece kalkma motivasyonlarını olumsuz etkilemektedir. 

Sabah temizliğine çocuğun katılımı sağlanmalı. 

Çocukların kendine güven ve benlik saygıları desteklenmeli. 

Çocukların hangi günler kuru kaldıkları bir kağıt üzerine çocuk tarafından not edilmeli, kuru olduğu günler ödüllendirilmeli.

Tedavi
Altını ıslatan çocuklara genel olarak 7-8 yaşına geldiğinde tedavi için girişimlerde bulunulması önerilmektedir.

Önce çocukların kendiliğinden uyanması denenir, bu mümkün olmuyorsa ailenin çocuğu uykudan 1-2 saat sonra her gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlanır. 

Altı kuruysa övücü sözler söylenir ve "tuvalet ihtiyacın var mı, yoksa bir sonraki saati mi bekleyeceksin" sorusu sorulur. Çocuk tuvalete gitmek isterse tek başına tuvalete yürümesi istenir. Eğer çocuk altını ıslatmışsa pijama ve iç çamaşırlarını kendisinin değiştirmesi teşvik edilir.

İlaç Tedavisi 
Daha önce anlatılan ve daha çok davranış değişikliği üzerinde duran tedavilerden bir sonuç alınamadığında ilaç tedavisi denenmelidir.

İlaç tedavisinde büyük kısmında 1-2 ay içinde düzelme sağlanmakta, fakat tedavi kesildikten bazı çocuklarda tekrarlama görülebilmektedir. 

Enürezis Alarm Tedavisi
Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz harekete geçen ve böylece çocuğun uyanıp, mesanesini kontrol etmesi konusunda yardımcı olan araçlardır.

Alarm yöntemi, şartlı refleks oluşturma mantığına dayalı bir davranışsal terapidir. Alarm cihazının hastaların uykudaki fonksiyonel mesane kapasitelerini arttırdığı bildirmektedir.

Alarm, giysi üzerinde taşınabilir ve iki parçadan oluşur. Alarm cihazı pijamanın omuz kısmına dikilmiş olan bantla tutturulur ve ara kablo pijamanın içinden geçirilip, külota dikilmiş olan kılıfın içine duyarga yerleştirilir.

Sistem bir iki damla idrar kaçırıldığında aktive olur, ses veya ses + titreşimle uyarılan kişinin uyanıp mesanesini kontrol etmesini sağlar. İdrarın gelmesi ,altını ıslatma, alarmın çalması ve uyanma periyodunun tekrarlamasıyla beyin şartlanarak kişi altını ıslatmadan uyanmayı veya sabah kuru kalkmayı öğrenmektedir.

Alarm tedavisine 2-3 ay devam edilmesi gerekmekte ve bu tedavi ile çocuklarda %70-84 oranında iyileşme sağlanmaktadır. Alarm tedavisi sonunda tekrarlama riski %10 dolayındadır.
Çocuğunuz üstün zekalı olabilir mi?
Çocuğun akranlarından farklı bir çocuk olduğunu ilk fark edenler genellikle ebeveynleri olur. Kimi çocuk dil konusunda çok ileri beceriler gösterebilirken bir başkası olağanüstü bir müzik yeteneği sergileyebilir.
Her çocuğun birbirinden farklı olduğunu bilen anne-baba çocuğunun başarılarından gurur duymakla birlikte, bunların üzerinde çok fazla durmayabilir. Çocuk okul çağına yaklaştıkça ortaya çıkan başka özellikleriyle birlikte anne-babanın aklına “çocuğum dahi bir çocuk olabilir mi?” sorusu gelebilir.
Bazen de çocuğun normal gelişim sürecinde sergilediği gelişmeler anne-babalara olağanüstü gözükebilir ve çocuklarının dahi ya da üstün yetenekli olduğuna inanabilirler.
Acaba çocuğunuz gerçekten olağanüstü özelliklere sahip, üstün yetenekli bir çocuk mu, yoksa size mucizevî gözüken şeyler aslında her çocuğun yaşadığı normal gelişim sürecinin parçaları mı? 

Çocuklarda görülen davranış bozuklukları dıştan gözlenen, yani ailenin ve çevredeki kişilerin gözlemleyebildiği davranış bozuklukları ve dışarıdan çok kolay gözlemlenemeyen, çocuğun yaşına göre davranış gelişimi sergileyemediği veya çevresiyle yeterli uyum düzeyini sürdüremediği davranış sorunları olarak iki gruba ayrılabilir.

Birinci grupta aileden ve çevreden en önemli şikayet ve davranış sorunu olarak bildirilen saldırgan davranışlar (arkadaşlarına, eşyalara karşı sert ve haşin davranış; birbirini dövme, kavga etme; büyüklere yönelik söz dinlememe ve karşı gelme; çalma, hırsızlık) söz konusudur.

Diğer grupta ise içe kapanıklık, aşırı bağımlılık (yaşından beklenen bağımsızlık düzeyini gösterememe), yaşının altında bir davranış düzeyi veya uyum düzeyi gösterme gibi sorunlar söz konusudur.

Davranış bozukluklarının sebepleri
Çocuklarda davranış bozukluklarının oluşmasında bazen sadece psikolojik nedenler, bazen sadece organik nedenler, bazen de her iki nedenin de etkili olduğu durumlar söz konusu olabilir.

Psikolojik nedenler arasında küçük çocuklarda en önemli faktör anne-baba-çocuk ilişkisinde sorunlar olmasıdır.

Normal çocuklarda 0-1 yaş arası anneye ya da bakıcıya karşı yoğun bir bağımlılık; 1-2 yaş arası yavaş yavaş bağımsızlaşma ve 2 yaştan 6 yaşa kadar bağımsızlaşma ve bireyselleşmenin sağlanması ile kişiliğin temelleri atılmaktadır.

Çocuğun annesiyle ya da kendisinin birinci derecede bakımını üstlenen şahıslarla (bakıcısı, diğer yakın aile bireyleri gibi) ilişkisi ve iletişimi, bu kişiler tarafından çocuğa nasıl davranıldığı, kuralların ve sınırların öğretilip öğretilmediği, çocuğa değer verilip verilmediği ve bunların sonucu çocuğun kendisini nasıl tanıdığı çok önemlidir.

Bu dönemlerde çocuğun bakan ve eğitim veren kişilerle yaşadığı çeşitli iletişim sorunları kalıcı olarak kişiliği etkileyebilecek problemler yaratarak uyum ve davranış bozuklukları olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Bu sorunlar anne-babanın bakım verirken yaptığı yanlışlara bağlı gelişebileceği gibi, çocuğun kendisinde olabilecek hastalıklar nedeniyle veya çevresel faktörlerin etkisi ile oluşabilmektedir. 

Çocuklarda davranış bozuklukları oluşmasındaki organik nedenlerden bazıları şunlardır:

Beyindeki birtakım normal dışı, yetersiz gelişimler;

Zeka gerilikleri

Otizm gibi yaygın gelişimsel bozukluklar

Bazı metabolizma hastalıkları

Anne babaların dikkat etmeleri gereken noktalar 
0-6 yaşları arasında anne baba tutumları çocuğun sağlıklı psikolojik gelişimini sürdürmesinde çok önemli olduğu gibi uyum ve davranış bozukluklarının önlenmesi açısından da önemlidir.

Anne-babanın çocuğun içinde bulunduğu yaş grubuna uygun olmayan davranışlar sergilemesi, çocuğun gelişim düzeyini aşan veya onun altında kalan davranış ve tutumları çocuklar için zararlıdır. 

Bu bir beklenti düzeyinde olsa ve kişi bunu ifade etmemiş olsa dahi, beklentiler anne-babanın davranışlarına yansıyacağı için çocuk bunu algılayacaktır. 

5-6 yaşındaki bir çocuğa bebek gibi davranmak veya 1-2 yaşındaki bir çocuktan, bir ilkokul çocuğuymuş gibi her şeyi yapmasını, anlamasını beklemek yanlıştır.

Çocuk erken yaşta büyük muamelesi görmeye başlarsa, yaş döneminin gerektirdiği duygusal gelişim gerekli takviye görmediğinden ileride sorunlar çıkabilir.

Büyümek ve olgunlaşmak yerine, çocuk zamanla "ben bunu yapamıyorum" hissine kapılır ve regresyon (geri dönüş)görülebilir. 

Ebeveynlerin çocukla birlikte kaliteli vakit geçirmesi, örneğin belli bir süre birlikte oturup, oyuncaklarla oynamak ve oyun saatlerini paylaşmak önemlidir.

2 yaşından itibaren çocuklarda yavaş yavaş bağımsızlık özelliklerini kazandırmak; çocuğu hem kazalardan ve tehlikelerden korumak, hem de aynı zamanda onun yapabileceği şeyleri aşama aşama yaptırabilmek önemlidir. 

Çocukta eğer aileden ayrılamama, çok ilgi bekleme gibi sorunlar varsa bunlarla ilgili muhakkak yaş grubuna uygun bir danışmanlık almak gerekir. 

Davranış bozukluklarına yol açan hatalı anne baba tutumları 
Özellikle öfke, saldırganlık, çalma, eşyaya zarar verme, kavga çıkarma, okuldan kaçma, kurallara uymama gibi dıştan da gözlemlenen davranış bozukluklarının önlenmesinde anne baba tutumları erken dönemden itibaren faydalı olabilir.

Burada, tabii ki çocuğun genetik-organik birtakım özellikleri de etkilidir ancak kuralların çok uygun ve iyi şekilde uygulandığı ortamlarda davranış bozukluklarında belirgin ölçüde azalma görülür. 

Başlıca şu hatalı anne baba tutumlarından söz edilebilir: 
Aşırı kollayıcı anne-baba tutumu: Anne-baba tarafından çocuğun her dediğinin, her isteğinin kabul edilmesi ve yapılmasıdır.

Anne baba çocuğu sevdikleri için böyle yaptıklarını düşünmekte fakat kontrol, gereksiz ve zamansız istekleri engelleyebilme, kendini avutabilme gibi çok önemli yetilerin gelişmesinin sağlanamaması nedeni ile çocuğun kendini geliştirmesine yeterli destek sağlanmamaktadır.

Modern aile kavramı altında anne babaların "çocuk için yaşama" biçimini benimsemesi sonucu çocuklara her konuda izin vermenin yanısıra, yeterli sevgi de gösterilmesi ile klasik anlamdaki deyimle çocuğun şımarık olmasına neden olunmaktadır.

Diğer bir sağlıksız ana-baba tutumu ise reddedici tutumdur. Burada çocuk ne yapsa kabul görmez, aşırı bir sınırlama vardır, her şeyine karşı çıkılmaktadır.

Devamlı eleştirisel yaklaşım sonucu çocukta benlik saygısında düşüklük ve savunma olarak da saldırgan tutumlar gelişebilmektedir. 

Davranış bozuklukları başladıktan sonra anne ve babanın sergilediği yaklaşımlar çok önemlidir.

Çocuğun vurma, kırma gibi hatalı davranışları sonrası bir şey yokmuş gibi davranmak, olayı kapatmaya çalışmak, daha çok şefkat göstermek gibi tutumlar tavsiye edilmediği gibi, verilen tepkinin düzeyinin çocukla şiddetli kavgaya girişmek, hırpalamak, dövmek gibi şiddetli olması da zararlı olmaktadır. 

Davranış bozukluklarının tedavisi 
Davranış bozukluklarının tedavisinin eğer imkan varsa çocuk ve ergen psikiyatrı tarafından planlanması önerilir.

8-9 yaşın altındaki çocuklarda çocukla bireysel görüşmeler, çeşitli testler uygulanması sonrası aile görüşmeleri, davranış terapisi yöntemleri sıklıkla kullanılır.

Daha büyük yaş gruplarında çocuğun kendisiyle yapılan terapiler ağırlık kazanmakla birlikte, tedavi süresince ailenin de bilgilendirilmesi, yönlendirilmesi, gerekirse terapiye katılması gerekmektedir.

Bazı davranış sorunları ile başvuran çocuklarda, davranış sorunlarının altında endişe ve depresyon sorunları, hiperaktivite gibi başka sorunlar olduğu tespit edilirse, bunun tedavisinin de ayrıca yapılması gerekmektedir.

Genellikle aile danışmanlığı ve psikoterapi tarzında tedavileri uygulanmakla birlikte, nedene yönelik ilaç tedavisi de ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilmektedir.

Özellikle zeka geriliği, beyin gelişmesinde bozukluk, otizm gibi nedenlere bağlı gelişen davranış bozukluklarının tedavisinde ilaçların önemli faydaları bulunmaktadır.
Çocuklar saldırgan davrandığında ne yapmalı?
Çocuklarda arkadaşlarına veya aile bireylerine vurma, ısırma, eşyaları fırlatma gibi davranışlar sık görülür ve genellikle bu davranışlar çocuğun ilgi çekmeye ilgi çekmeye çalıştığı durumlarda ortaya çıkar.

Bu saldırgan davranışların ne düzeyde olduğu önemlidir:

Çocuk bu davranışı sürekli biçimde gösteriyorsa, yaşıtlarına karşı ve sosyal ortamlarda da oluyorsa önemli olmaya başlar.

Ailede saldırgan davranışlara yol açan hatalı tutumlar neler olabilir?
1-1,5 yaşındaki çocuklar kendi hareket kabiliyetlerini keşfettikçe, ellerindeki eşyaları fırlatıp atmaya meraklı hale gelebilir veya etraflarındaki eşyalara veya bireylere vurarak oyun yaptıklarını düşünebilirler.

Bazı yetişkinler çocuğun bu davranışını gülerek karşılar veya teşvik edici davranabilirler. Böylece yetişkinler yaptıklarının bazen bilincinde olarak, bazen de farkında olmadan çocuğu etrafındaki kişilere vurmaya, bunu bir oyunmuş gibi algılamaya teşvik ederler.

0-2 yaş arası çocuklar özellikle yüz mimiklerine son derece duyarlıdır. Bir davranışına gülündüğü zaman olumlu tepki aldığını düşünür ve aynı davranışı pekiştirmeye çalışır.

Bu nedenle oluşan vurma ve saldırgan tutumlar yetişkinlerin kendi davranışlarını fark etmesi ve bu tür davranışlara sınır koyması ile kolayca düzelebilir. 

Aşırı izin verici, kural tanımayan ailelerde bu tip davranışlar sıklıkla görülmekte ve diğer bazı faktörlerinde eklenmesi ile önemli, önlenmesi ve düzeltilmesi güç davranış bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. 

Anne ve babanın çocuğu ödüllendirme sistemleri; çocuğun zamanını nasıl geçirdiği ve kurallı bir ev ortamında yaşıyor olup olmaması çocuğun davranışlarının üzerine direkt etkilidir.

Her şeyin belli kurallar dahilinde olması elbette çocuğun gelişimi için doğru değildir, fakat belli durumlarda belli kuralların olması, zararlı olmayan durumlarda ise çocuğun serbestlik içinde hareket edebilmesi önemlidir.

Örneğin yemek saatlerinin belli olması, uyku saatlerinin belli olması, çocuğun oyun oynayabileceği yerlerin belirli olması istenen bir durumken, hangi oyuncaklarla, ne oyun oynayacağına çocuğun karar vermesi sağlanabilir. 

Küçük yaşlardan itibaren çocuğu oyalamak için çok fazla televizyon seyrettirilmesi hem çocuğun sağlıklı sosyal ve psikolojik gelişimine olumsuz etki yapmakta, hem de çocuğun ebeveyn tarafından denetlenmemiş görüntülere maruz kalmasına neden olarak yanlış davranışların oluşumuna yol açabilir.

Günün her saatinde çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uymayan programlarla karşılaşma riski fazladır, çocuk televizyonda göreceği bazı uygun olmayan davranış kalıplarını taklit etmeye çalışabilir.

Yetişkin insanlar bir çizgi filmi izlediğinde iyi ve kötü karakterleri, doğru ve yanlış davranışları ayırt edebilirken, çocuklar bu tarz ayrımları yapabilecek kapasitede olmayabilir.

Çocukta kendine örnek alma ergenlik sonuna kadar sürdüğü için olumsuz karakterlerin örnek alınması veya taklit edilmesi görülebilir.

Bu konuda yapılması gereken şey çocuğun gün içinde 1-2 saati geçmeyen şekilde algılama seviyesine uygun ve olumlu karakterlerin ağırlıkta olduğu programların seçilerek izlemesini sağlamaktır.

Aile dışında saldırgan davranışların gelişmesine neden olan etmenler nelerdir? 
Saldırgan davranışların gelişmesinde aile bireylerinin tutumları dışında etkili olan önemli bir diğer faktör çevre faktörü yani, çocuğun çevreye uyumunu zorlaştıran ve olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir.

Anne babanın tutumları ve çocukla etkileşimleri dışında diğer aile bireyleri, akrabalar ve eve gelen giden kişiler, çocuğun arkadaşları, bulunduğu yuva veya okul ortamı da bu davranışların gelişmesinde veya süreğen hale gelmesinde çok önemlidir. 

Çocuğu bu tür davranışların öğrenildiği ya da yüceltildiği ortamlardan ve arkadaşlardan uzak tutmak önemlidir. Bu tür koruyucu tutumların da çocuğun bağımsızlığını önleyici olmamasına dikkat etmek ve çocuğun fikirlerinin de alınmasına olanak sağlamak da ayrıca önemlidir.

Özellikle öfke, saldırganlık, çalma, eşyaya zarar verme, kavga çıkarma, okuldan kaçma, kurallara uymama gibi dıştan da gözlemlenen davranış bozukluklarının önlenmesinde anne baba tutumları erken dönemden itibaren faydalı olabilir.

Burada, tabii ki çocuğun genetik-organik birtakım özellikleri de etkilidir ancak kuralların çok uygun ve iyi şekilde uygulandığı ortamlarda davranış bozukluklarında belirgin ölçüde azalma görülür. 

Başlıca şu hatalı anne baba tutumlarından söz edilebilir
Aşırı kollayıcı anne-baba tutumu; anne-baba tarafından çocuğun her dediğinin, her isteğinin kabul edilmesi ve yapılmasıdır. Anne baba çocuğu sevdikleri için böyle yaptıklarını düşünmekte fakat kontrol, gereksiz ve zamansız istekleri engelleyebilme, kendini avutabilme gibi çok önemli yetilerin gelişmesinin sağlanamaması nedeni ile çocuğun kendini geliştirmesine yeterli destek sağlanmamaktadır.

Modern aile kavramı altında anne babaların "çocuk için yaşama" biçimini benimsemesi sonucu çocuklara her konuda izin vermenin yanısıra, yeterli sevgi de gösterilmesi ile klasik anlamdaki deyimle çocuğun şımarık olmasına neden olunmaktadır.

Diğer bir sağlıksız ana-baba tutumu ise reddedici tutumdur. Burada çocuk ne yapsa kabul görmez, aşırı bir sınırlama vardır, her şeyine karşı çıkılmaktadır. Devamlı eleştirisel yaklaşım sonucu çocukta benlik saygısında düşüklük ve savunma olarak da saldırgan tutumlar gelişebilmektedir. 

Davranış bozuklukları başladıktan sonra anne ve babanın sergilediği yaklaşımlar çok önemlidir. Çocuğun vurma, kırma gibi hatalı davranışları sonrası bir şey yokmuş gibi davranmak, olayı kapatmaya çalışmak, daha çok şefkat göstermek gibi tutumlar tavsiye edilmediği gibi, verilen tepkinin düzeyinin çocukla şiddetli kavgaya girişmek, hırpalamak, dövmek gibi şiddetli olması da zararlı olmaktadır.

Hemen hemen tüm çocuklar, özellikle de küçük çocuklar zaman zaman zor dönemler geçirirler. Arada sırada her çocuk öfkeli davranışlarda bulunabilir ya da öfke patlamaları yaşayabilir. Yıkıcı davranışlar ise kalıcılık gösteren veya aile ya da çevredekiler açısından önemli sorunlara yol açacak derecede ciddiyet gösteren davranışlardır.

Bu şekildeki yıkıcı veya saldırgan davranışlar çocuk hangi yaşta olursa olsun ciddiyetle ele alınmalıdır. Çocuk ve ergenlerdeki yıkıcı davranışlar başlangıçta sık sık yaşanan öfke patlamaları, aşırı hırçınlık, dürtüsel davranışlar veya kolayca sinirlenme şeklinde başlayabileceğinden, bu davranışlar "geçici bir dönem" ya da "büyüyünce geçecek" bir durum olarak görülmemelidir.

Bu tür davranışlar gösteren çocukların anne-babalarının durumdan kaygı duymaları halinde bir çocuk ve ergen ruh sağlığı hekimi ile görüşmeleri gereklidir. Hekim çocuğun davranışlarını olumlu bir şekilde yönlendirme ve yönetebilmeleri için anne-babalara yol gösterecektir.

Saldırgan davranışlar şunlar olabilir 

Öfke patlamaları

Fiziksel saldırganlık

Kavga, tehdit veya başkalarına zarar verme girişimleri

Silah kullanımı

Hayvanlara karşı acımasız davranışlar

Eşyalara bilerek zarar verme

Hekim anne-babaların sorunları belirlemelerine yardımcı olabilir ve onlara çocuğun zor davranışları ile baş etmeleri için yollar gösterebilir.

Öfke nöbetleri 
Çocuk gergin ya da gerilimli olduğunda öfke nöbetleri görülebilir. Küçük çocuklarda zaman zaman görülen öfke nöbetleri normal gelişimin bir parçasıdır. Ancak öfke nöbetlerinin aşırı düzeylerde ve sürekli olması durumunda anne-babalar dikkatli olmalıdır.

Öfke nöbetleri konusunda çocuğa yardımcı olmak için onunla düzenli ve rahat zaman geçirilmesi, yaptıkları olumlu şeylerin fark edilmesi ve bunun çocuğa belirtilmesi faydalı olabilecektir.

Ayrıca kreşe başlamak, aileye yeni bebeğin katılması, anne-baba geçimsizliği gibi çocuğun stres yaşamasına neden olacak durumların olup olmadığına bakılması ve uygun önlemlerin alınması da gerekli olabilecektir.

Şiddet şiddeti getirir 
Disiplinin amacı öğretmek olmalı ve kesinlikle şiddet ya da sertlik içermemelidir. Fiziksel cezalar genellikle çocuğun davranışlarını daha da zor hale getirir.

Aile içinde şiddet görmek ya da şiddete tanık olmanın çocuk ve ergenler üzerindeki etkileri çok fazladır.

Ayrıca şiddet içeren televizyon programları ve video oyunları özellikle bu tür davranışlara meyilli çocukları fazlasıyla etkiler.

Zamanında önlem ve yardım alınmazsa?
Davranış sorunları çocuk ve ergenlerin sorun çözme ve yaşam stresleri ile baş etme kabiliyetlerini etkiler, aile ve arkadaşları ile yaptıkları normal faaliyetlerden zevk almalarını engeller.

Yıkıcı davranışlar çocuğun arkadaşlık kurmasına da engel olur ve aile ilişkilerinde sorunlara yol açabilir. Ayrıca çocuğun okul yaşamı da önemli ölçüde etkilenebilir.

Yardım alınmaması durumunda çocuk ve ergenler okulda sorunlar yaşayabilir, kanunla ilgili sorunlarla karşılaşabilir, yaşamın ilerleyen döneminde iş yaşamında ve kendi ailesini kurma ve yürütmede zorluklarla karşılaşabilirler.

Çocukların çoğu bir dönem silahların yer aldığı savaş oyunları ya da süper kahraman oyunlarını oynarlar. Özellikle dört yaş civarındaki erkek çocuklar arasında süper kahraman ya da başka bir savaş kahramanı olmak isteği yaygındır.

Konuyu ne şekilde ele alacağınız kendi inanç ve duygularınıza bağlı olmakla birlikte, bu oyunların çocuklar için ne anlama geldiğini de bilmeniz önemlidir.

Savaş oyunları konusunda uzmanlar başlıca iki şekilde görüş bildirmektedir.

Yararları neler olabilir?
Bazı uzmanlar bu tür oyunların çeşitli yararları olduğunu düşünmekte ve anne-babanın belli ölçüdeki denetimi haricinde, yasaklanmaması gerektiğini belirtmektedirler. Buna göre:

Bu oyunlar çocuk gelişimi açısından önemlidir 
Bazı uzmanlar savaş oyunlarının çocuğun gelişimi açısından önemli olduğuna inanırlar. Çocuklar her zaman askercilik ya da kovboyculuk gibi silahlı oyunlar oynarlar ancak yaşadıkları ortamda şiddet yer almıyorsa, sırf bu oyunları oynadıkları için büyüdüklerinde şiddete meyilli insanlar olmazlar.

Çocukların belli bir güç ve kontrol duygusu yaşamalarını sağlar 
Özellikle de etraflarındaki diğer şeyler kendilerini zayıf ve güçsüz hissetmelerine neden oluyorsa, bu tarz güçlü oyunlar oynamak belli bir güç ve kontrol duygusu hissetmelerini sağlar.

Çocukların öfke duygularını ifade etmelerini sağlar
Şiddet ya da saldırganlık yaşadığı için öfkeli olan çocukların, yaşadıkları ile ilgili oyunlar oynamaları duygularını ifade etmelerine yardımcı olur. Ancak bu anlamda, televizyonda izledikleri bir şeyi aynen kopyaladıkları oyunlar, kendi ürettikleri oyunlar kadar yarar sağlamaz.

Sakıncaları neler olabilir?
Bazı uzmanlar ise bu tür oyunlara izin verilmesinin çocukların şiddeti onayladığınıza inanmalarına yol açacağını düşünmektedir.

Buna göre:

Bu oyunlara izin vermeniz şiddeti onayladığınıza inanmalarına neden olabilir 
Sosyal ve politik gelişimi inceleyen diğer bazı uzmanlar da savaş oyunları oynamalarına izin verilmesinin çocukların, anne-babaların şiddet kullanmayı onayladığına inanmalarına yol açacağını düşünürler.

Bu oyunlar bazı önyargıları desteklenmesine yol açabilir 
Ayrıca savaş oyunun bazı kişi ya da gruplara karşı ön yargıları destekleyeceği düşünülmektedir. Örneğin oyundaki "kötüler" farklı bir ırk, milliyet ya da kültürel grubun mensupları olabilmektedir.

Ancak bu noktada çocukların bu tarz yaklaşımları asıl olarak etraflarında gördükleri ve duyduklarından öğrendiklerini unutmamak gereklidir.

Çocukların savaş oyunları konusunda neler yapabilirsiniz?
Kendi duygu, düşünce ve inançlarınız doğrultusunda başvurabileceğiniz çeşitli yöntemler mevcuttur. Örneğin:

Savaş oyunlarını komple yasaklayabilirsiniz 
Ancak bu çocuğun sizin yasaklamanıza rağmen oynaması ve bunu sizden gizlemesi riskini doğurur. Bu durum ise oyun hakkında çocuğunuzla konuşma fırsatına sahip olmanızı engeller.

Sınır koyabilirsiniz
Örneğin bu tür oyunların nerede ve ne zaman oynanabileceği, hiç kimsenin zarar görmemesi ve başka çocukların oyunlarına engel olmaması gibi. 

Oyuncak tabanca-tüfek gibi silahları yasaklayabilir ancak çocukların isterlerse kendi silahlarını yapmalarına izin verebilirsiniz.

Bu noktada önemli olan çocuğunuzun bunun gerçek olmadığını, yani oyundaki "kötü" adamların gerçekte kendi arkadaşları olduğunu unutmamasını sağlamanızdır.

İzin verebilir ve bundan faydalanabilirsiniz
Bu oyunlara izin verebilir ve bunları çocuğunuzun yaratıcı oyun geliştirmesine ve bu oyunun ne anlama geldiği konusunda düşünmesine yardımcı olmak için kullanabilirsiniz.

Yani çocuğunuz bu oyunları oynarken sonra ne olacağı, yaralanan düşmanın ne hissettiği, nasıl barış sağlayabileceği, savaştan sonra ne olacağı, vb. gibi sorular sorabilirsiniz.

Oyunun çocuğunuzun televizyonda gördüğü belli grupları ya da konuları içeriyor olması durumunda, daha sonra çocuğunuzla önemli konular ve değerler hakkında konuşabilirsiniz.

Gerçek yaşamları üzerinde belli bir denetime sahip olmalarını sağlayabilirsiniz
Çocuklara yaşlarına uygun seçme fırsatları vererek kendi yaşamları üzerinde belli bir denetim hissetmelerini sağlayabilirsiniz.

Kızlar yardıma gereksinim duyabilir 
Bu tür oyunlara izin veriyorsanız ve kızlar da oyuna katılmak istiyorsa, oyunda yer bulabilmek için sizin yardımınıza ihtiyaç duyabilirler.

Başka hareketli canlandırma oyunları için fırsat sağlayabilirsiniz 
Mutlaka, başka hareketli canlandırma oyunlarını da oynamaları için fırsatlarının olmasını sağlayın ve bu oyunları destekleyin. Örneğin orman kaşifleri, uzay kaşifleri, dağcılık, itfaiyecilik, vb. gibi.

Travma yaşamış çocukların oyunlarına engel olmamak gerekir 
Travma yaşayan çocuklar saldırgan oyunlar oynuyorsa engel olunmamalıdır. Bu çocukların oyunlar ve resimler aracılığı ile duygularını ifade etmeleri çok önemlidir. Yaşadıkları acı hafifledikçe olağan oyunlarına döneceklerdir. Bu gerçekleşmiyorsa bir çocuk psikiyatrından yardım alınması yararlı olacaktır.

Hemen engel olun. Saldırgan davranışa hemen engel olarak, oyunun dışına alın, ona ne yapması gerektiğini açıklayın.

Sakin olmaya özen gösterin. Bağırmak, vurmak, ona kötü bir çocuk olduğunu söylemek gibi öfkeli hareketlerden kaçınarak, önce siz kendinizi kontrol ettiğinizi gösterin. 

Net sınırlar koyun. Bu davranışları gördüğünüzde her seferinde ve derhal müdahale edin. Bir süre için ortamdan uzaklaştırın. Bu, çocuğun davranışı üzerinde düşünmesini ve sakinleşmesini sağlar. 

Alternatif yollar öğretin. Çocuk sakinleştikten sonra neler olduğunu sakince konuşun. Sinirlenmesine neden olan olayın ne olduğunu sorun, öfkelenmenin normal bir duygu olduğunu ama bunu ısırma, vurma gibi davranışlarla göstermenin doğru olmadığını açıklayın. Öfkelendiği şeyin ne olduğunu söylemesi veya bir büyükten yardım alması gibi alternatif yollar gösterin. Yaptığı davranış için özür dilemesini öğretin. 

İyi davranışları ödüllendirin. Sorun olmadan oynadığında, iyi ilişkiler kurduğunda bunu belirtip söze dökün, takdir edin. 

Televizyon seyretme süresini sınırlayın. Şiddet içeren filmleri izlemesine izin vermeyin. 

Enerjisini boşaltacağı fiziksel aktiviteler sağlayın. Özellikle ev dışı aktiviteler çocukların fazla enerjilerini boşaltmalarına yardımcı olur.
Şımarık, sınır ve kural tanımayan çocuklar
Şımarık çocuk, sınır ve kural koyulmamış, durumu kendi isteklerine göre şekillendiren ve buna rağmen çoğu zaman memnuniyetsiz olan çocuktur. Şımarık bir çocuk 2-3 yaşlarındayken şu davranışların çoğunu sergiler:

Kurallara uymaz ve kendisine yapılan öneriler konusunda işbirliği kurmaz.

"Hayır", "dur", "yapma" gibiyönergelere cevap vermez.

Kendisinden istenen herşeye itiraz eder.

İhtiyaçları ile istekleri arasındaki farkı bilmez.

Kendi istediğini yapmakta ısrar eder.

Başkalarından adil olmayan veya aşırı taleplerde bulunur. 

Başkalarının haklarına saygı göstermez.

İnsanları kontrol etmeye çalışır.

Gerilim eşiği düşüktür, kolaylıkla gerilime kapılır.

Sık sık mızıldanır veya öfke nöbetleri yaşar.

Sürekli sıkıldığından şikayet eder.

Öfke nöbetleri uzun süren, sık sık öfke nöbeti geçiren veya öfke nöbeti sırasında saldırgan davranan çocuklar depresyon veya yıkıcı davranış bozukluğu riski altında olabilir!

 

 

Küçük çocuklarda çoğunlukla açlık, yorgunluk veya aşırı uyarılma ile bağlantılı olarak görülen öfke nöbetleri normal gelişimin bir parçası olarak görülüyor ve anne-babaların bu durumu bir öğretme fırsatı olarak değerlendirmeleri tavsiye ediliyor.

 

Ancak Vaşington Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanlarının yaptığı bir araştırma genel olarak belli özellikleri taşıyan öfke nöbetlerinin daha ciddi sorunların habercisi olabildiğini ortaya koydu. Özellikle öfke nöbeti uzun süren, sık sık öfke nöbeti geçiren ve öfke nöbeti sırasında kendisine veya başkalarına zarar veren çocukların anne-babalarının dikkatli olması ve uzman yardımı alması gerekiyor.

 

Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar belli ölçülerdeki öfke nöbetlerinin doğal ve beklenen bir durum olduğunu ve sağlıklı çocukların öfke nöbetleri sırasında daha az saldırganlık gösterdiği ve nöbetlerin genellikle kısa süreli olduğunu belirtiyorlar.

 

Buna karşın uzmanlar çocuğun tutarlı biçimde aşırı öfke nöbetleri geçirmesi ve öfke nöbetlerinin neredeyse tamanında kendine veya başkalarına zarar vermesi halinde uzmana başvurmaları konusunda anne-babaları uyarıyorlar.

 

Söz konusu araştırmada Vaşington Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanları yaşları 3 ile 6 arasında değişen 279 çocuğun öfke nöbeti davranışlarını inceleyerek, sağlıklı çocukların davranışlarını daha önce depresyon veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve karşı gelme bozukluğu gibi bir yıkıcı davranış bozukluğu tanısı koyulmuş çocukların davranışları ile kıyasladılar.

 

Yüksek riskin söz konusu olduğu öfke nöbeti tipleri

Gözlemler sonucunda öfke nöbetlerinin aşağıdaki özellikleri taşıması durumunda riskin yükseldiği saptandı:

Kendine zarar vermeyi içeren öfke nöbetleri

Başkalarına veya eşyalara zarar vermeyi içeren öfke nöbetleri

Çocuğun yardım olmadan kendini sakinleştirmeyi başaramadığı öfke nöbetleri

25 dakikadan uzun süren öfke nöbetleri

Günde 5 kereden fazla veya ayda 10-20 kez arasında yaşanan öfke nöbetleri

Araştırmayı gerçekleştiren ekipten Dr. Andy Belden bunlar arasında kendisine zarar veren çocuklarda depresyon riskinin en yüksek düzeyde olduğunu belirterek bu yüksek risk taşıyan davranışların uzman yardımı alınmasını gerekli kıldığını vurguladı.

 

Dr. Belden, çocuğun öfke nöbeti geçireceği endişesi ile evden ayrılırken büyük huzursuzluk yaşayan anne-babalara bu durumu uzman yardımına almanın gerektiğini gösteren bir işaret olarak değerlendirmelerini tavsiye etti.

 

Araştırma sonuçları The Journal of Pediatrics dergisi Ocak 2008 sayısında yayınlandı.

Odasını toplamasını istiyorsunuz sizi duymamış gibi davranıyor. Yemek masasına çağırıyorsunuz televizyon izlemeye devam ediyor. Ödevini yapmasını istiyorsunuz, meşgul olduğunu söylüyor. Bir yandan peşinden koşarken, belki bininci kez bir daha yanınızdan uzaklaşmamasını söylüyorsunuz.

Anne-babaların en fazla yakındığı konulardan biri çocuklara söz dinletememek ve yapmaları gerekenleri yaptıramamaktır. Sürekli hatırlatmalar, yalvarmalar, tehditler ya da ödüllerin kalıcı bir yarar getirmemesi ve çocuğa bir türlü söz dinletemiyor olmak anne-baba ve çocuk arasında gerilimlerin yaşanmasına neden olur. 

Peki çocuğunuzun sizi dinlemesi ve söylediğiniz şeyi hemen yapması için nasıl davranmalısınız? Bu gerçekten mümkün olabilir mi?

Evet, tutarlı ve kararlı bir tutumla ve bazı konulara dikkat ederek bunu sağlamanız gerçekten mümkün! İşte ipuçları:
Uygulamakta kararlı olun
Uygulanması konusunda kararlı olamayacağınız şeyleri istemekten kaçının. Çocuğunuzdan bir şey yapmasını istediğinizde bunun yapılması konusunda kararlı olun. Çocuk duymazlıktan geldiğinde ya da mızmızlandığında isteğinizden hemen vazgeçmeniz çocuğunuza bu yöntemi her zaman kullanabileceği mesajını verir.

Önce dikkatini size çekin
Çocuğunuzdan bir şey istemeden önce mutlaka dikkatini size yöneltmesini sağlayın. Başka bir odadan bağırarak ya da çocuğunuz bir oyun veya televizyona dalmışken söylemekten kaçınmalısınız. Öncelikle çocuğunuzun dikkatini size yöneltmesini sağlamalı ve ondan sonra söyleyeceğiniz şeyi söylemelisiniz.

Sormayın
İsteklerinizi soru şeklinde dile getirmekten kaçının. Örneğin, "Ayşeciğim, şimdi oyuncaklarını toplamak ister misin?" yerine "Ayşeciğim şimdi oyuncaklarını toplaman gerekiyor" demelisiniz.

Soyut isteklerde bulunmayın
"Güzel davran", "dikkatli ol" gibi soyut ifadelerden kaçının. Sizin ve çocuğunuzun "güzel davranmanın" ne olduğu konusundaki yorumları birbirinden oldukça farklı olabilir. İstekleriniz net ve belirli olmalıdır.

Ne yapacağını söyleyin
Çocuğunuza yapmaması gerekeni değil, ne yapması gerektiğini söyleyin. Örneğin "yanımda kal" demek "sakın koşup gitme" demekten iyidir.

Takdir edin
Çocuğunuz söylediğiniz şeyi yapmaya başlar başlamaz, siz de onun bu davranışını fark ettiğinizi belli etmeli ve takdir etmelisiniz. Çocuğunuzu takdir etmek için illa da görevin tamamlanmasını beklemeniz gerekmez. Ayrıca görevini tamamlandığında, bundan dolayı ne kadar memnun olduğunuzu bilmesini de sağlayın.

Zaman sınırı koyun
Çocuğunuz örneğin 10 saniye içerisinde söylediğiniz şeyi uygulamaya başlamazsa hemen önceden belirlemiş olduğunuz örneğin molaya göndermek gibi bir disiplin yöntemini uygulamalısınız (Disiplinde Mola Yöntemi başlıklı haberimizde bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz).

İsteğinizi bir kez daha yineleyin
Mola tamamlandıktan sonra isteğinizi çocuğunuza tekrar belirtin. Söyleneni yine yapmaması durumunda tekrar mola uygulamalısınız.

Uyarılarınızı tekrarlamayın
Çocuğunuza tekrar tekrar aynı uyarıda bulunmaktan kaçınmalısınız. Çocuklar bir-iki uyarıdan sonra belirli bir isteği yerine getirmeyi öğrendikleri gibi, o isteği beş-altı uyarıdan sonra yapmayı da kolaylıkla öğrenirler!
Stresin onu boğmasına izin vermeyin
Çocuğunuzun konsantre olmakta zorlanması, içine kapanması, yalan söylemesi, zorbaca davranışlarda bulunması, otoriteye karşı gelmesi, parmak emmesi, tırnak yemesi veya uyku düzeninin bozulması stresten kaynaklanıyor olabilir.
 
Üstelik bu stresin nedeni bizzat siz olabilirsiniz!
 
Çocuklarda stresin nedenleri nelerdir?
Çocukların ihtiyaçlarını karşılayan ve rahat etmeleri için uğraşan yetişkinler çocukların dünyasını mutlu ve dertsiz bir dünya olarak görme eğilimindedir. Oysa stres herkesi etkiler ve çok küçük çocuklar bile belli ölçüde stres yaşarlar.
 
Örneğin 2 yaşındaki bir çocuk o anda kendisini memnun edecek kişinin yanında olmamasından dolayı kaygı duyabilir. Okul öncesi dönemde en büyük kaygı kaynağı anne-babadan ayrılmaktır.
 
Daha büyük çocuklarda ise akademik ve sosyal baskılar strese neden olur. Ayrıca bazen son derece iyi niyetli anne-babalar dahi çocuklarının yaşamındaki stresin artmasına neden olabilirler.
 
Örneğin yüksek performanslı anne-babalar genellikle çocuklarından beklentileri yüksek olur. Oysa çocuk anne-babası ile aynı motivasyon veya yeteneklere sahip olmayabilir.
 
Çocuklarını sporda zorlayan veya aşırı fazla sayıda faaliyete kaydettiren anne babalar da çocukta gereksiz bir stres ve gerilime neden olabilirler.
 
Çocuğun stres düzeyini yaşamında olup bitenler de artırabilir. Örneğin anne-babanın iş sorunları veya bir akrabanın hastalığına ilişkin endişeleri hakkındaki konuşmalarını ya da parasal konulardaki tartışmalarını dinlemek çocukta stres yaratır. Çocuklar anne-babalarının endişelerini kavrayınca, kendileri de endişe duymaya başladıklarından anne-babalar çocukların yanında bu tür konuları konuşurken dikkatli olmalıdırlar.
 
Ayrıca hastalıklar, sevilen birinin ölümü ya da boşanmalar da çocukta strese neden olabilir. Günlük yaşamındaki baskılara bu unsurlar da eklendiğinde çocuğun stresi artar. Temel güvenlik sistemlerinin değişmesine neden olduğundan en dostane boşanmalar dahi çocuklarda strese neden olur. Bu nedenle boşanan ya da ayrılan çiftler kesinlikle çocuklarının taraf tutmasını beklememeli ve çocukları diğer eş hakkındaki olumsuz yorumlara maruz bırakmamalıdırlar. Anne-babalar her zaman çocuğun çıkarını ön planda tutmalıdırlar.
 
Stres belirtileri nelerdir?
Çocuğun stres yaşadığını belirlemek her zaman kolay olmayabilir. Çoğunlukla şu belirtiler çocuğun stres altında olduğuna işaret eder:
 
•        Kısa süreli davranış değişiklikleri, ruh halinde iniş çıkışlar, uyku alışkanlıklarının değişmesi ve yatağa kaçırma çocukta stres belirtisi olabilir.
•        Bazı çocuklarda karın ağrısı ve baş ağrısı gibi fiziksel belirtiler görülebilir.
•        Konsantre olmada veya ödevlerini tamamlamakta zorlanabilirler.
•        Bazı çocuklar da içine kapanabilir veya yalnız başına çok fazla zaman geçirmeye başlayabilir.
•        Küçük çocuklar stres karşısında parmak emme, saç yolma veya burun karıştırma gibi yeni alışkanlıklar edinerek cevap verebilirler.
•        Daha büyük çocuklar yalan söylemeye, zorbaca davranışlar göstermeye veya otoriteye karşı gelmeye başlayabilirler.
 
Anne-babalar çocuğun stresle baş etmesi için nasıl yardımcı olabilirler?
İyi beslenme, dinlenme ve olumlu anne-baba tutumları çocuğun stresle mücadele gücünü artırabilir. Ayrıca:
 
•        Her gün çocuğunuza belli bir zaman ayırın.
•        Konuşmak istediğinde ya da sadece sizinle aynı odada bulunmak istediğinde size rahatlıkla ulaşabilmesini sağlayın.
•        Çocuğunuzun yaşı büyük de olsa, bu kaliteli zaman önem taşır. Yorgun bir şekilde işten döndükten sonra çocuğunuzla yerlere oturup oyunlar oynamak veya günün nasıl geçtiği hakkında sohbet etmek bazen çok zor gelebilir. Ancak yaşı ne olursa olsun, çocuğunuza ilgi gösterdiğinizde ona sizin için önemli olduğunu gösterdiğinizi unutmamalısınız. Bu nedenle çok kısa bir süre bile olsa, her gün çocuğunuzla baş başa ve onun yönlendirmesi doğrultusunda (birlikte tv izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak buna dahil değil!) özel zaman geçirmeniz çok yararlı olacaktır.
•        Stresin nedeni hakkında konuşarak çocuğunuza yardımcı olun. Böylece birlikte çözümler geliştirmeniz de mümkün olabilir. Örneğin okul dışı aktivitelerin azaltılması, anne-baba veya öğretmenlerle daha fazla konuşabilmesi, düzenli bir egzersiz planı oluşturmak ya da günlük tutması gibi yöntemler belirleyebilirsiniz.
•        Çocuğunuza stres yaratabilecek durumları önceden tahmin edebilmesi ve bu duruma karşı hazırlıklı olması konusunda da yardımcı olabilirsiniz. Örneğin doktor muayenesinden önce çocuğunuzla konuşabilir ve muayene sırasında neler olacağını anlatabilirsiniz.
•        Belli ölçüde stresin normal olduğunu da unutmayın. Çocuğunuza öfkelenmesinin, korkmasının, kendisini yalnız hissetmesinin veya endişe duymasının doğal olduğunu bilmesini sağlayın. Kendinizin ve başka kişilerin duygularını yakınları ile paylaştıklarını anlatın, bu paylaşımlara örnekler gösterin.
Ne zaman uzman yardımı almak gerekir?
Çoğu anne-baba çocuğun yaşadığı stres ile baş edebilecek becerilere sahiptir. Ancak çocuğun davranışlarındaki değişimlerin kalıcılık göstermesi veya stresin çocukta ciddi kaygı durumuna yol açması durumunda uzman yardımı almak gerekir.
 
Bunun yanında depresyon belirtilerine de dikkat etmek ve bu belirtilerin mevcut olması halinde uzman yardımı almak da önemlidir.

Çocuklarda da saplantı ve takıntılar hastalık boyutuna varabiliyor...
 
Çocuğunuzun size garip gelen, sürekli tekrar ettiği bazı hareketleri mi var? Tekrar tekrar yapmaktan kendini alıkoyamadığı bu davranışlar artık çocuğunuzun günlük yaşamını engellemeye mi başladı? Bu tekrarlayıcı davranışlar normal gelişimin bir parçası olabileceği gibi, obsesif kompülsif bozukluk adı verilen psikiyatrik bir rahatsızlığın işaretleri de olabilir.
 
Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) nedir?
Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) tekrarlayıcı ve rahatsızlık veren düşüncelerle karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Bu durumu yaşayan çocuklar bu düşüncelere, kaygılarını azaltan ve geçici olarak kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayan bazı davranışlarla cevap verirler. Ancak kısa bir süre içerisinde, kaygı yaratan düşünceler meydana geldiğinde belli törensel davranışları tekrarladıkları bir döngüye takılıp kalırlar. Örneğin mikroplardan ve kendisine mikrop bulaşmasından korkan bir çocuk ellerini yıkayarak saatlerini geçirebilir, hırsızlardan korkan bir çocuk gece defalarca kez uyanarak kapının kilitli olup olmadığını kontrol edebilir.
 
Bu rahatsızlık çocuklarda sık görülür mü?
Tanı olanaklarındaki gelişmeler OKB nin depresyon ve dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu ile birlikte çocuklarda en yaygın görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biri olduğunu ortaya koyuldu. Nitekim Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Akademisi de OKB nin ABD de her 200 çocuktan birini etkileyebildiğini saptadı.
 
2 yaşındaki çocuklarda dahi OKB görülebilmekle birlikte, belirtiler genellikle 5 yaşından önce fark edilir hale gelmemektedir.
 
Bu rahatsızlığın nedenleri nelerdir?
Obsesif Kompülsif Bozukluğun, beyindeki sinir hücrelerinin birbiri ile haberleşmesini sağlayan bir kimyasal olan serotonin dengesinin bozulmasını içeren biyo-nörolojik bir zemini olduğu düşünülmekle birlikte, kesin nedenleri tam olarak belirlenememiştir. Uzmanlar genetik bir yatkınlığın söz konusu olabileceğini de belirtiyorlar.
 
Ayrıca OKB nin, beyni etkileyen bir otoimmün (bağışıklık sisteminin bir nedenle vücudun belli bir bölümünü vücuttan atılması gereken yabancı madde olarak algılaması ve buraya saldırması) hastalığa neden olan streptokok enfeksiyonları ile bağlantısı olma olasılığı üzerinde de araştırmalar devam ediyor.
 
Çocuğumun davranışlarının normal olup olmadığını nasıl anlayacağım?
2-4 yaş arasındaki çocuklarda normal gelişimin bir parçası olarak bazı hafif takıntı davranışları görülebilir. Örneğin bu yaşta bir çocuk her gece uykudan önce annesinin mutlaka üç kez iyi geceler demesini isteyebilir. Ancak bu davranışlar normal olarak 4 yaş civarında kaybolur. OKB li çocuklarda ise bu törensel davranışlar anne-babada endişe uyandıran aşırı boyutlara varır. Ayrıca yaşça daha büyük çocukların kendileri de takıntıları nedeniyle kafa karışıklığı ve öfke yaşayabilir.
 
Çocukların normal törensel davranışları ile OKB ye bağlı davranışları arasındaki en önemli fark, OKB de bu davranışların çocuğun gelişimine müdahale edecek boyuta varmasıdır. OKB teşhisinde çocuk psikiyatristleri çeşitli durumların varlığını değerlendirir. Örneğin tekrar eden bu davranışların çocuk için memnuniyet yerine sıkıntı verip vermediği, bu davranışların çocuğun çok fazla zamanını alıp almadığı ve çocuğun günlük rutinini ve sosyal işlevlerini engelleyip engellemediği gibi durumlar değerlendirilir.
 
Ancak küçük çocuklar genellikle yaşadıklarını kelimelere dökmekte zorluk çektiklerinden, daha büyüklerin ise davranışlarının "delilik" olduğundan korkarak, takıntılı davranışlarını gizlice yapmaları nedeniyle durumlarının aileler tarafından farkına varılması kolay olmayabilir.

 

Anne babalar küçük çocukların cinsellikle ilgili soruları karşısında çoğunlukla ne cevap verecekleri konusunda zor durumda kalırlar. "Anne senin pipin nerede", "çocuklar karından nasıl çıkar", gibi sorular sizin beklediğinizden önce ve genellikle istenmeyen ortamlarda sıklıkla gelir. Çocuklar bu sorularla yaşadıkları dünyayı anlamaya çalışmaktadırlar. Cinselliğin biyolojik temelleri hakkında çocuk küçükken konuşmaya başlamak, ileride cinsel konular hakkında anne babanın bu konuyu çocukla rahat konuşup paylaşmasını sağlar. Bundan dolayı çocuklarınız soru sormaya başladıklarında, yaşları küçük diye onları duymazlıktan gelmeyin. Aksine kısa ve net cevaplar verin, çocuğun yaşı büyüdükçe daha uzun açıklamalar yapabilirsiniz.

Hangi yaşta cinsiyet farklılıklarından ve cinsel konulardan bahsetmek gerekir? 
Her çocuk farklı olmakla birlikte her şeyi merak edip sorular sormaya başladıklarında bu tür sorular gelebilir. 3 yaşından önce çocuğunuz cinselliği ya da bebeğin nasıl oluştuğunu merak etmiyorsa, bu konulardan bahsetmenize gerek yok. Ancak çocuğunuz bazı sorular sormaya başladıysa, bunları duymazlıktan da gelmeyip, soruları yanıtlayın. Açıklamaları, çocuğun gelişimini ve olgunluğunu dikkate alarak yapmak gerekir. Çocukların kendi vücut parçaları hakkında bilgi edinmeleri için 3 yaş civarında penis ve vajina hakkında bilgi verip, bu organların halk arasında kullanılan isimlerini ve neresi olduğu hakkında bilgilendirebilirsiniz. 

Çocuğum 4 yaşında, hiç bu konuları merak etmiyor, ne yapmalıyım?
Çocuğunuz 4-5 yaşında olduğu halde bu konuyu merak etmiyor ya da konuyla ilgili sorular sormuyorsa, onu siz yönlendirin. İlkokul dönemindeki bir çocuğun, cinsel organları, kız erkek farklılığını çoktan öğrenmiş olması gereklidir, bebeğin göbekten çıktığı, leyleklerin getirdiği şeklinde düşünmesi yaşına uygun değildir. Çocuğu bu konularda bilgilendirmezseniz, arkadaşlarından yanlış bilgiler edinebilir, fantezilerinde yanlış şeyler oluşabilir ve cinselliğin utanılacak bir konu olduğunu düşünebilir. 

Cinsel organları anlatırken nasıl bir dil kullanmalıyım? 
Anne babalar, genellikle penis için pipi, vajina için ise kuku gibi sözcükleri tercih ediyor. Ancak doğru olan çocuğunuza bu organların penis, vajina, anüs gibi gerçek isimlerini de açıklamak gerekir. Diğer isimlerin kullanılması durumunda vücut organları hakkında bilgilenme ve anlamada yanılmalar olabilir. Çocuklar arkadaşlarından değişik isimler duyup size sorabilirler, bu durumda sizin bu isimleri kullanmadığınızı, uygun olmadığını, yakışıksız olduğunu belirtin. 

2 yaşında oğlum "anne seninde pipin var mı" diye soruyor, cevaplamalı mıyım? 
2-3 yaş arası çocukların cinsiyet farkını öğrendikleri dönem olduğundan bu soru ile sıklıkla karşılaşılır. Çocuğun öğrenmesini kolaylaştırmak,kafasındaki karışıklıkları gidermek için net ve doğru cevaplar vermek gerekir. Özellikle de annede pipi olmadığını belirtmekte, aile içi rollerin öğrenilmesi açısından faydalı olur.

Çocuğum toplum içinde uygunsuz cinsel sorular soruyor, ne yapmalıyım?
Market gibi bir yerde çocuğunuz "anne senin pipin nerede" gibi uygunsuz bir soru sorarsa bu sadece çocukların aklına gelen bir şeyi hemen ifade etme özellikleri nedeniyledir. Bu durumda kızgınlık ya da utanç tepkisi vermeyin, önemli olan bilgisini doğrulamak ve durumları anlamaları için gerekli yetenekleri kazandırmaktır. Örneğin "evet kızlarda vajina, erkeklerde penis bulunur gibi doğrulayıcı bilgi verip, daha sonra soru sorma ortamları konusunda sınır koyma girişimleri yapabilirsiniz. Çocuğa bu tür konuşmalar için hangi ortamların uygun olduğunu anlatın. Çocuğa "biz nerede vücudumuz hakkında konuşuruz", "biz ne zaman vücudumuz hakkında konuşuruz", "kimlerle bu konu hakkında konuşabiliriz" gibi sorular sorup "evde veya doktorların ofisinde", "anne-baba ve doktorlarla" gibi cevaplamasını öğretebilirsiniz.

Bebekler nereden gelir sorusunu nasıl cevaplayabilirim?
Buna benzer sorular geldiğinde bu konuyu neden merak ettiğini anlamanız için, gerekirse bazı sorular sorarak, çocukları dikkatle dinlemek gerekir. Biz genellikle çocukların bu sorularla cinsellikle ilgili mekanik ve grafik detayları bilmek istediğini düşünürüz, ancak belki sadece hangi hastanede doğduğu gibi çok basit bir şeyi merak ediyor olabilirler. Bazen, bebekler annelerinden doğar gibi bir cevap merakını gidermeye yeterli olabilir. Çocuğun sorularına göre cevaplarınızı yönlendirebilirsiniz. Örneğin 4 yaşında bir çocuğa gereğinden fazla bilgi vermek şaşırmasına neden olabilir. Örneğin 4 yaşındaki çocuğa hamilelerin kişilerin çocukları karnında taşıdığı söylendiği zaman, bazı çocuklar hamile kişinin çocuğu yemiş gibi düşüncelere kapılıp şaşırabilir.

Eğer çocuğunuz şaşkın görünüyorsa ona bebeğin nasıl oluştuğu ile ilgili bilgi vermenin zamanıdır. Tam bu sırada cinsellik hakkında konuşmaya başlayabilirsiniz. Yalnız çocuklar bu soruları sorduğunda memnun olduğunuzu belirtin ve teşvik edici davranın. Bu tavır çocuğun ileriki yaşlarda da sizinle bu konuları rahat konuşmasını sağlar.

Çocuğunuza yapacağınız açıklamalarda resimli kitaplardan yararlanabilirsiniz. Çocuğunuzun, bebeğin oluşumunda babasının da rolü olduğunu öğrenmesi gerekir. 3 yaşındaki çocuğunuza, bebeğin nasıl yapıldığını ayrıntılara girmeden açıklayabilirsiniz. Bu yaş için az ve öz bir anlatım yeterlidir, açıklama şöyle olabilir: "Anne ve baba birbirlerine dokunup, öpüştüklerinde, baba annenin karnına hayat tohumu bırakıyor, sonra da bebek doğuyor." Çocuğunuz 5-6 yaşlarındaysa, cinsel organlar ve fonksiyonları hakkında anatomik bilgilerde eklenmelidir.

Çocuklar okul arkadaşları ile aramızda cinsellikle ilgili yaptığımız sohbetleri henüz bu konuda bilgisi olmayan arkadaşlarla paylaşırsa sorun olur mu? 
Çocuğunuzla bu konuları konuştuğunuzda bu konuların aile arasında konuşulduğunu her yerde konuşulmaması, arkadaşları ile paylaşmamasının daha doğru olduğunu gerektiğini ifade edin. Buna rağmen arkadaşları ile paylaşabilir, önemli bir sorun yaratmaz. 

Konudan bahsetmek için nasıl bir ortam ve zaman seçmeliyim? 
Öncelikle kendinizi bu konu hakkında konuşmak için hazır hissetmelisiniz. Ayrıca çocuğunuz da ilgili olmalı, cinsellik hakkında konuştuğunuzda çocuğunuz ilgili görünmezse, bir süre daha beklemelisiniz.

Kızınız babasına veya oğlunuz size karşı neredeyse "aşk" diyebileceğiniz türden bir ilgi göstermeye mi başladı? Kızınız sizi babasının yanına yaklaştırmak istemiyor, oğlunuz babasıyla sohbet etmenizi bile kıskanarak, araya giriyor ve ilginizi kendi üstüne çekmeye mi çalışıyor? Genellikle çocukların karşı cins ebeveyne yönelik "romantik" duygular sergilemeye başlamaları anne-babaları endişelendirir. Ancak aslında çocuğunuzun bu davranışına neden olabilecek bir hata yapmış olma endişesi ile kendinizi sorgulamanıza gerek yok...

3-6 yaş arasında normal
3-6 yaş arasındaki çocukların karşı cins ebeveyne karşı "romantik" bir sevgi beslemeye başlamaları normal ve hatta olması beklenen bir durum.

Uzmanların Odipal dönem olarak isimlendirdikleri bu dönemde çocuğunuz karşı cins ebeveynini yeni bir açıdan görmeye başlıyor. Yunan mitolojisindeki Oedipus (kim olduklarını bilmeden babasını öldüren ve annesi ile evlenen bir adam) öyküsüne dayanan bu terim çocuğun karşı cins ebeveyne romantik hislerle bağlandığı 3-6 yaş dönemini ifade ediyor.

Örneğin erkek çocuğun annesine yönelik sevgisi bağımlı bir hayranlıktan saf bir aşka dönüşür ve aniden sizin tamamen ona ait olmanızı istemeye başlar. Hatta tutkulu öpücükler vermeye, evlilik tekliflerinde bulunmaya ya da babayı dışlamaya yönelik şeyler söylemeye başlar. Örneğin "annemle ben yemek yiyoruz, baba sen odana gider misin?" veya "şu anda babama ihtiyacımız yok değil mi anne?", "bu kapıyı kilitlesem babam geldiğinde eve giremez" gibi şeyler söylemeye başlar. Elbette kız çocuğunun romantik duyguları da babaya yönelir ve dışlama girişimlerinin hedefi bu sefer anne olur.

Çok tuhaf gibi gözükse de bu, okul öncesi dönemdeki çocukların cinsel kimlik duygusunun sağlamlaşmasına ve karşı cinse yönelik sağlıklı duygular kazanmalarına yardımcı olan doğal ve olması beklenen bir gelişim aşamasıdır.

Çocuğun bazı zor ve acı verici duygular yaşamasına da neden olabilir
Çocuğun ebeveynlerden birine yönelik romantik duyguları (ve diğer ebeveynle çekişmesi) artarken, aynı zamanda suçluluk, kaygı ve korku duyguları da yoğunlaşır. Örneğin bir kız çocuğu hem annesini sevmekte ve ona özenmekte, hem de onu kıskanmakta ve kızgınlık hissetmektedir. Bu durum suçluluk duymasına ve ona ihanet etmiş gibi hissetmesine neden olur. Annesinin bu düşüncelerini anlayacağı ve kendisinden öç alacağı korkusu da bu duyguları şiddetlendirir.

Yetişkinler çocuklardan çok daha büyük ve güçlü olduklarından ebeveynin intikam alması fikri 3 yaşındaki bir çocuğu dehşete düşürür ve bu korku büyük olasılıkla bilinçaltına atılır. Daha sonra ise bu korku kötü rüyalar ya da karanlık, ölüm, canavar, köyü adam ve cadı gibi korkularla su yüzüne çıkabilir. Bu korkular aşırı olmadığı veya çocuk diğer ebeveyne aşırı derecede zıt ve karşı gelici davranışlarda bulunmadığı sürece bu durum karşısında verilecek en iyi tepki hoşgörülü olmaktır.

Nasıl davranmanız gerekir?
Çocuğunuzun davranışlarını hoş görseniz de, eşinizi sevmiyormuş gibi davranmanız ve çocuğunuzun üzülmemesi için eşinize karşı doğal, içinizden gelen sevecen duyguları göstermekten kaçınmanız da doğru değildir. Tam tersine çocuğunuzun sadakatinizin devam ettiğini görmeye ihtiyacı vardır.

Çocuğun "aşık olduğu" ebeveynin de durumu bir oyun gibi görmesi ve bu "oyuna" katılarak şaka yollu da olsa diğer ebeveyni dışlayıcı tavırlar sergilemesi de doğru değildir.

Çocuğu memnun etmek için kural ve sınırlarınızda değişiklik yapmanız (örneğin aranızda yatmasına izin vermeniz, normal olarak diğer ebeveynin yaptığı bazı şeyleri üstlenmeniz) faydadan çok zarar getirecektir.

Çocuğun annesini/babasını yenilgiye uğratabileceği ve diğer ebeveynin aşkını elde edebileceği olasılığının gerçekten mevcut olduğuna inanması kafasının daha da karışmasına ve dehşete kapılmasına neden olur.

Eşinizle ilişkinizde doğal davranmaya devam etmeniz ve aranızdaki, bir gün kendisinin de benzerini yaşamak için uğraşacağı sağlıklı bir ilişkiye tanıklık etmesi onun açısından çok daha yararlı olacaktır.

Çocuğum mastürbasyon yaparsa ne yapmalıyım? 
Mastürbasyon normal bir durumdur ve çocukların çoğu cinsel organlarına dokunurlar. Çocuğunuzu kendi bedeni ile ilgilenmesinden dolayı suçlu hissettirmeyin. Ancak dört yaş itibariyle çocuğunuza bunun mahrem bir davranış olduğunu ve başkalarının yanında yapılmaması gerektiğini anlatabilirsiniz.

Çocuğumun arkadaşları ile doktorculuk oynarken gördüm. Ne yapmalıyım? 
Tüm çocuklar doğal olarak meraklı olduklarından doktorculuk gibi oyunları oynarlar. Bu çocuğunuza "birbirinizin bedenini merak ettiğinizi biliyorum, haydi merak ettikleriniz hakkında konuşalım" diyerek bu konuda bir sohbet başlatmanız için iyi bir fırsattır. Ayrıca bunu "bedenin sana ait, dokunmasını istemediğin kişilere HAYIR diyebilirsin" şeklinde sözlerle, olası tacizlere karşı kendini korumayı öğretmek için bir fırsat olarak da değerlendirebilirsiniz.

Ayrıca güvenlikle ilgili konulara da dikkat etmelisiniz. Çocuklar genital organlarına kalem, çubuk ya da başka objeler sokarak yaralanabilirler.

Diğer yandan aynı yaştaki çocukların birlikte bu tür oyunlar oynamaları normal olmakla birlikte, bir ya da birkaç çocuğun diğerlerinden daha büyük olması endişe verici olabilir.

4 yaşındaki oğlum kız elbiseleri giyiyor ve evcilik oynuyor. Bu onun homoseksüel olmasına neden olur mu? 
Hayır. Bu tür oyunlar çocukların yetişkin dünyasını öğrenmesinin bir yoludur. Okul öncesi çağdaki çocuklar çok farklı rolleri aktif olarak denerler.

Çocuğum sık sık müstehcen kelimeler kullanıyor. Ne yapmalıyım? 
Çocuğunuzun kullandığı kelimenin anlamını bilip bilmediğini kontrol edebilirsiniz. Çocuklar çoğunlukla bu tarz kelimeleri anlamını bilmeden kullanırlar. Kelimenin anlamını açıklarsanız bir daha kullanmak istemeyebilir. Çocuğunuza öfkelendiğinde ya da kızdığında kullanabileceği daha uygun kelimeleri öğretin. Çoğu anne-baba çocuğunun müstehcen kelimeler kullanmasını istemez. Bu nedenle çocuğunuzla bu kelimelerin anlamı hakkında konuşarak, başkalarının bu kelimelerin kullanılmasından rahatsızlık duyabileceğini anlatın.

Televizyonda yer alan cinsellik konusunda ne yapmalıyız? 
Cinsel konuların ve cinsel davranışların televizyonda sunuluş biçimi çoğu anne-babayı rahatsız eder. Neredeyse tüm programlarda cinsiyet rolleri, beden imajı, duyguların nasıl ifade edileceği, evlilik ve ailenin anlamı ve insanların cinsellik konusunda nasıl iletişim kurduğu gibi birçok konuda cinsel mesajlar verilir.

Televizyonu çocuğunuzla iletişiminizi güçlendirmek amacıyla kullanabilirsiniz. Televizyonu çocuğunuzla birlikte izleyin ve çeşitli konularda sohbet başlatmanızı sağlayacak programları tercih edin. Bu fırsatları çocuğunuzla cinsellik konusunu ve aile değerlerinizi konuşmak üzere değerlendirin. Ayrıca çocuğunuzun uygun olmadığını düşündüğünüz programları izlemesini kısıtlayın.

Bebekler nereden gelir? 
Daha küçük çocuklar için "bebekler annenin karnında bulunan ve rahim ismi verilen özel bir yerde büyürler ve sonra dünyaya gelirler" şeklinde basit cevaplarla yetinin.

5 yaşından itibaren çocuklar bebeklerin nereden geldiği konusu ile daha yoğun olarak ilgilenmeye başlarlar ve daha ayrıntılı bir açıklamaya gereksinim duyabilirler. 

Çocuklarınızın tüm sorularını size sorabileceklerini bilmelerini sağlayın.

Cinsellik eğitimine erken başlamanız çocuğunuzla hem şimdi hem de ergenlik döneminde iletişim kurmanıza yardımcı olur.

Soru sorulabilir bir ebeveyn olmak için 

Çocuğunuzun bilgi almak için size başvurabileceğini bilmesini sağlayın.

Verdiğiniz bilgiyi çocuğunuz anlayana kadar tekrarlama konusunda istekli olun.

Sorular sorarak çocuğunuzun hali hazırda neler bildiğini kontrol edin.

Cevaplarınız basit olsun. Çocuğunuzun neleri anlayabileceği ve neleri anlayamayacağı konusunda düşünün.

Zaman zaman "bilmiyorum" diyebilirsiniz. Çocuğunuzla birlikte okuyabileceğiniz pek çok kitap bulabilirsiniz.

Rahatlayın. Çocuğunuzun cinselliğin insan yaşamının değerli bir parçası olduğunu anlamasına yardımcı olacaksınız. Gerekirse üreme ile ilgili bilgilerinizi gözden geçirin ve eksiklerinizi tamamlayın.

Mizahtan yararlanın ve bu öğrenme deneyimini hem kendiniz hem de çocuğunuz için eğlenceli bir hale dönüştürün.

Çocuğunuzla cinsellik konusunda konuşurken rahat olabilmek için önce kendi başınıza alıştırmalar yapın. Cinsellikle ilgili bir konuyu ayna karşısında kendi kendinize veya bir arkadaşınızla konuşun ve eşinizle çocuk ve ebeveyn rolü oynayarak ve rolleri değişerek alıştırmalar yapın.

Çocukların tacize uğraması olasılığı anne-babaların düşünmek bile istemedikleri, korkulu rüyalarıdır. Korkulanın başa gelmemesi için ise dua etmekten başka yapabileceklerimiz de var: Erken yaştan itibaren çocuklarımızı bu konuda eğitmek, istemedikleri bir durum yaşamaları halinde yapmaları gerekenleri öğretmek.

Öncelikle çocuğumuza, kimlerin kendisine dokunabileceğine, öpebileceğine ve sarılabileceğine kendisinin karar verme ve "hayır" deme hakkını vermeli, bu hakkının olduğunu bilmesini sağlamalıyız.

Herhangi birinin uygunsuz bir şekilde dokunması halinde yapabileceklerini öğretmeliyiz. Çocuklarımıza bu konuyu şu şekilde anlatabiliriz.

Birisi sana uygunsuz biçimde dokunduğunda:
- "Hayır" de ve o kişiye yaptığından hoşlanmadığını, dokunmasını istemediğini söyle.

- Hızla o kişiden uzaklaş. Hoşlanmadığın bir şekilde sana dokunan kişiden kaç. Bir daha bu kişiyle asla yalnız kalma.

- Yardım iste. Çığlık atabilirsin.

- Kendine inan. Sen yanlış birşey yapmadın.

Birisi sana uygunsuz bir şekilde dokunursa, olan biteni güvendiğin birine anlat. Tehditlerin seni korkutmasına ve sessiz kalmana neden olmasına izin verme.

Birisi sana dokunur ve bunu aranızda sır olarak saklamanızı isterse kendine şu soruyu sor: "Bu sırrı saklamak beni rahatsız ediyor mu?" Seni rahatsız eden hiçbir sırrı saklama. Anne-babana, bir akrabana, öğretmenine, doktoruna ya da güvendiğin başka bir yetişkine durumu anlat. Anlattığın kişi sana inanmazsa, güvendiğin bir başka kişiyle konuş, birisi sana inanıp yardım edene kadar vazgeçme.

Tehdit veya tacizde bulunan kişiden uzak durmak için elinden geleni yap. Kendini rahatsız veya güvensiz hissetmene neden olacak biçimde sana dokunan kişi ile yalnız kalma.

İyi dokunma 
Sevdiğin kişilerin sarılması ve öpmesi güzel birşeydir. Örneğin:

- Uyandığında annenin sana sarılması ve öpmesi. 

- Babanın iyi geceler dilmek için sarılması ve öpmesi. 

- Anneanne ve büyükbabanın ziyarete geldiklerinde herkesin birbirini kucaklaması ve öpmesi.

Kötü dokunma
Kendini rahatsız hissetmene neden olan dokunmalar genellikle kötü dokunmalardır. Birisi sana istemediğin bir şekilde dokunduğunda bunu gizlemek zorunda değilsin. Kendinin kötü olduğunu düşünme. Kötü olan sen değil, sana kötü bir şekilde dokunan kişidir. Bedenin sana aittir. Sen istemiyorsan kimse sana dokunamamalıdır. Kötü dokunmanın ne olduğunu bilmek ister misin? 

- Canını acıtan dokunma kötü dokunmadır.

- Dokunulmasını istemediğin halde sana dokunulursa bu kötü bir dokunmadır. 

- Dokunan kişi kendini rahatsız hissetmene neden oluyorsa, bu kötü bir dokunmadır. 

- Dokunma senin korkutuyor ve sinirlendiriyorsa, bu kötü bir dokunmadır.

- Birisi seni kendisine dokunmaya zorluyorsa bu kötü bir dokunmadır. 

- Dokunan kişi bunu hiç kimseye söylememeni istiyorsa, bu kötü bir dokunmadır. 

- Dokunan kişi bunu başkasına söylersen sana bir zarar vereceği tehdidinde bulunuyorsa bu kötü bir dokunmadır.

Maalesef bazı yetişkinler onlara duyduğun güveni kötüye kullanabilirler. Yanlış yapan sen değil, istemediğin bir biçimde sana dokunan kişidir. Cinsel taciz daha büyük, daha yaşlı, daha güçlü kişilerin işlediği bir suçtur. Kendini suçlama ve kimsenin de seni suçlamasına izin verme.

Çocukların cinsellik konusunu öğrenmeleri diğer konuları öğrenmeleri kadar önemlidir. Çocuklar tıpkı kollar ve bacakları gibi, cinsel organları hakkında da olumlu duygulara sahip olmalıdırlar. Çocukların erkek veya kız olmanın iyi bir şey olduğunu hissetmeye ihtiyaçları vardır. Anne-babalar çocukları ile bedenleri, cinsel duygu ve davranışları konusunda konuşurlarsa, çocuklar da bu konuları anne-babaları ile konuşmanın doğru ve doğal olduğunu öğrenirler. Çocukların sizinle rahatça konuşabilmeleri ise kendi değerlerini oluşturma ve tasnif etmelerine yardımcı olmanın önemli bir yoludur.

Çocukların cinsel gelişimi genel olarak şu şekilde özetlenebilir:

Okul öncesi dönemde 
Bebekler elleri ve ayakları haricindeki organlarını görmekte zorlandıklarından birinci yılın sonlarına dek cinsel organları ile ilgilenmezler.

Bir yaşındaki çocuklar bezleri çıkarıldığında cinsel organları ile oynayabilirler. Bu doğal meraklarının bir parçasıdır.

Üç yaşından küçük çocuklar tüm organlarının kendilerinin daimi bir parçası olduğunu bilemezler. Bu nedenle örneğin erkekler kızların penisi olmadığını gördükleri zaman kendileri de penislerini kaybedebilecekleri korkusu yaşayabilirler. 

Okul öncesi dönemdeki çocuklar bedenleri konusunda daha meraklıdırlar ve çıplak olmaktan hoşlanırlar.

Okul öncesi dönemdeki çocuklar kendi bedenlerine ve başkalarının bedenlerine bakmaktan hoşlanırlar. Bu nedenle kendi bedenine ve başkalarının bedenine bakma ve dokunmayı içeren oyunlar oynayabilirler (doktorculuk gibi).

Çoğunlukla anne-babalarının bedeniyle de ilgilenir ve dokunmak isteyebilirler.

Bebeklerin nereden geldiği ve bebeğin annenin karnından nasıl çıktığını merak ederler. Ayrıca kendilerinin nasıl doğduğunu da öğrenmek isterler. 

Üç yaş itibariyle çocuklar hangi cinsiyete ait olduklarını bilirler. Altı, yedi yaşlarında ise artık cinsiyetlerinin hiçbir zaman değişmeyecek olduğunu anlarlar.

Dört yaş civarlarında tuvaletle ilgili kelimelere ve insanların banyo ve tuvalette yaptığı şeylere büyük bir ilgi duyarlar. Çoğunlukla tuvaletle ilgili espriler yaparlar ve eğer biliyorlarsa tuvaletle ilgili uygunsuz kelimeleri kullanırlar.

İlkokul yıllarının başlarında 
Çocuklar birbirlerinin bedenine bakmak ve mastürbasyonun özel ortamlarda yapılan şeyler olduğunu bilirler.

Merakları halen devam ettiğinden, özellikle kız ve erkek tuvaletleri civarında "bakma" ve cinsel oyunlar oynayabilirler.

Çocuklar cinsel ilişki konusunda birşeyler duymaya ve bu konuda konuşmaya başlarlar. Çoğunlukla da arkadaşlarından duydukları cinsel kelimeleri kullanırlar.
Hamilelik ve doğum konusu halen ilgilerini çekmektedir.

Çocuklar aynı cinsiyetten arkadaşlarına odaklanabilirler.

İlkokulun ilerleyen yıllarında 
Çıplaklıktan utanmaya ve anne-babaları ve başkalarının yanında dikkatli olmaya başlarlar.

Arkadaşlarla cinsel sohbetler ve şakalar başlar.

Cinsel oyunlar öpüşme oyunları ve evlilikle ilgili taklit oyunlarını içerebilir.

Çocukluk bir araştırma ve keşfetme dönemidir. Sürekli bir merak ve keşif halinde olan çocuklar bedenlerini de keşfederler. Elbette bu keşfe cinsel organları da dahildir. Birbirlerine bakarak, dokunarak ve "doktorculuk" gibi cinsellikle ilgili oyunlar oynayarak öğrenmeye çalışırlar.

Çocukların cinsel içerikli oyunları konusunda şu noktaları akılda bulundurmalısınız:

Çocukların cinselliğe yönelik ilgisi ve cinsel oyunlar oyun zamanlarının tamamını kaplamaz. Bu da sadece keşfetmek ve öğrenmek istedikleri pek çok şeyden biridir.

Çocuklar için cinsel oyunlar yetişkinlerle aynı anlamı taşımaz. Çocuklar açısından cinsel oyunlar bedenleri ve cinsiyetler arasındaki farklılıklar hakkında duydukları merakı yansıtır.

Çocuklar birbirlerinin bedenlerine bakmaktan hoşlansalar da, cinsel oyunlar çoğunlukla önceden beri arkadaş olan çocuklar arasında oynanır.

Çocukların cinsel oyunlarından endişe etmek gerekir mi?
Oyun oynayan çocuklar:

Aynı yaş ve aynı büyüklükteyse,

Yapmak istemedikleri birşeyi yapmaya zorlanmıyorlarsa

Bu yaştaki bir çocuğun normal olarak bilemeyeceği şeyler yapmıyorlarsa

Endişe edilmesi de gereksizdir. Ancak bazen çocuklar bu oyunları oynarken civarda olmak ve tüm çocuklar açısından güvenli bir oyun ortamının mevcut olmasını sağlamak gerekli olabilir.

Çocuğunuzu cinsel oyunlar oynarken bulursanız 
Çocuklar genellikle diğer oyunları sevdikleri gibi cinsel oyunları da severler. Ancak çocuklar cinsel oyunlar oynarken "yakalandıklarında" genellikle utanırlar. Durmaları ve başka bir şey yapmaları istendiğinde de genellikle kabul ederler (en azından yetişkinler bakarken). Ailenin tepki verme biçimi çocukların kafasının karışması veya korkmalarına neden olabilir.

Çocukları cinsel bir oyun oynarken bulduysanız ve nasıl bir tepki vereceğinizi bilemiyorsanız, önce derin bir nefes alın ve düşünün.

Böylece onları kokutacak veya öfkelendirecek bir tepki vermemiş olursunuz.

Vermek istediğiniz mesaj ve mesajın yaratacağı etkiyi düşünün.

Vereceğiniz mesaj çocuğun cinsellik ve cinsiyetler konusunda gelişmekte olan düşünce yapısı açısından büyük önem taşıyacaktır.

Mesaj ve onu verme biçiminiz çocuğun yaşı ve olgunluk düzeyi ile uyumlu olmalıdır. Başkalarını merak etmesinin normal olduğunu ancak çocukların kendilerinin ve başkalarının cinsel organlarının özel olduğunu da öğrenmeleri gerektiğini anlatmalısınız.

Örneğin, "bedenlerinizle ilgili bir oyun oynadığınızı görüyorum. Bedenlerimizi tanımanın birçok yolu var, başkasının bedenini incelemek bunlardan biri, ama kitaplara bakarak da hem kendi bedenlerimiz hem de başkalarının bedenleri konusunda birçok şey öğrenebiliriz. Size böyle kitaplar göstermemi ister misiniz?" diyebilirsiniz.
Okul öncesi çocuklarda cinsel kimliğin gelişmesi
Çocuğunuzun 3-4 yaşlarındayken taklit ve canlandırma oyunları sırasında oynadığı rolleri izlerseniz, kendi cinsiyet özellikleri ile özdeşleşmeye başladığını görebilirsiniz. Yani, örneğin evcilik oynarken erkekler doğal bir şekilde baba rolünü, kızlar da anne rolünü oynar ve bu rollerde aileleri ve yaşadıkları ortamda gözlemlediklerini yansıtırlar.

Bu yaşta erkekler babası ya da daha büyük erkek çocuklarına, kızlar ise anne ya da ablaları veya başka daha büyük kızlara hayranlık beslerler.

Bu yaştaki çocuklar genellikle bu özdeşleşme sürecini aşırı boyutlara vardırırlar. Kızlar elbise ya da etek giymekte, oje sürmekte, makyaj yapmakta ve takı takmakta ısrar ederken, erkekler de aşırı iddiacı davranışlar sergileyebilir ve oyuncak silahlarını yanlarından ayırmayabilirler. Bu davranışlar onların kız ya da erkek olma duygularını pekiştirir.

Araştırmalar kız ve erkek çocukları birbirinden ayıran gelişimsel ve davranışsal farkların bazılarının biyolojik kökenli olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin okul öncesi çağdaki erkek çocukların çoğu daha saldırgan davranma eğilimindeyken, kızlar daha sözel davranışlarda bulunurlar.

Ancak cinsiyetle bağlantılı özelliklerin birçoğu da kültürel ve ailesel etkilerle şekillenmektedir. Örneğin anne ve babanın her ikisi de çalışıyor ve ev sorumluluklarını eşit olarak paylaşıyor olsalar bile, çocuklar televizyon, komşular, akrabalar, dergiler, reklamlar, kitaplar vb. gibi birçok yerde anne-babası ile çelişen rol modelleri görecektir.

Örneğin reklamlar, çevreden getirilen hediyeler ve yetişkinler ve diğer çocukların onaylayıcı sözleri kız çocuklarını bebeklerle oynamaya teşvik edebilir. Erkekler ise genellikle bebeklerden uzaklaşmaya (aslında bu yaşta bebeklerle oynamaktan zevk alsalar bile) ve daha hareketli oyunlara ve spora teşvik edilirler.

Gürültülü patırtılı oyun oynayan kız çocuklarına "erkek fatma" gibi isimler takılırken, aynı oyunları oynayan erkek çocuklar hareketli veya kendine güvenli, iddialı olarak tanımlanırlar. Tabii ki çocuklar bu etiketlerin ima ettiği onay ve onaylamamayı fark eder ve davranışlarını da buna göre ayarlarlar. Böylece ana sınıfı yaşına geldiklerinde çocukların cinsel kimlikleri yerleşmiş olur.

Davranışları tecrübe etmek 
Çocuğunuz bu yıllarda cinsel kimlik geliştirdiğinden, her iki cinsiyetin davranış ve yaklaşımlarını da tecrübe etmek isteyecektir. Çocuk yerleşik kültürel standartları şiddetle reddetmediği sürece bu davranışlarını önlemeye çalışmak da gereksizdir.

Örneğin oğlunuz her gün kız elbisesi giymek istiyorsa, özenli bir şekilde daha uygun giyinmesi konusunda ikna edebilirsiniz. Ancak bu isteği kalıcılık gösteriyorsa, doktorunuzla ve çocuk ruh sağlığı uzmanı ile görüşmeniz faydalı olacaktır.

Çocuğunuz flört etmek gibi yetişkinler tarafından cinsel olarak değerlendirilebilecek davranışlarda bulunabilir. Ancak bu yaşlarda olgunlaşmış cinsel isteklerin olması mümkün değildir ve flörtçü davranışları tamamen oyun amaçlı taklit davranışlarıdır.

Dolayısıyla çocuğunuzun cinsel içerikli gibi gözüken davranışlarını önlemeye çalışmanız da genellikle gereksizdir. Buna karşın cinsel davranış taklitlerinin çok fazlasıyla açık veya belirgin olması cinsel tacize uğramış olma ihtimalini düşündürdüğünden, doktoru ve çocuk ruh sağlığı uzmanı ile görüşmeniz gereklidir.

“Hiçbir yaştaki çocuk cinsel uyarımla baş etmeye hazırlıklı değildir. Cinsel aktivitenin yanlışlığını bilemeyecek iki-üç yaşındaki çocuklarda bile aşırı uyarılma ile baş edememenin yarattığı sorunlar gelişecektir.”
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan cinsel tacize uğrayan çocukların bundan nasıl etkileneceği, ailelerin cinsel tacizi önlemek ve cinsel tacize uğramış çocuklarına yardımcı olmak için neler yapmaları gerektiği konusunda bilgiler verdi...
Çocukların olan biteni söylemekten korkmaları ve yaşananları hukuksal olarak ortaya koymanın güçlüğü nedeniyle çocuk tacizlerinin sayısının resmi kayıtlara yansıyandan çok daha fazla olduğunu belirten Dr. Erdoğan, cinsel tacizin yol açacağı uzun vadeli duygusal ve psikolojik hasarın çocuk açısından yıkıcı olabileceğini vurguladı.
Cinsel taciz nedir?
Çocukların cinsel tacize uğraması diğer pek çok toplumda olduğu gibi ülkemizin de yaygın olarak görülen acı bir gerçeğidir.
Çocuğa yönelik cinsel taciz, bir yetişkin ya da yaşça daha büyük bir çocuğun çocukla yaptığı her türlü cinsel aktivitedir. Bu aktivite çocuğun cinsel organlarını okşamayı; çocuğa diğer kişinin cinsel organlarını okşattırmayı; ağız yoluyla cinsel organa dokundurmayı içerebileceği gibi çocuğun vajina ya da anüsüne cinsel organ ya da başka şeylerin sokulmasını içerebilir.
Cinsel tacizin diğer formlarının saptanması ise güç olabilir. Bir yetişkinin cinsel organını çocuğa göstermesi, çocuğa pornografik ya da açık saçık materyallerin gösterilmesi veya çocuğun pronografik materyal üretmek amacıyla model olarak kullanılmasını bunlar arasında sayabiliriz.
Kimler çocuğa cinsel tacizde bulunur?
Çocuğa yönelik taciz ebeveyn, üvey ebeveyn, kardeş ya da başka bir akraba gibi aile içindeki kişilerden veya komşu, arkadaş, bakıcı, öğretmen ya da yabancılar gibi ev dışındaki kişilerden gelebilir.
Buna karşın, tacizlerin genellikle çocuğun tanıdığı ve çocuk üzerinde otorite kullanabilecek kişilerden kaynaklandığı görülmektedir. Tacizciler çocuğu cinsel ilişkiye girmek ya da cinsel aktivitelerde bulunmak için ikna edebilir, rüşvet verebilir, kandırabilir ya da zorlayabilir. Her durumda cinsel tacizi yaşayan çocukta çeşitli stres verici duygular, düşünceler ve davranışların gelişebilir.
Hangi yaştaki çocuklar cinsel tacizden daha fazla etkilenir?
Hiç bir çocuk cinsel uyarımla baş etmeye hazırlıklı değildir. Öyle ki, cinsel aktivitenin yanlışlığını bilemeyecek iki-üç yaşındaki çocuklarda bile aşırı uyarılma ile baş edememenin yarattığı sorunlar gelişebilir.
Tacizcinin aileden biri olması çocuğu çok daha yıkıcı biçimde etkiler. Beş yaş ve daha büyük olup, tacizciyi tanıyan ve ona karşı sevgi besleyen bir çocuk, bu kişiye yönelik şefkat veya sadakat duyguları ile onunla yaşadığı cinsel aktivitelerin aşırı derecede yanlış olması duygusu arasında sıkışıp kalabilir. Çocuk cinsel tacizden uzaklaşmaya çalıştığında tacizci çocuğu şiddet uygulamak ya da artık sevmemekle tehdit edebilir. Cinsel tacizin aile içerisinde meydana gelmesi durumunda çocukta öfke, diğer aile bireylerine karşı kıskançlık ya da utanma duyguları gelişebilir veya sırrı açıklaması halinde ailenin dağılmasından korkabilir.
Çocukların taciz karşısındaki tepkisi farklılık gösterebilir. Özellikle de tacizi açıkladığında gördüğü yaklaşım çocuğun tacizi ve kendisinin bu olaydaki rolünü algılama biçimini önemli ölçüde etkiler. Kendisine inanan ve destek veren bir aile ortamının olması çocuğun travma ile baş etme ve travmanın etkilerini azaltma kabiliyetini artırır.
Cinsel taciz çocuğun ruh sağlığını nasıl etkiler?
Süreğen bir cinsel tacizin kurbanı olan çocukta düşük özsaygı, değersizlik duygusu ve cinselliğe yönelik anormal veya bozulmuş bir bakış gelişebilir. Çocuk içine kapanabilir ve yetişkinlere güvenini kaybedebilir ve intihara eğilim gösterebilir.
Cinsel tacize uğrayan çocukların bazıları başkaları ile cinsellik harici konularda bağlantı kurmakta zorlanabilirken, bazıları da yetişkin olduklarında cinsel tacizde bulunmaya veya fahişeliğe yönelebilir ya da daha başka ciddi sorunlar geliştirebilir.
Tacizin aile içinden biri tarafından yapılması; tekrarlayan nitelik arz etmesi; şiddet ve zor kullanılması veya şiddet ve zor kullanma tehdidinin olması ruhsal sorunların ağırlığını artıran unsurlardan bazılarıdır.
Hangi çocuklar risk altındadır?
Çocuğa yönelik cinsel taciz her türlü sosyoekonomik ve sosyokültürel sınıfta görülebilmekle birlikte, vakalar ve çalışmalar bazı durumların cinsel taciz riskini artırdığını göstermiştir.
Fiziksel ve zeka engelli çocukların cinsel tacizlere daha açık olduğu bilinmektedir. Bunun yanında başkalarından izole edilmiş, soyutlanmış çocukların tacize uğrama olasılığı da daha yüksektir. Arkadaşları, kardeşleri veya ailedeki yetişkinler ile iletişim şansı zayıf olan çocuklar daha yüksek taciz riski altındadır. Bazı hallerde tacizci çocuğun bu yalnızlığından yararlanırken, bazı hallerde de taciz eden çocuğu kendisini diğer kişilerden soyutlamaya zorlayabilir, teşvik edebilir, yöneltebilir.
Çocuklar cinsel tacize uğradıklarını söylerler mi?
Öncelikle çocukların cinsel tacizi sözlü olarak ifade etmelerinin çok güç olduğu bilinmelidir. Bunun nedenlerinden biri çocukların dünyasında pek çok şeyi yetişkinlerin kontrol etmesi ve çocuğun yetişkinlerin her şeyi bildiğini düşünmesidir. Özellikle de tacizi uygulayan kişinin çocuğu tehdit etmesi veya bu kişinin çocuğun tanıdığı biri olması durumunda çocuk bu kişinin otoritesini sorgulamayı aklına getirmeyebilir.
Öte yandan çocuklar neredeyse her durumda uğradıkları tacizi anlatmayı ve bunun sona ermesini isterler. Ancak kendilerine inanılmayacağından veya korunmayacaklarından korkar ya da anlatmaları durumunda bunun sonuçlarının neler olacağını bilememekten dolayı kaygı duyabilirler. Bu nedenle çocuğun cinsel tacize uğradığını söylemesi tacizin başlamasından sonra bir yıl ya da daha fazla bir süreyi alabilir. Özellikle tacizcinin aile içinden biri olması durumunda çocuk bunu hiçbir zaman açığa vurmayabilir ya da ancak yetişkin olduktan sonra açığa vurabilir. Aynı kişinin mağduru olan başka birinin konuşması veya taciz olasılığı hakkında dolaysız sorular yöneltilmesi konuşmalarını kolaylaştırabilir.
Şu unutulmamalıdır: Çocukların yalan yere taciz iddiasında bulunması veya bir yetişkinin bazı davranışlarını yanlış anlamak suretiyle taciz olarak değerlendirmeleri çok çok nadir görülen bir durumdur. Çocukların yalan yere taciz iddiasında bulunduğu son derece nadir vakalarda da bunu bir yetişkinin yönlendirmesi ile yaptıkları görülmüştür.
Tam tersi, olan bir tacizi saklamak ya da daha önce dile getirdiği bir taciz durumunu sonradan inkâr etmek, olmayan bir tacizin olduğunu iddia etmekten çok çok daha sık görülen bir durumdur.
Çocuk tacizcileri çocuğu olan biteni söylememesi konusunda aşırı derecede korkutabilir ve böyle bir durumda çocuk sadece kendisini güvende hissetmesi için özel çaba gösterilmesi (aile desteği, profesyonel yardım gibi) durumunda rahatça konuşabilir.
Mahkemeye yansımış vakalarda, çocuğun ifade vermeden önce profesyonel yardım alması olayın zamanı, yeri ve şekli konusunda daha net ve doğru ifade vermesine yardımcı olacağı gibi çocuğun bu durumdan daha az zarar almasını sağlar.
Çocuğun cinsel tacize uğradığı nasıl anlaşılır?
Genellikle cinsel tacizin dışarıdan fark edilen açık belirtileri yoktur. Bazı belirtiler ise ancak doktor tarafından yapılacak fizik muayene ile saptanabilir.
Cinsel tacize uğrayan çocuklarda şunlardan bazıları görülebilir:
•      Cinsel nitelik taşıyan her şeye karşı olağan dışı bir ilgi gösterme veya bunlardan olağan dışı biçimde kaçınma
•      Belli kişi ya da yerlere karşı belirgin bir korku sergileme
•      Kendisine herhangi birinin dokunup dokunmadığı sorulduğunda beklenmedik ya da olağandışı bir cevap alma
•      Fiziksel muayenelerden olağandışı biçimde ürkme ve kaçınma
•      Uyku sorunları veya kabuslar
•      Depresyon veya arkadaşlarından ya da ailesinden uzaklaşma
•      Başka çocukları cinsel aktivitelerde bulunmaya sevk etme teşebbüsleri
•      Mesane ya da bağırsak kontrolünü aniden yitirme
•      Bedenlerinin kirli ya da hasarlı olduğuna dair ifadeler veya genital bölgelerinde bir sorun olduğu korkusu
•      Okula gitmeyi reddetme
•      Suça yönelme veya davranım bozuklukları
•      Ketumluk
•      Resimlerinde, oyunlarında, hayallerinde cinsel tacize ilişkin unsurlar
•      Olağandışı saldırganlık
•      İntihar davranışı
Çocuğun tacize uğradığını söylemesi durumunda ebeveynler ne yapmalı?
Tacize uğrayan bir çocuğun ebeveynleri her şeyden önce sakin olmaya çalışmalı ve çocuğun söylediklerini mutlaka ciddiye almalıdırlar. Ne yazık ki tacize uğradığını söyleyen pek çok çocuk söylediklerine inanılmaması durumu ile karşılaşmakta ve bu da çocuğun yaşadıklarını yeniden ifade etme şansını azaltmaktadır. Çocuğun anlattıkları ciddiyetle ele alınmalı ve çocuğa tacizin ne olduğu açıklanarak bu olanların kendi hatası olmadığı konusunda güven verilmelidir. Ayrıca ebeveynler  en kısa zamanda durumu adli makamlara bildirmeli ve çocuğun tıbbi muayeneden geçirilmesini ve psikiyatrik yardım almasını sağlamalıdırlar.
Ebeveynler cinsel tacize uğramasını önlemek için neler yapabilirler?
Ebeveynler cinsel tacizleri önlemek ya da cinsel taciz riskini azaltmak için şunları yapabilirler:
•      Çocuğa birisi bedenine dokunmaya kalkışması ve kendisinin bir gariplik hissetmesi durumunda bu kişiye HAYIR demesini ve hemen durumu kendilerine anlatmasını istemeliler.
•      Çocuklara saygının yetişkinlere ve otorite figürlerine kayıtsız şartsız itaat anlamına gelmediğini öğretmeliler. Örneğin çocuklara öğretmen ya da bakıcının yapmasını istediği her şeyi mutlaka yapması söylenmemelidir.
•      Çocuklara yaşlarına uygun cinsel bilgileri vermeli, çocuğa her konuda olduğu gibi bu konuda da rahatlıkla konuşup kendini ifade edebileceği, sevgi ve güven ortamını sağlamalılar.
•      Okul eğitim sisteminde profesyonel önleyici programların yer alması için talep ve çaba göstermeliler.
Cinsel olarak tacize uğrayan çocuklar ve ailelerinin acil profesyonel değerlendirme ve tedavi görmeleri gerekir. Tacize uğrayan çocuklara yeniden özsaygı ve özgüven kazanmaları, tacizden kaynaklanan suçluluk duyguları ile baş etmeleri ve travmanın üstesinden gelme sürecine girmeleri için çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı hekimler yardımcı olabilir. Bu tedavi çocuğun yetişkinliğinde  ciddi sorunlar geliştirme riskini de azaltacaktır.

 

Üç yaşındaki Arda Külkedisi gibi giyinmekten hoşlanıyor... Dört yaşındaki İrem odasındaki oyuncak bebeklere bakmıyor bile, oyuncak arabalarla oynamayı tercih ediyor... Beş yaşındaki Emre futbol yerine evcilik oynamayı tercih ediyor...
“Kız oyunları” oynayan oğlanlar, “erkek gibi” davranan kızlar... Okul öncesi yaştaki çocukların karşı cinsin oyunlarından hoşlanması normal mi? Bu çocukların anne-babaları çocuklarının cinsel kimlik gelişimi konusunda endişelenmeli mi?
Kimlik bulma süreci
Bunun sadece bir oyun olduğunu belirten uzmanlar bu soruya “hayır” cevabını veriyor.
Uzmanlar, okul öncesi dönemde karşı cinsi taklit etmenin cinsiyet konusunda bir kafa karışıklığının işareti olmadığını; bunun daha çok oyundaki rollerin temsil ettiği farklı nitelikleri deneyerek kendi kimliğini bulma sürecinin bir parçası olduğunu belirtiyorlar.
Üstelik, bu "denemelerin" ise sadece giysilerle sınırlı kalmayıp, davranış ve yaklaşımları da içerebileceği vurgulanıyor.
Deneme ve keşif
Uzmanlar anne-babalar için şaşırtıcı olabilse de; okul öncesi dönemdeki çocukların gürültü patırtılı "erkek oyunları" ile yumuşak ve sakin "kız oyunları" arasında gidip gelmelerinin sık görüldüğünü; cinsel kimliğin gelişmekte olduğu erken çocukluk döneminde bunların beklenen ve hatta istenen sağlıklı bir keşif aşaması olduğunu ve çok büyük olasılıkla bunun doğal bir deneme arzusundan başka bir şeyin belirtisi olmayacağını söylüyorlar.
Anne-babaların bu durumu onaylamaması ve engellemeye çalışmasının çocuğun özgüvenini zedeleyebileceğini de belirten uzmanlar, çocukların cinsel kimliğe ilişkin önyargıları test etme isteklerinin desteklenmesi gerektiğini ve bunun kabul edilmesi ve desteklenmesinin çocuğun özgüvenine katkı sağlayacağını vurguluyorlar.
Rol modelleri önemli
Son yıllarda kadın ve erkek rolleri arasındaki çizgilerin keskinliği belli ölçüde azalmış olsa da, bu çizgiler halen varlığını devam ettiriyor. Çocuklar da kız ya da erkek olmanın anlamını çevrelerinden, arkadaşlarından ve özellikle de rol modeli olarak aldıkları anne-babalarından öğreniyor.
Dolayısıyla anne-babalara çocuklarını cinsel kimliğe ilişkin önyargılarla sınırlamaksızın ilgilendikleri konuları araştırma ve keşfetmelerine izin vermeleri tavsiye ediliyor.
Cinsiyetinden memnun olmak cinsel kimlik ile sınırlanmayı gerektirmez
Çocuklar içlerinden gelen ile cinsel kimlikleri arasında bir seçim yapmak zorunda olmamalı. Anne-babaların amacı kendini cinsel kimliği ile sınırlı hissetmeyen ancak cinsiyeti konusunda memnuniyet ve güven duyan kızlar ve oğullar yetiştirmek olmalı.
Unutmayın, bu sadece bir oyun!

 

Çocuğun akranlarından farklı bir çocuk olduğunu ilk fark edenler genellikle ebeveynleri olur. Kimi çocuk dil konusunda çok ileri beceriler gösterebilirken bir başkası olağanüstü bir müzik yeteneği sergileyebilir.

Her çocuğun birbirinden farklı olduğunu bilen anne-baba çocuğunun başarılarından gurur duymakla birlikte, bunların üzerinde çok fazla durmayabilir. Çocuk okul çağına yaklaştıkça ortaya çıkan başka özellikleriyle birlikte anne-babanın aklına “çocuğum dahi bir çocuk olabilir mi?” sorusu gelebilir.

Bazen de çocuğun normal gelişim sürecinde sergilediği gelişmeler anne-babalara olağanüstü gözükebilir ve çocuklarının dahi ya da üstün yetenekli olduğuna inanabilirler.

Acaba çocuğunuz gerçekten olağanüstü özelliklere sahip, üstün yetenekli bir çocuk mu, yoksa size mucizevî gözüken şeyler aslında her çocuğun yaşadığı normal gelişim sürecinin parçaları mı?

Parlak ve Üstün Yetenekli Çocukların Bazı Özellikleri

Tüm parlak ve üstün yetenekli çocuklar bu özelliklerin tamamına sahip olmayabilir ancak bu çocuklarda sıklıkla görülen özelliklerden bazıları şunlardır:

Olağandışı derecede ileri sözcük hazinesi ve okuduklarını kavrama düzeyi;

Sıklıkla erken yaşta okumaya başlama;

Çeşitli konulara ya da belirli bir alana yönelik büyük ilgi ve bilgi düzeyi;

Mükemmel bir hafıza; 

İlişkileri kolaylıkla görme, genellemeler yapabilme, bir alandan diğerine bilgi transferi yapabilme;

Yaratıcılık, meraklılık, inisiyatif alabilme, hayal gücü ve problem çözme becerileri;

Kendisine meydan okuyucu durumlardan hoşlanma ve çok iyi bir tartışmacı olma;

Yavaş düşünenlere karşı toleranssız olabilme;

Liderlik yetenekleri ve yaratıcı bir liderlikle ya da bir gruba hakimiyet kurma şeklinde ifade edilebilen yüksek özgüven;

Bilgiyi akranlarına kıyasla çok daha hızlı alma;

Yoğun bir şekilde konsantre olabilme ancak rutin işlerden kolaylıkla sıkılma;

Zihinsel çaba gerektiren faaliyetlerle karşılaştığında canlanma;

Kendisinden büyük çocukların ya da yetişkinlerin arkadaşlığını tercih etme;

Fazla özeleştiri yapma ve mükemmeliyetçi eğilimler gösterme; 

Akran grubu içerisinde yer edinebilmek için yeteneklerini gizleyebilir ve düşük başarı sergileyebilir;

Yüksek enerji düzeyi (bazen özellikle de küçük yaştaki çocuklarda hiperaktivite ile karıştırılabilir);

Yoğun bir şekilde daha fazla öğrenme ihtiyacı duyma ve sorular sorma;

Bireysel veya çok az denetimle çalışmayı tercih etme;

Zaman zaman dikkatini vermiyormuş veya hayal kuruyormuş gibi gözükme.

Çocuklarda görülen davranış bozuklukları dıştan gözlenen, yani ailenin ve çevredeki kişilerin gözlemleyebildiği davranış bozuklukları ve dışarıdan çok kolay gözlemlenemeyen, çocuğun yaşına göre davranış gelişimi sergileyemediği veya çevresiyle yeterli uyum düzeyini sürdüremediği davranış sorunları olarak iki gruba ayrılabilir.

Birinci grupta aileden ve çevreden en önemli şikayet ve davranış sorunu olarak bildirilen saldırgan davranışlar (arkadaşlarına, eşyalara karşı sert ve haşin davranış; birbirini dövme, kavga etme; büyüklere yönelik söz dinlememe ve karşı gelme; çalma, hırsızlık) söz konusudur.

Diğer grupta ise içe kapanıklık, aşırı bağımlılık (yaşından beklenen bağımsızlık düzeyini gösterememe), yaşının altında bir davranış düzeyi veya uyum düzeyi gösterme gibi sorunlar söz konusudur.

Davranış bozukluklarının sebepleri
Çocuklarda davranış bozukluklarının oluşmasında bazen sadece psikolojik nedenler, bazen sadece organik nedenler, bazen de her iki nedenin de etkili olduğu durumlar söz konusu olabilir.

Psikolojik nedenler arasında küçük çocuklarda en önemli faktör anne-baba-çocuk ilişkisinde sorunlar olmasıdır.

Normal çocuklarda 0-1 yaş arası anneye ya da bakıcıya karşı yoğun bir bağımlılık; 1-2 yaş arası yavaş yavaş bağımsızlaşma ve 2 yaştan 6 yaşa kadar bağımsızlaşma ve bireyselleşmenin sağlanması ile kişiliğin temelleri atılmaktadır.

Çocuğun annesiyle ya da kendisinin birinci derecede bakımını üstlenen şahıslarla (bakıcısı, diğer yakın aile bireyleri gibi) ilişkisi ve iletişimi, bu kişiler tarafından çocuğa nasıl davranıldığı, kuralların ve sınırların öğretilip öğretilmediği, çocuğa değer verilip verilmediği ve bunların sonucu çocuğun kendisini nasıl tanıdığı çok önemlidir.

Bu dönemlerde çocuğun bakan ve eğitim veren kişilerle yaşadığı çeşitli iletişim sorunları kalıcı olarak kişiliği etkileyebilecek problemler yaratarak uyum ve davranış bozuklukları olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Bu sorunlar anne-babanın bakım verirken yaptığı yanlışlara bağlı gelişebileceği gibi, çocuğun kendisinde olabilecek hastalıklar nedeniyle veya çevresel faktörlerin etkisi ile oluşabilmektedir. 

Çocuklarda davranış bozuklukları oluşmasındaki organik nedenlerden bazıları şunlardır:

Beyindeki birtakım normal dışı, yetersiz gelişimler;

Zeka gerilikleri

Otizm gibi yaygın gelişimsel bozukluklar

Bazı metabolizma hastalıkları

Anne babaların dikkat etmeleri gereken noktalar 
0-6 yaşları arasında anne baba tutumları çocuğun sağlıklı psikolojik gelişimini sürdürmesinde çok önemli olduğu gibi uyum ve davranış bozukluklarının önlenmesi açısından da önemlidir.

Anne-babanın çocuğun içinde bulunduğu yaş grubuna uygun olmayan davranışlar sergilemesi, çocuğun gelişim düzeyini aşan veya onun altında kalan davranış ve tutumları çocuklar için zararlıdır. 

Bu bir beklenti düzeyinde olsa ve kişi bunu ifade etmemiş olsa dahi, beklentiler anne-babanın davranışlarına yansıyacağı için çocuk bunu algılayacaktır. 

5-6 yaşındaki bir çocuğa bebek gibi davranmak veya 1-2 yaşındaki bir çocuktan, bir ilkokul çocuğuymuş gibi her şeyi yapmasını, anlamasını beklemek yanlıştır.

Çocuk erken yaşta büyük muamelesi görmeye başlarsa, yaş döneminin gerektirdiği duygusal gelişim gerekli takviye görmediğinden ileride sorunlar çıkabilir.

Büyümek ve olgunlaşmak yerine, çocuk zamanla "ben bunu yapamıyorum" hissine kapılır ve regresyon (geri dönüş)görülebilir. 

Ebeveynlerin çocukla birlikte kaliteli vakit geçirmesi, örneğin belli bir süre birlikte oturup, oyuncaklarla oynamak ve oyun saatlerini paylaşmak önemlidir.

2 yaşından itibaren çocuklarda yavaş yavaş bağımsızlık özelliklerini kazandırmak; çocuğu hem kazalardan ve tehlikelerden korumak, hem de aynı zamanda onun yapabileceği şeyleri aşama aşama yaptırabilmek önemlidir. 

Çocukta eğer aileden ayrılamama, çok ilgi bekleme gibi sorunlar varsa bunlarla ilgili muhakkak yaş grubuna uygun bir danışmanlık almak gerekir. 

Davranış bozukluklarına yol açan hatalı anne baba tutumları 
Özellikle öfke, saldırganlık, çalma, eşyaya zarar verme, kavga çıkarma, okuldan kaçma, kurallara uymama gibi dıştan da gözlemlenen davranış bozukluklarının önlenmesinde anne baba tutumları erken dönemden itibaren faydalı olabilir.

Burada, tabii ki çocuğun genetik-organik birtakım özellikleri de etkilidir ancak kuralların çok uygun ve iyi şekilde uygulandığı ortamlarda davranış bozukluklarında belirgin ölçüde azalma görülür. 

Başlıca şu hatalı anne baba tutumlarından söz edilebilir: 
Aşırı kollayıcı anne-baba tutumu: Anne-baba tarafından çocuğun her dediğinin, her isteğinin kabul edilmesi ve yapılmasıdır.

Anne baba çocuğu sevdikleri için böyle yaptıklarını düşünmekte fakat kontrol, gereksiz ve zamansız istekleri engelleyebilme, kendini avutabilme gibi çok önemli yetilerin gelişmesinin sağlanamaması nedeni ile çocuğun kendini geliştirmesine yeterli destek sağlanmamaktadır.

Modern aile kavramı altında anne babaların "çocuk için yaşama" biçimini benimsemesi sonucu çocuklara her konuda izin vermenin yanısıra, yeterli sevgi de gösterilmesi ile klasik anlamdaki deyimle çocuğun şımarık olmasına neden olunmaktadır.

Diğer bir sağlıksız ana-baba tutumu ise reddedici tutumdur. Burada çocuk ne yapsa kabul görmez, aşırı bir sınırlama vardır, her şeyine karşı çıkılmaktadır.

Devamlı eleştirisel yaklaşım sonucu çocukta benlik saygısında düşüklük ve savunma olarak da saldırgan tutumlar gelişebilmektedir. 

Davranış bozuklukları başladıktan sonra anne ve babanın sergilediği yaklaşımlar çok önemlidir.

Çocuğun vurma, kırma gibi hatalı davranışları sonrası bir şey yokmuş gibi davranmak, olayı kapatmaya çalışmak, daha çok şefkat göstermek gibi tutumlar tavsiye edilmediği gibi, verilen tepkinin düzeyinin çocukla şiddetli kavgaya girişmek, hırpalamak, dövmek gibi şiddetli olması da zararlı olmaktadır. 

Davranış bozukluklarının tedavisi 
Davranış bozukluklarının tedavisinin eğer imkan varsa çocuk ve ergen psikiyatrı tarafından planlanması önerilir.

8-9 yaşın altındaki çocuklarda çocukla bireysel görüşmeler, çeşitli testler uygulanması sonrası aile görüşmeleri, davranış terapisi yöntemleri sıklıkla kullanılır.

Daha büyük yaş gruplarında çocuğun kendisiyle yapılan terapiler ağırlık kazanmakla birlikte, tedavi süresince ailenin de bilgilendirilmesi, yönlendirilmesi, gerekirse terapiye katılması gerekmektedir.

Bazı davranış sorunları ile başvuran çocuklarda, davranış sorunlarının altında endişe ve depresyon sorunları, hiperaktivite gibi başka sorunlar olduğu tespit edilirse, bunun tedavisinin de ayrıca yapılması gerekmektedir.

Genellikle aile danışmanlığı ve psikoterapi tarzında tedavileri uygulanmakla birlikte, nedene yönelik ilaç tedavisi de ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilmektedir.

Özellikle zeka geriliği, beyin gelişmesinde bozukluk, otizm gibi nedenlere bağlı gelişen davranış bozukluklarının tedavisinde ilaçların önemli faydaları bulunmaktadır.
Çocuklar saldırgan davrandığında ne yapmalı?
Çocuklarda arkadaşlarına veya aile bireylerine vurma, ısırma, eşyaları fırlatma gibi davranışlar sık görülür ve genellikle bu davranışlar çocuğun ilgi çekmeye ilgi çekmeye çalıştığı durumlarda ortaya çıkar.

Bu saldırgan davranışların ne düzeyde olduğu önemlidir:

Çocuk bu davranışı sürekli biçimde gösteriyorsa, yaşıtlarına karşı ve sosyal ortamlarda da oluyorsa önemli olmaya başlar.

Ailede saldırgan davranışlara yol açan hatalı tutumlar neler olabilir?
1-1,5 yaşındaki çocuklar kendi hareket kabiliyetlerini keşfettikçe, ellerindeki eşyaları fırlatıp atmaya meraklı hale gelebilir veya etraflarındaki eşyalara veya bireylere vurarak oyun yaptıklarını düşünebilirler.

Bazı yetişkinler çocuğun bu davranışını gülerek karşılar veya teşvik edici davranabilirler. Böylece yetişkinler yaptıklarının bazen bilincinde olarak, bazen de farkında olmadan çocuğu etrafındaki kişilere vurmaya, bunu bir oyunmuş gibi algılamaya teşvik ederler.

0-2 yaş arası çocuklar özellikle yüz mimiklerine son derece duyarlıdır. Bir davranışına gülündüğü zaman olumlu tepki aldığını düşünür ve aynı davranışı pekiştirmeye çalışır.

Bu nedenle oluşan vurma ve saldırgan tutumlar yetişkinlerin kendi davranışlarını fark etmesi ve bu tür davranışlara sınır koyması ile kolayca düzelebilir. 

Aşırı izin verici, kural tanımayan ailelerde bu tip davranışlar sıklıkla görülmekte ve diğer bazı faktörlerinde eklenmesi ile önemli, önlenmesi ve düzeltilmesi güç davranış bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. 

Anne ve babanın çocuğu ödüllendirme sistemleri; çocuğun zamanını nasıl geçirdiği ve kurallı bir ev ortamında yaşıyor olup olmaması çocuğun davranışlarının üzerine direkt etkilidir.

Her şeyin belli kurallar dahilinde olması elbette çocuğun gelişimi için doğru değildir, fakat belli durumlarda belli kuralların olması, zararlı olmayan durumlarda ise çocuğun serbestlik içinde hareket edebilmesi önemlidir.

Örneğin yemek saatlerinin belli olması, uyku saatlerinin belli olması, çocuğun oyun oynayabileceği yerlerin belirli olması istenen bir durumken, hangi oyuncaklarla, ne oyun oynayacağına çocuğun karar vermesi sağlanabilir. 

Küçük yaşlardan itibaren çocuğu oyalamak için çok fazla televizyon seyrettirilmesi hem çocuğun sağlıklı sosyal ve psikolojik gelişimine olumsuz etki yapmakta, hem de çocuğun ebeveyn tarafından denetlenmemiş görüntülere maruz kalmasına neden olarak yanlış davranışların oluşumuna yol açabilir.

Günün her saatinde çocuğun yaş ve gelişim düzeyine uymayan programlarla karşılaşma riski fazladır, çocuk televizyonda göreceği bazı uygun olmayan davranış kalıplarını taklit etmeye çalışabilir.

Yetişkin insanlar bir çizgi filmi izlediğinde iyi ve kötü karakterleri, doğru ve yanlış davranışları ayırt edebilirken, çocuklar bu tarz ayrımları yapabilecek kapasitede olmayabilir.

Çocukta kendine örnek alma ergenlik sonuna kadar sürdüğü için olumsuz karakterlerin örnek alınması veya taklit edilmesi görülebilir.

Bu konuda yapılması gereken şey çocuğun gün içinde 1-2 saati geçmeyen şekilde algılama seviyesine uygun ve olumlu karakterlerin ağırlıkta olduğu programların seçilerek izlemesini sağlamaktır.

Aile dışında saldırgan davranışların gelişmesine neden olan etmenler nelerdir? 
Saldırgan davranışların gelişmesinde aile bireylerinin tutumları dışında etkili olan önemli bir diğer faktör çevre faktörü yani, çocuğun çevreye uyumunu zorlaştıran ve olumsuz yönde etkileyen faktörlerdir.

Anne babanın tutumları ve çocukla etkileşimleri dışında diğer aile bireyleri, akrabalar ve eve gelen giden kişiler, çocuğun arkadaşları, bulunduğu yuva veya okul ortamı da bu davranışların gelişmesinde veya süreğen hale gelmesinde çok önemlidir. 

Çocuğu bu tür davranışların öğrenildiği ya da yüceltildiği ortamlardan ve arkadaşlardan uzak tutmak önemlidir. Bu tür koruyucu tutumların da çocuğun bağımsızlığını önleyici olmamasına dikkat etmek ve çocuğun fikirlerinin de alınmasına olanak sağlamak da ayrıca önemlidir.

Özellikle öfke, saldırganlık, çalma, eşyaya zarar verme, kavga çıkarma, okuldan kaçma, kurallara uymama gibi dıştan da gözlemlenen davranış bozukluklarının önlenmesinde anne baba tutumları erken dönemden itibaren faydalı olabilir.

Burada, tabii ki çocuğun genetik-organik birtakım özellikleri de etkilidir ancak kuralların çok uygun ve iyi şekilde uygulandığı ortamlarda davranış bozukluklarında belirgin ölçüde azalma görülür. 

Başlıca şu hatalı anne baba tutumlarından söz edilebilir
Aşırı kollayıcı anne-baba tutumu; anne-baba tarafından çocuğun her dediğinin, her isteğinin kabul edilmesi ve yapılmasıdır. Anne baba çocuğu sevdikleri için böyle yaptıklarını düşünmekte fakat kontrol, gereksiz ve zamansız istekleri engelleyebilme, kendini avutabilme gibi çok önemli yetilerin gelişmesinin sağlanamaması nedeni ile çocuğun kendini geliştirmesine yeterli destek sağlanmamaktadır.

Modern aile kavramı altında anne babaların "çocuk için yaşama" biçimini benimsemesi sonucu çocuklara her konuda izin vermenin yanısıra, yeterli sevgi de gösterilmesi ile klasik anlamdaki deyimle çocuğun şımarık olmasına neden olunmaktadır.

Diğer bir sağlıksız ana-baba tutumu ise reddedici tutumdur. Burada çocuk ne yapsa kabul görmez, aşırı bir sınırlama vardır, her şeyine karşı çıkılmaktadır. Devamlı eleştirisel yaklaşım sonucu çocukta benlik saygısında düşüklük ve savunma olarak da saldırgan tutumlar gelişebilmektedir. 

Davranış bozuklukları başladıktan sonra anne ve babanın sergilediği yaklaşımlar çok önemlidir. Çocuğun vurma, kırma gibi hatalı davranışları sonrası bir şey yokmuş gibi davranmak, olayı kapatmaya çalışmak, daha çok şefkat göstermek gibi tutumlar tavsiye edilmediği gibi, verilen tepkinin düzeyinin çocukla şiddetli kavgaya girişmek, hırpalamak, dövmek gibi şiddetli olması da zararlı olmaktadır.

Tüm parlak ve üstün yetenekli çocuklar bu özelliklerin tamamına sahip olmayabilir ancak bu çocuklarda sıklıkla görülen özelliklerden bazıları şunlardır:
Olağandışı derecede ileri sözcük hazinesi ve okuduklarını kavrama düzeyi;
Sıklıkla erken yaşta okumaya başlama;
Çeşitli konulara ya da belirli bir alana yönelik büyük ilgi ve bilgi düzeyi;
Mükemmel bir hafıza; 
İlişkileri kolaylıkla görme, genellemeler yapabilme, bir alandan diğerine bilgi transferi yapabilme;
Yaratıcılık, meraklılık, inisiyatif alabilme, hayal gücü ve problem çözme becerileri;
Kendisine meydan okuyucu durumlardan hoşlanma ve çok iyi bir tartışmacı olma;
Yavaş düşünenlere karşı toleranssız olabilme;
Liderlik yetenekleri ve yaratıcı bir liderlikle ya da bir gruba hakimiyet kurma şeklinde ifade edilebilen yüksek özgüven;
Bilgiyi akranlarına kıyasla çok daha hızlı alma;
Yoğun bir şekilde konsantre olabilme ancak rutin işlerden kolaylıkla sıkılma;
Zihinsel çaba gerektiren faaliyetlerle karşılaştığında canlanma;
Kendisinden büyük çocukların ya da yetişkinlerin arkadaşlığını tercih etme;
Fazla özeleştiri yapma ve mükemmeliyetçi eğilimler gösterme; 
Akran grubu içerisinde yer edinebilmek için yeteneklerini gizleyebilir ve düşük başarı sergileyebilir;
Yüksek enerji düzeyi (bazen özellikle de küçük yaştaki çocuklarda hiperaktivite ile karıştırılabilir);
Yoğun bir şekilde daha fazla öğrenme ihtiyacı duyma ve sorular sorma;
Bireysel veya çok az denetimle çalışmayı tercih etme;
Zaman zaman dikkatini vermiyormuş veya hayal kuruyormuş gibi gözükme. 

Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu çocuğun odaklanma ve dürtüsel davranışlarını kontrol etme kabiliyetini etkileyen bir nörodavranışsal bozukluktur. Çocukluk döneminde en fazla görülen kronik durumlardan biri olan Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu tedavi edilmediği takdirde çocuğun normal bir yaşam sürme kabiliyetini engelleyen ciddi sorunlara yol açabiliyor.
Çocuğum bazı harfleri söyleyemiyor
3 yaşında bir çocuğun kelime hazinesi yaklaşık 300-500 kelimeden oluşur. Üç ile beş kelimeden oluşan cümleler kurabilir ve artık bazı kelimeleri doğru telaffuz edemese de, söylediği şeylerin çoğunun yabancı biri tarafından dahi anlaşılır hale gelmiş olması beklenir. Ben, sen, o, biz, siz gibi zamirleri de öğrendikten sonra, sizi sürekli bir soru yağmuruna tutacağı yeni bir döneme de girmiş olacaksınız!

Bu yaşlarda çocuğunuz sürekli, durmaksızın konuşuyor gibi mi geliyor size? Bu onun yeni kelimeler öğrenme, bunları kullanma ve bunlarla düşünmeye başlama sürecinin önemli bir unsurudur. Bu dönemde bazı harfleri doğru telaffuz edemeyebilir. Örneğin "r" harfi yerine (örneğin "para" yerine "pava" gibi) "v" harfini, "k" harfi yerine "t" harfinin (örneğin "kedi" yerine "tedi" gibi) kullanıldığı yaygın olarak görülmektedir. 5 yaşından sonra da devam etmediği müddetçe kaygı uyandıracak bir durum değildir. 

Öte yandan bu dönemde belli ölçüde kekeleme görülmesi de normaldir. Çocuğunuz dil gelişimi açısından büyük bir aşama kaydetmek üzere olduğundan, kelimeleri bir araya getirmesi bazen güç olabilmektedir. Hızla gelişen beyni doğru kelimeleri doğru yere yerleştirmeye çalışmaktadır. Bu süreçte ilk kelimeyi veya ilk heceyi (sadece ilk harfi değil) peş peşe defalarca tekrarlaması mümkündür. Birçok aile bu durumu kekeleme olarak adlandırmaktadır, ancak genellikle hiçbir müdahaleye gerek kalmaksızın, 5 ya da 6 yaşında kendiliğinden kaybolmaktadır. Konuşma gelişirken ortaya çıkan bu tür aksamalarda ilgi çektiği için pekişme olmamasını sağlamak, çocuğun özgüvenini sarsmamak için üzerinde durmamak, düzeltme yapmamak gerekir. 

Çocuğunuzun dil gelişimini desteklemek açısından en faydalı yöntem bol bol kitap okumaktır. Kitap okumak hem yeni kelimeler öğrenmesini sağlayacak, hem de resimlerle kelimeleri ilişkilendirmeyi öğrenecektir. Aynı şekilde onunla konuşmak ve onu dinlemek de çok etkili olacaktır. Yemek, uyku öncesi ve otomobilde geçirilen süreleri onunla birebir konuşmak ve onu gerçekten dinlemek için birer fırsat olarak değerlendirmelisiniz. Herhangi birşey için hangi kelimeyi kullanacağını bilmediği zaman büyük ihtimalle "bu ne" diye soracaktır. Bu sorularını cevaplandırırken onun kelime hazinesine yeni katkılar yapabilirsiniz. Örneğin çiçeklere bakarak "güzel çiçekler" dediğinde "evet, bu pembe çiçekler çok güzel kokuyor" şeklinde bir cevap vererek onun söylediklerini genişletebilir ve ilaveler yapabilirsiniz. O anda gözüyle görmediği şeyleri ya da olayları tanımlamasını da isteyebilirsiniz. Örneğin rüyasında bir cadı gördüğünü söylediğinde, cadı büyük müydü, küçük müydü, ne giymişti, ne yapıyordu, konuştu mu, gibi sorular sorabilirsiniz. Bu konuşma iki amaca hizmet edecektir: hem korkularını ve duygularını ifade etmiş olacaktır, hem de kelime hazinesi zenginleşecektir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda beynin bazı alanları daha geç olgunlaşıyor, ancak aradaki fark zamanla kapanıyor....
 
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan çocuklarda beynin bazı bölgeleri diğer çocuklara göre biraz daha geç olgunlaşıyor. Ancak beyin gelişimi gecikmeli olsa da, normal biçimde seyrediyor.
 
ABD Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü uzmanlarının araştırmasında DEHB li çocuklarda beyin olgunlaşmasındaki gecikmenin beynin düşünme, planlama ve dikkatle ilgili bölümü olan dış katmanında (korteks) belirgin olduğu saptandı.
 
Uzmanların 223 DEHB li çocukta gerçekleştirdiği Manyetik Rezonans Taraması (MRI) korteksdeki 40.000 alanın en yüksek kalınlığa ortalama 10.5 yaşında ulaştığı görüldü. Bu gelişim DEHB sorunu olmayan çocuklarda ortalama 7.5 yaşında gerçekleşiyor.
 
Ancak hem DEHB li çocuklar hem de diğer çocuklarda beyin olgunlaşması arkadan öne doğru ilerliyor ve farklı bölgeler farklı yaşlarda en yüksek kalınlaşma düzeyine ulaşıyor.
 
DEHB li çocuklarda korteks olgunlaşmasının gecikmeli ancak normal şekilde gerçekleştiğinin ortaya koyulması aileler açısından olduğu gibi, pek çok çocuğun zamanla bu sorunu aşmasının nedenini de açıklıyor.
 
Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar bu bulguların, DEHB in korteks olgunlaşmasındaki bir gecikmeden kaynaklandığına dair teorileri desteklediğini ve bu gecikmenin genetik kökenleri ve DEHB nu ortadan kaldıracak tedavi yöntemlerini araştıracaklarını belirttiler.
 
Araştırma sonuçları Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinin 12 Kasım 2007 tarihli sayısında yayınlandı.

 

Farklı yaşlardaki çocukların boşanma karşısındaki tepkileri farklıdır. Çocuğun yaş ve gelişim düzeyi boşanmaya vereceği tepkiyi de etkiler. Bu nedenle, çocukların boşanmanın olumsuz etkilerinden en iyi şekilde korunması için, anne-babaların çocukların farklı yaşlarda verdikleri tepkileri bilmeleri ve tutum ve davranışlarında uygun düzenlemeleri yapmaları önemlidir.

0-2 yaş 
Bu yaştaki çocuklar tutarlılık ve rutin konusunda hassastır ve tanıdık şeyler (tanıdık kişiler, kendi yatağı, oyuncakları vb) onları rahatlatır. Bu yaşlardaki bebek ve çocuklar çok fazla değişiklik veya ani ayrılıklar nedeniyle strese girebilirler. Bu yaş grubundaki çocuklar özellikle bakım veren kişiden ayrılıklara karşı hassastırlar. Ayrılık kaygısı içe dönüklük, huzursuzluk öfke nöbetleri veya saldırganlık davranışları ile kendini gösterebilir. Bebeğin stres içinde olduğunu gösteren diğer işaretler ise huysuzluk ve ağlamanın artması, yeme veya uyku alışkanlıklarında değişiklikler olmasıdır. 

3-5 Yaş
Bu yaştaki çocuklar tutarlı bir bakıma ihtiyaç duyarlar, ancak çocuğun uzun dönemli hafızası ve dil becerileri de gelişmekte olduğundan daha bağımsızdır. Bu yaş grubundaki çocuğun stres altında olduğunu gösteren işaretler sürekli ayrılmakla ilgili kaygılar, parmak emme, yatak ıslatma, öfke nöbetleri gibi daha önce sergilediği davranışlara geri dönme, yeme reddi ve gece boyunca uyku sorunları yaşamasıdır. Sürekli mızmızlık ve size ya da eşinize yönelik öfke de gözlenebilir. 

6-8 Yaş
6-8 yaş arasında çocuklar sevildiklerinden emin olabilmek için her bir ebeveyn ile özel zaman geçirmeye ihtiyaç duyarlar. Adil davranma büyük önem kazanabilir; çocuk hem sizin hem de eşinizin kendisi ile eşit zaman geçirmesini isteyebilir. Bu yaştaki çocuklar kimin suçlu veya kimin hatalı olduğu gibi konularla da ilgilidir. Bu nedenle boşanan eşe karşı duyulan öfke nedeniyle karşı tarafı suçlayıcı sözlerden kaçınılmalıdır. Çocuklar ailenin yeniden birleşmesi konusundaki ümitlerini dile getirebilir, durumun gerçekliğini tüm çıplaklığı ile kavrayabilmesi için her iki ebeveynle de ayrı ayrı ve bol bol zaman geçirmelerinin sağlanması faydalı olur. Çocuğun mutsuzluk duyguları üzüntü, öfke veya saldırganlık şeklinde kendini gösterebilir. Arkadaşlarıyla veya okulda sorunlar yaşayabilir veya şikayetleri karın ağrıları veya baş ağrıları gibi fiziksel belirtiler şeklini alabilir. 

9-12 Yaş
Bu yaş çocukları anne-babalarından ayrı aktivitelerle daha fazla meşgul olurlar. Boşanmış anne-babalar birbirine yakın ikamet ediyorsa, her ikisiyle de dengeli zaman geçirmek işe yarayabilir, ancak ergenlik öncesi çağdaki çocuklar değişen önceliklerine zaman sağlamak amacıyla farklı düzenlemelere gereksinim duyabilirler. Okul, toplumsal ilgiler ve arkadaşlık bu yaş grubundaki çocuklar açısından öncelik taşımaya başlar. Bu yaş çocukları anne ve babadan birinin tarafını tutmaya çalışabilir. Buna hazırlıklı olmak ve durumu kişisel bir alınganlık konusu yapmamak gerekir. Bu yaş grubunda stres belirtileri arkadaşlarla ilgili sorunlar, yalnızlık, depresyon, öfke veya baş ve mide ağrısı gibi fiziksel belirtiler ve öğrenme sorunları olarak ortaya çıkar. 

Boşanmalarda sık rastlanılan hatalı durum ebeveynlerin sıkıntılarını çocukla paylaşmasıdır; bu durum, "Mert benim en yakın arkadaşım, biz onunla her şeyi paylaşırız" gibi sözlerle ifade edilir. Bu durumlarda çocuklar duygusal olarak zor durumda olan bir ebeveyni kendi duygusal sağlığı pahasına desteklemeye veya ona bakmaya zorlandığında bu ebeveyn ile rol değişimleri görülebilir. Bu çocuk açısından sağlıklı bir durum değildir. Ailede rol değişiminin yaşandığını farkeden ebeveynler kendilerine başka duygusal destek kaynakları bulmaya çalışmalı ve çocuğun sırtından bu yükü indirmelidirler.

13-15 Yaş 
Bu yaş grubundaki çocuklar her iki ebeveynden de tutarlı bir destek beklerler ancak yaşam düzenlemelerinde her iki ebeveynle de dengeli zaman geçirmeyi kabul etmeyebilirler. Boşanma suçunu ebeveynlerden biri veya her ikisine yükleyebilirler ve tek bir yerde kalmayı veya sürekli yer değiştirmeyi talep ederek kontrol sahibi olmaya çalışabilirler. Depresyon, içe kapanma, ruh durumunda sürekli değişmeler, sigara, alkol veya diğer uyuşturucuların kullanımı, cinsel aktivite veya devamlı karşı gelme davranışları ergenin sorun yaşadığını gösterebilir. Bu sorunlar boşanmayla ilişkili olsun ya da olmasın, ergenin hayatını etkileyen ciddi sorunlardır ve dışarıdan yardım alma ihtiyacının ortaya çıktığına işaret eder. 

16-18 Yaşlar
Bu yaş grubundaki ergenler kendi bağımsızlıklarını oluşturmaya ve sosyal ve okul faaliyetlerine odaklanırlar ve anne-babalarının sorunları konusunda hoşgörüsüz olabilirler. Bu yaş grubundaki ergenler halen desteğe ihtiyaç duymakla birlikte, sürekli ebeveynler için endişelenmekten artık yorulmuş olabilir. Ergenlerle sık sık duyguları hakkında konuşmak yararlı olabilir. Ergenler anne-babalarını mutlu görmek isteseler de, anne babalarının başka insanlarla birlikte olması karşısında karışık duygular beslerler. Anne ya da babanın başka biriyle çıkmasını hoş görmenin diğer ebeveyne sadakatsizlik olacağını düşünebilirler. Yardım ihtiyacı içinde olan gençler davranış sorunları yaşayabilir, depresyon belirtileri gösterebilir, okul performansı düşebilir, evden kaçabilir veya yasalarla başı derde girebilir.

Hemen hemen tüm çocuklar, özellikle de küçük çocuklar zaman zaman zor dönemler geçirirler. Arada sırada her çocuk öfkeli davranışlarda bulunabilir ya da öfke patlamaları yaşayabilir. Yıkıcı davranışlar ise kalıcılık gösteren veya aile ya da çevredekiler açısından önemli sorunlara yol açacak derecede ciddiyet gösteren davranışlardır.

Bu şekildeki yıkıcı veya saldırgan davranışlar çocuk hangi yaşta olursa olsun ciddiyetle ele alınmalıdır. Çocuk ve ergenlerdeki yıkıcı davranışlar başlangıçta sık sık yaşanan öfke patlamaları, aşırı hırçınlık, dürtüsel davranışlar veya kolayca sinirlenme şeklinde başlayabileceğinden, bu davranışlar "geçici bir dönem" ya da "büyüyünce geçecek" bir durum olarak görülmemelidir.

Bu tür davranışlar gösteren çocukların anne-babalarının durumdan kaygı duymaları halinde bir çocuk ve ergen ruh sağlığı hekimi ile görüşmeleri gereklidir. Hekim çocuğun davranışlarını olumlu bir şekilde yönlendirme ve yönetebilmeleri için anne-babalara yol gösterecektir.

Saldırgan davranışlar şunlar olabilir 

Öfke patlamaları

Fiziksel saldırganlık

Kavga, tehdit veya başkalarına zarar verme girişimleri

Silah kullanımı

Hayvanlara karşı acımasız davranışlar

Eşyalara bilerek zarar verme

Hekim anne-babaların sorunları belirlemelerine yardımcı olabilir ve onlara çocuğun zor davranışları ile baş etmeleri için yollar gösterebilir.

Öfke nöbetleri 
Çocuk gergin ya da gerilimli olduğunda öfke nöbetleri görülebilir. Küçük çocuklarda zaman zaman görülen öfke nöbetleri normal gelişimin bir parçasıdır. Ancak öfke nöbetlerinin aşırı düzeylerde ve sürekli olması durumunda anne-babalar dikkatli olmalıdır.

Öfke nöbetleri konusunda çocuğa yardımcı olmak için onunla düzenli ve rahat zaman geçirilmesi, yaptıkları olumlu şeylerin fark edilmesi ve bunun çocuğa belirtilmesi faydalı olabilecektir.

Ayrıca kreşe başlamak, aileye yeni bebeğin katılması, anne-baba geçimsizliği gibi çocuğun stres yaşamasına neden olacak durumların olup olmadığına bakılması ve uygun önlemlerin alınması da gerekli olabilecektir.

Şiddet şiddeti getirir 
Disiplinin amacı öğretmek olmalı ve kesinlikle şiddet ya da sertlik içermemelidir. Fiziksel cezalar genellikle çocuğun davranışlarını daha da zor hale getirir.

Aile içinde şiddet görmek ya da şiddete tanık olmanın çocuk ve ergenler üzerindeki etkileri çok fazladır.

Ayrıca şiddet içeren televizyon programları ve video oyunları özellikle bu tür davranışlara meyilli çocukları fazlasıyla etkiler.

Zamanında önlem ve yardım alınmazsa?
Davranış sorunları çocuk ve ergenlerin sorun çözme ve yaşam stresleri ile baş etme kabiliyetlerini etkiler, aile ve arkadaşları ile yaptıkları normal faaliyetlerden zevk almalarını engeller.

Yıkıcı davranışlar çocuğun arkadaşlık kurmasına da engel olur ve aile ilişkilerinde sorunlara yol açabilir. Ayrıca çocuğun okul yaşamı da önemli ölçüde etkilenebilir.

Yardım alınmaması durumunda çocuk ve ergenler okulda sorunlar yaşayabilir, kanunla ilgili sorunlarla karşılaşabilir, yaşamın ilerleyen döneminde iş yaşamında ve kendi ailesini kurma ve yürütmede zorluklarla karşılaşabilirler.

3 yaşındaki kızınız kreşten kendisine ait olmayan bir oyuncak getirdi, ancak oyuncağın kendisine ait olduğunu, bunu ona bahçeye gelen peri kızının verdiğini söylüyor.

Bunu yetişkinlerin söylediği türden bir yalan ve hırsızlık olarak değerlendirip, alarma geçmenize gerek yok.

Okul öncesi çocukları gerçekle hayali olanı birbirinden ayırmayı öğrenme sürecindedirler. Ayrıca son derece ben merkezcidirler ve düşüncelerinin ve dileklerinin bazı şeylerin olmasını sağladığına içtenlikle gerçekten inanırlar. Bu durum "büyüsel düşünce" olarak adlandırılır. Çocuk çok istediği bebeği ona peri kızının verdiğini söylerse, bebeği peri kızının vermiş olmasını sağlayacağına içtenlikle inanır.

Okul öncesi çocuğu "doğrunun" ne olduğunu da bilemez. Bu nedenle okul öncesi çocuğunuz yalan söylediğinde bunu sizi aldatmak için yapmaz. O söylediği ya da istediği şeyin doğru olduğuna inanır. Örneğin "bebeğim parka gitmek istediğini söyledi" dediğinde bebeğin konuşamadığını biliyordur esasında. Kendisi parka gitmek istemektedir ve bu, onun bu isteğini ifade etme şeklidir. Ayrıca zaten ona göre herkes parka gitmek ister. Böyle durumlarda okul öncesi çocuğunuzun bu gerçek dışı öyküleri neden anlattığını anlamaya çalışmalı ve ona gerçek ile hayali olanı birbirinden ayırması konusunda yol göstermelisiniz.

Öte yandan dürüstlüğün önemini kavraması için doğruyu söylediğinde bunu takdir etmek, yalan söylediğinde ise yalanını kabul ettirmeye çalışmak yerine, sonuç üzerinde durmak doğru olacaktır. Örneğin bebeği peri kızının vermediği konusunda ısrar etmek yerine, bu gibi durumlarda "bebeği çok beğendiğini biliyorum ama yarın bunu kreşe geri götürmeliyiz" demek şeklinde bir tutum benimserseniz, uzun vadede çocuğunuza sorgulamalarda cevap yetiştirme becerisi yerine, bir hatayı tamir etme becerisini kazandırmış olursunuz. Son olarak iyi bir rol modeli oluşturmanın her zaman altın kural olduğunu unutmamalısınız.

7-8 yaşlarından itibaren ise çocuklar gerçek ile yalan arasındaki farkı tam olarak anlayabilirler. 8 ile 9 yaşlarından itibaren ise çocukların çoğu doğru ve yanlışı anlarlar. Bu yaşlarda ahlak duygusunun gelişmesi ile çocuk bir yalan söylediğinde kendisini kötü hisseder (yalan söylemeye devam etse dahi).

Okul çağı çocukları şu nedenlerle yalan söyleyebilir veya bir şey çalabilir: 

Dikkat çekmek için
Yapmak istemediği bir şeyden kurtulmak için (örneğin okula gitmemek için karnının ağrıdığını söylemek gibi)

Yetişkinleri test etmek için (öğretmeni kandırıp kandıramayacağını anlamak için, başka bir şehre taşınacağını söylemek gibi)

Temennisel düşünüş (örneğin Afrika’ya hiç gitmediği halde bunun olmasını çok istediği için arkadaşlarına gitmiş olduğunu söylemek gibi)

Birşeyin acısını çıkarmak için (örneğin kendisini öfkelendiren bir arkadaşı hakkında yalan söylemek ya da onun birşeyini almak gibi)

Cesaret gösterisi yapmak için (özellikle erkek çocuklarda, örneğin komşunun bahçesinden birşey alarak ya da bir "kahramanlığını" abartarak arkadaşlarına anlatmak gibi)

Çalma
Küçük çocukların anne-babalarının cüzdanından para aldığını duymak bizleri çok da şaşırtmaz. Para onlara istedikleri herşeyi alabilmelerini sağlayan sihirli birşey gibi gözükür! Küçük çocuklara para kazanmanın ne kadar zor olduğunu ve neden para kazanmak gerektiğini ve neden başkalarının parasını alamayacağımızı izah etmek gereklidir. Küçük çocukların para ve sahip olma kavramlarını ve özellikle de konunun ahlaki yönünü öğrenmeleri gerekir. Katı kurallar empoze etmek yerine başkalarının parasını ve eşyasını neden alamayacağımızı izah etmek önemlidir. Örneğin "cüzdanımdan para aşırırsan seni mahvederim" diyerek davranışı ceza korkusu ile kontrol etmeye çalışmış oluruz.

Sekiz yaş ve üzeri çocuklar ise çalmanın neden yanlış olduğunun bilincindedir. Buna rağmen çalmaya devam etmesi halinde, aldıklarını iade etmesi ve özür dilemesinde ısrarcı olmalısınız. Çocuğunuzla bu davranışının neden yanlış olduğu konusunda konuşmalı ve gerekirse ceza da vermelisiniz (TV süresini kısıtlamak, bilgisayarı kısıtlamak gibi).

Yalan
Okul öncesi çocuklar gerçek ile hayali birbirinden çok iyi ayıramadıkları veya bir sorun yaşamaktan kurtulma şeklinde anlayışla karşılanabilecek bir arzusundan dolayı "meyve suyunu bebek döktü" ya da "parkta bir dinozor gördüm" gibi öyküler uydurabilmektedirler. 6 yaşındaki çocuk ise uzaya yolculuğu oyunu oynarken gerçekten uzay gemisine binmemiş olduğunu bilir. Ancak bazen, özellikle de hoşuna gitmeyen birşey yaşadığında, küçüklüğünde çok işine yarayan hayal dünyasına geri dönmek ona daha kolay gelebilir. Çocuğunuz bazen de ceza korkusu ile yalana başvurabilir. Buna karşın genel olarak okul çağı çocuklarının daha dürüst davranmaları beklenir. 

Çocuklar ancak 7-8 yaşından itibaren gerçek ve yalan arasındaki farkı bilir, dolayısıyla bu yaştan önce söyledikleri yetişkinlerin anladığı anlamda yalan söylemek değildir. 8-9 yaşından itibaren ise çoğunlukla doğruyu ve yanlışı ayırabilecek olgunluktadırlar. Gelişen vicdan ve ahlak duygusu yalan söylediklerinde kendilerini kötü hissetmelerine neden olur, ancak buna rağmen yalan söylemeye devam etmeleri mümkündür.

Çocuk şu nedenlerden dolayı yalan söylüyor olabilir: 

Temennisel düşünüş: Bu çocuğun arkadaşlarını etkilemesini ve isteğinin gerçekleşebileceğini hayal etmesini sağlar. Örneğin arkadaşının onu kıskandıracak bir oyuncağı varsa, aynı oyuncaktan kendisinin de olduğunda ısrar eder. Bu davranış genellikle sekiz-dokuz yaşlarında azalır.

Hayal ile gerçeği ayırmakta zorlanmak: Sekiz yaşından daha küçük çocuklar genellikle birşeyi çok çok isterlerse o şeyin olabileceğine inanırlar.

Anne-babayı memnun etmeye çalışmak: Ödevimi bitirdim, dişlerimi fırçaladım gibi. 7 yaşından büyük çocuklar kontrol edeceğinizi bilirler ama gene de sizi memnun etmek isterler. O anda bu ona yalanının yakalanmasından çok daha önemli gelebilir.

Sevgi ve onayınızın bazı şartlara bağlı olduğunu zannedebilirler: Matematikte sınıf birincisi oldum, basketbol takımına seçildim gibi.Sizin onayınızı almanın dürüst olmaktan daha önemli olduğunu zanneder.

Cezadan kurtulmak: Çocuk ne kadar ağır cezalandırılıyorsa, bundan kurtulmak için de o kadar yalan söyleyecektir.

Çocuğun yanlış birşey yapsa bile onu sevmeye devam edeceğinizi bilmesi çok önemlidir. Dürüstlüğün her zaman en iyi yöntem olduğunu öğrenmesi gereklidir.

Siz nasıl davranmalısınız?

"Temennilere" cevap verin: Çocuğunuz bir "temennisini" dile getirdiğinde bunu fark ettiğinizi belirtin. Örneğin "Afrika’ya gitmek istiyorsun, inşallah bir gün olur", gibi.

Net olun: Yalan söylemesini istemediğinizi, gerçek bazen mutsuzluk verici olsa da dürüstlüğü tercih ettiğinizi vurgulayın.

Sevginizi gösterin: Ders durumu ne olursa olsun, ya da yarışmalarda kazansın ya da kaybetsin, onu her durumda seveceğinizi net bir şekilde belirtin.

Çok sert tepkiler vermeyin: Ceza korkusu yalanı alışkanlığa dönüştürebilir. Bağıracağınızdan ya da vuracağınızdan korkmadan gerçeği söyleyebilmelidir. Sakin davranın, aşırı tepki göstermeyin. Cezalar ise mutlaka çocuğun yaşına uygun olmalıdır.

Onaylamadığınızı gösterin: Çalmayı kesinlikle onaylamadığınızı ve bu konuyu büyük bir ciddiyetle ele aldığınızı gösterin.

Her bir vakayı çocuğunuzla tartışın ve davranışının neden doğru olmadığını izah edin.

Gerçekleri öğrenin: Olayı çocuğunuzun ağzından da mutlaka dinleyin.

Başkalarının eşyalarını kaybetmekten dolayı ne kadar üzüleceklerini vurgulayın.

Çocuğunuzun yanlışından kazanç sağlamasına izin vermeyin: Çaldığı şeyi mutlaka iade edin.

Çocuğunuza parayı öğretin: Paranın kazanılan bir şey olduğunu kavramasına yardımcı olabileceği için bazı ev işleri karşılığında belirli bir harçlık verme konusunu düşünün. Onu baştan çıkaracağını düşünüyorsanız etrafta para bırakmayın.

İlgi çekmek için daha iyi yöntemler bulmasına yardımcı olun.

Her insanda zaman zaman korkular oluşması normaldir. Korku belli zamanlarda ve belli oranlarda olduğu zaman kişi için faydalı olabilir. Büyük bir ateşe yaklaşmaktan korkmak yanma tehlikesini önlerken, sınavlar öncesinde yaşanan korku ve sıkıntı daha fazla çalışmaya neden olarak faydalı etki yapabilir. Bazen de korku haz duygusu yaşatabilmektedir, bu nedenle korku filmi izleyerek bu duyguyu yaşamaya çalışırız.

Korku durumunda neler olur? 
Doğumdan itibaren her insanda tehlikelerden korunmak için bir tehlike durumunda "savaş ya da kaç" cevabı verme yetisi bulunur. Bu durumda vücutta kalp çarpıntısı, hızlı soluk alıp verme gibi değişiklikler gözlenir. Örneğin bir aslanla karşılaşıldığında iki seçenek vardır: İlk tepki kaç ve ondan uzaklaş iken; ikinci seçenek bir sopa, silah gibi bir nesneyle aslanın üzerine gitmektir. Günümüzde bu tepkileri günlük hayatta ilişkilerde bulunduğumuz insanlara karşı kullanırız. Kaba, sorunlu bir insanla karşılaştığımızda benzer şekilde iki seçenek kullanırız. Ya ilk tepki olarak tartışmayı uzatmadan çekip uzaklaşırız ya da ikinci tepki olarak sorunu çözmeyecek olsa bile, tartışmaya devam ederiz. 

"Savaş ya da kaç" cevabı için, insan vücudunda hızlı ve doğru davranabilmek amacıyla birtakım hazırlıklar olur. Beyine ve kaslara daha fazla kan göndermek için kalp hızlı atmaya başlar. Vücudun oksijen tüketimini karşılamak için akciğerler hızlı solunuma başlar. Göz bebekleri daha iyi görmek için büyür, sindirim ve boşaltım sistemi de daha önemli organların öncelikli görev yapması için yavaşlar.

Anksiyete (kaygı, sıkıntı) nedir? 
Normalde savaş ve kaç cevabı, tehlikeli durumlarda ortaya çıkar. Tehlikeli bir durum olmadığı halde, savaş ve kaç cevabının ortaya çıkması durumuna anksiyete denir. Anksiyete ile birlikte göğüste sıkıntı hissi, karın ağrısı, baş dönmesi ve kötü bir şeyler olacak beklentisi gibi değişiklikler de görülür. Anksiyetenin şiddetli olması halinde günlük faaliyetlerde çalışamama, öğrenememe, uyuyamama gibi aksamalar görülür.

Bazı çocuklarda anksiyete herhangi bir zamanda ve sık olarak oluşabilir. Diğer bazı çocuklarda ise evden ayrılmak, yabancı bir yere gitmek gibi özel durumlarda ortaya çıkabilir. Bazı çocuklarda da endişe ve kaygı devamlı olarak bulunarak, yapmak istedikleri şeyleri yapmalarına engel olabilir. Özel durumlara (yükseklik, böcekle vs) karşı çok şiddetli anksiyete oluşması durumuna ?fobi? denir. 

Anksiyete niçin oluşur? 
Anksiyete genellikle ailesel geçiş gösterir. Büyük felaketler, araba kazası gibi bazı olaylardan sonra da gelişebilir. Bazı tıbbi hastalıklar, birtakım ilaçlar, alkol kullanımı gibi durumlar da anksiyeteye yol açabilir. 

Anksiyete öncesinde ve sonrasında beyindeki bazı kimyasal maddelerin dengesinde değişiklikler olur. Bunlardan en önemlisi ?serotonin? maddesidir, bu madde anksiyete durumlarında artar veya azalır.

Bazı bilim adamlarına göre beyinde "savaş ve kaç" cevabını düzenleyen merkezde bozukluklar oluşur, bu da cevabın sürekli aktif halde tutulmasına neden olur.

Anksiyete ile Başa Çıkma Yolları
Anksiyete kolaylıkla ve rahatlıkla tedavi edilebilir. Çocuklar sıkıntı ve kaygılarının şiddetli olduğunu ve onları bazı aktivitelerden alıkoyduğunu ifade ettiğinde anne-babanın bir doktora başvurması gereklidir. Önce tıbbi bir hastalık veya bir ilacın sebep olup olmadığı ortaya çıkarılır. Tıbbi neden yoksa çocuk ruh sağlığı hekiminin önereceği anksiyeteyi azaltıcı önlemler kullanılır. Bireysel terapotik görüşme, gevşeme egzersizleri veya ilaç kullanılan yöntemlerdendir.

Fobi Nedir? 
Fobi her türlü korku için kullanılmaz. Çünkü küçük çocuklar için bazı şeylerden korkmak (havlayan bir köpek, karanlık, gök gürültüsü vs.) normal bir durumdur. Fobi ise bir durumdan veya bir nesneden aşırı derecede, sürekli olarak korku duymaktır. Fobisi olan çocuk, nesne veya durumla karşılaştığı her durumda aşırı derecede anksiyete, kaygı duyar. Bundan dolayı durum ve nesneyle karşılaşacağı ortamlardan uzak kalmaya çalışır. Örneğin, asansörden korkan bir çocuk sekizinci kata bile merdivenle çıkmayı tercih eder. Korkulan durum ve nesneyle karşılaşması konusunda ısrar edilirse, anksiyete çok şiddetlenerek panik haline gelebilir.

Panik Atak Nedir? 
Dışarıdaki korkulan bir duruma karşı veya korkulacak bir durum olmadığı halde nedensiz ortaya çıkabilen çok sıkıntı verici bir durumdur.

Kişide titreme, terleme, hızlı nefes alma, boğulma hissi, baş dönmesi, mide bulantısı, kalp çarpıntısı, ölüm korkusu gibi belirtiler gözlenir. 

Çocukta kaçamayacağı, kontrol edemeyeceği bir şeylerin olacağı duygusu hakimdir, aklını kaçırma duygusu da sık görülür. Panik atak çok kısa sürelidir fakat tekrarlaması sıktır.
Çocuğunuz utangaç mı yoksa daha ciddi bir sorunu mu var?
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan çocuklarda utangaçlık hakkında bilgiler vererek, uzman yardımı alınmasını gerektiren durumları anlattı.

Utangaç çocuğa nasıl yardımcı olabilirsiniz?
Çocuklarda utangaçlık yaygın olarak görülür ve farklı yaşlarda farklı biçimler alabilir. Ayrılma korkusu, yeni ortamlardan korkma ve sosyal ortamlarda tutukluk utangaçlığın belirtileridir. Çoğunlukla anne-babalar ve öğretmenler sosyal veya gelişimsel aktivitelerden geri kalmamaları için utangaç çocukları bu aktivitelere dahil etmeye çalışırlar.

Çocuğunuza yardımcı olmak için şu noktalara dikkat edin:

Eleştirel yorumları azaltın
Çocuk zaten yargılanmaktan ve olumsuz şekilde değerlendirilmekten korktuğu için bu önemlidir.

Aşırı korumacı olmayın
Bu da çocuğun beklentilerini düşürerek utangaç davranışını pekiştirebilir.

Hazırlıklı olun
Çocuğun utangaçlık yaşayabileceği durumları önceden tahmin edin ve çocuk için bu ortamda ulaşması gereken makul bir hedef belirleyin. Bazı anne-babalar bu hedefe ulaşması karşılığında ödül sunarak çocuğu değişim için motive etmektedirler.

Aceleci davranmayın
Yavaş ve aşamalı bir ilerleme bekleyin ve çocuğunuza aşırı baskı yapmaktan kaçının.

Öğretmenle işbirliği edin
Çocuğunuzun öğretmenleri ve bakıcıları ile işbirliği ederek çocuğunuzun utangaçlığının üstesinden gelmesinde en yararlı olduğunu gördüğünüz teknikleri onlara da aktarın.

Etiketlemeyin
Çocuğu utangaç olarak etiketlemekten kaçının.

Utangaçlığın ötesinde bir durum söz konusu olabilir mi?
Çocuğunuzun utangaçlığı, kaygı ve korkuların baskın, kalıcı bir hal alarak günlük yaşamını engelleme boyutuna varıyorsa, anksiyete bozukluğu yaşıyor olması mümkündür.

Anksiyete bozuklukları çocuk ve yetişkinleri etkileyen ve en sık görülen psikiyatrik hastalıklar arasında yer alır. Bu hastalıklara biyolojik ve çevresel etmenlerin bir kombinasyonun neden olduğu düşünülmektedir. Buna karşın tanı koyulduktan sonra tedavi edilme şansı oldukça yüksektir.

Anksiyete bozukluklarının türleri 
Çocuklarda üç tür anksiyete bozukluğu görülür:

Ayrılma anksiyetesi bozukluğu

Genel anksiyete bozukluğu

Sosyal anksiyete bozukluğu

Ayrılma anksiyetesi bozukluğu 
Ayrılma anksiyetesi bozukluğu tipik olarak yedi ile dokuz yaşlar arasında en fazla görülür. Belirtileri bakan kişiyi kaybetme konusunda aşırı endişelenme, okula gitmeyi reddetme, kabuslar ve aşırı derecede kaybolma, kaçırılma veya ölüm korkusudur.

Genel anksiyete bozukluğu 
Genel anksiyete bozukluğunda çocuk her konuda aşırı derecede endişe ve kaygı besler. En az altı aylık bir dönem içerisinde bu çocukların karın ağrısı, baş ağrısı gibi fiziksel şikayetlerde bulundukları gün sayısı şikayet etmedikleri günlerden daha fazladır. Belirtileri başka hastalıklarla benzerlik gösterdiğinden çoğunlukla genel anksiyete bozukluğunun teşhisi güç olur.

Sosyal anksiyete bozukluğu 
Sosyal anksiyete bozukluğunda sosyal ortamlarda aşırı kaygı söz konusudur ve ortalama olarak 11-12 yaşlarında ortaya çıkar. Utangaç çocuklar zamanla yeni ortamlara ısınırken, sosyal anksiyete bozukluğu olan çocuk ortamdan tamamen uzak durur ve kalp çarpıntıları, baygınlık, aşırı terleme ve kızarma gibi fiziksel şikayetler de görülür. Sosyal anksiyete bozukluğu yaşayan çocukların depresyon, uyuşturucu istismarı ve okuldan kaçma riski artabilir.

Tedavi 
Çocuğunuzun herhangi bir anksiyete bozukluğu yaşadığından şüphe ediyorsanız, zaman geçirmeden bir çocuk ve ergen ruh sağlığı hekimine başvurmalısınız. Hekim çocuğa uygulayacağı tedavilerin yanında anne-baba olarak çocuğunuza nasıl yardımcı olacağınız konusunda size de önerilerde bulunacaktır.

Çocukların çoğu kardeşlerinin doğumu ile yoğun bir kıskançlık yaşarlar. Esasında, çocukların istekleri süreklilik göstermez, değişkendir ve bu istek ve dileklerin çoğu kendi fikri gibi görünse de anne ve babanın isteklerini yansıtır. Bu durum kardeş isteyen çocukların bu isteği gerçekleştikten sonra neden kardeşini kıskandığı, hatta ona düşman gibi davrandığını anlamada yardımcı olur.

Bu nedenle, çocuk için diğer önemli kararlarda olduğu gibi kardeş isteğinin gerekliliğine de anne ve babanın karar vermesi gerekmektedir. Anne-babanın beden ve ruh sağlığı, ailenin ekonomik gücü, doğacak çocuğun bakımına ilişkin sorumlulukların paylaşılması bu kararın verilmesinde asıl etkili faktörlerdir.

Kıskançlık insanoğlunun en doğal, en evrensel duygularından birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamak olarak tanımlanabilir.

Çocuk için en değerli varlık anne olduğuna göre onu başkalarıyla paylaşmak kolay bir duygu değildir. Sevgilisini başkasının kolunda gören bir erkekle, annesini, kucağında "yabancı" bir çocukla gören kardeşin duyguları benzerlik gösterir. 

Kardeş doğumu bu ve diğer nedenlerle çocuk için zorlayıcı bir yaşam olayıdır. Gebeliğin ve yeni doğan çocuğun annede oluşturduğu bedensel güçlükler ve yorgunluklar, çalışan annenin zamanının önemli bir bölümünü çocuk bakımına ayırması gibi nedenler eve gelen bu yabancı yüzündendir.

Gelen çocuğun cinsiyetinin farklı olması, beceriksizliği, yoğun bir ilgi ve bakıma gereksinimi olması onun daha çok sevildiği şeklinde yorumlanmakta ve kıskançlık artmaktadır.

Annenin yeni doğan bebekle birlikte oluşacak güçlüklerini hafifletebilmek için çocuğun kreşe verilmesi ya da odasının ayrılması gibi değişiklikler de bu duyguyu artıracak, yeni uyum sorunlarına neden olacaktır.

Çocukla kardeşi arasındaki yaş farkı ne kadar azsa kıskançlık o denli büyük olmaktadır. Henüz anneye gereksinimin sürdüğü 3 yaşından küçük çocuklarda anne ilgisinin azalması nedeniyle yeni kardeşe tepkisi büyük olabilir. İkinci, üçüncü kardeşin kabullenilmesi ise daha kolay olmaktadır.

Kardeş kıskançlığı doğal bir duygudur, sevgi ve kıskançlık-nefret zaman zaman yoğunlaşır ve zaman içinde de bu yoğunluğunu kaybeder. Çocuklar dünyaya yeni gelen kardeşlerini hemen sevmek zorunda değildir.

Olumsuz duygular anlayışla karşılanmalı ve bu duyguların hissedilmesinin normal olduğu belirtilmeli, duyguların ifade edilmesi yüreklendirilmelidir ("arasıra ben de kızıyorum, beni beceriksizliği yüzünden uğraştırıyor, ona çok zaman harcıyorum, seni sevmediğimi düşünme, eskisi kadar seviyorum, ben de kardeşim doğduğunda kıskanmış ve kızmıştım", gibi cümlelerle kendi duygularınızı ifade ederek, onun da duyguları hakkında konuşmasını teşvik edebilirsiniz).

Anne-baba bebeği, çocuğun önünde gösterişli bir biçimde okşayıp sevmekten kaçınmalıdır, ama büyük çocuğun sevgi paylaşımını kabullenmesinin kolaylaşması için küçük bebeğin sevildiğini görmesi de sağlanmalıdır.

Çocuklar kardeşe farklı tutumlar sergileyebilir:

Sevgi gösterilerinde bulunabilir (annenin kendisinden uzaklaşmaması için)

Abartılı sevgi gösterilerinde bulunabilir (kardeşinin yanağını okşarken biraz fazla sıkma, ağlatacak ölçüde kucaklama, kaza ile yere düşürme gibi)

Etkilenmemiş gibi davranabilir.

Bebekle ilgiliymiş gibi görünmeyen davranış değişiklikleri olabilir (huysuzluklar, hırçınlıklar, tutturmalar, isteği yapılmadığında ağlama, tepinme gibi).

Çocukların çoğu bir dönem silahların yer aldığı savaş oyunları ya da süper kahraman oyunlarını oynarlar. Özellikle dört yaş civarındaki erkek çocuklar arasında süper kahraman ya da başka bir savaş kahramanı olmak isteği yaygındır.

Konuyu ne şekilde ele alacağınız kendi inanç ve duygularınıza bağlı olmakla birlikte, bu oyunların çocuklar için ne anlama geldiğini de bilmeniz önemlidir.

Savaş oyunları konusunda uzmanlar başlıca iki şekilde görüş bildirmektedir.

Yararları neler olabilir?
Bazı uzmanlar bu tür oyunların çeşitli yararları olduğunu düşünmekte ve anne-babanın belli ölçüdeki denetimi haricinde, yasaklanmaması gerektiğini belirtmektedirler. Buna göre:

Bu oyunlar çocuk gelişimi açısından önemlidir 
Bazı uzmanlar savaş oyunlarının çocuğun gelişimi açısından önemli olduğuna inanırlar. Çocuklar her zaman askercilik ya da kovboyculuk gibi silahlı oyunlar oynarlar ancak yaşadıkları ortamda şiddet yer almıyorsa, sırf bu oyunları oynadıkları için büyüdüklerinde şiddete meyilli insanlar olmazlar.

Çocukların belli bir güç ve kontrol duygusu yaşamalarını sağlar 
Özellikle de etraflarındaki diğer şeyler kendilerini zayıf ve güçsüz hissetmelerine neden oluyorsa, bu tarz güçlü oyunlar oynamak belli bir güç ve kontrol duygusu hissetmelerini sağlar.

Çocukların öfke duygularını ifade etmelerini sağlar
Şiddet ya da saldırganlık yaşadığı için öfkeli olan çocukların, yaşadıkları ile ilgili oyunlar oynamaları duygularını ifade etmelerine yardımcı olur. Ancak bu anlamda, televizyonda izledikleri bir şeyi aynen kopyaladıkları oyunlar, kendi ürettikleri oyunlar kadar yarar sağlamaz.

Sakıncaları neler olabilir?
Bazı uzmanlar ise bu tür oyunlara izin verilmesinin çocukların şiddeti onayladığınıza inanmalarına yol açacağını düşünmektedir.

Buna göre:

Bu oyunlara izin vermeniz şiddeti onayladığınıza inanmalarına neden olabilir 
Sosyal ve politik gelişimi inceleyen diğer bazı uzmanlar da savaş oyunları oynamalarına izin verilmesinin çocukların, anne-babaların şiddet kullanmayı onayladığına inanmalarına yol açacağını düşünürler.

Bu oyunlar bazı önyargıları desteklenmesine yol açabilir 
Ayrıca savaş oyunun bazı kişi ya da gruplara karşı ön yargıları destekleyeceği düşünülmektedir. Örneğin oyundaki "kötüler" farklı bir ırk, milliyet ya da kültürel grubun mensupları olabilmektedir.

Ancak bu noktada çocukların bu tarz yaklaşımları asıl olarak etraflarında gördükleri ve duyduklarından öğrendiklerini unutmamak gereklidir.

Çocukların savaş oyunları konusunda neler yapabilirsiniz?
Kendi duygu, düşünce ve inançlarınız doğrultusunda başvurabileceğiniz çeşitli yöntemler mevcuttur. Örneğin:

Savaş oyunlarını komple yasaklayabilirsiniz 
Ancak bu çocuğun sizin yasaklamanıza rağmen oynaması ve bunu sizden gizlemesi riskini doğurur. Bu durum ise oyun hakkında çocuğunuzla konuşma fırsatına sahip olmanızı engeller.

Sınır koyabilirsiniz
Örneğin bu tür oyunların nerede ve ne zaman oynanabileceği, hiç kimsenin zarar görmemesi ve başka çocukların oyunlarına engel olmaması gibi. 

Oyuncak tabanca-tüfek gibi silahları yasaklayabilir ancak çocukların isterlerse kendi silahlarını yapmalarına izin verebilirsiniz.

Bu noktada önemli olan çocuğunuzun bunun gerçek olmadığını, yani oyundaki "kötü" adamların gerçekte kendi arkadaşları olduğunu unutmamasını sağlamanızdır.

İzin verebilir ve bundan faydalanabilirsiniz
Bu oyunlara izin verebilir ve bunları çocuğunuzun yaratıcı oyun geliştirmesine ve bu oyunun ne anlama geldiği konusunda düşünmesine yardımcı olmak için kullanabilirsiniz.

Yani çocuğunuz bu oyunları oynarken sonra ne olacağı, yaralanan düşmanın ne hissettiği, nasıl barış sağlayabileceği, savaştan sonra ne olacağı, vb. gibi sorular sorabilirsiniz.

Oyunun çocuğunuzun televizyonda gördüğü belli grupları ya da konuları içeriyor olması durumunda, daha sonra çocuğunuzla önemli konular ve değerler hakkında konuşabilirsiniz.

Gerçek yaşamları üzerinde belli bir denetime sahip olmalarını sağlayabilirsiniz
Çocuklara yaşlarına uygun seçme fırsatları vererek kendi yaşamları üzerinde belli bir denetim hissetmelerini sağlayabilirsiniz.

Kızlar yardıma gereksinim duyabilir 
Bu tür oyunlara izin veriyorsanız ve kızlar da oyuna katılmak istiyorsa, oyunda yer bulabilmek için sizin yardımınıza ihtiyaç duyabilirler.

Başka hareketli canlandırma oyunları için fırsat sağlayabilirsiniz 
Mutlaka, başka hareketli canlandırma oyunlarını da oynamaları için fırsatlarının olmasını sağlayın ve bu oyunları destekleyin. Örneğin orman kaşifleri, uzay kaşifleri, dağcılık, itfaiyecilik, vb. gibi.

Travma yaşamış çocukların oyunlarına engel olmamak gerekir 
Travma yaşayan çocuklar saldırgan oyunlar oynuyorsa engel olunmamalıdır. Bu çocukların oyunlar ve resimler aracılığı ile duygularını ifade etmeleri çok önemlidir. Yaşadıkları acı hafifledikçe olağan oyunlarına döneceklerdir. Bu gerçekleşmiyorsa bir çocuk psikiyatrından yardım alınması yararlı olacaktır.

Yaşıtlarına ya da anne babasına vuran, saldırgan davranışlar gösteren çocuklar, bu tutumu sürekli hale getirirse, bir uzmana başvurmak gerekiyor. Ancak, bu davranışların tek sorumlusu çocuğun kendisi değil. Bazen anne baba da farkında olmadan, çocuğun saldırgan ve yaramaz tavırlar göstermesini pekiştiren hareketlerde bulunabiliyor. Uzmanlar, aşırı yaramazlığın zeka değil, hiperaktivite belirtisi olduğunun altını çiziyorlar

Bazı anne babalar çocuklarının yaramazlıklarını önlemek için aşırı katı kurallara başvururken, bazı aileler ise bunun zeka göstergesi olduğunu düşünerek, üzerinde durmuyorlar. Peki, doğru davranış modeli nasıl olmalı? 

Saldırgan davranan çocuğa nasıl yaklaşmalı? 
Çocuklarda arkadaşlarına veya aile bireylerine vurma şeklinde davranışlar sık görülür ve genellikle kendisine ilgi çekmeye çalışıldığı durumlarda ortaya çıkar. Saldırgan davranışların ne düzeyde olduğu önemlidir; çocukta bu davranış sürekli biçimde, yaşıtlarına karşı ve sosyal ortamlarda da oluyorsa, önemlidir.

Bir-bir buçuk yaşındaki çocuklar kendi hareket kabiliyetlerini keşfettikçe, ellerindeki eşyaları fırlatıp atmaya meraklı hale gelebilir, etraflarındaki eşyalara veya bireylere vurarak oyun yaptıklarını düşünebilirler. Bazı yetişkinler çocuğun bu davranışını gülerek karşılar veya teşvik edici davranabilirler. Böylece, yetişkinler yaptıklarının bazen bilincinde olarak, bazen de farkında olmadan çocuğu etrafındaki kişilere vurmaya, bunu bir oyunmuş gibi algılamaya teşvik ederler.

Sıfır- iki yaş arası çocuklar özellikle yüz mimiklerine çok duyarlıdır. Bir davranışına gülündüğü zaman olumlu tepki aldığını düşünür ve aynı davranışı pekiştirmeye çalışır. Bu nedenle, oluşan vurma ve saldırgan tutumlar yetişkinlerin kendi davranışlarını fark etmesi ve bu tür davranışlara sınır koyması ile kolayca düzelebilir.

Hareketli çocuk çok mu zekidir? 
Hareketlilik ile zeka düzeyi arasında herhangi bir bağlantı yok. Aşırı hareketlilik en sıklıkla ailenin sınır koymaması sonucu, çocukların nerede durulması gerektiğini öğrenememesi durumunda (halk arasında şımarık denen çocuklarda) görülür. 

Ayrıca, çok hareketli çocukta bizim dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu dediğimiz sorun da söz konusu olabilir. Ama o çocukların zekaları aynı diğer çocuklar gibi büyük oranda normal olmakla birlikte, onlarda görülen oranda geri veya ileri de olabilir.

Yani; yaramaz çocuğun zeka yönünden normal çocuktan farkı yoktur. Amaçsız hareketlilik zeka geriliği olan veya otistik çocuklarda sık görülür.

Yaramazlıkla zeka arasındaki fark nasıl ayırt edilebilir? 
Üstün zekalı çocuklarda, amaçsız hareketlilik değil; keşfetme, merak etme, araştırma, anlamaya çalışma gibi amaçlı hareketlilik görülebilir. Bu çocuklarda neden sonuç ilişkisi kurma, söyleneni kavrama iyi geliştiği için ailenin ve büyüklerin koyduğu sınırları kolay kabullenir. 

Yaptıklarının sonucunu hesap etme yetenekleri, sosyal becerileri, zekaları nedeni ile daha gelişmiş olduğu için toplum içinde uyumsuz hareketleri çok gözlenmez. Dikkat süreleri uzun olduğu ve dürtüsel olmadıkları için ilgilendikleri konu üzerine odaklanıp, uzun süre aynı konu ile meşgul olabilirler.

Ailenin sınır koymaması, şımartmasından kaynaklanan yaramazlıklarda çocuk ailesinin yanında olmadığı başka ortamlarda, başka kişilerleyken söylenenleri dinler, evdeki hareketleri orada yapmaz.

Okula, kreşe giden çocuklarda, "evde çok yaramaz, okulda çok sessiz" denen çocuklar, genelde evde her isteği yapılıp, sınır koyulmayan çocuklardır. 

Bazen şımartma çok aşırı derecede olduğunda ve kurallar hiç öğretilmediğinde ise, çocukta her ortamda istediği davranışları kuralsız sergileme gözlenebilir. Dürtülerini kontrol etmeyi öğrenmedikleri için akıllarına geleni anında yapmak isterler, bir istekten bir isteğe atlarlar.

Yaramazlıkta en çok ayırt edilmesi gereken; çocukta hiperaktivite olup olmadığıdır. Bu durumda çocuk, aile ve büyükler sınırları koysa da ve çocuk bunları uygulamak istese de, uygulayamaz, elinde olmadan düşünmeden hareket eder, başına birçok iş getirir.

Bu gibi durumlarda, ailenin gözünün devamlı çocuğun üzerinde olması gerekir. Ayrıca, istediği halde kurallara uyamadığı için ailenin ve öğretmenin tepkilerini çektiğinden çocukta; moral bozukluğu, depresyon gelişebilir.

Dikkat süreleri kısa olduğu için ilgilendikleri konu üzerine odaklanamazlar, sık sık ilgilendikleri şey değişir.

Hiperaktif çocuk için ne yapılabilir? 
Hiperaktif çocukta en öncelikli şey; çocuğun böyle bir sorunu olup olmadığını ayırt etmektir. Küçük yaşta böyle bir sorun olduğunu bilmek ailenin çocuğun geleceğinde neler yapmaları gerektiği konusunda danışmanlık almaları açısından faydalı olur.

Asıl teşhis altı-yedi yaşında konur ve genellikle okul hayatında sorunlar ortaya çıkarır. Erken yardım almak, sorun ortaya çıkmadan önlemek açısından önemlidir.

Hiperaktivite tanısının mutlaka bir çocuk psikiyatrisi hekimi tarafından konması gerekir.

Genellikle okul çağına kadar aileye davranış yöntemleri önerilir, çok gerekli olursa özellikle bu çocuklarda kullanılan özel ilaçlar verilir. Okul çağında yine davranış yöntemleri ve aile-hekim-okul işbirliği ile çocuk izlenir. Okul çağında özellikle dikkat fonksiyonlarındaki bozuklukta sorun olmaya, derslerini ve okul uyumunu bozmaya başlarsa ilaç tedavisi verilir.

Çocukların birbirleriyle kavgalarına hangi aşamada müdahale etmek gerekli? 
Çocukların anlaşmazlıklarında öncelikle araya girmeden kendilerinin halletmesini beklemek, çocukların sosyal ilişkilerde problem çözme becerilerinin gelişmesi açısından faydalıdır.

Ancak; vurma, ısırma, saç çekme gibi davranışlar olduğunda, anında müdahale ederek bu davranışların yanlış olduğunun kesin bir dille uyarılması gerekir. O davranışları göstermek yerine isteğini sözlerle belirtebileceği, karşısındaki arkadaşının da istekleri olduğu, eğer yaşıtları ile oynamak istiyorsa bazen kendi isteklerinin olmayacağını anlatmak faydalı olur.

Çocuk bir seferde bunu anlamasa da, ailenin her seferinde aynı tutarlı tavrı göstermesi ve çocuğun saldırgan davranışların onaylanmadığını görmesi sonucu, çocuk bir süre sonra bu davranışları kullanmayı bırakır.

Hemen engel olun. Saldırgan davranışa hemen engel olarak, oyunun dışına alın, ona ne yapması gerektiğini açıklayın.

Sakin olmaya özen gösterin. Bağırmak, vurmak, ona kötü bir çocuk olduğunu söylemek gibi öfkeli hareketlerden kaçınarak, önce siz kendinizi kontrol ettiğinizi gösterin. 

Net sınırlar koyun. Bu davranışları gördüğünüzde her seferinde ve derhal müdahale edin. Bir süre için ortamdan uzaklaştırın. Bu, çocuğun davranışı üzerinde düşünmesini ve sakinleşmesini sağlar. 

Alternatif yollar öğretin. Çocuk sakinleştikten sonra neler olduğunu sakince konuşun. Sinirlenmesine neden olan olayın ne olduğunu sorun, öfkelenmenin normal bir duygu olduğunu ama bunu ısırma, vurma gibi davranışlarla göstermenin doğru olmadığını açıklayın. Öfkelendiği şeyin ne olduğunu söylemesi veya bir büyükten yardım alması gibi alternatif yollar gösterin. Yaptığı davranış için özür dilemesini öğretin. 

İyi davranışları ödüllendirin. Sorun olmadan oynadığında, iyi ilişkiler kurduğunda bunu belirtip söze dökün, takdir edin. 

Televizyon seyretme süresini sınırlayın. Şiddet içeren filmleri izlemesine izin vermeyin. 

Enerjisini boşaltacağı fiziksel aktiviteler sağlayın. Özellikle ev dışı aktiviteler çocukların fazla enerjilerini boşaltmalarına yardımcı olur.
Şımarık, sınır ve kural tanımayan çocuklar
Şımarık çocuk, sınır ve kural koyulmamış, durumu kendi isteklerine göre şekillendiren ve buna rağmen çoğu zaman memnuniyetsiz olan çocuktur. Şımarık bir çocuk 2-3 yaşlarındayken şu davranışların çoğunu sergiler:

Kurallara uymaz ve kendisine yapılan öneriler konusunda işbirliği kurmaz.

"Hayır", "dur", "yapma" gibiyönergelere cevap vermez.

Kendisinden istenen herşeye itiraz eder.

İhtiyaçları ile istekleri arasındaki farkı bilmez.

Kendi istediğini yapmakta ısrar eder.

Başkalarından adil olmayan veya aşırı taleplerde bulunur. 

Başkalarının haklarına saygı göstermez.

İnsanları kontrol etmeye çalışır.

Gerilim eşiği düşüktür, kolaylıkla gerilime kapılır.

Sık sık mızıldanır veya öfke nöbetleri yaşar.

Sürekli sıkıldığından şikayet eder.

Şımarıklığın en önemli nedeni anne-babaların aşırı müsamahakar, aşırı hoşgörülü davranışlarıdır. Bu anne-babalar çocuğa sınır koymaz ve öfke nöbetleri ya da mızıldanmalara teslim olurlar. Anne-baban bu şekilde çocuğa aşırı güç verdikçe çocuk da daha fazla ben merkezli bir tutum benimser. Bu anne-babalar genellikle çocuğu normal gerilimlerden de kurtarır, sürekli eğlendirerek ve gerçekçi olmayan isteklerini dahi yerine getirerek şımarmasına neden olurlar.

Anne-babanın çocuğun ihtiyaçları ile isteklerini ayırt edememesi
Anne-babaların fazla müsamahakar olmalarının nedeni çocuğun ihtiyaçları (örneğin beslenme) ile istekleri (örneğin bir oyuncak) arasındaki farkı tam ayıramamalarından kaynaklanabilir. Bu anne-babalar çocuklarının üzüldüğünü ya da ağladığını görmek istemiyor ve çocuğun ağlamasını önleyecek herşeyi yapmaya razı olurlar. Bu tutum o anda çocuğun ağlamasını sonlandırsa bile, ağlamanın isteğini yaptırmasını sağladığını öğrenerek daha fazla ağlamasına yol açar.

Çocukların isteklerini yaptırmak amacıyla bilinçli olarak ağlamaları genellikle 5-6 aylıkken başlar. Bu nedenle, bu yaştan sonra örneğin bebeğin gece beslenme isteğini devam ettirmesi "öğretilmiş gece beslenmesi" ve gece beslenmeleri sona erdirildiği halde geceleri ağlayarak anne-babadan ilgi beklemesi "öğretilmiş gece ağlaması" olarak adlandırılır ve çocuğun isteklerini yaptırmak için ağlama yoluna başvurmayı öğrenmesinin ilk adımlarını oluşturur.

Çalışan anne-babaların suçluluk duygusu
Özellikle çalışan anne-babalar çocuklarına yeterince zaman ayıramadıkları için suçluluk duyuyor ve bunu telafi etmek için çocukla beraber geçirdikleri sürede sınır koymanın getireceği sürtüşmelerden kaçınmaya çalışabiliyorlar.

Çocuğa ilgi göstermek kötü birşey midir?
Çocuğa ihtiyacı olan ilgiyi göstermek ile şımartmak arasındaki fark her zaman çok net olmayabilir. Genel olarak ilgi gösterilmesi çocuklar için iyi birşeydir. Ancak ilgi aşırı olduğunda, yanlış zamanda verildiğinde veya her seferinde anında verildiğinde zararlı olabilir.

Çocuğun yapabileceği şeyleri yapmasını ve yaşamın normal gerilimleri ile başetmesini öğrenmesine engel oluyorsa, fazla demektir.

Sizin meşgul olduğunuz bir anda çocuğunuz birşey istediğinde hemen işinizi bırakarak onunla ilgilenmeniz yanlış zamanda verilen ilgiye bir örnektir.

Bir diğer örnek de çocuk öfke nöbeti sergilediğinde gösterilen ilgidir. Çocuğun yersiz öfke nöbetleri görmezden gelinmeli ve bu davranışı sona erene kadar beklenmelidir. İlgi her zaman derhal verildiğinde çocuk beklemeyi öğrenemez.

Bebekleri şımartamazsınız
Bebeklerin kucağa alınması ve sevgi gösterilmesi ise kesinlikle şımartmak değildir. Bebeklere ilgi göstermek sevgi göstermekle eş anlamlıdır ve bebeği kucağa almak, sevmek, pışpışlamak şımarmasına neden olmaz.

Şımarıklık ne zamana kadar devam eder? 
Çocuk yetiştirme tarzında değişiklik olmazsa, şımarık çocuklar okul yaşına geldiklerinde önemli sorunlar yaşamaya başlarlar. Çok fazla hakimiyetçi ve bencil olduklarından diğer çocuklar şımarık çocuktan hoşlanmazlar. Sınırlarını bilmedikleri ve aşırı taleplerde bulundukları için diğer yetişkinler de şımarık çocuktan hoşlanmazlar. Hatta şımarık çocuğun anne-babası bile çocuklarının yaptıklarından hoşlanmazlar!

Sonunda, başka çocuk ve yetişkinlerle iletişim kuramayan şımarık çocuklar mutsuz olurlar. Motivasyonları ve okul faaliyetlerine yönelik sabırları azalır. Ayrıca ergenlikle uyuşturucu veya sigara gibi riskli davranışlarda bulunma eğilimi de artabilir. Kısacası çocuğu şımartmak, onu gerçek dünyaya yetersiz ve kötü hazırlamak anlamına gelir.

ÇOCUĞUNUZUN ŞIMARIK OLMASINI İSTEMİYORSANIZ 

Yaşına uygun sınır ve kurallar koyun 
Denetimi üstlenme ve kural koyma hak ve sorumluluğu anne-babalara aittir. Yetişkinler çocukların bulunduğu ortamın güvenli olmasını sağlamak zorundadır. Çocuk emeklemeye başladığında yaşa uygun disiplin ve terbiye de uygulanmaya başlanmalıdır. Arada sırada "hayır" kelimesini işitmek çocuklar için faydalıdır. Çocukların kendi kendilerini kontrol etmeyi ve özdenetimi öğrenene kadar dışarıdan kontrol edilmeye ihtiyaçları vardır. "Hayır" dediğinizde de çocuğunuz sizi sevmeye devam edecektir. Ancak çocuklarınızın her an sizden hoşlanmaları iyi anne-babalık değildir.

Önemli kurallar konusunda işbirliği etmesini isteyin 
Çocuğunuz okula başlamadan uzun süre önce sizin talimatlarınıza uygun şekilde cevap vermeyi öğrenmiş olmalıdır. Önemli kurallar arabada oto koltuğunda oturmak, başka çocuklara vurmamak, sabahları zamanında evden çıkmak için hazır olmak, akşamları zamanında yatağa gitmek, vb. gibi kurallardır. Yetişkinlerin bu kararları tartışmaya ve müzakereye açık olmamalıdır. Ortada seçecek bir şey olmadığında, çocuğunuza seçme şansı vermeyin.

Çocuğunuza hangi meyveyi yiyeceği, hangi kitabı okuyacağınız, hangi oyuncakları banyoya götüreceği veya hangi kazağı giyeceği gibi konularda karar şansı verin. Çocuğunuzun seçim şansının olduğu alanlar ile seçim şansının olmadığı alanlar arasındaki farkı anlamasını sağlayın. Önemli kurallarınızın sayısının çok fazla olmamasına özen gösterin ve bu kurallar konusunda kararlı bir tavır sergileyin. Ayrıca çocuğunuza bakan herkesin de bu kuralları uygulamasını sağlayın.

Çocuğunuz ağlayabilir 
Çocuğun istekleri ile ihtiyaçlarını birbirinden ayırın. İhtiyaçlar ağrı, açlık ve korkunun giderilmesini içerir. Bu gibi durumlarda çocuğunuzun ağlamasına derhal cevap vermelisiniz. Diğer ağlamalar ise genellikle zararsızdır ve çocuğunuzun ihtiyaçları değil istekleriyle bağlantılıdır. 

Ağlamak yaşanan bir gerginlik karşısında verilen normal bir reaksiyondur. Öfke nöbetinin bir parçası olarak ağlamasını ise görmezden gelin. Ağladığı için çocuğunuzu cezalandırmayın veya bir bebek olduğunu ya da ağlamaması gerektiğini söylemeyin. Duygularını yadsımaktan kaçının ancak sadece ağladığı için de isteklerini yapmayın. Bazen çocuğunuzun önemli şeyleri öğrenmesi için (örneğin saçınızı çekemeyeceği gibi) ilginizi ve rahatlatıcı davranışlarınızı sakınmanız da gerekebilir.

Kuralları uyguladığınız için çocuğunuzun ağlama ya da üzülmesini, daha sonra ağlamadığı veya öfke nöbeti geçirmediği anlarda daha fazla şefkat ve ilgi göstererek telafi edebilirsiniz...

Öfke nöbetlerinin işe yaramasına izin vermeyin 
Çocuklar sizin ilginizi çekmek, direncinizi kırmak, fikrinizi değiştirmek ve kendi isteklerini yaptırmak için öfke nöbetleri geçirirler. Sizin "hayır"ınızı "evet"e dönüştürmek için ağlarlar. Öfke nöbetleri mızıldanma, şikayet, ağlama, nefesini tutma, yere yatıp debelenme, bağırma veya kapıları çarpmayı içerebilir. Çocuğunuz belli bir yerde kaldığı veya çok fazla yıkıcı olmadığı ya da kendisine zarar verecek bir durumda bulunmadığı sürece güvenle öfke nöbetini görmezden gelebilirsiniz. Ne olursa olsun öfke nöbetine teslim olmamanız gereklidir.

Kaliteli zaman geçirirken disiplini göz ardı etmeyin 
Özellikle çalışan bir anne ya da babaysanız, her gün çocuğunuzla birlikte belli süreyi serbest zaman olarak geçirmek isteyebilirsiniz. Bu zamanın eğlenceli olması ancak gerçekliğe dayanması gereklidir. Çocuğunuzla birlikte özel zaman geçirirken kuralları gevşetmeyin. Eğlenceli faaliyetler sırasında bile kurallarınızı uygulamanız gereklidir.

Küçük çocuklarla pazarlık etmeye çalışmayın 
Anne-baba olarak sahip olduğunuz yetkiyi kaybetmeyin. Çocuğunuz 2 yaşına geldiğinde kurallarınız olsun, ancak bu kurallar hakkında çok fazla konuşmayın. Küçük çocuklar kurallarla oynayamazlar. 4-5 yaş civarında disiplinle ilgili konularda mantık yürütmeye ve sorgulamaya başlayabilirler. Ancak halen kural koymak için gerekli muhakeme yeteneğine sahip değildirler. 

İlkokul yıllarında kurallar konusunda karşılıklı konuşma ve tartışma isteğinizi gösterebilirsiniz. 14-16 yaşlarından itibaren ise, kuralları ergen çocuğunuzla müzakere edebilir, kural ve sınırlar ve bunların ihlal edilmesi durumunda uygulanacak sonuçların adil olup olmadığı konusunda fikrini alabilirsiniz (yani ergenlik çağında kurallar ortak kararınızın bir ürünü olmalıdır).

Çocuğun yaşamının ilk birkaç yılında anne-baba ne kadar demokratikse (çocuğun güvenliği ve gelişimi için gerekli sınır ve kuralları koymama veya bunları uygulamama ve denetimi çocuğa bırakarak bu kural ve sınırları çocuğun istekleri doğrultusunda değiştirmek anlamında) çocuk da o kadar talepkar olur. Genel olarak küçük çocuklar sahip oldukları güç ve yetkiyi ne yapacaklarını bilemezler. 3 yaşında bir çocuğun herşeyi test etmesi normal değildir ve yardıma ihtiyacı var demektir. Denetimi elden kaçırdıysanız bile, yeniden denemeli ve sorumluluğunuzu almalısınız (yani, yeni kurallar koymalı ve bunları uygulamalısınız). Her bir kural için bir gerekçe göstermek zorunda değilsiniz. Bazen "çünkü kural böyle" demeniz bile yeterlidir.

Can sıkıntısı ile baş etmeyi öğretin 
Sizin göreviniz çocuğunuza oyuncaklar, kitaplar ve sanat malzemeleri temin etmektir. Çocuğunuzun görevi de bunları kullanmaktır. Çocuğunuzla her gün konuşmanız ve oynamanız gerektiği düşüncesi ile onun sürekli oyun arkadaşı olmanız gerekmez. Ayrıca her zaman ona bir arkadaş bulmak zorunda da değilsiniz.

Meşgul olduğunuz zamanlarda çocuğunuzun kendi kendini eğlendirmesini bekleyin. 1 yaşındaki çocuklar bile yaklaşık 15 dakika boyunca kendilerini meşgul edebilirler. Bazen çocuğunuzu yapacak birşeyler bulması için yanınızdan göndermekle ona iyilik edersiniz. Can sıkıntısıyla baş etmek yaratıcı oyun, hayal ve düşünme gücünü ortaya çıkarır. Çocuğunuzun can sıkıntısı ile baş edemediğinizi düşünüyorsanız uygun bir oyun grubu ya da kreşe göndermeyi düşünebilirsiniz.

Beklemeyi öğretin 
Beklemek çocuklara gerilimle baş etmeyi öğretir. Hazzı geciktirmek çocuğunuzun yavaş yavaş ve aşamalı olarak öğreneceği birşeydir ve birçok alıştırma yapmayı gerektirir. Çocuğunuzu bir süre beklettiğiniz için suçluluk duymayın (örneğin başkalarıyla konuşurken veya telefonda görüşmesi yaparken olduğu gibi). Aşırı olmadığı sürece beklemek çocuklara zarar vermez. Bu şekilde sabrı ve duygusal uyumu gelişecektir.

Yaşamın normal zorluklarından korumayın 
Taşınma veya okula başlama gibi değişimler normal yaşam stresleridir. Bunlar çocuk için öğrenme ve sorun çözme şanslarıdır. Her zaman çocuğunuz için ulaşılabilir ve destekleyici olun, ancak kendi başına halledebileceği konularda da yardımcı olmayın. Genel olarak, çocuğunuzun yaşamını mümkün olduğunca hoş ve güzel kılmaya çalışmak yerine, yaşına göre kaldırabileceği ölçüde gerçekçi temellere dayandırın. Bu onun zorluklarla baş etme becerisini ve özgüvenini güçlendirecektir.

Takdirin dozunu kaçırmayın 
Çocukların takdir edilmeye ihtiyaçları vardır, ancak takdirin fazla kaçma olasılığı da söz konusudur. İyi davranışları ve kurallara uyması nedeniyle çocuğunuzu takdir edin. Yeni şeyleri denemeye ve zor görevleri başarmak için çaba göstermeye teşvik edin ancak bunları başkalarını memnun etmek için değil, kendi gerekçeleri ile yapması gerektiğini de öğretin. Gurur duyduğu şeyleri yapmak ve tamamlamak özgüven ve başarı duygusu yaşatır.

Çocuk birşeyi yaparken, yapma sürecinde takdir etmek, her bir aşamada durmasına ve takdir beklemesine neden olabilir. Çocuğa sürekli bir ilgi ve dikkat vermeniz, takdir bağımlısı olmasına ve sürekli takdir beklemesine neden olabilir. Çocuğunuzun normal gelişimlerini aşırı ölçüde takdir etmekten kaçının (özellikle ik çocuklarda sık görülen bir durumdur).

Yetişkinlerin haklarına saygı göstermeyi öğretin 
Bir çocuk sevgiye, beslenmeye, giyinmeye, güvenliğe ve güven duygusuna ihtiyaç duyar. Ancak sizin ihtiyaçlarınız da önemlidir. Çocuğunuzun istekleri (örneğin uyku öncesinde fazladan bir masal daha okumanız gibi) sizin ihtiyaçlarınızın karşılanmasından sonra gelmeli ve zamanınızın elvermesine bağlı olmalıdır. Bu durum özellikle zaman sıkıntısı çeken çalışan anne-babalar için önemlidir.

Çocuğunuzla geçirdiğiniz zamanın hem kalitesi hem de miktarı önemlidir. Kaliteli zaman hoşa giden, karşılıklı etkileşim içerisinde ve çocuğa odaklanarak geçirilen zamandır. Çocukların her gün anne-babaları ile kaliteli zaman geçirmeye ihtiyacı vardır.

Ancak akşamlarınızın ve hafta sonlarınızın her boş dakikasını çocuğunuzla geçirmeniz ne siz, ne de çocuğunuz için faydalı olmayacaktır. Kendi ruh sağlığınızı korumak için belli bir denge sağlamanız gereklidir.

Eşiniz ya da arkadaşlarınızla belli akşamlarda dışarı çıkmak sadece siz yetişkinlerin ilişkisini beslemekle kalmaz, aynı zamanda anne-baba olarak daha istekli ve rahat olmanıza da yardımcı olur.

Ayrıca çocuğunuzun da ebeveynlerinden kısa süreli ayrılıkları kabullenmeyi öğrenmeye ihtiyacı vardır. Sizin haklarınıza saygı göstermesi öğretilmezse, başka yetişkinlerin haklarına saygı göstermekte de zorlanacaktır. 

Ne zaman uzman yardımı almak gerekir? 
Çocuğunuzun şımarık olduğunu düşünüyorsanız

Disiplin ve terbiye konusunda eşler arasında sık sık çatışma yaşanıyorsa

Kuralları kararlı bir şekilde uygulamaya çalıştığınız halde 2 ay sonunda herhangi bir gelişme sağlayamadıysanız

Çocuğunuzla ilgili çeşitli kaygı ve endişeleriniz varsa.
Çocuğum neden tırnaklarını yiyor?
Çocuğunuzu tırnak yeme alışkanlığından bir türlü vazgeçiremiyor musunuz? Bu alışkanlığının psikolojik bir sorundan kaynaklanabileceği düşüncesi size endişe mi veriyor? Anne-baba olarak çocuğunuzun tırnak yeme alışkanlığı konusunda nasıl bir tutum izlemelisiniz? Cezalandırmak ya da yasaklamak çözüm mü? Ne zaman uzman yardımı almanız gerekir?

Çocuklar merak, can sıkıntısı, stres veya alışkanlık gibi çeşitli nedenlerle tırnaklarını yiyebilirler. 

Tırnak yeme; parmak emme, burun karıştırma, saç kıvırma ya da koparma ve diş gıcırdatma gibi sıkıntı kaynaklı alışkanlıklardan biridir ve yetişkinliğe kadar devam etme olasılığı yüksektir.

Bazı araştırmalar ilkokul öğrencilerinin yaklaşık üçte birinin, ergenlerin de yarısının tırnaklarını yediğini ortaya koymaktadır.

Büyümek sıkıntılı bir süreçtir ve büyümeyle birlikte yaşanan kaygı ve baskıların çoğu anne-babalar tarafından fark edilmez.

Çocuğunuzun tırnak yeme alışkanlığı ağır boyutlarda değilse (kendisini yaralayacak ölçüde) ve tırnaklarını bilinçsizce (örneğin televizyon izlerken) ya da belli durumlara tepki olarak yiyorsa (örneğin sınavlar, gösteriler) bu, tırnak yemenin çocuğun hafif stresle başetme yöntemi olduğunu gösterir ve endişelenmenizi gerektiren bir durum da yok demektir. Büyük olasılıkla okul çocuğunuz tırnak yemeyi sonunda kendiliğinden bırakacaktır.

ANNE-BABALAR NASIL BİR TUTUM İZLEMELİ? 
Tırnak yeme alışkanlığı beklediğinizden daha uzun süre devam ederse veya bu alışkanlığın artık devam etmesini istemiyorsanız, çocuğunuza yardımcı olmak için yapabileceğiniz bazı şeyler var.

Çocuğun kaygıları ile ilgilenin
Çocuklar endişe verici bir davranış sergilediğinde anne babaların genellikle ilk tepkisi bu davranışı durdurmaya çalışmak olur. Ancak bunu başarabilmeniz için öncelikle davranışın altında yatan nedeni bulmanız ve çocuğun hayatında stres verici bir durum olup olmadığını belirlemeniz gerekir.

Çocuğun neden kaygılı olduğu konusunda fikriniz varsa (yakınlarda gerçekleşen bir taşınma, boşanma, yeni bir okula başlama ya da sergileyeceği bir gösteri, spor müsabakası gibi), endişeleri konusunda konuşmasını ve rahatlamasını sağlamak için çaba gösterebilirsiniz. Bunu sağlamak kolay olmasa da, çocuğunuzun açılmasını sağlayacak farklı yöntemleri denemelisiniz.

Kızmayın, cezalandırmayın
Çocuğunuz bu alışkanlığından kurtulmayı gerçekten istemediği sürece, yapabileceğiniz çok fazla bir şey yok. Sıkıntıyla bağlantılı diğer alışkanlıklar gibi tırnak yeme de çoğunlukla bilinçsiz olarak yapılır. 

Dolayısıyla çocuğunuz tırnaklarını yediğinin farkında bile olmadığından, kızmak ya da cezalandırmak kesinlikle faydasızdır.

Yetişkinler bile zaman zaman bu alışkanlıktan kurtulmakta zorluklar yaşarlar ve hatta anne-babalar da biraz düşündüklerinde bu davranış modelini düzenli olarak sergilediklerini farkederler: Dürüst olun: Telefon görüşmesi yaparken kulaklarınızın ucu ya da saçlarınızla oynuyor musunuz?

Bu alışkanlık sizi rahatsız ediyorsa bazı sınırlar koyabilirsiniz 
Örneğin yemek masasında tırnak yenmemesi gayet makul bir kural olabilir. Tırnak yemesine gerçekten katlanamıyorsanız, tırnak yemekten vazgeçme konusunda bir şey yapamadığını bildiğinizi, ancak sizin de bunu seyretmekten hoşlanmadığınızı ve bu nedenle bir süre odadan çıkacağınızı anlayışlı ve sevecen bir dille izah edebilirsiniz. 

Ayrıca çocuğunuza tırnak yemenin başkalarına itici geldiğini hatırlatarak, tırnaklarını yeme isteğine karşı koyamıyorsa, kimsenin bulunmadığı bir ortamda bunu yapmasını söyleyebilirsiniz.

Baskı yapmayın
Çocuğunuzla bir tartışmaya girmektense özenle kaçınmalısınız. 

Rahatsızlığınızı elinizden geldiğince bastırıp, sonunda "bırak şu tırnaklarını yemeyi! Buna tahammül edemiyorum!" diye bağırmanız çocuğunuzla aranızda uzun ve yorucu bir güç çatışmasının başlamasına neden olabilir.

Genel olarak çocuğunuz kendisini yaralamadığı ve belirgin bir sıkıntı yaşıyor gibi gözükmediği sürece yapabileceğiniz en iyi şey çocuğunuzun tırnaklarını kısa kesmek ve dikkatinizi başka bir şeye odaklamak olacaktır.

Vazgeçmesi için baskı yaparsanız sıkıntısının artmasına ve bu davranışının daha da yoğunlaşmasına neden olabilirsiniz.

Ayrıca çocuk, onun isteği olmadan yapacağınız her türlü direkt müdahaleyi (örneğin tırnaklarına acı oje sürmek gibi) cezalandırılma olarak algılayacaktır (siz ceza olarak düşünmeseniz bile).

Alışkanlığı ile ilgili telaş ne kadar az olursa, hazır olduğunda vazgeçme ve gereğinde rahatlıkla sizden yardım isteme olasılığı da o kadar yüksek olacaktır.

Vazgeçmek istediğinde ona yardımcı olun
Arkadaşları tırnak yemesinden dolayı alay ediyorlarsa, çocuğunuz bu alışkanlıktan vazgeçmeye hazır olabilir ve bu durumda da sizin yardımınıza ihtiyacı olacaktır.

İlk olarak kendisine yöneltilen alaylar konusunda konuşmasını, bunun yol açtığı duyguları anlatmasını sağlayın. Tırnakları nasıl gözükürse gözüksün onu sevdiğinizi gösterin ve olası çözümleri konuşmaya ve uygulamaya geçin.

Alışkanlıklardan kurtulma konusunda konuşun
Çocuğunuzla sıkıntı kaynaklı alışkanlıkların neler olduğu ve bunlardan kurtulmanın nasıl mümkün olabileceğini konuşun.

Daha sonra alışkanlığından kurtulma planında sizin rolünüzün ne olacağını belirleyin. Elini ağzına götürdüğünde onu uyaracak mısınız, yoksa bu onu rahatsız mı ediyor? Çocukların yaşı büyüdükçe anne-baba müdahalesini daha az isterler.

Alışkanlığının farkında olmasını sağlayın
Çocuğunuzun ne zaman ve nerede tırnak yediğinin daha fazla farkına varmasını sağlayın. Sessiz, gizli bir hatırlatma yöntemi belirleyin (koluna hafifçe dokunmak ya da şifreli bir kelime gibi).

Bazı çocuklar fiziksel hatırlatmalardan yarar sağlar (tırnaklarını yerken alini ağzından çekmeniz gibi). Ancak bu seçenek sadece çocuğunuzun istemesi durumunda yarar sağlar. Aynı şekilde çocuğunuzun alışkanlığından kurtulmayı istemesi ve uygulamayı kabul etmesi durumunda deneyebileceğiniz bazı alternatifler de şunlar olabilir: Parmak uçlarını plaster ile kapatmak veya tırnaklarına etiket yapıştırmak; tırnaklarına iki kat tırnak güçlendirici sürmek (tırnakları ısırma ve koparmayı güçleştirir) veya eczanelerde satılan acı solüsyonlardan sürmek.

Seçenek sunun
Alternatif bir faaliyet önerin (kitap okurken ya da otomobildeyken elinde yoğurabileceği küçük bir top tutması gibi).

Ayrıca tırnak yeme isteği geldiğinde başvurabileceği bazı rahatlama tekniklerini öğretin (örneğin derin derin nefes alma, avuçlarını açıp kapama gibi). Ayrıca anahtarlığına veya kemerine küçük bir tırnak makası asarak, gerektiğinde tırnak çıkıntılarını bununla kesmesini isteyebilirsiniz. Yaşı uygunsa törpü kullanmayı öğretebilir ve odasında ve banyoda görünür bir yerde bir törpü bulundurabilirsiniz.

Tekrar tekrar deneyin
Çocuğunuza herkesin farklı tekniklere farklı tepkiler verebildiğini izah edin ve ilk denemenin başarısızlığa uğraması durumunda, başka çözüm yollarını denemeye teşvik edin.

Genel olarak yaşı ne kadar büyükse bu konuda o kadar fazla sorumluluk alabilir.

Son olarak çocuğunuza ve kendinize alışkanlıklardan kurtulmanın kolay olmadığını ve ikinizin aynı tarafta yer aldığınızı hatırlatın.

İhtiyaç duyduğunuzda alışkanlık kırma çabalarınıza ara verin. Nihayetinde sabır ve özeninizin karşılığını alacağınızı unutmayın.

NE ZAMAN UZMAN YARDIMI ALMAK GEREKİR ? 
Bazı durumlarda aşırı tırnak yeme çocuğun yoğun bir kaygı yaşadığına işaret edebilir. Aşağıdaki hallerde, bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı hekimden yardım almalısınız:

Çocuğunuz parmak uçları kızarana kadar ya da kanatana kadar tırnak yemeye devam ediyorsa;

Tırnak yemeye saçlarını ya da kaşlarını koparma gibi başka endişe verici davranışlar da eşlik ediyorsa;

İyi uyuyamıyorsa;

Sosyal ilişkilerde sorun yaşıyorsa; sosyal ortamlarda da tırnak yemeye devam ediyorsa;

Tırnak yeme alışkanlığı birden bire ortaya çıkıp, kısa sürede şiddetlendiyse;

Çocuğunuzun kaygı ve stres içerisinde olduğunu görüyor ancak bunun nedenini anlayamıyorsanız.

Bir yakının ölümü, anne-babanın ayrılması, yabancı bir yere taşınmak ya da ağır hastalık gibi yetişkinler için dahi tahammül edilmesi zor olaylar çocukları nasıl etkiler? Bu gibi durumlarda çocuğa nasıl davranmak gerekir?
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan çocukların kayıp ve yas duygusunu nasıl yaşadıkları hakkında bilgiler vererek ailelerin nasıl davranması gerektiğini anlattı.

Çocuklar üzüntülerini nasıl ifade ederler?

Bazen yetişkinler kendi kayıplarından dolayı çok fazla üzgün olduklarından, çocukların da acı çektiğinin farkına varamayabilirler. Oysa çocuklar da çok erken yaşlardan itibaren yas tutarlar, ancak çocukların yas tutma biçimi yetişkinlerden farklı olur. Onlar da aynı kayıp duygusunu hissederler ve bu kayıp duygusunun neden olduğu üzüntüyü çeşitli biçimlerde ifade ederler.
Bu dönemlerde genellikle ihtiyaçları artar ve daha talepkâr olurlar. Neler olup bittiğini anlamaya çalışırlar. Çoğunlukla duygularını ifade edebilecek kelimeleri bilmezler ve dolayısıyla da duygularını davranışları veya oyunları ile gösterirler. Örneğin, yas tutan çocuklar bazen hiçbir şey yokmuş gibi davranabilir, gece kâbuslar görebilir, duygularını ifade etme yolu olarak daha çok oyunla vakit geçirebilir veya aşırı huzursuz ve sıkıntılı olabilirler. Bir gün iyi gibi gözüküp, bir gün kötü görünebilirler ya da davranış ve duyguları gün içinde değişkenlik gösterebilir.

Ölüm sonucu yas reaksiyonu yaşlara göre farklılık gösterir mi?
5-6 yaş öncesi ölümün ne olduğunu kavrayacak kapasite gelişmediğinden, giden kişinin bir daha dönmeyeceğini kavrayamazlar, uyku ile ölümü benzer şekilde algılarlar, bundan dolayı da duyulan acı çok fazla olmayabilir. Konu açıklandığında anlamış gibi davransalar da bir süre sonra ölen kişinin ne zaman geleceğini sorabilirler veya terk edildiklerini düşünerek ölen kişiye küs olma davranışı sergileyip, hiç onun hakkında konuşmak istemeyebilirler.
Okul çağı çocuklarında ölüm kavramı gelişmiştir, giden kişinin bir daha dönmeyeceğini bilirler, ancak yine de durumun ciddiyetini anlayacak olgunluğa erişmemişlerdir. Bu çocuklarda ise okula gitmek istememe, kalan yakınlarına aşırı bağlanma ve ayrılmak istememe, onları kaybetme korkusu gelişebilir. Bazıları da evdeki üzgün ortamdan korunmak için okula isteyerek gidip, arkadaşları ile vakit geçirmeyi artırıp, derslere aşırı düşkünlük davranışı sergileyebilirler.
Ergenlerde ise yas yine hem erişkinden hem çocuktan çok farklı yaşanır. Kimlik ve kişilik geliştirme çabaları içinde olan bu yaş çocukları hayata çok bağlı olup, yaşamın anlamını sık sorgulamaktadır. Aşırı depresif davranışlar, içe kapanma, arkadaş ilişkilerinden çekilme gözlenebilir. Yine savunma reaksiyonu olarak eğlencelere gidebilir, yas ortamına uğramayabilir veya çok üzülmüyormuş gibi görünebilirler.

Hangi durumlar çocukların yas tutmasına neden olabilir?
Genellikle aşağıda belirtilen olaylar çocukları derinden etkileyerek kayıp ve yas duygusu yaşamalarına neden olur:

  • Anne-baba ya da büyükanne-baba gibi bir yakınları vefat ettiğinde ya da ayrıldığında
  • Evcil hayvan öldüğünde ya da kaybolduğunda
  • Hasta olduklarında ya da hastaneye yattıklarında
  • Yaralandıklarında veya suiistimal edildiklerinde
  • Tanımadıkları yabancı bir yere taşındıklarında
  • Anne-babadan uzun süre ayrı kaldıklarında
  • Okul veya arkadaşlarından ayrıldıklarında
  • Aile dağıldığında

Çocukların yas tepkileri nelerdir?

Çocuklar yas sürecinde şu tepkileri gösterebilirler:

  • Baş ağrısı ya da karın ağrısı gibi fiziksel şikâyetler
  • Uyku sorunları veya kâbuslar
  • Yeme sorunları (çok fazla ya da çok az yeme)
  • Başkalarına karşı saygısız veya kötü davranma
  • Yalnız kalmaktan korkma
  • Anne-babaya ya da başka bir yakınına yapışma, yanından ayrılmak istememe
  • Kolay öfkelenme
  • Öfke nöbetleri
  • Kendini suçlama

Neler yapabilirsiniz?

  • Çocuğa yaşına ve düzeyine uygun net ve doğru bilgi verin.
  • Çocukları mektup, öykü, şiir yazmaya ya da resim yapma gibi yollarla duygularını göstermeye teşvik edin.
  • Kendi duygularınızı anlatın, paylaşın.
  • Üzüntünüzü gizlemeyin. Sizin de üzgün olduğunuzu görürlerse kendi duygularının normal olduğunu düşünürler.
  • Konuşmalarına, soru sormalarına ve endişelerini paylaşmalarına izin verin. Bu karmaşık ve korku verici duygularının hafiflemesine yardımcı olur.
  • Ölümün fiziksel boyutunu anlayacakları bir dilde anlatın.
  • Düzen çocuklar için çok önemlidir. Mevcut aile düzeni ve alışık oldukları şeyleri elinizden geldiğince devam ettirin. Çok fazla değişiklik olması çocuğun stresini artırır.
  • Neler yaşanabileceğini açıklamanızın ardından kendisinin istemesi durumunda, cenazeye ve diğer aile törenlerine katılmalarına izin verin.
  • Siz de çok fazla üzüntülüyseniz ve sorularına cevap veremiyorsanız, bunu yapabilecek bir başkasının bulunmasını sağlayın.
  • Çocuklar kontrole sahip, kendilerini koruyacak ve yanlarında olacak birinin varlığına ihtiyaç duyarlar.
  • Çocuğunuzdan size destek vermesi için medet ummayın. Çocuğun size değil, sizin çocuğunuza destek olmanız gerekir.
  • Üzgün olmasının doğal olduğunu ve bu duyguların geçeceğini bilmesini sağlayın.
  • Çocuklar sormasalar da neler olduğunu bilme ihtiyacı duyarlar, onlara anlayabilecekleri şekilde olayları anlatın.

Ne zaman uzman yardımı almalısınız?
Bir kayıp karşısında üzüntü ve yas normal olmakla birlikte, yukarıda belirtilen yas tepkilerinin altı aydan daha uzun süre devam etmesi veya çocuğun normal yaşam işlevlerini yerine getirmesine engel olması durumunda bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı hekimden yardım alınması gerekir.

 

Çocuklarda da saplantı ve takıntılar hastalık boyutuna varabiliyor...
 
Çocuğunuzun size garip gelen, sürekli tekrar ettiği bazı hareketleri mi var? Tekrar tekrar yapmaktan kendini alıkoyamadığı bu davranışlar artık çocuğunuzun günlük yaşamını engellemeye mi başladı? Bu tekrarlayıcı davranışlar normal gelişimin bir parçası olabileceği gibi, obsesif kompülsif bozukluk adı verilen psikiyatrik bir rahatsızlığın işaretleri de olabilir.
 
Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) nedir?
Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) tekrarlayıcı ve rahatsızlık veren düşüncelerle karakterize olan bir kaygı bozukluğudur. Bu durumu yaşayan çocuklar bu düşüncelere, kaygılarını azaltan ve geçici olarak kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayan bazı davranışlarla cevap verirler. Ancak kısa bir süre içerisinde, kaygı yaratan düşünceler meydana geldiğinde belli törensel davranışları tekrarladıkları bir döngüye takılıp kalırlar. Örneğin mikroplardan ve kendisine mikrop bulaşmasından korkan bir çocuk ellerini yıkayarak saatlerini geçirebilir, hırsızlardan korkan bir çocuk gece defalarca kez uyanarak kapının kilitli olup olmadığını kontrol edebilir.
 
Bu rahatsızlık çocuklarda sık görülür mü?
Tanı olanaklarındaki gelişmeler OKB nin depresyon ve dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu ile birlikte çocuklarda en yaygın görülen psikiyatrik rahatsızlıklardan biri olduğunu ortaya koyuldu. Nitekim Amerikan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Akademisi de OKB nin ABD de her 200 çocuktan birini etkileyebildiğini saptadı.
 
2 yaşındaki çocuklarda dahi OKB görülebilmekle birlikte, belirtiler genellikle 5 yaşından önce fark edilir hale gelmemektedir.
 
Bu rahatsızlığın nedenleri nelerdir?
Obsesif Kompülsif Bozukluğun, beyindeki sinir hücrelerinin birbiri ile haberleşmesini sağlayan bir kimyasal olan serotonin dengesinin bozulmasını içeren biyo-nörolojik bir zemini olduğu düşünülmekle birlikte, kesin nedenleri tam olarak belirlenememiştir. Uzmanlar genetik bir yatkınlığın söz konusu olabileceğini de belirtiyorlar.
 
Ayrıca OKB nin, beyni etkileyen bir otoimmün (bağışıklık sisteminin bir nedenle vücudun belli bir bölümünü vücuttan atılması gereken yabancı madde olarak algılaması ve buraya saldırması) hastalığa neden olan streptokok enfeksiyonları ile bağlantısı olma olasılığı üzerinde de araştırmalar devam ediyor.
 
Çocuğumun davranışlarının normal olup olmadığını nasıl anlayacağım?
2-4 yaş arasındaki çocuklarda normal gelişimin bir parçası olarak bazı hafif takıntı davranışları görülebilir. Örneğin bu yaşta bir çocuk her gece uykudan önce annesinin mutlaka üç kez iyi geceler demesini isteyebilir. Ancak bu davranışlar normal olarak 4 yaş civarında kaybolur. OKB li çocuklarda ise bu törensel davranışlar anne-babada endişe uyandıran aşırı boyutlara varır. Ayrıca yaşça daha büyük çocukların kendileri de takıntıları nedeniyle kafa karışıklığı ve öfke yaşayabilir.
 
Çocukların normal törensel davranışları ile OKB ye bağlı davranışları arasındaki en önemli fark, OKB de bu davranışların çocuğun gelişimine müdahale edecek boyuta varmasıdır. OKB teşhisinde çocuk psikiyatristleri çeşitli durumların varlığını değerlendirir. Örneğin tekrar eden bu davranışların çocuk için memnuniyet yerine sıkıntı verip vermediği, bu davranışların çocuğun çok fazla zamanını alıp almadığı ve çocuğun günlük rutinini ve sosyal işlevlerini engelleyip engellemediği gibi durumlar değerlendirilir.
 
Ancak küçük çocuklar genellikle yaşadıklarını kelimelere dökmekte zorluk çektiklerinden, daha büyüklerin ise davranışlarının "delilik" olduğundan korkarak, takıntılı davranışlarını gizlice yapmaları nedeniyle durumlarının aileler tarafından farkına varılması kolay olmayabilir.

 

Çocuğunuzu tırnak yeme alışkanlığından vazgeçirmeye uğraşıyorsunuz... Sürekli "tırnak yeme" diye uyarmanız çözüm olur mu? 

Çocuğunuzun bu alışkanlığı psikolojik bir sorundan mı kaynaklanıyor? Cezalandırarak ya da yasaklayarak onu bu alışkanlığından vazgeçirmeniz mümkün mü? Hangi durumlarda uzman yardımı almanız gerekir?

Çocuklar neden tırnak yer?
Çocuklar merak, can sıkıntısı, stres veya alışkanlık gibi çeşitli nedenlerle tırnaklarını yiyebilirler.
 
Tırnak yeme; parmak emme, burun karıştırma, saç kıvırma ya da koparma ve diş gıcırdatma gibi sıkıntı kaynaklı alışkanlıklardan biridir ve yetişkinliğe kadar devam etme olasılığı yüksektir.
 
Bazı araştırmalar ilkokul öğrencilerinin yaklaşık üçte birinin, ergenlerin de yarısının tırnaklarını yediğini ortaya koymaktadır.
 
Büyümek sıkıntılı bir süreçtir ve büyümeyle birlikte yaşanan kaygı ve baskıların çoğu anne-babalar tarafından fark edilmez. Bu kaygı ve baskıların yarattığı sıkıntı çocuğun tırnak yemesine neden olabilir?
 
Çocuğun tırnak yemesi anne-babaları endişelendirmeli mi?
Çocuğunuzun tırnak yeme alışkanlığı ağır boyutlarda değilse (kendisini yaralayacak ölçüde) ve tırnaklarını bilinçsizce (örneğin televizyon izlerken) ya da belli durumlara tepki olarak yiyorsa (örneğin sınavlar, gösteriler) bu, tırnak yemenin çocuğun hafif stresle başetme yöntemi olduğunu gösterir ve endişelenmenizi gerektiren bir durum da yok demektir. Büyük olasılıkla okul çocuğunuz tırnak yemeyi sonunda kendiliğinden bırakacaktır.
 
Çocuğu tırnak yiyen anne-babalar ne yapmalı?
Tırnak yeme alışkanlığı beklediğinizden daha uzun süre devam ederse veya bu alışkanlığın artık devam etmesini istemiyorsanız, çocuğunuza yardımcı olmak için yapabileceğiniz bazı şeyler var.
 
1- Çocuğun kaygıları ile ilgilenin
Çocuklar endişe verici bir davranış sergilediğinde anne babaların genellikle ilk tepkisi bu davranışı durdurmaya çalışmak olur. Ancak bunu başarabilmeniz için öncelikle davranışın altında yatan nedeni bulmanız ve çocuğun hayatında stres verici bir durum olup olmadığını belirlemeniz gerekir.
 
Çocuğun neden kaygılı olduğu konusunda fikriniz varsa (yakınlarda gerçekleşen bir taşınma, boşanma, yeni bir okula başlama ya da sergileyeceği bir gösteri, spor müsabakası gibi), endişeleri konusunda konuşmasını ve rahatlamasını sağlamak için çaba gösterebilirsiniz. Bunu sağlamak kolay olmasa da, çocuğunuzun açılmasını sağlayacak farklı yöntemleri denemelisiniz.
 
2- Kızmayın, cezalandırmayın
Çocuğunuz bu alışkanlığından kurtulmayı gerçekten istemediği sürece, yapabileceğiniz çok fazla bir şey yok. Sıkıntıyla bağlantılı diğer alışkanlıklar gibi tırnak yeme de çoğunlukla bilinçsiz olarak yapılır.
 
Dolayısıyla çocuğunuz tırnaklarını yediğinin farkında bile olmadığından, kızmak ya da cezalandırmak kesinlikle faydasızdır.
 
Yetişkinler bile zaman zaman bu alışkanlıktan kurtulmakta zorluklar yaşarlar ve hatta anne-babalar da biraz düşündüklerinde bu davranış modelini düzenli olarak sergilediklerini farkederler: Dürüst olun: Telefon görüşmesi yaparken kulaklarınızın ucu ya da saçlarınızla oynuyor musunuz?
 
3- Bu alışkanlık sizi rahatsız ediyorsa bazı sınırlar koyabilirsiniz
Örneğin yemek masasında tırnak yenmemesi gayet makul bir kural olabilir. Tırnak yemesine gerçekten katlanamıyorsanız, tırnak yemekten vazgeçme konusunda bir şey yapamadığını bildiğinizi, ancak sizin de bunu seyretmekten hoşlanmadığınızı ve bu nedenle bir süre odadan çıkacağınızı anlayışlı ve sevecen bir dille izah edebilirsiniz.
 
Ayrıca çocuğunuza tırnak yemenin başkalarına itici geldiğini hatırlatarak, tırnaklarını yeme isteğine karşı koyamıyorsa, kimsenin bulunmadığı bir ortamda bunu yapmasını söyleyebilirsiniz.
 
4- Baskı yapmayın
Çocuğunuzla bir tartışmaya girmektense özenle kaçınmalısınız.
 
Rahatsızlığınızı elinizden geldiğince bastırıp, sonunda "bırak şu tırnaklarını yemeyi! Buna tahammül edemiyorum!" diye bağırmanız çocuğunuzla aranızda uzun ve yorucu bir güç çatışmasının başlamasına neden olabilir.
 
Genel olarak çocuğunuz kendisini yaralamadığı ve belirgin bir sıkıntı yaşıyor gibi gözükmediği sürece yapabileceğiniz en iyi şey çocuğunuzun tırnaklarını kısa kesmek ve dikkatinizi başka bir şeye odaklamak olacaktır.
 
Vazgeçmesi için baskı yaparsanız sıkıntısının artmasına ve bu davranışının daha da yoğunlaşmasına neden olabilirsiniz.
 
Ayrıca çocuk, onun isteği olmadan yapacağınız her türlü direkt müdahaleyi (örneğin tırnaklarına acı oje sürmek gibi) cezalandırılma olarak algılayacaktır (siz ceza olarak düşünmeseniz bile).
 
Alışkanlığı ile ilgili telaş ne kadar az olursa, hazır olduğunda vazgeçme ve gereğinde rahatlıkla sizden yardım isteme olasılığı da o kadar yüksek olacaktır.
 
5- Vazgeçmek istediğinde ona yardımcı olun
Arkadaşları tırnak yemesinden dolayı alay ediyorlarsa, çocuğunuz bu alışkanlıktan vazgeçmeye hazır olabilir ve bu durumda da sizin yardımınıza ihtiyacı olacaktır.
 
İlk olarak kendisine yöneltilen alaylar konusunda konuşmasını, bunun yol açtığı duyguları anlatmasını sağlayın. Tırnakları nasıl gözükürse gözüksün onu sevdiğinizi gösterin ve olası çözümleri konuşmaya ve uygulamaya geçin.
 
6- Alışkanlıklardan kurtulma konusunda konuşun
Çocuğunuzla sıkıntı kaynaklı alışkanlıkların neler olduğu ve bunlardan kurtulmanın nasıl mümkün olabileceğini konuşun.
 
Daha sonra alışkanlığından kurtulma planında sizin rolünüzün ne olacağını belirleyin. Elini ağzına götürdüğünde onu uyaracak mısınız, yoksa bu onu rahatsız mı ediyor? Çocukların yaşı büyüdükçe anne-baba müdahalesini daha az isterler.
 
7- Alışkanlığının farkında olmasını sağlayın
Çocuğunuzun ne zaman ve nerede tırnak yediğinin daha fazla farkına varmasını sağlayın. Sessiz, gizli bir hatırlatma yöntemi belirleyin (koluna hafifçe dokunmak ya da şifreli bir kelime gibi).
 
Bazı çocuklar fiziksel hatırlatmalardan yarar sağlar (tırnaklarını yerken alini ağzından çekmeniz gibi). Ancak bu seçenek sadece çocuğunuzun istemesi durumunda yarar sağlar. Aynı şekilde çocuğunuzun alışkanlığından kurtulmayı istemesi ve uygulamayı kabul etmesi durumunda deneyebileceğiniz bazı alternatifler de şunlar olabilir: Parmak uçlarını plaster ile kapatmak veya tırnaklarına etiket yapıştırmak; tırnaklarına iki kat tırnak güçlendirici sürmek (tırnakları ısırma ve koparmayı güçleştirir) veya eczanelerde satılan acı solüsyonlardan sürmek.
 
8- Seçenek sunun
Alternatif bir faaliyet önerin (kitap okurken ya da otomobildeyken elinde yoğurabileceği küçük bir top tutması gibi).
 
Ayrıca tırnak yeme isteği geldiğinde başvurabileceği bazı rahatlama tekniklerini öğretin (örneğin derin derin nefes alma, avuçlarını açıp kapama gibi). Ayrıca anahtarlığına veya kemerine küçük bir tırnak makası asarak, gerektiğinde tırnak çıkıntılarını bununla kesmesini isteyebilirsiniz. Yaşı uygunsa törpü kullanmayı öğretebilir ve odasında ve banyoda görünür bir yerde bir törpü bulundurabilirsiniz.
 
9- Tekrar tekrar deneyin
Çocuğunuza herkesin farklı tekniklere farklı tepkiler verebildiğini izah edin ve ilk denemenin başarısızlığa uğraması durumunda, başka çözüm yollarını denemeye teşvik edin.
 
Genel olarak yaşı ne kadar büyükse bu konuda o kadar fazla sorumluluk alabilir.
 
Son olarak çocuğunuza ve kendinize alışkanlıklardan kurtulmanın kolay olmadığını ve ikinizin aynı tarafta yer aldığınızı hatırlatın.
 
İhtiyaç duyduğunuzda alışkanlık kırma çabalarınıza ara verin. Nihayetinde sabır ve özeninizin karşılığını alacağınızı unutmayın.
 
Ne zaman uzman yardımı almak gerekir?
Bazı durumlarda aşırı tırnak yeme çocuğun yoğun bir kaygı yaşadığına işaret edebilir. Aşağıdaki hallerde, bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı hekimden yardım almalısınız:
 

  • Çocuğunuz parmak uçları kızarana kadar ya da kanatana kadar tırnak yemeye devam ediyorsa;
  • İyi uyuyamıyorsa;
  • Sosyal ilişkilerde sorun yaşıyorsa; sosyal ortamlarda da tırnak yemeye devam ediyorsa;
  • Tırnak yeme alışkanlığı birden bire ortaya çıkıp, kısa sürede şiddetlendiyse;
  • Çocuğunuzun kaygı ve stres içerisinde olduğunu görüyor ancak bunun nedenini anlayamıyorsanız.

Çocukların böceklerden, hayvanlardan, canavarlardan ya da yeni ortamlara girmekten, dışlanmaktan, anne-babalarını kaybetmekten korkmaları sık görülen durumlardır. Genellikle gelişimin olağan parçası olan korkular bazen ciddi sorunların belirtisi de olabilir...
 
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan çocukların korkuları hakkında bilgiler vererek, çocukların korkularının hangi hallerde normal olarak değerlendirildiğini, genellikle hangi yaşlarda nelerden korktuklarını, anne-babaların korkular konusunda nasıl davranması ve ne zaman uzman yardımı almaları gerektiğini anlattı...
 
Hangi durumlarda korku normal dışı olarak kabul edilir?
 
Tüm çocuklar yaşamlarının bir noktasında bazı korkular yaşarlar ve bu durum genellikle gelişimin normal bir parçası olarak değerlendirilir.
 
Aşağıdaki durumlarda çocuğun korkusu profesyonel yardım gerektiren, normal dışı bir durum olarak değerlendirilir:
 
•       Korkunun kalıcılık göstermesi
•       Çocuğun korktuğu şey ile takıntı halinde meşgul olması ve bunun da normal yaşamını engellemesi
•       Çocuğun tüm çabalara rağmen hiçbir şekilde rahatlatılamaması veya dikkatinin korkusundan uzaklaştırılamaması
•       Çocuğu yaş ve gelişim düzeyine kıyasla mantık dışı bir korkunun varlığı.
 
Bir korkunun mantık dışı olup olmadığı çocuğun yaşı ve gelişim düzeyine göre değerlendirilir. Örneğin 2 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması normaldir ancak 8 yaşında bir çocuğun tuvalete oturmaktan korkması mantık dışıdır.
 
Çocuklar hangi yaşlarda nelerden korkarlar?
 
0-2 yaş arası çocukların anne-baba veya bakım veren kişiden ayrılma korkusu yaşaması, seslerden, düşmekten, hayvanlardan ve böceklerden, tuvaleti kullanmaktan, banyodan korkması ve yatma zamanına ilişkin basit korkularının olması normaldir.
 
Okul öncesi dönemdeki çocuklar arasında hayvan ve böceklerden korkma, canavar ve hayaletlerden korkma, kaybolma korkusu, anne-babanın ayrılması veya anne-babadan birini kaybetmekten korkma ve yatma zamanına ilişkin bazı korkular yaygın olarak görülür.
 
Okul çağındaki küçük çocuklarda ayrılık korkuları, seslerden, düşmekten, yeni ortamlardan (özellikle okula başlama) korkma ve yatma zamanına ilişkin korkular; daha büyük çocuklarda ise sosyal olarak reddedilme korkusu, savaş, yeni durumlar ve hırsızlardan korkma yaygın olarak görülür.
 
Ergenlik döneminde ise hırsızlar, yeni ortamlar (lise ya da üniversiteye başlamak gibi), savaş, anne-babanın boşanması ve cinsellikle ilgili korkuların görülmesi normaldir.
 
Korkuların ortaya çıkmasını tetikleyen durumlar var mıdır?
 
Stres zamanlarında (kardeş gelmesi, taşınma, boşanma, ailede ölüm, vb.)  çocukların korkuları hangi yaşta olurlarsa olsunlar artabilir. Ayrıca suya düşmek, sıcak bir şeye dokunmak veya köpek tarafından kovalanmak gibi tetikleyici bir olayın ardından korkuların gelişmesi de mümkündür.
 
Bazı çocuklar nesnelere, hatta bazen çok aşina oldukları nesnelere karşı dahi diğer çocuklara kıyasla daha korkulu bir yaklaşım gösterirler. Bu durum genellikle çocuğun mizacı ile ilgilidir. Ayrıca anne-babanın kaygılı veya korkulu bir yapıya sahip olması veya olaylar ya da nesneler karşısında aşırı tepki gösterme eğiliminde olması halinde çocukların da benzer durumlarda benzer tepkileri sergileme olasılığı yüksektir.
 
Anne-babalar nasıl davranmalıdırlar?
 
Çocuğunuzun duygularına ve korkularına saygı gösterin. "Bebek misin?", "Bunda korkacak ne var?" gibi çocuğun korkusunu küçümseyen sözler veya korktuğu şeyleri denemek ve görmezden gelmek fayda sağlamayacaktır.
 
Neden korktuğunu sorun ve sonra bu konuda onunla konuşun. Özellikle tetikleyici bir olayın varlığında bu konuşma yararlı olacaktır.
 
Aşırı korumacı davranmayın ve korktuğu her şeyden kaçınmasına izin vermeyin, ancak aynı zamanda da korktuğu şeyi denemesini istemeyin ya da korktuğu bir şeyi yapmaya zorlamayın.
 
Aşırı tepki vermeyin, fazla ilgi göstermeniz korkunun pekişmesine yol açabilir.
 
Çocuğunuz korkusunun üstesinden gelmeyi öğrenirken ona destek olun. Örneğin çocuğunuz yeni bir okula başlamaktan korkuyorsa, "yeni okula başlamaktan korktuğunu biliyorum ve belki arkadaş edinememekten de korkuyorsun, ama başladıktan sonra kendini daha iyi hissedeceğini düşünüyorum" gibi sözlerle duygularını anladığınızı belli edin. Daha önce her zaman arkadaş edinebildiğini hatırlatın ve okula başladıktan sonra da onu yüreklendirmeye devam edin. Yeni insanlara nasıl yaklaşacağı ve kendini nasıl tanıtacağı konusunda rol canlandırmaları yapmanız da yardımcı olabilir.
 
Geçmişte korktuğu ancak artık korkmadığı başka şeyleri hatırlatın.
 
Korkuları ile yüzleşmesi için yardımcı olmak üzere onu rahatlatın ve güven verin. Unutmayın ki çocuğunuza korktuğu her şeyden kaçınmasını öğretmeniz uzun vadede onun açısından yararlı olmayacaktır.
 
Ne zaman uzman yardımı almalısınız?
 
Korkunun fobiye dönüştüğünü düşünüyorsanız, yani çocuğunuz tüm güvencelerinize ve çabalarınıza yanıt vermiyorsa, dikkatini korkusundan uzaklaştıramıyorsa ve korkuları gelişimini veya günlük yaşamını engellemeye başladıysa bir çocuk ve ergen psikiyatrından profesyonel yardım almalısınız.

 

Aniden evinizde yeni birinin yaşamaya başladığını fark ettiniz. Hayır, bu bir evcil hayvan değil, misafiriniz de gelmedi... Aslında evinizde yaşayan bu varlığı göremiyorsunuz bile... Çocuğunuzun hayali arkadaşına "merhaba" deyin!
 
2-5 yaş arasında çocukların bir hayali arkadaşa sahip olmaları sık görülen bir durumdur ve bu durum karşısında ne yapacağını bilemeyen anne-babalar kaygı duymaya başlar... Bazen bir çocuk, bazen sihirli bir varlık, bazen de bir hayvan olabilen bu arkadaş zaman içerisinde farklı kimliklere de bürünebilir.
 
Çocuğun hayali bir arkadaşının olması yalnızlık çektiği ya da psikolojik sorunları olduğu anlamına gelir mi? Hayali arkadaşı olan çocukların anne-babaları nasıl bir tutum izlemeli?
  
Hayali arkadaş nedir?
Hayali arkadaş, hayal ile gerçek arasındaki farkın çok belirgin olmadığı okul öncesi dönemde sık görülen bir durumdur. Dışarıdan bakıldığında endişe verici bir durum gibi gözükse de aslında normal gelişimin bir parçası olan hayali arkadaşlar çocukların yaşamlarındaki stres ve değişimlerle (boşanma, kardeş doğumu, taşınma, hastalık veya ailede ölüm olayı) baş etmesine yardımcı olabilir. Bazı çocuklar tüylü bir oyuncağı ya da bebeği arkadaş olarak seçerken, bazıları da başka hiç kimsenin göremeyeceği bir hayali arkadaş yaratırlar. Hayali arkadaşların isimleri ve belirli bir kişilikleri olabilir, çocuk onlarla oynar, konuşur veya bazen de ona kızar, nefret eder.
 
Hayali arkadaşın amaçları nedir?
Hayali arkadaşlar çocuğun farklı rolleri denemesine ve kontrol, disiplin ve güç gibi konuları incelemesine; "otorite", "doğru-yanlış" ve "ceza" kavramlarını anlamasına da yardımcı olur.
 
Hayali arkadaş çocuğun özgüven oluşturmasına, duygularını ifade etmesine ve sosyal becerileri pratik etmesine de yardımcı olabilir. Hayali arkadaşlar çocuğa sürekli eşlik edebilir, çocuğun idareyi alarak bir başkasını kontrol edebilmesine izin verir, bu da çocuğun korkuları, kaygıları veya öfkesi ile baş etmesine yardımcı olabilir.
 
Hayali arkadaşa nasıl tepki vermeli?
Aileler çocuğun hayali arkadaş ile oynamasına izin vermelidir. Çocuk hayali arkadaşından bahsederse anne-baba bunu dinlemeli, ancak çok fazla dahil olmamalı ve öyküye kendi fikirlerini katmamalıdır. Anne-babalar çocuğun sunduğu durum dahilinde oynayabilirler, ancak belli sınırlar olmalıdır. Çocuk söylemediği müddetçe hayali arkadaşı aktivitelere dahil etmemelidirler. Çocuk anne-babasından hayali arkadaşı ile oynamalarını isterse anne-baba oynamalıdır, ancak liderlik çocuğa bırakılmalı ve oyunu çocuk yönlendirmelidir. Anne-baba çocuğun kendi yaptığı şeyler için hayali arkadaşını suçlamasına izin vermemelidir.
 
Endişe etmek gerekir mi?
Genel olarak hayali arkadaş yaşadığı dünya ile karşılıklı etkileşime geçen çocuğun karşılaştığı konularla baş etmeye çalıştığını gösterir. Küçük çocuk gelişiminin normal ve doğal bir parçası olup, endişe etmeyi gerektiren bir durum değildir.
 
Okul öncesi çocuklar için taklit-canlandırma oyunları son derece gerçektir. Bu yaşlarda gerçeklik ve fantezi arasındaki sınır çok belirgin değildir, ancak çocuklar doğal gelişim süreçleri içerisinde bu farkı anlayacaklardır. Çocuk büyüdükçe gerçek dünyanın ağırlığı artar ve okula başladığında da hayali arkadaşlar çoğunlukla ortadan kaybolur.
 
Çocuk hayali arkadaşıyla oynamasının yanında, diğer arkadaşlarıyla da oynuyorsa çoğunlukla sorun da yok demektir.
 
Ancak çocuk gerçek dünyada bir şeyler yapmak yerine sürekli hayali arkadaşını tercih ediyorsa bu bir sorun olduğunun göstergesi olabilir.
 
Başka çocuklarla anlamlı ilişkilere girmekten kaçınan ve çoğunlukla hayali arkadaşı ile oynamayı tercih eden bir çocuk duygusal stres yaşıyor olabilir.
Çocukların çoğu beş yaş civarında hayali arkadaşlarını bırakırlar. Eğer çocuk bu yaştan sonra da hayali arkadaşına odaklanmaya devam ediyorsa anne baba çocuğun yaşıyor olabileceği endişe ve kaygıları belirlemek üzere çocuk ruh sağlığı hekiminden yardım almayı düşünmelidirler.

 

Odasını toplamasını istiyorsunuz sizi duymamış gibi davranıyor. Yemek masasına çağırıyorsunuz televizyon izlemeye devam ediyor. Ödevini yapmasını istiyorsunuz, meşgul olduğunu söylüyor. Bir yandan peşinden koşarken, belki bininci kez bir daha yanınızdan uzaklaşmamasını söylüyorsunuz.

Anne-babaların en fazla yakındığı konulardan biri çocuklara söz dinletememek ve yapmaları gerekenleri yaptıramamaktır. Sürekli hatırlatmalar, yalvarmalar, tehditler ya da ödüllerin kalıcı bir yarar getirmemesi ve çocuğa bir türlü söz dinletemiyor olmak anne-baba ve çocuk arasında gerilimlerin yaşanmasına neden olur. 

Peki çocuğunuzun sizi dinlemesi ve söylediğiniz şeyi hemen yapması için nasıl davranmalısınız? Bu gerçekten mümkün olabilir mi?

Evet, tutarlı ve kararlı bir tutumla ve bazı konulara dikkat ederek bunu sağlamanız gerçekten mümkün! İşte ipuçları:
Uygulamakta kararlı olun
Uygulanması konusunda kararlı olamayacağınız şeyleri istemekten kaçının. Çocuğunuzdan bir şey yapmasını istediğinizde bunun yapılması konusunda kararlı olun. Çocuk duymazlıktan geldiğinde ya da mızmızlandığında isteğinizden hemen vazgeçmeniz çocuğunuza bu yöntemi her zaman kullanabileceği mesajını verir.

Önce dikkatini size çekin
Çocuğunuzdan bir şey istemeden önce mutlaka dikkatini size yöneltmesini sağlayın. Başka bir odadan bağırarak ya da çocuğunuz bir oyun veya televizyona dalmışken söylemekten kaçınmalısınız. Öncelikle çocuğunuzun dikkatini size yöneltmesini sağlamalı ve ondan sonra söyleyeceğiniz şeyi söylemelisiniz.

Sormayın
İsteklerinizi soru şeklinde dile getirmekten kaçının. Örneğin, "Ayşeciğim, şimdi oyuncaklarını toplamak ister misin?" yerine "Ayşeciğim şimdi oyuncaklarını toplaman gerekiyor" demelisiniz.

Soyut isteklerde bulunmayın
"Güzel davran", "dikkatli ol" gibi soyut ifadelerden kaçının. Sizin ve çocuğunuzun "güzel davranmanın" ne olduğu konusundaki yorumları birbirinden oldukça farklı olabilir. İstekleriniz net ve belirli olmalıdır.

Ne yapacağını söyleyin
Çocuğunuza yapmaması gerekeni değil, ne yapması gerektiğini söyleyin. Örneğin "yanımda kal" demek "sakın koşup gitme" demekten iyidir.

Takdir edin
Çocuğunuz söylediğiniz şeyi yapmaya başlar başlamaz, siz de onun bu davranışını fark ettiğinizi belli etmeli ve takdir etmelisiniz. Çocuğunuzu takdir etmek için illa da görevin tamamlanmasını beklemeniz gerekmez. Ayrıca görevini tamamlandığında, bundan dolayı ne kadar memnun olduğunuzu bilmesini de sağlayın.

Zaman sınırı koyun
Çocuğunuz örneğin 10 saniye içerisinde söylediğiniz şeyi uygulamaya başlamazsa hemen önceden belirlemiş olduğunuz örneğin molaya göndermek gibi bir disiplin yöntemini uygulamalısınız (Disiplinde Mola Yöntemi başlıklı haberimizde bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz).

İsteğinizi bir kez daha yineleyin
Mola tamamlandıktan sonra isteğinizi çocuğunuza tekrar belirtin. Söyleneni yine yapmaması durumunda tekrar mola uygulamalısınız.

Uyarılarınızı tekrarlamayın
Çocuğunuza tekrar tekrar aynı uyarıda bulunmaktan kaçınmalısınız. Çocuklar bir-iki uyarıdan sonra belirli bir isteği yerine getirmeyi öğrendikleri gibi, o isteği beş-altı uyarıdan sonra yapmayı da kolaylıkla öğrenirler!
Stresin onu boğmasına izin vermeyin
Çocuğunuzun konsantre olmakta zorlanması, içine kapanması, yalan söylemesi, zorbaca davranışlarda bulunması, otoriteye karşı gelmesi, parmak emmesi, tırnak yemesi veya uyku düzeninin bozulması stresten kaynaklanıyor olabilir.
 
Üstelik bu stresin nedeni bizzat siz olabilirsiniz!
 
Çocuklarda stresin nedenleri nelerdir?
Çocukların ihtiyaçlarını karşılayan ve rahat etmeleri için uğraşan yetişkinler çocukların dünyasını mutlu ve dertsiz bir dünya olarak görme eğilimindedir. Oysa stres herkesi etkiler ve çok küçük çocuklar bile belli ölçüde stres yaşarlar.
 
Örneğin 2 yaşındaki bir çocuk o anda kendisini memnun edecek kişinin yanında olmamasından dolayı kaygı duyabilir. Okul öncesi dönemde en büyük kaygı kaynağı anne-babadan ayrılmaktır.
 
Daha büyük çocuklarda ise akademik ve sosyal baskılar strese neden olur. Ayrıca bazen son derece iyi niyetli anne-babalar dahi çocuklarının yaşamındaki stresin artmasına neden olabilirler.
 
Örneğin yüksek performanslı anne-babalar genellikle çocuklarından beklentileri yüksek olur. Oysa çocuk anne-babası ile aynı motivasyon veya yeteneklere sahip olmayabilir.
 
Çocuklarını sporda zorlayan veya aşırı fazla sayıda faaliyete kaydettiren anne babalar da çocukta gereksiz bir stres ve gerilime neden olabilirler.
 
Çocuğun stres düzeyini yaşamında olup bitenler de artırabilir. Örneğin anne-babanın iş sorunları veya bir akrabanın hastalığına ilişkin endişeleri hakkındaki konuşmalarını ya da parasal konulardaki tartışmalarını dinlemek çocukta stres yaratır. Çocuklar anne-babalarının endişelerini kavrayınca, kendileri de endişe duymaya başladıklarından anne-babalar çocukların yanında bu tür konuları konuşurken dikkatli olmalıdırlar.
 
Ayrıca hastalıklar, sevilen birinin ölümü ya da boşanmalar da çocukta strese neden olabilir. Günlük yaşamındaki baskılara bu unsurlar da eklendiğinde çocuğun stresi artar. Temel güvenlik sistemlerinin değişmesine neden olduğundan en dostane boşanmalar dahi çocuklarda strese neden olur. Bu nedenle boşanan ya da ayrılan çiftler kesinlikle çocuklarının taraf tutmasını beklememeli ve çocukları diğer eş hakkındaki olumsuz yorumlara maruz bırakmamalıdırlar. Anne-babalar her zaman çocuğun çıkarını ön planda tutmalıdırlar.
 
Stres belirtileri nelerdir?
Çocuğun stres yaşadığını belirlemek her zaman kolay olmayabilir. Çoğunlukla şu belirtiler çocuğun stres altında olduğuna işaret eder:
 
•        Kısa süreli davranış değişiklikleri, ruh halinde iniş çıkışlar, uyku alışkanlıklarının değişmesi ve yatağa kaçırma çocukta stres belirtisi olabilir.
•        Bazı çocuklarda karın ağrısı ve baş ağrısı gibi fiziksel belirtiler görülebilir.
•        Konsantre olmada veya ödevlerini tamamlamakta zorlanabilirler.
•        Bazı çocuklar da içine kapanabilir veya yalnız başına çok fazla zaman geçirmeye başlayabilir.
•        Küçük çocuklar stres karşısında parmak emme, saç yolma veya burun karıştırma gibi yeni alışkanlıklar edinerek cevap verebilirler.
•        Daha büyük çocuklar yalan söylemeye, zorbaca davranışlar göstermeye veya otoriteye karşı gelmeye başlayabilirler.
 
Anne-babalar çocuğun stresle baş etmesi için nasıl yardımcı olabilirler?
İyi beslenme, dinlenme ve olumlu anne-baba tutumları çocuğun stresle mücadele gücünü artırabilir. Ayrıca:
 
•        Her gün çocuğunuza belli bir zaman ayırın.
•        Konuşmak istediğinde ya da sadece sizinle aynı odada bulunmak istediğinde size rahatlıkla ulaşabilmesini sağlayın.
•        Çocuğunuzun yaşı büyük de olsa, bu kaliteli zaman önem taşır. Yorgun bir şekilde işten döndükten sonra çocuğunuzla yerlere oturup oyunlar oynamak veya günün nasıl geçtiği hakkında sohbet etmek bazen çok zor gelebilir. Ancak yaşı ne olursa olsun, çocuğunuza ilgi gösterdiğinizde ona sizin için önemli olduğunu gösterdiğinizi unutmamalısınız. Bu nedenle çok kısa bir süre bile olsa, her gün çocuğunuzla baş başa ve onun yönlendirmesi doğrultusunda (birlikte tv izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak buna dahil değil!) özel zaman geçirmeniz çok yararlı olacaktır.
•        Stresin nedeni hakkında konuşarak çocuğunuza yardımcı olun. Böylece birlikte çözümler geliştirmeniz de mümkün olabilir. Örneğin okul dışı aktivitelerin azaltılması, anne-baba veya öğretmenlerle daha fazla konuşabilmesi, düzenli bir egzersiz planı oluşturmak ya da günlük tutması gibi yöntemler belirleyebilirsiniz.
•        Çocuğunuza stres yaratabilecek durumları önceden tahmin edebilmesi ve bu duruma karşı hazırlıklı olması konusunda da yardımcı olabilirsiniz. Örneğin doktor muayenesinden önce çocuğunuzla konuşabilir ve muayene sırasında neler olacağını anlatabilirsiniz.
•        Belli ölçüde stresin normal olduğunu da unutmayın. Çocuğunuza öfkelenmesinin, korkmasının, kendisini yalnız hissetmesinin veya endişe duymasının doğal olduğunu bilmesini sağlayın. Kendinizin ve başka kişilerin duygularını yakınları ile paylaştıklarını anlatın, bu paylaşımlara örnekler gösterin.
Ne zaman uzman yardımı almak gerekir?
Çoğu anne-baba çocuğun yaşadığı stres ile baş edebilecek becerilere sahiptir. Ancak çocuğun davranışlarındaki değişimlerin kalıcılık göstermesi veya stresin çocukta ciddi kaygı durumuna yol açması durumunda uzman yardımı almak gerekir.
 
Bunun yanında depresyon belirtilerine de dikkat etmek ve bu belirtilerin mevcut olması halinde uzman yardımı almak da önemlidir.

Kurban Bayramı’ndan ve kurban kesiminden psikolojik olarak olumsuz etkilenmemeleri için şunlara dikkat edilmelidir.
 
Çocuklar hiçbir şekilde kurban kesimini izlememeli ve izlemeye zorlanmamalıdır
Özellikle okul öncesi dönemdeki (6 yaş öncesi) çocukların kurban kesimini görmemesi gerekir. Çocuklar 8 yaşından başlayarak kurban kesilmesinin anlamını kavrayabilirler ama 10 yaş öncesinde ölüme ilişkin kavrayışları yetersiz olduğu için yine de rahatsız olabilirler. Bir dini görev olarak kurban kesilmesi kavramı özellikle 11 yaştan sonra daha iyi anlaşılabilir. Bu nedenle çocuklar 12 yaşına dek kurban kesimini görmemelidirler. Akılda tutulması gereken bir diğer nokta, çocukların yeni ve olağandışı şeylere meraklı olduğudur. Merak ettikleri için kesimi izlemek isteyebilirler. Bu onların kesimden etkilenmeyeceği veya kurban kesiminin anlamını kavradıklarını göstermez.
 
Hiçbir birey, 12 yaşında veya daha büyük olsa dahi, istemiyorsa kurban kesimini izlemeye zorlanmamalıdır
Çocukların yanında kurban kesiminin konuşulması ve ayrıntılı olarak anlatılmasından kaçınılmalıdır. Kurban kesiminin video görüntülerinin alındığı durumlarda, bir çocuğun bu görüntüleri izlemesi kurban kesiminin izlenmesi gibi bir etki yapacaktır ve bundan mutlaka kaçınılmalıdır.
 
Kurbanlık hayvan evde beslenmemelidir
Çocukların bir süredir baktıkları ve duygusal bağ kurdukları hayvanların kesilmesi, tüm çocuklar için rahatsız edicidir ve özellikle küçük çocuklar için çok ağır etkiler yapabilir. Bu nedenle kurbanlık hayvan evde beslenmemeli veya çocuğun kurbanlık hayvanla uzun süreli teması olmamalıdır.
 
Eğer bir kurbanlık hayvan evde beslenirse, hayvanın kesileceği çocuğa dürüstçe anlatılmalıdır
Bu aşamada çocuğun yaşına göre açıklama yapılması ve kullanılan kelimelerin özenle seçilmesi önemlidir. “Uykuya daldı”, “Zaten ölecekti” “Kaza oldu” gibi açıklamalar kullanılmamalıdır. Özellikle çocuğa haber verilmeden kesilen bir hayvanın etinin daha sonra çocuğa yine haber verilmeden, “Kestik ve bak ne güzel yedik” gibi açıklamalarla yedirilmesi çok yanlıştır.
 
Çocuklar hangi yaşta olursa olsunlar, istemiyorlarsa kurban eti yemeye zorlanmamalıdırlar
Çocukların ölümle ilgili ya da ölümün ardından yaşadıklarına ilişkin soruları bayram sırasında artabilir. Bu sorulara, yaşa uygun olarak, açık ve net cevap verilmelidir. Çocuklara kurban edilen hayvanların ölüm nedeni ile ilgili açıklama yapılırken yanlış, yetersiz veya bazen çocukta endişe yaratabilecek bilgiler verilmemelidir. Örneğin, “Çok iyi bir hayvandı ve Allah onun kesilmesini istedi” denilerek yapılan bir açıklama, çocuk için “iyilik yapan canlıların öleceği” anlamına gelebilir ve çocuk iyi davranışlarından vazgeçebilir.
 
Çocukların duygularını anlatmalarına izin verilmelidir
“Erkekler ağlamaz” gibi ifadeler kullanılmamalı ve çocukların anlattıkları dikkatle dinlenmelidir. Çocuğun üzüntüsüne ve yasına anne baba ve diğer aile üyeleri ilgi göstermeli ve değer vermelidir. Üzüntüsünü paylaşırken “Boş ver!”, “Seneye yenisini alırız.” gibi geçiştirici cümleler sarf edilmemelidir.
 
Televizyondaki görüntülere de dikkat edilmeli
Kanalları kurban kesimlerine ilişkin görüntüleri, kan ya da parçalanmış hayvan görüntülerini vermekten kaçınmalıdır. Anne ve babalar çocuklarını bu görüntülerden uzak tutmalıdırlar.
 
Kurban Bayramı sırasında yaşananların, çocuğu çok etkilediği ve davranışlarında önemli değişikliklere neden olduğu (örn., uyuyamama, yemek yememe gibi) görülürse bir uzmana danışılmasında yarar vardır...

 

Hemen hemen herkes birini üzmemek ya da zor bir durumdan kurtulmak gibi amaçlarla zaman zaman yalan söylese de, çocukların yalanları ebeveynleri doğal olarak fazlasıyla endişelendirir.

SAKİN OLUN!
Çocuğun yalanı karşısında kızgınlığa kapılabilirsiniz. Ancak dikkat! Öfkeniz söylediği yalanın çocuğunuz için gerçekten ne anlam taşıdığını gözden kaçırmanıza neden olabilir. Oysa tepki vermeden önce çocuğun neden yalan söylediğini anlamanız çok önemlidir.

ÇOCUĞUN YAŞI ÖNEMLİ
Çocukların yalan söylemesinin farklı yaşlarda farklı anlamları vardır. (Her çocuğun gelişim hızı farklı olduğundan, aşağıdaki yaşlar yaklaşık zamanları ifade eder).

3 yaşından önce
3 yaşından önce çocuğun yalan söylemesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu yaşlardaki çocuk düşüncelerin kişisel olduğunu ve başkalarının bunları bilemeyeceğini, yani insanların zihinlerinin ayrı ayrı çalıştığını bilmez. Dolayısyla kafasından geçen her şeyi anne-babasının da bildiğini zanneder. Örneğin iki yaşındaki bir çocuk markette kaybolduğunda annesine "beni sen kaybettin" diyebilir çünkü gözden kaybolmuş olsa dahi nerede olduğunu annesinin bildiğini zanneder.

3-4 yaş
3-4 yaşındaki çocuklar düşüncelerini başkalarının bilmediğini anlamaya başlarlar. Bu yaştaki çocukların hayal gücü de çok kuvvetlidir ve bu yeni bilgi ve becerilerini sınamaktan çok hoşlanırlar. Bu nedenle de sık sık hikayeler uydurarak bu bilgilerini test ederler. Örneğin sütü yere döken çocuk annesine "ben yapmadım demin mutfağa kocaman bir kurt girdi, sütü o döktü" diyebilir. Bu yaşlardaki çocukların suçu başkalarına atmaları veya hikayeler uydurmaları normaldir.

5-8 yaş
Okulun ilk yıllarındaki çocuklar gerçek ile yalan arasındaki farkı anlamaya başlasalar da, genellikle doğru olanı yapmaktan çok, anne-babalarını memnun etmeyi isterler. Dolayısıyla anne-babanın üzüleceğini ya da beğenmeyeceğini düşündükleri durumlarda gerçeği söylememe olasılıkları daha yüksektir.

8-10 yaş
8-9 yaşlar civarında çocuklar gerçek ile yalan arasındaki farkı tam olarak kavrarlar ve genellikle 9-10 yaş civarında doğru ve yanlış muhakemesi gelişir, doğru ile yanlışı kendi muhakemesi ile ayırır.

Hayali arkadaşlar
3-4 yaşlar civarında hayali arkadaşların görülmesi normaldir ve genellikle çocuk büyüdükçe bu durum ortadan kalkar. Çocuklar öfkeli olduklarında ve yanlış bir şey yaptıkları zaman kabahati yükleyecek birine gereksinim duyduklarında hayali arkadaş ile konuşur ve oynarlar. Çocuk tamamıyla içine kapalı değilse ve başka çocuklarla oynamakta sorun yaşamıyorsa bu durum önemli değildir. Çocuğunuza eğlenmesi için olanaklar yaratarak ve başka çocuklarla oynamasını sağlayarak yardımcı olabilirsiniz.

ÇOCUKLAR NEDEN YALAN SÖYLER?
Çocuklar çok çeşitli nedenlerle yalan söyleyebilir. Örneğin:

Küçük yaşta olması nedeniyle henüz gerçek ile gerçek olmayanı ya da doğru ile yanlış arasındaki farkı bilmiyor olabilir.

Cezalandırılmaktan veya anne-babasının sevgisini kaybetmekten korkuyor olabilir.

Özgüveni düşük olabilir ve kendisini daha iyi hissetmeye çalışıyor olabilir.

Arkadaşlarını etkilemek ve grup içinde kabul görmek amacı taşıyor olabilir.

Bazen durumu kendisi farklı anlamış olabilir ve aslında gerçeği söylediğini zannediyor olabilir.

Ailede yalan söyleyen başka birinin davranışını taklit ediyor olabilir. Anne-babalar sık sık yalan söylemenin doğru olmadığını söylerler ancak kendiler her zaman doğruyu söylemezler. (Örneğin çocuktan telefon eden birisine "annem evde yok" demesini istemek gibi.)

Bazen çocuklar gerçek olmasını arzu ettikleri şeyi gerçekmiş gibi söylerler. Örneğin "babam beni her zaman futbol maçlarına götürür".

Ergenler gerçeği söyledikleri zaman yapmayı çok istedikleri bir şeyi yapmalarına izin verilmeyeceği korkusu ile yalan söyleyebilirler.

Büyük çocuklar ve özellikle ergenler belli ölçüde özel yaşama sahip olmak isterler ve yaşamlarının bu özel kısmını anne-babaları ile paylaşmak istemezler. Anne-babaların çok fazla soru sormaları durumunda büyük çocuklar ile ergenler bu mahremiyetlerini korumak için yalan söyleyebilirler.

NE YAPABİLİRSİNİZ?
Çocuğunuz yalan söylediğinde hemen öfkeli bir tepki vermek yerine, uzun vadeyi hesaba katan, tutarlı ve mantıklı tepkiler sergilemeniz çocuğunuzun davranışını önemli ölçüde etkileyecektir.

Çocuğunuz yalan söylüyorsa, şu noktalara dikkat etmelisiniz:

Mücadeleye girişmeyin
Çocuğa gerçeği söyletme mücadelesine girişmemeye çalışın. Zorla gerçeği söyletmeye çalışmanız çocuğun davranışını değiştirmekte etkili olmayacaktır.

Doğru söylemenin neden önemli olduğunu öğretin
Örneğin "bir kişinin doğruyu söylemesi o kişiye güven duymamıza yardımcı olur" gibi açıklamalarla doğruyu söylemenin neden önem taşıdığını anlatın. Ailenizde gerçeği söylemenin korkutucu sonuçları olmayacağını anlamasını sağlayın ve gerçeği söylemekten korkmaması gerektiğini anlatın. Yanlış bir şey olduğunda öfkelenmeyeceğinizi bilmesini sağlayın. Çocuğunuzun halen bazı şeyleri doğru yapmayı öğrenme sürecinde olduğunu unutmayın.

Gerçek ile hayal arasındaki farkı anlamasına yardım edin
Küçük çocuklar söz konusu olduğunda, gerçek ile uydurma arasındaki farkı anlaması için yardımcı olun. Örneğin çocuğunuz bir hikaye uydurduğunda buna inanmış gibi davranmak yerine "iyi bir hikayeydi" ya da "çok güzel hikayeler uydurabildiğini görüyorum, beraber bunları yazıp saklamaya ne dersin?" gibi sözlerle gerçekler ile hayali olan arasındaki farkı anlamasına yardımcı olun. 

Cezalandırılma korkusunu önleyin
Çocuğunuzun cezalandırılmaktan korktuğunu ve bunun için yalan söylediğini düşünüyorsanız, dürüst davranmaktan korkmaması için, ceza uyguladığınız konularda daha iyi çözüm yolları bulmak amacıyla onunla karşılıklı konuşun.

Önemsiz vakalarda "suçluyu" saptamaya uğraşmayın
Önemsiz vakaları "sütün başına bir kaza gelmiş anlaşılan, haydi birlikte temizleyelim (ya da temizler misin lütfen)" gibi sözlerle geçiştirmek direkt olarak "sütü sen mi döktün?" demekten daha yararlı olur.

Güçlü arzularını fark ettiğinizi gösterin
Çocuğunuza bazı yalanlarının aslında onun arzuları olduğunu anladığınızı gösterin. Örneğin çocuğunuz ayrı yaşadığınız babasının sürekli kendisini telefonla aradığını söylüyor ancak siz bunun doğru olmadığını biliyorsanız, "babanla sık sık görüşmek istediğinin farkındayım" diyebilirsiniz.

Etiketlemeyin
Çocuğunuzu "yalancı" olarak etiketlemeyin. Bu gibi etiketler çocuğun istemediğiniz davranışını teşvik edici etki yaratır.

Doğruyu söylemesini takdir edin
Çocuğunuz gerçeği söylediğinde bunu fark ettiğinizi ve memnuniyetinizi gösterin.

Büyük çocuklara ve ergenlere belli ölçüde özel yaşam şansı tanıyın
Onları korumak için bilmeniz gerekenleri sorun ancak çok da meraklı ve müdahaleci davranmayın. Genellikle zamanı geldiğinde ve sizin de yargılamadan dinleyeceğinizi hissettiklerinde zaten size anlatacaklardır.

Yardım alın
Çocuğunuz sürekli yalan söylüyor veya açıkça ortaya koyulduğu halde gerçeği kabullenmekte zorluk yaşıyorsa, bir çocuk psikiyatrisi uzmanı hekimden yardım alın.

UNUTMAYIN!
Doğruyu söylemek çocukların doğuştan bildiği bir şey değil, zaman içinde öğrendiği bir şeydir.

Küçük çocuklar anne-babalarını memnun etmeyi her şeyden daha fazla isteyebilirler. Sizi üzeceğini düşünmeleri durumunda gerçeği söylemekten kaçınabilirler.

Çocuklara gerçek ve gerçek olmayan arasındaki farkı öğretin ancak çocukların bunu gerçekten kavramalarının zaman alacağını unutmayın.

Doğruyu söylemenin sizin için neden önemli olduğunu anlatın.

Kendiniz de doğruları söyleyerek iyi örnek olun.

Hayvan sevgisi insana büyük bir mutluluk verir ve araştırmalar evcil hayvan beslemenin kişinin ruh sağlığı açısından son derece yararlı olduğunu da ortaya koymuştur. Hayvan beslemek stresi azaltır, çocuklarda sorumluluk duygusunu pekiştirir, yaşlılar için moral kaynağı olur ve insanı hayata bağlar, terk edilmişlik duygusundan uzaklaştırır.
 
Buna karşın evcil hayvanlardan insanlara bazı hastalıkların geçebileceği de unutulmamalıdır. En yaygın görülen hastalıklar mide-bağırsak hastalıkları, cilt hastalıkları ve parazitlerdir. Ayrıca kuşlardan psitakoz hastalığının geçme riski vardır. Ancak bu sorunların bazı temizlik kurallarına uyulması ile önlenmesi mümkündür. Aşağıda belirtilen temizlik kurallarını çocuklarınızın da bilmesi ve bunlara dikkat etmesi gereklidir:
     ●     Evcil hayvanlara ve yiyeceklerine, özellikle yedikleri etlere dokunduktan sonra, kendi yiyeceklerinize dokunmadan önce ellerinizi mutlaka yıkamalısınız.
●     İnsanların yiyeceklerini hayvanlardan uzak tutmalı ve hayvanların mutfak tezgâhına ve masaların üzerine çıkmasına engel olmalısınız.
●     Evcil hayvanların yiyecekleri ile insanların yiyeceklerinin birbirine karışmamasına özen göstermeli, hayvanların kaplarını ayrı olarak yıkamalısınız.
●     Hayvanların yedikleri etleri pişirmelisiniz. Köpeklere kesinlikle çiğ sakatat yedirmemelisiniz. Çiğ sakatatlarda parazitler bulunabilir ve bu parazitler evcil hayvana geçebilir. Köpeklerden insanlara geçen hidatit hastalığı insanların akciğer, karaciğer, beyin gibi organlarında kistlere neden olabilmektedir.
●     Gerektiğinde evcil hayvana parazit dökücü ilaçlar vermelisiniz.
●     Çocukların ve bebeklerin emekleyip, oynadıkları yerlerde hayvan pisliği olmamasına dikkat etmelisiniz. Kedi kumlarının üstünü kapalı tutmalısınız.
●     Hamile kadınlar hayvan pisliği ile temas etmemelidir. Hayvan pisliğinden toksoplazma hastalığı geçebilmekte ve ciddi sonuçlara yol açabilmektedir.
●     Çocukların hasta hayvanları ellemesini engellemelisiniz.
●     Kuş kafeslerindeki pislikleri temizlemeli, kafeslerden gelen tozları içinize çekmemeli, kuşlara dudaklarınızı değdirmemeli ve kuşu elledikten sonra ellerinizi mutlaka yıkamalısınız.
●      Hayvanınızın aşılarını ve veteriner kontrollerini aksatmamalısınız.
Köpek ısırmalarını önlemek için yapmanız gerekenler

Çoğunlukla ev köpekleri insanları ısırmasa da, onların hayvan olduğunu ve ne zaman ne yapacaklarının belli olmayacağını unutmamalısınız.
 
Köpekler oyuncak değildir ve küçük çocuklar oyun için yaklaştığında, korkarak kendini korumak amacıyla tehlikeli olabilecek bazı hareketler yapabilirler.

Bu sorunları önlemek için şunlara dikkat etmelisiniz:
●     Beş yaşından küçük çocukları evin köpeği ya da başka köpeklerle yalnız bırakmamalısınız.
●     Köpeklerin yanında bulunan çocuklara, özellikle hayvanın beslenme saati geldiğinde göz kulak olmalısınız.
●     Çocuklara uyuyan köpeklere dokunmamalarını ve köpekleri kızdırmamalarını öğretmelisiniz.
●     Evin köpeğini eve yeni gelen bir çocuğa yavaş yavaş alıştırmalı ve mutlaka çocuğun başında bulunmalısınız.
●     Çocuklara yabancı köpeklere asla yaklaşmamaları gerektiğini öğretmelisiniz.
●     Bağlı ya da arabanın içinde olsa bile, tanımadıkları köpeklerden uzak durmaları gerektiğini öğretmelisiniz.

Önce sizi kocaman, mekanik bir cihazın üstüne koyuyorlar. Sonra bir plastikle vücudunuzu sarıyorlar ve su püskürterek sizi ıslatıyorlar. Şimdi asıl işkence başlıyor: Ellerinde makasla üstünüze doğru geliyorlar.

 

Hayır, bu bir korku filmi sahnesi değil. Ancak saç kesimi için berbere gitmek küçük çocuklar için "Testere" filmini izlemek kadar korku verici olabilir!

 

Saç kesimlerini rahat geçirmek için ipuçları

Saç kesimleri sırasında çocuğunuzu rahatlatmak ve saç kesiminin her ikiniz için de bir "travmaya" dönüşmesini önlemek için:

Özel olarak çocuklara hizmet veren bir salon bulun. Bazı özel çocuk berberlerinde lunaparklardakine benzer sevimli hayvan biçimindeki berber koltukları bulunur ve çocuklar sevilen çizgi filmleri izleyebilirler. Bu salonlardaki kuaförler de çocuklarla ilgilenme konusunda daha deneyimlidir.

Saç kestirmeye gitmeden önce berber salonunu çocuğunuzla beraber ziyaret ederek, çocuğunuzun orada kuaför koltuğunda oturan rahatlamış ve mutlu insanları görmesini sağlayın.

Kendiniz kuaföre giderken çocuğunuzu da yanınıza alarak oradaki görüntülere, ışıklara ve kokulara aşinalık kazanmasını sağlayın. Saç modeli seçmek için kuaför salonunda bulunan dergileri incelemesine izin verin.

Kuaför saatini belirlerken çocuğunuzun uyku ve yemek saatlerini dikkate alın. Çocuğunuzun en mutlu ve rahat olduğu zamanı belirleyerek, kuaför randevusunu bu zamana denk getirin.

Saçı önceden siz hazırlayın. Özellikle çocuğunuzun saçları çok uzun veya kıvırcıksa, kuaföre gitmeden önce saçlarını iyice tarayın.

Etrafı dolaşmak ve salon içerisinde rahatlamak için randevu zamanından birkaç dakika önce kuaför salonuna gidin.

Saç modeline salona gitmeden önce karar verin. Çocuğunuz uzun süre hareket etmeden oturamıyorsa kesimi hızlı ve kolay olan basit bir saç modelini tercih edin.

Çocuğunuz koltuğa oturduktan sonra, orada kalmasını sağlamanın en iyi yolu dikkatini dağıtmaktır. Bu amaçla yanınızda ilgisini çekecek birkaç küçük oyuncak bulundurun.

Kesim sırasında kucağınızda oturursa kendisini daha rahat hissedebilir.

"Yeni saç modelini" kutlamak için özel bir şey ısmarlama planı yapın. Bu, saç kesimi sonrasında gerçekleşmesi için bekleyebileceği bir şey olmasını sağlar.

Ne zaman "başka zaman" demeniz gerektiğini bilin. Çocuğunuz aşırı kıpır kıpırlığı veya ağlaması sona ermek bilmiyorsa saç kestirmekten vazgeçin ve başka bir zaman yeniden deneyin.

Aşırı şişmanlık ve hareketsizliğe bağlı oluşan erken ergenlik hastalığının korkunç sonuçları olduğu belirtildi.
 
Aşırı şişmanlık ve hareketsizliğe bağlı oluşan erken ergenlik hastalığının korkunç sonuçları olduğu belirtilmektedir.
 
Türkiye de de yaygınlaştı
Erkek çocuklarda erken ergenlik riski bulunmadığı, şişmanlık ve hareketsizliğin kız çocuklarımızı getirdiği çok önemli bir nokta olduğu vurgulanıyor.
 
Çocukları korumak için ne yapmalı?
Çocukları bu hastalıktan korumak için özellikle gebelik döneminde annenin sigara içmemesi gerektiği, gebelik döneminde sigara içen annelerin çocuklarında 30’lu yaşlarda şişmanlık hastalığına yakalandığı bildiriliyor. Gebelik kontrolü iyi yapılmalı. Anne 14 kilodan daha fazla almamalı. Bebeğe ilk 6 ay sadece anne sütü verilmeli. Mama ve benzeri gıdalara erken başlanırsa çocuklarda ilerleyen yaşlarda şişmanlık ortaya çıkıyor.
 Çocukların 6 yaş döneminde yağ dokusunun geri dönmesi denilen bir olay yaşanıyor, özellikle bu yaşlarda çocukların fazla kilo almamasına özen gösterilmesi gerektiğini kaydediliyor. İlkokul çağındaki çocukların hareketsiz bir hayat yaşadığı bilindiğinden günde en az bir saat egzersiz önerilmektedir.
 
Amerikan Pediatri Akademisi nin çocukların 2 yaşına kadar televizyon izlememesi, günde 2 saatten fazla bilgisayar ve benzeri oyunlarla meşgul olmaması yönünde uyarısı olduğu unutulmamalıdır. 
Eğer bir çocuk günlük 8 saatten daha az uyuyorsa, günde 10 saat uyku uyuyan bir çocuğa göre obeziteye yakalanma riski 1.82 kat daha artıyor. Uyumayan çocuklar atıştırıyor, televizyon izliyor ve iştah mekanizmaları bozuluyor.

 

Televizyon izlemek çocuğa fayda mı getirir, zarar mı? Çocuğunuza televizyon ile ilgili ne gibi kurallar koymalısınız? Televizyon konusunda anne-baba olarak dikkat etmeniz gereken noktalar nelerdir?
TELEVİZYON KONUSUNDA ALINMASI GEREKEN TEMEL ÖNLEMLER
Televizyon, video ve bilgisayarın çocuklar için eğlenceli olabileceğini ancak çocuğun sağlıklı gelişimi için ihtiyacı olan diğer faaliyetlere yeterince zaman ayırmasını sağlamak ve ekranda gördüklerinden olumsuz yönde etkilenmesini önlemek için ailelerin bazı noktalara dikkat etmesi gerektiğini belirtti.
İzleyeceği programları seçmeyi öğretin
Öncelikle erken yaşlardan itibaren çocuğunuza izleyeceği şeyleri seçme konusunda belirli ölçüde sorumluluk almayı öğretebilirsiniz. Örneğin çocuğunuza programları "kaçırılmaması gereken", "izlenmese de olur" ya da "sadece zaman kaybı" gibi belirli biçimlerde sınıflandırmayı ve seçici olmayı öğrenmesi için yardımcı olabilirsiniz. Başlangıçta "zaman kaybı" olarak işaretlediği programları, daha sonra da bunlara ilave olarak "izlenmese de olur" şeklinde işaretlediği programları izlememeye teşvik etmelisiniz.
Tüm görevlerini tamamlamadan televizyonu açmasına izin vermeyin
Ertesi güne yönelik olarak yapması gereken okul hazırlıklarının bir listesini oluşturun ve çocuğunuza zamanı yönetmeyi öğrenmesinde yardımcı olun. Koyduğunuz kural konusunda kararlı ve net davranın. Örneğin "bu akşam yapman gereken işleri bitirmediğin için televizyon izleyemezsin. Ama yarın işlerini daha erken bitirmek için gayret edersen televizyon izleyecek zamanın da kalabilir."
Televizyonu asıl yaşam alanından farklı bir yere taşıyın
Böylece çocuğunuz ve siz farkında bile olmadan sürekli televizyona maruz kalmazsınız ve televizyon izlemek bilinçli bir kararın sonucunda yapılan bir iş haline gelir. Ancak, evde birden fazla televizyon varsa, televizyon üzerindeki kontrolünüzün azalacağını unutmayın.
Okula giden çocukların sabah televizyon izlemesinden kaçının
Sabahları televizyon izlemek çocuğun gününün geri kalan kısmını etkileyebilir ve sabah okul hazırlıklarının zamanında tamamlanmasını zorlaştırarak stres ve baskıya neden olabilir. Program çocuğunuz için önemliyse, kaydederek daha sonra daha uygun bir zamanda izlemesini sağlayabilirsiniz.
Yatma zamanını televizyona göre belirlemeyin
Uyku saatini televizyon programlarına göre değil, çocuğunuzun yaşına göre belirleyin. Akşam için, uyku saatinden uzun süre önce biten ve korkutucu olmayan programları tercih edin. Televizyon ile yatma zamanı arasındaki sürede çocukların sakinleşmesi ve rahatlaması gerekir. Bu nedenle çocuğun uyku saatinde başkaları televizyon izliyorsa, sesini iyice kısın ya da tamamen kapatın.
Yemek yerken televizyon izlemeyin
Yemek yerken aile üyelerinin birlikte sohbet edebilmesi için televizyonu açmayın. Ailece birlikte yenen yemekler aile bireylerinin birbirini daha yakından tanımasına ve aidiyet duygusunun gelişmesine yardımcı olur.
TELEVİZYON İZLERKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
Günlük televizyon izleme süresini sınırlayın
İzleyeceğiniz şeyleri önceden planlayın ve çocuğunuzun televizyon izleyeceği günlük süreyi sınırlayın. Hangi programların izleneceğine birlikte karar verin ve televizyonu sürekli açık tutmak yerine, sadece bu programların yayın saatinde açın. Bu çocukların düşünmesine, plan ve seçimler yapmasına yardımcı olur ve gelişimleri için önem taşıyan başka faaliyetleri de yapabilmelerine olanak verir.
İzlediği şeyler hakkında çocuğunuzla konuşun
Çocuğunuzun izlediği programları ve programlarda yer alan karakterleri siz de bilin. Çocuğunuzun sorular sormasına, duygularını tanımlamasına ve gördüklerini anlamlandırmasına yardımcı olun. Özellikle şiddet konusunda olmak üzere gördükleriniz hakkında kendi düşüncelerinizi de aktarın. Gördüğünüz olumlu şeyler konusundaki düşüncelerinizi belirtmeyi de ihmal etmeyin.
Karakterler, öykü ve değinilen konular üzerinde sohbet edin. Beğendiğiniz ve beğenmediğiniz şeyleri anlatın. Sorular sorun. Örneğin "bu kişinin yaptığı şeyi sen yapmış olsan neler olurdu?" gibi.
İzleme sonrasında çocuğunuzun duyguları hakkında konuşun
Çocuğunuzun programı izledikten sonraki ruh hali hakkında konuşun. Sıkılmış, mutlu, üzgün, korkmuş, heyecanlı, kaygılı, huzursuz, kırgın gibi kelimelerle duygularını ifade etmesine olanak verin.
Çocuğunuz bir programı izledikten sonra fazlasıyla stresli bir ruh haline girerse, neler hissettiğini ve neden böyle hissettiğini anlatmasına olanak verin. İzlediği şeyler ile kendi yaşamı arasında bazı bağlantılar olması ya da gördüğü şeylerin kendi başına gelmesinden korkması söz konusu olabilir. Onunla sakin bir şekilde konuşun, şefkat gösterin ve daha hoşuna gidecek, rahatlatıcı bir faaliyet yapmasını sağlayın.
“HABERLER”E DİKKAT!
Çocukların dünyanın gerçeklerinden izole edilmelerinin mümkün olmadığı; buna karşın haberlerin genellikle o gün dünyada olup biten en kötü, en olağan dışı ve en fazla şiddet içeren olayları bir araya getirdiği, yani "haberlerin" dünyada bir günde olup bitenlerin sadece bir kısmı olduğu; örneğin herhangi bir gündeki haberlerde o gün havaalanlarından havalanan ve güvenle iniş yapan binlerce uçaktan bahsedilmediği ancak düşen bir uçağın mutlaka haber konusu olduğu, çocukların haberlerin bu temel özelliğini kavramasının zor olabileceği tespit edilmiştir.
Çocukların haberleri nasıl algılar:
•        Çocuklar yetişkinlerin yaşam deneyimlerine sahip değildirler ve gördükleri şeyler ile bunların kendi yaşamlarında da gerçekleşme olasılığı arasındaki farkı idrak edemezler.
•        Haberin olağandışı ya da bir defaya mahsus bir konu üzerinde odaklandığını anlamakta zorlanırlar.
•        Örneğin uçakların ikiz kulelere çarpma sahnesi gibi tekrar tekrar gösterilen bir şeyin, her seferinde yeniden gerçekleştiğini zannedebilirler.
•        Küçük çocuklar "olasılık" kavramını anlayamazlar, bu nedenle "bunun bizim başımıza gelmesi olasılığı çok zayıf" demeniz onları rahatlatmaz.
•        Ev, aile, okul gibi aşina oldukları ortamlarda yaşanan ya da başka çocuklar veya hayvanlara yönelik şiddet görüntülerinden dolayı büyük korkular yaşayabilirler.
Haberler konusunda alınması gereken önlemleri:
•        Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı "haberlerin" işleyişini öncelikle kendiniz anlamalısınız.
•        Çocuğunuzun ne zaman, nerede, hangi habere maruz kaldığını bilmelisiniz.
•        "Haberlerde" yer alan görüntüler hakkında mümkün olduğunca çabuk bir şekilde ve sık sık konuşarak çocuğunuzun içinde yaşadığı dünyayı daha iyi kavramasına yardımcı olmalısınız. (Yetişkinler genellikle çocukların sevdikleri bir televizyon programını izlerken giren "son dakika haberleri", radyo, gazete ve okul gibi çeşitli vesilelerle ne kadar çok habere maruz kalabildiklerinin farkında olmazlar).
•        Net sınırlar koyarak, birlikte izleyerek ve izledikleriniz hakkında konuşarak çocuğunuzun "haber alımını" dengelemelisiniz.
•        İzlediğiniz haber ya da haber programı sizi veya çocuğunuzu strese sokuyorsa televizyonu kapatmalısınız.
GÜNLÜK AZAMİ TV SÜRESİ NE KADAR OLMALI?
Dr. Erdoğan günlük televizyon izleme süresinin yaşa göre değiştiğini belirterek, çocukların günlük azami televizyon izleme süresinin şu şekilde olması gerektiğini belirtti:
2 yaşından küçük çocuklar
Hiç ya da çok çok az
Okul öncesi yaştaki çocuklar
Günde en fazla bir saat (bu yaştaki çocuklara yönelik olarak hazırlanmış programları). Bilgisayar okul öncesi yaştaki çocukların yaşamının önemli bir parçası olmamalıdır.
5-7 yaşlarındaki çocuklar
Günde en fazla 1-1.5 saat
8 yaşından büyük çocuklar
Günde en fazla 1.5-2 saat
BUNLARI UNUTMAYIN!
Televizyon, video ve bilgisayarda çocukları eğlendirecek birçok olanak mevcut olmakla birlikte, farklı yaşlardaki çocukların sağlıklı gelişimleri için nelere ihtiyaçlarının olduğunun bilinmesinin önemlidir. Çocukların gerçek ve kendilerine ilgi gösteren insanlarla güçlü bağlar kurmaya, aktif fiziksel oyunlara ve her türlü deneme-yapma-yanılma fırsatına sahip olma ihtiyaçları çok daha fazla ve önemlidir.
Örnek olun
Çocuğunuz televizyon izleme alışkanlığını sizden kopyalayabilir.
Kontrol sizde olsun
Televizyonu siz kontrol edin, televizyonun sizi kontrol etmesine izin vermeyin.
Eşlik edin
Küçük çocuklar yalnız başlarına televizyon izlememeli. Mutlaka çocuğunuza eşlik etmelisiniz.
Program seçin
Sadece seçtiğiniz programı izlemek için televizyonu açın ve program bitince kapatın. Programları kaydederek aileniz için uygun bir zamanda izleyin.
Konuşun
Çocukların izledikleri programdan sonra duyguları hakkında konuşmalarına olanak verin.
Televizyonu başköşeye koymayın
Televizyonu ailenizin günlük ortak yaşam alanı haricinde bir yere yerleştirin.
Televizyon başrol oynamasın
Televizyonun çocuğunuzun yaptığı çok sayıda faaliyetten yalnızca biri olmasını sağlayın.
Karşılıklı etkileşimin önemini unutmayın
Çocukların gerçek kişilerle etkileşim kurarak, yaşayarak ve oynayarak öğrenmesi gereklidir. Televizyon çocukların en büyük ihtiyacı olan karşılıklı etkileşimi sağlayamaz.

 

Çocuğunuzun eve girdiği andan başlayıp, yatana kadar tüm zamanını pasif bir şekilde televizyon programları arasında dolanıp durarak geçirmesine engel olun...
 
Aşağıdaki beş ipucunu değerlendirerek çocuğunuza iyi televizyon izleme alışkanlıklarını kazandırabilirsiniz...
1. Günde kaç saat televizyon izleyeceği konusunda kesin sınır belirleyin.
2. Çocuğunuzun odasında televizyon bulundurmayın ve ödevini yaparken televizyonun açık kalarak “fon gürültüsü” yaratmasına izin vermeyin.
3. Reklamları hızla geçebilmek amacıyla sevdiği programları daha sonra izlemek üzere kaydedin.
4. Uzaktan kumandayı kaldırın. Çocuğunuzun bir program seçerek bunu izlemesini sağlayın.
5. Çocuğunuza yaşamla ilgili konuları öğreten ve bunlar üzerinde düşünmesi için ilham veren programlar bulun. Bu programları birlikte izleyin ve daha sonra televizyonu kapatarak izlediğiniz program hakkında sohbet edin.

 

Televizyon izlemek gerçekten de çocuklara zarar verir mi? Televizyon her yaştaki çocuğu aynı şekilde mi etkiler? Reklamların çocuklar üzerindeki etkileri nelerdir? Ekranda gördükleri şiddeti çocuklar nasıl algılar? Fazla televizyon izlemek dikkat eksikliğine yol açar mı? Çocukların korkularının televizyonla ilgisi nedir? Anne-babalar televizyon konusunda nasıl bir tutum benimsemeli? 

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan televizyon ve çocuklar konusunda merak ettiğiniz tüm soruların yanıtlarını vererek, dikkatli olmanız gereken noktaları anlattı...

ASIL SORUMLULUK ANNE-BABALARIN 
Çocuklar televizyonun eğitsel ve eğlendirici yönünden fayda sağlayabilirler. Ancak çok fazla televizyon izlemenin, özellikle de reklamlar ve şiddet görüntülerine maruz kalmanın çocuk gelişimi üzerindeki etkileri konusunda çeşitli sorun ve sorular söz konusudur.

Televizyon ve filmler herkesi eğlendirir, ancak çocuklar için televizyon aynı zamanda dünyaya açılan bir pencere vazifesi de görür. Bu dünya da onların gelişimini etkiler. Çocuklar televizyondaki yaşam biçimlerinden ve davranışlardan çeşitli mesajlar alırlar. Televizyonda yaşamın sert gerçekliklerine tanık olmak çocukları zorlayabilir ve çocuklar bunlardan gelişimlerine zarar verecek mesajlar çıkarabilirler. 

Çocuklar çok çeşitli davranış ve yaklaşımları görme fırsatına sahip olmalıdırlar ve televizyon dışındaki dünyayı deneyimlemeye yani oynamaya, hayal kurmaya, okumaya ihtiyaçları vardır ve televizyon izlemeleri bu ihtiyaçlarını karşılamalarına engel olmamalıdır. Bu nedenle anne-babalar çocuğun TV izlemesini diğer faaliyetlerle dengelemekle sorumludurlar.

TELEVİZYON ÇOCUKLARI NE ŞEKİLDE ETKİLER? 
Her çocuğun televizyonda izlediklerine tepkisi farklıdır ve her bir çocuğun televizyonda gördüklerine nasıl tepki vereceğini tam olarak belirlemek mümkün değildir.

Ancak genel olarak çocuğun yaşı ve gelişim düzeyi vereceği tepkiyi büyük ölçüde etkiler. Televizyonun etkilerini şu şekilde özetleyebiliriz:

Tekrarlayan deneyimler kalıpların oluşmasına yol açar
Yeni araştırmalar tekrar tekrar yaşanan deneyimlerin çocukluktan itibaren çeşitli kalıpların oluşmasına ve bunların ergenliğe kadar devam etmesine neden olabildiğini göstermektedir. Bu kalıplar ise düşünme, konuşma, problem çözme, dikkatini toplama ve devam ettirme ve başkaları ile iletişim kurma gibi becerileri etkiler. 

Dikkat toplamayı zorlaştırır
Araştırmalar çocukların hızla değişen görüntülerin yer aldığı televizyon programlarını izledikten sonra okuma ve yap-boz çözme gibi uzun süre dikkat gerektiren görevlere kendilerini veremediklerini göstermiştir.

Çocukların diğer faaliyetlere katılımını engeller
Çocuklar televizyon ekranına "yapışabilir" ve dolayısıyla reklamlar da dahil olarak kesintisiz bir şekilde televizyon izleyebilirler. Çocuklar ne kadar fazla televizyon izlerlerse; gelişim ve sağlıkları açısından büyük önem taşıyan oyun, sosyalleşme ve egzersize ayırdıkları zaman da o kadar azalır.

Aktif öğrenmeyi engeller
Çocukların pratik yapmaları yani konuşmayı, yazmayı ve düşünmeyi "aktif olarak" öğrenmeleri gerekir. Televizyon çocukların ilgisini toplasa da, zihinlerini "aktif öğrenme" ile meşgul etmez. Oysa okuma ve oyun gibi diğer faaliyetler aktif öğrenmeyi sağlar.

Küçük çocuklar gördüklerinin gerçek olmadığını anlayamazlar
Altı yaşından küçük çocuklar televizyonda gerçek ile hayali olan arasındaki ayrımı anlamakta güçlük çekerler. İzledikleri programlarda kurguları ve bütünlüğü takip etmez, heyecan verici kısa parçacıklara odaklanırlar. Bu yaşlardaki çocuklar neden ve sonuç ilişkisini de tam olarak anlayamazlar. Çizgi film karakterlerini gerçek olarak görürler ve reklamların cazibesine açıktırlar.

Kahramanlara benzemek isterler
6-9 yaş arasındaki çocuklar da özellikle gerçek yaşama benzeyen sahnelerde gerçek olan ile hayali olanı ayırmakta zorluk çekerler. Hayranlık besleme eğiliminde olurlar ve kahramanlara benzeme isteği duyarlar.

Dizilerdeki kız-erkek ilişkileri yanlış yönlendirici olabilir
Daha büyük ilkokul çocukları kendi başlarına da gelebileceği endişesi ile gerçeklere dayanan görüntülerden rahatsız olurlar. Ergenlerin dünyası, seks ve moda konularında meraklıdırlar ve dizilerde gördükleri kız - erkek ilişkileri çocuklar üzerinde yanlış yönlendirici etkiler yaratabilir.

Odasında televizyon olmamalı
Odasında televizyon bulunan çocukların okul başarılarının, televizyonun evin ortak bölümlerinde bulunduğu evlerde yaşayan çocuklara kıyasla daha düşük olduğunu araştırmalar ortaya koymuştur.

Korku ve kaygılara neden olabilir
Durum her bir çocuk için farklı olmakla birlikte, bazı görüntüler çocuklar için korku verici olabilir. Çocukların bazıları, kendilerini gerçekten güvende hissetmeleri halinde biraz korkmaktan hoşlanabilir. Kendilerinin güvende olduğunu bilmek "heyecan" duygusunu yaşama özgürlüğü verir. Ancak çocuklar korkutucu programlara ne kadar fazla maruz kalırlarsa, dünyanın korkutucu bir yer olduğuna da o kadar fazla inanırlar. Bu da onların kaygılı olmalarına neden olur.

Kendisi hakkındaki düşünceleri etkilenebilir
Çocuğun hayranlık duyduğu figürler kendisi ile ilgili düşüncelerini de etkileyebilir. Neyin iyi, neyin değerli olduğu, nasıl davranacağı ve nelere değer vereceği gibi konulardaki fikirlerinin şekillenmesinde sizden öğrendiklerinin yanında, ekranda gördüğü ünlü kişiler de etkili olabilir.

TELEVİZYON ÇOCUKLARIN DAVRANIŞLARINI, İNANIŞLARINI VE YAŞAMA BAKIŞLARINI NE ÖLÇÜDE ETKİLER? 
Çocukların davranış, inanış ve yaşama bakışlarının etkilenme derecesi televizyon programlarının gerçek oluşuna ne derece inandıkları ile bağlantılıdır.

Çocuklar bir programın gerçek olup olmadığına üç yolla karar verirler: 

Kendi deneyimlerine uymasına bakarak. Çocuklar televizyondaki nesne ve kişileri kendi deneyimlerinden tanırlar: "Programda benim köpeğime benzeyen bir köpek var, o yüzden bu programdakiler gerçek".

Kendi deneyimlerine uymamasına bakarak. Çocuklar kendi deneyimleri ile çelişmesi halinde programın gerçek olmadığına inanırlar: "İnsanların burunlarını oynatarak sihir yapma gücü gerçekte yok."

Programların nasıl yapıldığını değerlendirerek. Örneğin "Çizgi filmlerin insanlar tarafından yapıldığını biliyorum" ya da "filmdeki kişiler aslında rol yapan aktörler" gibi. 9-10 yaşlarındaki çocuklar rol yapılmasını daha net anlarlar ancak 6-7 yaşındaki çocuklar televizyondaki ailelerin gerçek aileler olduğunu ya da Susam Sokağının gerçek bir sokak olduğunu düşünebilirler.

REKLAMLAR ÇOCUKLARI NASIL ETKİLER? 
Reklamların çocuklar üzerindeki etki gücü çok fazladır. 8 yaşından küçük çocukların çoğu reklamlarda söylenenlerin doğru olduğuna inanır. 8-10 yaşlarındaki çocuklar reklamların her zaman doğruyu söylemediğinin farkındadır ancak söylenenin hangisinin doğru, hangisinin doğru olmadığını tam olarak belirlemekte zorluk çekerler.

Ürünleri tanınmış kişilerin tanıtması durumunda çocuklar kolaylıkla ikna olurlar. Reklamlarda kullanılan tekniklerle bir ürünün şekli, hızı, ebatı ve çalışma biçimi gibi konularda çocuklar kolayca yanlış yönlendirilebilir ya da aldatılabilir. Çoğunlukla çocuklar reklamlarda gördükleri şeyleri isterler ve anne-babalarına bunları aldırabilmek için her yolu denerler.

Henüz dili çok iyi öğrenmemiş olan çocuklar reklamlardan yanlış anlamlar çıkarabilirler. Örneğin "büyüten tat", "meyve özlü" gibi sözleri "benim için faydalı" şeklinde yorumlayabilirler.

Televizyonda gördükleri hakkında konuşarak ve reklamların nasıl hazırlandığını anlatarak ve ürünü gerçek yaşamda göstererek reklamların etkisi konusunda çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz.

TELEVİZYONDAKİ ŞİDDET ÇOCUKLARI NASIL ETKİLER? 
Çocukların televizyonda şiddet görüntülerine maruz kalmaları anne-babaların çoğunu endişelendirir. Çocuklar bu tür görüntülere yaş ve gelişim düzeyleri ve gördükleri materyalin türüne bağlı olarak farklı reaksiyonlar verirler.

Başka çocuklara ve hayvanlara yönelik şiddet ve aile içi şiddet görüntüleri her yaştan çocuğu rahatsız eder. 

Şiddetin yararlı olduğu mesajını çıkarabilirler 
Sekiz yaşından küçük çocuklar izlerken gülseler ya da gerçek olmadığını söyleseler bile, çizgi filmlerden "şiddet işe yarar ve kazanır" mesajını çıkarabilirler. Daha büyük çocuklar da aksiyon film ve dizilerinde şiddet kullanan kahramanlardan aynı mesajı çıkarabilirler. Bu çocuklar gerçek olarak gördükleri ve kendilerinin ya da yakın çevrelerinin başına gelebileceğini düşündükleri haber ve canlandırmalardan dolayı da kaygı duyabilirler.

Televizyondaki şiddetin ne kadarının çocuklar için zararlı olacağı konusunda farklı görüşler bulunsa da, televizyondaki şiddete tekrar tekrar maruz kalmanın belirli olumsuz sonuçlar yarattığı kanıtlanmıştır.

ŞİDDET GÖRÜNTÜLERİNE SÜREKLİ MARUZ KALMAK NELERE YOL AÇAR? 
Ekrada sürekli şiddet görüntülerine maruz kalmak:

1- Çocukların sorunları çözümlemek için saldırgan yöntemlere başvurmaları olasılığını artırır.

2- Dünyanın "acımasız ve korkutucu" bir yer olarak gösterilmesi çocuklarda kaygı düzeyini artırır.

3- Çocukların gerçek yaşamdaki şiddete karşı duyarsızlaşmasına neden olur.

4- Televizyondaki şiddet en fazla günde 3 saatten fazla televizyon izleyen çocukları, küçük çocukları, erkek çocukları, ailesinde şiddete tanık olan çocukları ve güvensiz çocukları etkileyecektir.

TELEVİZYONDA NELER ÇOCUKLARI KORKUTUR? 
Televizyonda korkutucu içeriklere maruz kalmak çocuklar üzerinde çok güçlü ve kalıcı etkiler yaratabilir. 

Bu etkiler yoğun bir korku ve ağlama gibi kısa vadeli ya da uyku bozuklukları, yalnız kalamama, yaralanma ya da öldürülme korkusu veya uyku öncesinde olağan dışı şeyler yapma gereği duyma gibi uzun vadeli etkiler olabilir.

Bazen köpek, kedi, örümcek fobisi gibi çocuğun yaşamını etkileyen uzun vadeli korkular gelişebilir.

Yaş gruplarına göre televizyonda çocuklar için korkutucu olabilecek unsurları şöyle özetleyebiliriz:

7-8 yaşından küçük çocuklar 
Kötü hayvanlar, canavarlar, tuhaf, değiştirilmiş ya da deforme edilmiş karakterler

Normal bir karakterin anormal veya tuhaf bir karaktere dönüşmesi

Anne-babanın ölümünü içeren öyküler

Doğal afetleri canlı bir şekilde gösteren öyküler 

7 -12 yaşlarındaki çocuklar
Özellikle çocuğun başına gelmesi gerçekten mümkün olabilen daha gerçekçi tehdit ve tehlikeler

Şiddet veya şiddet tehdidi

Çocukların yaralandığı, zarar gördüğü öyküler

13 yaş ve üzeri çocuklar 
Gerçekçi fiziksel zarar ya da yoğun zarar tehditleri

Cinsel taciz

Uzaylılar ya da esrarengiz varlıklardan kaynaklanan tehditler

Bebeğinizi, onun gelişimine zarar vereceğini bildiğiniz bir bakıcıya günde bir saatliğine de olsa emanet eder misiniz? "Asla!" mı diyorsunuz? Peki, bunu yapmadığınızdan emin misiniz?
Acı ama gerçek! Biraz oyalaması için teslim ettiğiniz televizyon, DVD’ler, bilgisayar ve diğer elektronik gereçler bebeğinizin gelişimini tehlikeli biçimde etkileyebilir!
Bebekler dünyaya geldikleri andan itibaren hayatın diğer tüm dönemlerine kıyasla çok daha hızlı bir şekilde öğrenmeye hazırdırlar. Ancak bebeklerin ilk günden itibaren öğrenmeye başlamaları başka insanlarla ve tercihen de anne-babaları ile etkileşim içinde olmalarına bağlı (çocuklar güvendikleri ve sevdikleri kişilere yabancılardan çok daha fazla dikkat ederler)...
Televizyon iyi bir bakıcı değil!
Şüphesiz bütün anne-babalar arada sırada biraz mola verme ihtiyacı duyar ancak bunun için çocukları bir süreliğine de olsa televizyon ile oyalamak ne yazık ki iyi bir fikir değil. Çocuğunuzu televizyona emanet etmekle kendinize de, çocuğunuza da iyilik etmiş olmazsınız. Tam tersine böyle yaparak hem kendinizin hem de çocuğunuzun birkaç yıl yaşayabileceği sorunlar için zemin hazırlamış olursunuz.
Neden mi?
Araştırmalar1 yaşamın ilk yıllarında, özellikle de ilk 2 yılda televizyon izlemenin, genellikle çocuk 5-7 yaşına geldiğinde açığa çıkan şu sorunlarla karşılaşma olasılığını artırdığını net bir şekilde göstermiştir:
1.     Saldırgan davranışlarda artış
2.     Obesite riskinde artış
3.     Hiperaktivite (aşırı hareketlilik), dikkat eksikliği, dikkat yelpazesinin kısalmasında artış.
Türkiye’de okul öncesi dönemdeki çocuklar arasında gerçekleştirilen bir diğer çalışmada2 ise, 5-7 yaş arasındaki çocukların günlük ortalama TV izleme süresinin 3,4 saat olduğu ve çocukların TV izleme süresi arttıkça davranış sorunları yaşama riskinin de arttığı görüldü.
Televizyon programları, video ve bilgisayar ürünleri çocuğunuzu daha zeki yapamaz!
Bazı ürünlerin eğitsel nitelik taşıdığı ve çocuğun zekâsını artıracağı iddia edilse de, anne-baba olarak yapmanız gereken bu tür ürünleri satın alma dürtünüze hâkim olmaya çalışmak. Etraftan bu tür ürünlerle ilgili duyduğunuz övgü, reklâm ya da tavsiyelere kapılarak çocuğunuz için bunları edinme arzusunu hissetseniz de, çocuk gelişimi ile ilgili uzmanların neredeyse tamamının televizyonun bebekler için son derece sakıncalı olduğu konusunda hemfikir olduğunu aklınızdan çıkarmamalısınız.
Fayda değil zarar bile verebilir!
Bir takım pahalı, mucize(!) elektronik ürünleri satın alan anne-babaların bunları almakla aslında çocuklarını daha zeki yapacak bir şey satın almış olma memnuniyeti haricinde hiçbir kazanç sağlamadıklarını unutmayın. Tam tersi, yakın tarihli bir araştırma3 8-16 aylık bebeklere bu tarz DVD’leri izletmenin dil gelişiminde gecikmelere dahi yol açtığını ortaya koydu. Bir başka araştırma4 ise üst üste dizilebilen blok tarzı oyuncakların dahi çocuğun dil gelişimi açısından televizyon izlemekten çok daha yararlı olduğunu gösterdi.
Ne yapmalısınız?
Tüm bunlara karşın, günümüz şartlarında televizyonu yaşamınızdan tamamen çıkarmanızın mümkün olmadığı da bir gerçek.
Uzmanlar bu durum karşısında yapılabilecek en iyi şeyin çocuğunuzun televizyon ve diğer elektronik aletler başında geçirdiği süreyi mümkün olduğunca kısıtlamak ve seçtiğiniz televizyon programını çocuğunuzla birlikte izleyerek, sürekli izledikleriniz hakkında konuşmak olduğunu vurguluyorlar.
Bunun yanında, evde duş almak, yemek yapmak, çamaşır asmak gibi işleri yaparken bebeğinizi de yanınıza almanız ve yaptıklarınız hakkında onunla sohbet etmeniz de bebeğiniz için çok ama çok değerli öğrenme olanakları yaratacaktır.
Anne-babalar, insanlarla canlı ve sıcak bir etkileşimin bebekler için en doğru ve doğal öğrenme yolu olduğunu asla akıllarından çıkarmamalı.

 

Günümüzde bilgisayar ve özellikle internet hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Anne-babalar da küçük çocuklarının bilgisayar kullanmasının bir fayda sağlayıp sağlamayacağını, hangi yaşta bilgisayar kullanmalarının uygun olacağını ve bilgisayar konusunda ne gibi önlemler almaları gerektiğini merak ediyorlar...

Bilgisayar kaynaklı faaliyetlerin televizyona göre avantajlarından biri interaktif olması ve el-göz koordinasyonu, kavramsal beceriler, problem çözme ve hafıza gibi bazı temel becerilerin gelişimine katkıda bulunabilmesi... 

Çocuklar ne zaman bilgisayar kullanmaya başlamalı?
Uzmanların çoğu üç yaşından küçük çocukların bilgisayar başında zaman harcamaması gerektiği görüşünde. Bunun nedeni ise bu yaştaki çocuklara çevreleri ile fiziksel etkileşimi içeren yani dokunma, tatma, şekillendirme gibi olanaklar sunan diğer aktivitelerin daha etkin öğrenme olanakları sunması. Bu yaşlardaki çocukların geliştirmesi gereken yürüme, iletişim kurma ve arkadaş edinme gibi temel becerileri bilgisayar başında kazanmaları olanaksız. Unutulmaması gereken nokta bu yaş çocuklar için en iyi öğrenme yolunun oyunun kendisi olduğudur.

Bundan başka küçük çocuklar bilgisayar ekranına odaklanmak için gerekli dikkat yelpazesine ve klavye ile fareyi kullanmak için gerekli fiziksel becerilere henüz sahip değildirler. Dolayısıyla bilgisayarda ilgi çekici bir şeyler yapabilmek için anne-babaya bağımlı olmak sıkılmalarına neden olarak ileride bilgisayar başına oturmalarını da güçleştirebilir.

Bilgisayar kullanmaya nasıl başlamalı?
Çocuğunuz bilgisayar karşısına oturmaya ilgi gösteriyorsa, örneğin siz e-posta gönderirken ya da nette dolaşırken sizi izliyor ya da tuşlara basmaya çalışıyorsa kucağınıza oturtarak çocuklar için hazırlanmış web sitelerini birlikte incelemeyi deneyebilirsiniz. Ancak kafa karıştırıcı, hızlı hareket eden grafik ve resimler ile gürültülü müziklerin olduğu sitelerden kaçınmalısınız. Bu tarz siteler çocuk için aşırı yorucu olabilir. Bunun yerine küçük çocuklar için özel olarak hazırlanmış, basit resimler, basit ve rahatsız etmeyen müzikler ve küçük ellerin rahatça seçebileceği büyük imaj ya da ikonlar içeren siteleri tercih edin.

Çocuğunuz 3 yaşını geçtikten sonra gelişimsel olarak bilgisayar kullanmaya hazır olacaktır ve bu yaştan itibaren bilgisayar onun için değerli bir öğrenme aracı teşkil edebilir. Çocuğunuza denemesi ve tuşlara basmak, fareyi hareket ettirmek gibi becerileri kullanması için bol bol zaman tanıyın. Çocuğunuz imaj ya da ikonlara tıklamayı ve ardından ekranda beliren şeyleri görmekten hoşlanacaktır. Metinlerden ziyade ikonlara dayalı web sitelerini tercih ederseniz, bir oyun ya da aktiviteyi kendi başına tamamlamak çocuğunuzu motive edecek ve daha fazla keşfetme isteği doğuracaktır.

Çocuğunuz internet kullanırken görmesini istemeyeceğiniz web sitelerine erişmesinin mümkün olabileceğini unutmayın ve bunu engelleyecek ebeveyn kontrol programlarını inceleyerek kendiniz için uygun bir tanesini bilgisayarınıza yükleyin.

Bilgisayarı mutlaka ortak yaşam alanınızda bulunmasını sağlayın. Böylece çocuğunuzun bilgisayarda yaptıklarını sürekli olarak gözleme olanağınız olur

Klavye, fare ve ekran yüksekliğinin çocuğunun kullanımına uygun seviyede ayarlanması önemlidir.

Son olarak her yaşta çocuğun dünyayı keşfetmek ve başka insanlarla iletişim kurmak için oyun oynaması gerektiğini ve bilgisayarın çocuğu bu önemli deneyimlerden mahrum bırakmamasına özen göstermeniz gerektiğini asla unutmayın. 3 yaşından sonra çocukların ekran başında (televizyon, bilgisayar, video oyunları dahil) geçireceği toplam sürenin 1.5-2 saati aşmaması gerektiğini aklınızdan çıkarmayın

Bebeklerin konuşmayı öğrenmesi ve geliştirmesi için üretilen DVD ve videoların, çocuklara yarardan çok zarar verebileceği bildirildi. Yapılan bazı araştırmalar sonucunda, popüler video ve DVD΄lerin bebeklerin dil gelişimini geciktirebileceği, okuma yeteneklerini, kelime haznesiyle hafızalarını zayıflatabileceği ortaya çıktı.

Yapılan 80 araştırma sonucunda, çocuklara küçükken çok fazla televizyon seyretmenin ileri yaşlarda hiperaktivite ihtimalini artırdığı da ortaya çıktı.

Araştırmayı kaleme alan Prof. Dimitri Hristakis, yeni yürümeye başlamış bir çocuğun uyanık kaldığı saatlerin yüzde 30 ila 40΄ını televizyon karşısında geçirdiğini, çocukların yüzde 90΄ının daha 2 yaşına varmadan düzenli TV izleyicisi haline geldiklerini söyledi. Hristakis, ailelerin bebeklerinin IQ seviyelerini yükseltmek amacıyla kullandıkları “Baby Einstein” ve “Brainy Baby” gibi eğitim videolarının etkili olduğu yolunda bilimsel kanıt bulunmadığını, tam tersi bunların zararlı bile olabileceğini bildirdi.

Ne kadar çok DVD, o kadar az kelime 
Tayland΄da yakın zaman önce yayımlanan bir araştırma, 1 yaşın altındaki çocukların günde iki saatten fazla televizyon seyretmesinin, konuşma yeteneklerinin gecikmesi ihtimalini 6 kat artırdığını ortaya koydu.

Bir başka araştırma, söz konusu DVD΄leri seyreden 7 ila 16 aylık bebeklerin, akranlarından daha az kelime bildiklerini gösterdi. DVD başında geçirilen her bir saatin 6 kelime daha az öğrenilmesine yol açtığı kaydedildi.

Acta Paediatrica dergisinde yazan Hristakis, 3-5 yaş arasındakilere faydalı olduğu söylenen Susam Sokağı programının bile, daha küçük yaşta seyredilirse dil gelişimini erteleyebileceğini belirtti.

Hristakis, kendi araştırmalarından birinde, bebekken çok TV seyredenlerin okuma ve hafıza testlerinde iyi performans gösteremediklerini ifade etti.

Washington Üniversitesi öğretim üyesi Hristakis, ailelerinin çocuklarını medyaya maruz bırakma konusunda dikkatli olmaları gerektiğini söyledi.

Hristakis, TV΄nin ayrıca, oyuncaklarıyla, akranlarıyla veya aileleriyle oynayarak vakit geçirmek gibi daha önemli ve faydalı faaliyetlerin yerini aldığını belirtti.

Bilgisayar okul öncesi yaştaki çocukların zeka gelişimini destekleyip, okula daha iyi hazırlanmalarını sağlayabilir. Ancak ekran başında çok fazla zaman geçirmesi ve bilgisayarı "en iyi arkadaşı" haline getirmesi de zihinsel ve sosyal açıdan zarar görmesine neden olabilir.
Bilgisayar kullanmak okul öncesi yaştaki çocukların gelişimini nasıl destekliyor?
Pediatrics* dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre bilgisayar kullanan okul öncesi yaştaki çocukların okula hazır olma durumlarını ölçen testteki puanları diğer çocuklara göre 12 puan daha yüksek. Ayrıca bilgisayar kullanan çocuklar kullanmayanlara kıyasla gelişim testlerinde iki kat daha yüksek puan alıyorlar. Bilgisayar çocuğa rakamları ve sayıları öğreterek, özgüvenin artmasını da sağlayabiliyor.

Bilgisayar kullanmak okul öncesi yaştaki çocukların gelişimini nasıl engelliyor?
Aynı araştırmada çok fazla bilgisayar kullanmanın da olumsuz etkileri olduğu saptandı. Uzmanlar sosyalleşme ve serbest oyunların önemini vurguluyor ve taklit ve canlandırma oyunlarının çocuklara empati kurmayı öğrettiği, yaratıcılık ve hayal gücünün gelişmesine katkıda bulunduğu ve sosyal gelişimi desteklediğini belirtiyorlar.

Ayrıca araştırmalar bilgisayarların çocukları okumayı öğrenme veya insanlarla tartışmalara katılmaya hazırlamadığını da gösteriyor. Okuma becerilerini ve açık uçlu tartışma ve konuşma becerilerini geliştirmenin en iyi yolunun ise her zaman için insanlarla birebir ilişki olduğu belirtiliyor.

Uzmanlar bilgisayarın elektronik bebek bakıcısı olarak değil, çocuğun öğrenmesine yardımcı olan bir nesne olarak kullanılması gerektiğini vurguluyorlar.

Çocukların denetimsiz internet kullanımı önemli tehlike ve riskleri de beraberinde getiriyor.

İnternet kullanımının çığ gibi yayıldığı günümüzde çocuklar da neredeyse sonsuz bir bilgi ve iletişim olanağına sahip oldular. Çocuklar internet sayesinde ansiklopediler, güncel olaylar, kütüphaneler ve diğer birçok değerli malzemeye kolayca erişiyorlar.

Ayrıca sadece "tık"layarak birçok alanda "gezinebilme" olanağı çocuklarda doğal olarak varolan dürtüsel davranış, merak ve çabuk haz veya yanıt alma ihtiyacına da yanıt veriyor.

Buna karşın çocukların denetimsiz bir şekilde internet kullanmalarının ciddi risk ve tehlikeleri de mevcut.

Çocuğunuzun internet kullanımını denetleyin

Çoğumuz çocuklarımıza yabancılarla konuşmamalarını, evde yalnızken tanımadıkları kişilere kapıyı açmamalarını ve telefonla arayan tanımadıkları kişilere kişisel bilgileri vermemelerini öğretiriz.

Ayrıca, çocuklarımızın gittikleri yerleri, arkadaşlarını, TV de ne izlediklerini, hangi kitap ya da dergileri okuduklarını da takip ederiz. Ancak birçok anne-baba internet konusunda da aynı rehberlik ve denetimin gerekli olduğunun farkına varmaz.

"Sohbet odalarının" ya da e-posta gruplarının çoğunun tamamen denetimsiz olduğu unutulmamalıdır. Takma isimler çocuğun kimle iletişim kurduğunu anlamasını imkansız hale getirir. Sohbet odalarında konuşulanlar ya da elektronik posta mesajları anne-babalar tarafından görülemez.


Çocukların denetimsiz internet kullanımı ne gibi sakıncalar doğurabilir?

Ne yazık ki çocuğun kişisel bilgileri (telefon numarası, adres, şifre gibi) vermeye veya şahsen buluşmaya ikna edilmesi çok ciddi sonuçlara yol açabilir.

Denetimsiz internet kullanımının yol açacağı diğer risklerden bazıları da, çocukların gelişim düzeyleriyle uyumlu olmayan sitelere ya da nefret ve şiddet duygularını körükleyen ya da pornografik sitelere erişmeleri, reklamlar yoluyla yanlış yönlendirilmeleri veya aşırı reklam bombardımanına tutulmaları, ödül kazanabilmek ya da bir kulübe üye olabilmek için kişisel veya evle ilgili bilgileri vermelerinin istenmesidir.


Çocukların internet kullanımını daha güvenli ve eğitici hale getirmek için neler yapabilirsiniz?

Çocuğun internet ile geçirdiği süreyi kısıtlamalısınız.

Çocuğa sohbet (chat) odalarında takma isimli kişilerle konuşmanın yabancılarla konuşmakla aynı şey olduğunu öğretmelisiniz.

Başka on-line kişilere veya web sitelerine tanıtıcı hiçbir kişisel bilgi vermemeyi öğretmelisiniz.

İnternette tanıştığı biri ile şahsen buluşmayı asla kabul etmemesi gerektiğini öğretmelisiniz.

Çocuğa internetten alışveriş etmek ya da uygunsuz hizmet veya web sitelerine erişmek için kullanabileceği kredi kartı veya şifre bilgilerini kesinlikle vermemelisiniz.

Çocuğa ekranda gördüğü veya okuduğu herşeyin doğru olmadığını hatırlatmalısınız.

Chat kanalları, mesaj grupları ya da uygunsuz sitelere erişimini kısıtlamak amacıyla servis sunucusunun sağladığı ebeveyn kontrol özelliklerini kullanmalı ya da bu amaca yönelik bir ticari ürün satın almalısınız.

Çocuğa on-line iletişimde de, yüzyüze konuşma ile aynı nezaket kurallarının (kaba veya küfürlü konuşmamak, lakap takmamak, vb. gibi) geçerli olduğunu öğretmelisiniz.

Okul, kütüphane, arkadaşlarının evi gibi başka yerlerdeki bilgisayarları kullanırken de aynı kurallara uyması konusunda ısrarlı olmalısınız.

On-line iletişimin çocukları gerçek insan ilişkilerine hazırlamadığını ve gerçek insan ilişkilerinin yerini alamayacağını unutmamalısınız.

Bilgisayarı çocuğun odasına değil, ailenin ortak kullanım alanlarından birine yerleştirmeniz denetiminizi kolaylaştıracaktır.

Bir on-line servisi ilk kez incelerken çocukla birlikte olmanız ve çocuğun internete bağlı olduğu zamanlarda periyodik aralıklarla ona katılmanız hem onun on-line deneyimlerini izleme ve denetleme, hem de birlikte öğrenme fırsatı bulmanızı sağlayacaktır. 

Bütün o "büyük" insanlara baktığınız ve ayakkabınızın bağcıklarını bağlamak gibi işlerin büyük bir çaba gerektirdiği çocukluk günlerinizi hatırlayın. Bir süper kahraman olduğunuzu ve günlük hayatta sahip olmak istediğiniz tüm güçleri ele geçirdiğinizi düşünmek hoşunuza gitmez miydi?

Çocuklar, önüne çıkan her engeli aşan korkusuz süper kahramanları doğal olarak taklit ederler. Ancak çocuklar her yerden atlamaya ve düşmeye başladığında büyükler de ciddi kazaların olmasından endişe etmeye başlar. Böylece de çocuğa bir zarar gelmesine neden olabileceği ya da çocuğun uygunsuz zamanlarda bu oyunu oynayabileceği korkusuyla çocukların süper kahramancılık oynamasını engellemeye çalışırlar.

Bu oyun biçiminin çocuklara korkuları ile yüzleşme ve fiziksel güçlerini sergileme şansı verdiğini unutmamalısınız. Yetişkin gözetiminde olduğu sürece "süper kahramancılık" oyunu çocukların yaratıcılıklarını teşvik etmesinin yanında, dil becerilerinin gelişmesine ve birlikte sorun çözmeyi öğrenmelerine yardımcı olur. Çocuklar süper kahramanları taklit ettiklerinde, onların bu oyundan en fazla faydayı görmelerini teşvik edebilirsiniz. Bunun için:

Çocuklara süper kahramanların sırf fiziksel olarak güçlü oldukları için özel olmadıklarını anlatın. Süper kahramanlar başkalarına iyilik ve yardım ettikleri zaman bunu çocuğunuza belirtin ve çocuğunuz da aynısını yaptığında onu takdir edin.

Filmler, TV ve gerçek hayat arasındaki farkları vurgulayın. Pencereden aşağı atlayan ya da hızla giden arabaların üzerine zıplayan film oyuncularını gördüğünüzde çocuğunuza bunu kendisinin de evde neden denememesi gerektiğini anlatın.

Süper kahraman oyununun ne zaman ve nerede oynanabileceği konusunda kurallar koyun. Örneğin bu bol atlamalı zıplamalı oyunları sadece açık havada oynarken ya da tatil günleri ile sınırlayabilirsiniz. Tutarlı olmaya özen gösterin. Evin içinde "uçmak" pazartesi yasaksa, Salı da yasak olmalıdır!

Süper kahraman oyunu aracılığıyla çocuğunuzun ilgi alanlarını geliştirmesine yardımcı olun. Örneğin Yıldız Savaşlarını izlemek uzay yolculuğu konusuna merak salmasını sağlayabilir. Örümcek Adam çizgi romanı böcekler dünyasını keşfetme isteği doğurabilir. Gözlerinizi çocuğunuz için öğrenme fırsatlarını yakalamak üzere açık tutun.

Oyunun fazlaca saldırgan bir hal alıp almadığına dikkat edin. Çocuğunuz korktuğunda ya da öfkelendiğinde müdahale edin. Eğlence bitip, tehdit veya şikayetler başladığında çocukların yeniden eğlenceye dönmelerine yardımcı olun veya oyunlarını sona erdirin. Yardıma ve seçenekler sunmaya her zaman hazır olduğunuzu gösterin. Belki biraz ara vermeleri ya da gerilimin neden kaynaklandığını anlamaya çalışmanız gerekebilir. Her halükarda fiziksel veya sözlü saldırgan davranışların kabul edilemez olduğunu net bir şekilde belirtin.

Her zaman çocuklara seçim yapma ve sorumluluk alma şansı verin. Aktiviteler yeterince zor olmadığında çocuklar çabucak sıkılırlar ve çok fazla zorlandıklarında da gerilim yaşarlar. Yemeğin hazırlanmasına yardımcı olmak ya da kendi kendine giyinmek gibi yeni zorlukları aşmaya hazır olup olmadıklarını anlamak amacıyla çocukları dikkatle gözlemleyin.

Çocuklar, örneğin bir yap-bozu tamamlamak ya da isminin harflerini öğrenmek gibi gerçek bir "güç" gösterdiklerinde onları takdir edin. Çocuklar süper kahramanları taklit etmeye devam edebilirler, ama yukarıda sayılan noktalara dikkat edilirse, hem oyun sırasında, hem de günlük yaşamda güven duyguları artar.

Son günlerde çocuklar arasında yaşanan ve çok üzücü sonuçlara yol açan saldırgan davranışların en önemli nedeni olarak medya gösteriliyor. Medya gerçekten de çocuklarda saldırganlığa neden oluyor mu? Çocukların bu davranışlarının arkasında yatan başka nedenler de olabilir mi?

Yapılan araştırmaların, gazete, TV, internet, bilgisayar oyunları gibi çok çeşitli medya ürünlerinde şiddet içerikli görüntü ve haberlere maruz kalan çocuklarda saldırgan davranışlarda artma, şiddete duyarsızlaşma, uyku bozuklukları, gece kabusları, saldırganı model alma, kendisine ve yakınlarına zarar geleceği korkularının geliştiğini göstermektedir.

Çocukların medya ürünlerine maruz kalma süresi önemli 
Çocukların bu tür yayın ürünlerine maruz kaldıkları günlük süre ve maruz kaldıkları ürünlerin seçiminde ailenin etki derecesi bu sorunların ortaya çıkmasında önemlidir. Çocukların katıldığı şiddet olaylarının giderek artış gösterdiği Amerika’da çocuklarda yapılan çalışmalarda bu oranın günde ortalama 6 saat oranında olduğu tespit edilmiştir.

Ülkemizde çok sayıda çalışma bulunmamakla birlikte, büyüklerin denetimi ve seçimi olmadan TV seyretme oranı daha fazla olmak üzere, çocukların çeşitli medya ürünlerine maruz kalma süresi benzer oranlarda artmaktadır. Benzer şekilde ülkemizde son yıllarda çocukların şiddet olaylarına katılmaları da artış göstermektedir. 

Çocukların şiddet olaylarına katılmasında en önemli etken şiddete maruz kalmak ve şiddete tanık olmak 
Çocukların şiddet olaylarına katılmasında en önemli, birinci derecede etkili faktörün daha önce şiddete maruz kalmak ve şiddete tanık olmak olduğu araştırmalarla tespit edilmiştir.

Şiddete maruz kalmak ve şiddete tanık olmak ne gibi sonuçlara yol açıyor?
Şiddete maruz kalmak, tanık olmak, izlemek şiddete karşı duyarsızlaşmaya, şiddetin hedefe ulaşmada, problem çözmede kullanılabilir bir yol olduğunu düşünmeye yol açar.

Şiddet içerikli film, müzik, bilgisayar oyunlarında genelde şiddete maruz kalanın acısı, üzüntüsü, kaybının ağırlığı yansıtılmadığı için çocuklar şiddetin kullanılmasının sonuçları hakkında çok az bilgi sahibi olurlar. 

Şiddetin ne şekilde sunulduğu da çok önemli 
Ayrıca şiddetin cinsellik, komedi içinde işlenmesi, başkalarına zarar vermenin pozitif duygular uyandırmasına yol açması nedeniyle özellikle zararlı olmaktadır.

Sekiz yaşından önce gerçek ve fantezi arasındaki ayrım oluşmamıştır 
Sekiz yaşından küçük çocuklarda gerçek ve fantezi arasındaki ayırım henüz oluşmamış olduğundan izledikleri şeyde gerçek ile rol yapılması arasındaki farkı anlamamaları ve izlediklerini gerçekmiş gibi öğrenmeleri nedeniyle bu çocuklar bu bakımdan daha duyarlıdır.

Şiddete çok fazla tanık olmak şiddetin müsamaha edilir bir hal almasına yol açar.

Şiddet, aile içinde, çevrede, medyada ne kadar çok görülürse, çocuklar ve hatta büyükler tarafından o kadar çok öğrenilip, müsamaha edilebilir bir şey halini alır.

Saldırgan video oyunları yardım etme davranışını azaltıyor 
Çocuklarda yapılan çalışmalarda saldırgan davranışların bulunduğu, silah benzeri aletlerle oynanan video oyunları sonrası, kabul edilen, onaylanan sosyal davranışlarda, diğerine yardım etme davranışlarında azalma olduğu, buna karşın olaylara saldırgan davranışlarla cevap vermede artış olduğu saptanmıştır.

Ayrıca çocuklarda düşmanlık duygularında artış, saldırgan davranışa maruz kalan diğerinin acısını önemsememe etkileri de tespit edilmiştir.

Bilgisayar oyunları şiddet olayına çocuğun aktif katılımını da içerdiğinden öğrenmeyi pekiştirme özelliğine de sahiptir.

Toplumda şiddet olaylarını azaltmak, çocukların günlük yaşamlarında şiddet kullanmalarını önlemek için yayın araçlarında öncelikle şiddet içerikli ürünlerin azaltılması ve tüm ürünlerin daha dikkatli hazırlanması gereklidir.

Ancak, bunun sağlanması vakit alacağı ve hangi yayında ne tür zararlı unsurların bulunabileceği her zaman denetlenemeyeceği için, gerekli önlemleri alma ve çocukları bu ürünlerden koruma görevi ailelere düşmektedir.

Çocukların bu tür yayın ürünleri ile vakit geçirmesinin sınırlanması, izleyeceği veya ilgileneceği ürünlerin seçiminin birlikte yapılması, şiddet unsuru içeren film, müzik ve bilgisayar oyunlarının sınırlanması çok önemlidir.
Saldırganlık, medya ve çocuklar
Araştırmalar gazete, TV, internet, bilgisayar oyunları gibi çok çeşitli medya ürünlerinde şiddet içerikli görüntü ve haberlere maruz kalan çocuklarda saldırgan davranışlarda artma, şiddete duyarsızlaşma, uyku bozuklukları, gece kabusları, saldırganı model alma, kendisine ve yakınlarına zarar geleceği korkuları geliştiğini göstermiştir.

Şimdiye kadar bu konu ile ilgili yaklaşık 3500 bilimsel araştırma yapılmış neredeyse hemen hepsinde aynı sonuçlar alınmıştır.

Çocukların bu tür yayın ürünlerine maruz kaldıkları günlük süre ve maruz kaldıkları ürünlerin seçiminde ailenin etki derecesi bu sorunların ortaya çıkmasında önemlidir. Çocukların katıldığı şiddet olaylarının giderek artış gösterdiği Amerika?da çocuklarda yapılan çalışmalarda bu oranın günde ortalama 6 saat oranında olduğu tespit edilmiştir.

Ülkemizde çok sayıda çalışma bulunmamakla birlikte, büyüklerin denetimi ve seçimi olmadan TV seyretme oranı daha fazla olmak üzere, çocukların çeşitli medya ürünlerine maruz kalma süresi benzer oranlarda artmaktadır. Benzer şekilde ülkemizde son yıllarda çocukların şiddet olaylarına katılmaları da artış göstermektedir. 

Çocukların şiddet olaylarına katılmasında en önemli, birinci derecede etkili faktörün daha önce şiddete maruz kalmak ve şiddete tanık olmak olduğu araştırmalarla tespit edilmiştir.

Şiddete maruz kalmak, tanık olmak, izlemek şiddete karşı duyarsızlaşmaya, şiddetin hedefe ulaşmada, problem çözmede kullanılabilir bir yol olduğunu düşünmeye yol açar. Şiddet içerikli film, müzik, bilgisayar oyunlarında genelde şiddete maruz kalanın acısı, üzüntüsü, kaybının ağırlığı yansıtılmadığı için çocuklar şiddetin kullanılmasının sonuçları hakkında çok az bilgi sahibi olurlar. 

Ayrıca şiddetin cinsellik, komedi içinde işlenmesi, başkalarına zarar vermenin pozitif duygular uyandırmasına yol açması nedeniyle özellikle zararlı olmaktadır.

Sekiz yaşından küçük çocuklarda gerçek ve fantezi arasındaki ayırım henüz oluşmamış olduğundan izledikleri şeyde gerçek ile rol yapılması arasındaki farkı anlamamaları ve izlediklerini gerçekmiş gibi öğrenmeleri nedeniyle bu çocuklar bu bakımdan daha duyarlıdır.

Şiddet, aile içinde, çevrede, medyada ne kadar çok görülürse, çocuklar ve hatta büyükler tarafından o kadar çok öğrenilip, müsamaha edilebilir bir şey halini alır.

Çocuklarda yapılan çalışmalarda saldırgan davranışların bulunduğu, silah benzeri aletlerle oynanan video oyunları sonrası, kabul edilen, onaylanan sosyal davranışlarda, diğerine yardım etme davranışlarında azalma olduğu buna karşın olaylara saldırgan davranışlarla cevap vermede artış olduğu saptanmıştır.

Ayrıca çocuklarda düşmanlık duygularında artış, saldırgan davranışa maruz kalan diğerinin acısını önemsememe etkileri de tespit edilmiştir. Bilgisayar oyunları şiddet olayına çocuğun aktif katılımını da içerdiğinden öğrenmeyi pekiştirme özelliğine de sahiptir.

Toplumda şiddet olaylarını azaltmak, çocukların günlük yaşamlarında şiddet kullanmalarını önlemek için yayın araçlarında öncelikle şiddet içerikli ürünlerin azaltılması ve tüm ürünlerin daha dikkatli hazırlanması gereklidir. Ancak, bunun sağlanması vakit alacağı ve hangi yayında ne tür zararlı unsurların bulunabileceği her zaman denetlenemeyeceği için, gerekli önlemleri alma ve çocukları bu ürünlerden koruma görevi ailelere düşmektedir.

Çocukların bu tür yayın ürünleri ile vakit geçirmesinin sınırlanması, izleyeceği veya ilgileneceği ürünlerin seçiminin birlikte yapılması, şiddet unsuru içeren film, müzik ve bilgisayar oyunlarının sınırlanması çok önemlidir.

Çocuklar her zaman sabaha kadar rahat bir şekilde uyumazlar. 6 aylıktan büyük her yaştan çocuk kabus veya gece terörü nedeniyle zorluklar yaşayabilir. Kabuslar çocuğun yeniden uykuya dalmaktan korkmasına neden olabilir, gece terörü kendisine zarar verecek şeyler yapmasına yol açabilir. Kabuslar ile gece terörü arasında ne fark vardır? Kabus gören veya gece terörü yaşayan bir çocuğa nasıl yardımcı olabilirsiniz?

KABUS NEDİR? 
Kabuslar çocuğu uyandıran ve tekrar uyumaktan korkmasına neden olan korkutucu rüyalardır. Kabuslar genellikle belli bir nedenden dolayı oluşmaz, ancak çocuk kendisini üzen, öfkelendiren, korkutan şeyler duyduğunda ya da gördüğünde kabus görebilir. 6 aylıktan büyük çocukların arada sırada kötü rüyalar görmesi normaldir.

Kabuslar çoğunlukla çocuğun gelişimsel aşaması ile bağlantılıdır. Yeni yürüyen çocuklar anne-babalarından ayrılmaları; okul öncesi çağdaki çocuklar canavarlar ya da karanlık; okul çağı çocuklar ölüm ya da gerçek tehlikelerle ilgili kabuslar görebilir. Kabuslar genellikle uykunun son aşamasında, REM uykusu sırasında görülür.

Kabus gören çocuğa nasıl yardım edilmeli? 
Çocuğunuzu rahatlatın, güven verin, sarılın.

Gün içerisinde çocuğunuzun kötü rüyaları hakkında konuşmasına yardımcı olun.

Çocuğunuzu televizyondaki korkutucu filmler ve görüntülerden koruyun, bunları görmemesi ya da duymamasını sağlayın.

Çocuğunuzun odasının kapısını açık bırakın (asla korkmuş bir çocuğun kapısını kapatmayın).

Rahatlaması için bir "güvenlik battaniyesi" ya da oyuncağı temin edin.

"Canavarı" arayarak çok fazla zaman geçirmeyin.

Uyku öncesi rutini sırasında, çocuğunuz uyumadan önce mutlu veya eğlenceli konulardan bahsedin.

Gece korkularının üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek masallar okuyun, anlatın.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir? 
Aşağıdakilerden herhangi birini fark ederseniz doktorunuza başvurun:

Kabuslar giderek kötüleşiyor veya sıklaşıyorsa 

Korkular günlük faaliyetlerini engelliyorsa 

Çocuğunuzun kabus görmesi ile ilgili başka endişeleriniz varsa.

Gece terörü çocuğun uykudan tam uyanmadan, yarı uyanık bir şekilde çığlık, tekmeler, panik, uykuda yürüme, vurma hareketleri veya mırıldanma gibi davranışlar göstermesidir. Çocuğun gözleri açıktır ancak aslında halen uyumaktadır. Gece terörü genellikle çocuk uyuduktan sonraki yaklaşık iki saat içerisinde meydana gelir. Gece terörleri zararsızdır. 6 yaşına kadar normal olarak değerlendirilir.

Gece terörünün özellikleri 
Çocuk korkmuştur ancak uyanamaz veya sakinleştirilemez.

Çocuğun gözleri açıktır ancak sizin yanında olduğunuzu bilmez.

Çocuk odadaki nesne ya da kişilerin korkunç olduğunu düşünebilir.

Gece terörü 10 dakika ile 30 dakika arasında sürer.

Genellikle sabah uyandığında olan bitenleri hatırlamaz. 

Gece terörü sırasında çocuğa nasıl yardım edilmeli? 
Çocuğunuzun normal uykuya dönmesine yardımcı olmaya çalışın. Çocuğu uyandırmanız çok güçtür, bu nedenle uyandırmaya çalışmayın. Işıkları açarak çocuğun gölgelerden dolayı yaşadığı kaygıları azaltın. Rahatlatıcı şeyler söyleyin. Sarıldığınızda kendini daha iyi hissediyorsa, sarılın. Çocuğu sarsmak ya da bağırmak daha da korkmasına ve öfkelenmesine neden olabilir. 

Çocuğunuzu yaralanmalara karşı koruyun. Gece terörü sırasında çocuk merdivenlerden düşebilir, duvara hızla çarpabilir ya da camı kırabilir. Çocuğunuz ayağa kalkmışsa, yumuşak ve sakin bir şekilde yeniden yatağına yöneltin. 

Çocuğunuza geceleri sizden başka birilerinin de bakması gerekiyorsa, onlara durumu anlatın. Gece terörünün ne olduğunu ve neler yapmaları gerektiğini açıklayın. 

Gece terörlerini önlemeye çalışın. Çocuğunuzun her gün düzenli ve uykusunu almasına yetecek kadar erken bir saatte yatmasına özen gösterin. 

Birkaç gün boyunca çocuğunuzun uykuya dalmasından ne kadar süre sonra gece terörünün başladığına dikkat edin. Gece terörünün başlaması muhtemel saatte her 15 dakikada bir çocuğunuzu uyandırın ve 5 dakika boyunca tam uyanık vaziyette ve yatağın dışında tutun. Bu şekilde bir hafta boyunca çocuğunuzu uyandırmaya devam edin. Çocuğunuzu uyandırmayı bıraktıktan sonra gece terörü yine devam ediyorsa, doktorunuza başvurun.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir? 
Gece terörleri çoğunlukla zararsızdır. Ancak aşağıdakilerden herhangi birini fark etmeniz durumunda, doktorunuza başvurun:

Çocukta salyalanma, sarsılma ve katılma varsa,

Yedi gece boyunca çocuğu uyandırdığınız halde gece terörleri devam ediyorsa,

Gece terörü 30 dakikadan daha uzun sürüyorsa,
Çocuk gece terörü sırasında tehlikeli bir şey yapmışsa,

Gece terörü gecenin ikinci yarısından sonra meydana geliyorsa,

Çocuk gündüz de normal faaliyetlerini etkileyecek ölçüde korkular yaşıyorsa,

Ailede yaşanan bir stresin etkili olduğunu düşünüyorsanız,

Çocuğunuzun gece terörü yaşaması ile ilgili başka kaygılarınız varsa

Danışma Formu

Aklınızdaki sorular için formu doldurun ve gönderin.


Anne Babalara BEBEKLİK Dönemi Hakkında Önemli Bilgiler

Yazı detaylarını görmek için başlıklara tıklayınız.
Okuduğunuz başlıktaki yazının başlığına tıklayıp kapatabilir ve diğer yazılara geçiş yapabilirsiniz.


Bebeğinizin basit, bir kaç parçalı yap-bozu ne zaman çözebileceğini merak mı ediyorsunuz?

Bebeğiniz tek parçalı basit bir yap bozu çözmek için gerekli maharete 16-18 ay civarında sahip olacak ve bu yaşlarda tek yap boz parçasını doğru yerine koymayı başarabilecektir (örneğin bütün bir meyvenin diğer yarısını). Bildiğimiz küçük parçalı yap-bozlar üzerinde uğraşmak için gerekli zihinsel kabiliyet ve sabrın ise en az 36 aydan önce gelişmesi zordur. Çoğunlukla bu yaştan sonra bile sizin yardımcı olmanız gerekecektir.

Ancak çocuğunuz bu yaştan çok daha önce yap-boz benzeri oyuncaklarla oynamaya başlayabilir. 10-12 aylık bebekler küçük nesneleri büyük kapların içine koymayı severler ve üzerinde çeşitli şekillerde deliklerin bulunduğu kutularda şekilli parçaları uygun deliklerden geçirmesini sağlayan oyuncaklara bayılırlar. Bu oyun problem çözme ve motor becerilerinin gelişmesine de yardımcı olur. Genellikle önce yuvarlak şekli yuvarlak delikten geçirmeyi başarırlar ve daha sonra da üçgen ve kare gibi daha zor şekiller bunu izler.

Çocuğunuz biraz daha büyüdükten sonra yap-bozlar el, parmak ve bilek hareketlerinin, koordinasyonunun ve uzamsal düşünme kabiliyetinin gelişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca yap-bozlar sabrı ve konsantre olmayı da öğretir.

Çocuğunuz zorlanıyorsa öğretme işine birkaç ay ara verin. 8 yaşına geldiğinde halen bağcık bağlamakta zorlanıyorsa ve kalem tutmak, düğme iliklemek, boncuk dizmek gibi başka ince motor becerilerinde de sorunlar yaşıyorsa doktorunuza durumu anlatın.

Oyun çocukların temel bir gereksinimidir

Bir zamanlar çocuklar sabahtan akşama kadar sokaklarda oyun oynardı. Koşar, atlar, zıplar, aktif hayal güçleri ile sayısız oyun ve öyküler üretirlerdi. Günümüz çocukları ise bu şekilde oynama fırsatını çok az bulabiliyorlar? Bunun nedenleri neler olabilir? Geçmişten günümüze neler değişti?

Çocukların eskisine nazaran daha az oyun oynamalarının nedenlerinden bazıları:

  • Günümüz çocukları her gün saatlerini televizyon izleyerek, video ve bilgisayar oyunları oynayarak geçiriyor.
  • Akademik baskılar ve sınav stresi neredeyse okul öncesi dönemde başlıyor.
  • Yetişkinlerin organize ettiği kurslar ve benzeri gibi faaliyetler çocukların gününü fazlasıyla dolduruyor.
  • Çocukların güvenle oynayabileceği boş, yeşil alanlar her geçen gün daha da azalıyor.

Oysa araştırmalar aktif ve hayal gücü dolu oyunların çocuklar için eğlenceden çok daha fazlasını sağladığını ortaya koyuyor. Oyun çocukların zihinsel, sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimini destekliyor. Oyunun çocuk için yararları o kadar fazla ki, çocukluk döneminin her gününün aslında bir oyun günü olması gerekiyor.

Çocuğun kendi inisiyatifi ile kurduğu oyunlar öğrenme ve okul başarısının da temellerini hazırlar. Çocuklar oyun yoluyla başkaları ile etkileşimde olmayı öğrenirler, dil becerileri gelişir, sorunları belirleme ve çözümleme becerileri artar ve insan olarak sahip oldukları potansiyeli keşfederler.

Kısacası oyun çocuklara içinde yaşadıkları dünyayı anlamlandırmaları ve bu dünya içerisinde kendi yerlerini bulmalarına yardımcı olur.

Oyun oynamanın sayısız yararlarından bazıları:

Fiziksel gelişim
Oyun oynarken yapılan hareketler çocuğun duyusal motor gelişimini kolaylaştırır. Hareketli oyun, günümüzde giderek yaygınlaşan bir sorun haline gelen çocukluk çağı obezitesini önlemenin doğal bir yöntemidir.

Okul performansı
Oyun ile sağlıklı zihinsel gelişim arasında dolaysız bir ilişki vardır. Oyun ileride okuma ve yazma konusundaki okul başarısının temellerini atar. Çocuğun soyut bilimsel ve matematik kavramlarının gelişmesine yardımcı olan gerçek yaşam malzemeleri ile birebir deneyimler yaşamasını sağlar. Oyun hayal gücü ve yaratıcı sorun çözme becerilerinin gelişimi açısından büyük bir önem taşır.

Sosyal ve duygusal öğrenme
Araştırmalar sosyal taklit / canlandırma oyunlarının işbirliği, empati ve dürtü kontrolünün artmasına, saldırganlığın azalmasına ve genel duygusal ve sosyal sağlığın daha iyi olmasına yardımcı olduğunu göstermiştir.

Eğlence
Çocukların her yaşta oyun oynamaktan çok hoşlandıkları bir gerçektir. Çocuk gelişimi uzmanları çocukluk döneminde bol bol oyun oynamanın yetişkinlikte de mutluluğu sağlayan en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtiyorlar.

Ekran başında geçirilen zamanı azaltın veya tamamen kaldırın
Çocuğunuza yaratıcılığını kullanma ve geliştirme şansı verin. Bu ilk başlarda sıkıcı gelebilir, bu duruma karşı küçük oyuncaklar ve içsel yaratıcılığını teşvik edecek canlandırma oyunları önerileri ile hazırlıklı olun.

Yetişkinlerce organize edilen faaliyetlerde geçirilen zamanı kısıtlayın
Kurslar vb. ile aşırı ölçüde doldurulması çocuğun kendisinin oyun başlatmasını ve kurması için yeterince zaman bulamamasına neden olur.

Basit oyuncaklar seçin
En iyi oyuncak %10 oyuncaktan ve %90 çocuktan oluşur! Çocuğun hayal gücü sağlıklı oyunun motorudur. Basit oyuncaklar ve ahşap parçaları, kutular, toplar, oyuncak bebekler, kum ve kil gibi doğal malzemeler çocuğu kendi senaryolarını yaratmaya (ve sonra bunları bozup başka senaryolar oluşturmaya) davet eder.

Açık hava maceralarını teşvik edin
Hergün çocuğun açık havada koşabilmesi, tırmanabilmesi, gizli saklanma yerlerini keşfetmesi ve yeni oyunlar üretebilmesi için belli bir zaman ayırın. Çakıl taşları, kum, yapraklar, su, dal parçaları gibi doğal malzemeler açık hava oyunlarının hammaddeleridir.

Gerçek ev işleri
İster inanın ister inanmayın, yemek pişirme, çiçek bakımı, temizlik, araba yıkama gibi yetişkin işleri çocuklara oyun konusunda ilham verir. Çocuklar kısa bir süre bu gibi işlerde yardımcı olmaktan hoşlanırlar ve daha sonra kendilerini bu işlere yardım ederken kurdukları oyunlara kaptırırlar.

Bebek kaşifler dünyanın anlamını keşfediyor!
Bebekler kaşif olarak doğarlar ve elleri, gözleri ve ağızları mesleklerini icra ederken kullandıkları en önemli aletlerdir! 

Yaşamın ilk aylarından bebekler içinde bulundukları ortamı keşfetmek için bilinçli olarak bakışlarını çeşitli yerlere odaklarlar ve daha sonra da o çok ilginç çıkıntıların tadına bakmak için parmaklarını zevkle emerler.

Çok kısa bir süre sonra ise keşifleri daha karmaşık bir hal alır. 4-5 ay civarında parmaklarını bükmeye ve açmaya başlarlar.

Ayrıca ellerini döndürerek, ellerinin içinin ve dışının farklı göründüğünü keşfederler. 5-6. aylarda incelemek istedikleri nesnelere dokunmak için ellerini kendi arzularına göre kullanmaya başlarlar. Örneğin dokunmak istediği oyuncağı ya da sallamak istediği çıngırağı almak için uzanırlar.

Bebekler nasıl keşfeder? 

Bebekler keşiflerde bulunmak için hangi yöntemleri kullanırlar? Tıpkı bilim adamları gibi onlar da nesnelerin nasıl işlediğini anlamak için sürekli deneme yanılma yöntemini uygularlar. Örneğin parçaların nasıl hareket ettiğini görmek için yatağının üzerinde asılı dönenceye defalarca kez tekme atar.

Benzer şekilde, 5 aylık bebekler nesneleri küçük parçalarına ayırmanın en iyi yolunu tespit etmek amacıyla gazete kağıtlarını tekrar tekrar buruşturur ve yırtar.

Neden sonuç ilişkisini anlama
Bebekler öğrenme yöntemi olarak bol bol neden-sonuç bağlantısına başvururlar. Küçük çocuklar için en harika oyuncaklar çocuk belli birşey yaptığında, belli birşey yapan ve böylece neden-sonuç kavramını güçlendiren oyuncaklardır.

Ancak bu çok önemli kavramı sadece oyuncaklar öğretmez. İlk neden-sonuç dersleri açlığını gidermek için yardım istemeyi öğrenmesiyle başlar. Bebekler şunu içgüdüsel olarak keşfederler: "Ağladığımda biri geliyor ve bana yemek verip, beni rahatlatıyor." Ve böylece birşeylerin olmasına neden olabildiklerini anlarlar. Bunu da çoğunlukla gülümseyerek ve ağlayarak yaparlar!

Yürümeye ve konuşmaya başladıklarında ise çok değişik tepkiler verilmesine neden olabileceklerini keşfederler. Örneğin susayan küçük çocuk "su" diye bağırdığında ona bakan birinin hemen eline su bardağını verdiğini bilir. Kazandıkları bu zaferler ise sahip oldukları yeteneklere güvenmelerini sağlar.

Bebeğin keşfetmesine siz nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Öncelikle bebeğin-çocuğun bulunduğu ortamı onun açısından güvenli hale getirmelisiniz.

Kırılabilir herşeyi ortadan kaldırın. Bebeğin-çocuğun erişebileceği ve tehlikeli malzemeler barındıran çekmecelere bebek kilidi takın. 

Bebeğinizin bakıcısına bebeğin etrafta dolaşmasının onun için çok önemli bir ihtiyaç olduğunu anlatın.

Güvenli keşiflerde bulunması için planlar yapın

Siz ve bebek bakıcısı bebeğe nesneleri ağzına götürebileceği, avuçlarında sıkabileceği, itebileceği, çekebileceği, dürtebileceği, yuvarlayabileceği, sürebileceği ve üst üste koyabileceği fırsatlar yaratmalısınız.

Bu gibi bilimsel deneylere başlamak için güzel birkaç öneri: Bir patatesi elinizden bırakın ve nasıl yere düşüp yuvarlandığını, ama bir top gibi zıplamadığını izleyin. Eğimli bir yerden bir oyuncağı aşağı doğru yuvarlayarak yer çekimini keşfedin. Plastik kaplara su doldurarak, kapların içerikleri ile ilişkisini inceleyin.

Keşif potansiyeli olan oyuncaklar seçin

Bebeğinizin-çocuğunuzun denge fiziğinin keşfetmesini (örneğin küpler, bir sopaya dizilen halkalar veya oyuncak fincanlar gibi) ya da problem çözme becerisini güçlendirmesini sağlayacak oyuncaklar tercih edin.

Günlük hayatta kullandığımız pek çok nesneyi ve yaptığımız birçok şeyi bebeklerin keşfetmesi ve öğrenmesine yönelik olarak değerlendirebilirsiniz. Bunun için yapacağınız tek şey bebeğinizin günlük yaşamına bu gözle dikkat etmeniz.

Bunun yanında, fikir oluşturması açısından, bulunması kolay ve bebeğin keşfederken eğlenmesine yardımcı olacak bazı basit malzemeler şunlar olabilir:

  • Plastik ölçü kapları ve bardaklar
  • Plastik ölçü kaşıkları
  • Plastik evcilik oyuncakları
  • Tahta kaşıklar
  • Tencere ve tavalar
  • Boş ayakkabı ve yiyecek kutuları
  • Tenis topları
  • Boş buzluklar

2 yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

  • Tek başına merdiven iner ve çıkar.
  • Tuvalet ihtiyacında daha bağımsızdır. (Hala biraz yardıma ihtiyacı olabilir. Tuvalet terbiyesinin kazanılma zamanı normal koşullarda da 2 yaşı geçebilir. Çocuğun hazır olması önemlidir.)
  • Cinsiyetini bilir.
  • Her şeyi "Benim!" diye sahiplenir.
  • 3-5 kelimeli cümleler kurar. 

3 yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

  • Kendi kendine yardımsız yemek yer.
  • Kendi soyunabilir, ancak giyinmek için yardıma ihtiyacı vardır.
  • Telefona cevap verir.

4 yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

  • Kendi kendine tuvalet ihtiyacını karşılar.
  • Kendi giyinir, soyunur, fermuarını çeker.
  • Bildiği nesnelerin resmini çizer.
  • Farklı cinsiyet rollerini bilir. 10 a kadar sayabilir; bazı şekilleri tanır.
  • Bazı zaman kavramlarını anlamaya başlar (dün, bugün, yarın).

5 yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

  • Kendi başına (gözlem altında) banyo yapabilir, yemek yer, giyinir, tuvalete gider.
  • Duygularını kelimelerle ifade etmeye başlar.
  • Harf ve kelime farkını anlamaya başlar.
  • Temel renkleri bilir.
  • Sağ ve sol kavramını anlar.
  • 10 a kadar sayabilir.

6 yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

  • Mum boyayla iyi boyar ancak yazı yazma ve kesmede zorlanabilir.
  • Eleştirilmekten hoşlanmaz.
  • 100 e kadar sayabilir. 

8 yaşında çocuğunuz neler yapabilir?

  • Yazı ve çizgisi, ince motor yeteneğinin artmasıyla hızla ilerleyecektir.
  • Arkadaşları arasında gruplaşmalar başlar.
  • Karşı cinse karşı biraz hırçındır.

Çocukların resim, el sanatları, müzik ve drama gibi sanatsal becerilerinin gelişimi de yaşlara göre çeşitli farklılıklar gösterir.
 
Farklı yaşlarda olması beklenen sanatsal gelişimler şu şekilde özetlenebilir:
1 yaş
1 yaş çocukları yaratıcı kabiliyetlerini henüz keşfetmektedirler. İlgileri boya ve hamur gibi sanat malzemelerinin duyusal keşfine odaklıdır. Müzik konusunda, ritim, vuruş ve melodiye tüm vücutları ile cevap verirler. Bu yaştaki çocuklar çoğunlukla yetişkin hareketlerini taklit etmek suretiyle taklit oyunlarına başlayarak önemli bir gelişim sıçraması yaşarlar.
 
2 yaş
2 yaş çocukları da yaratıcı sanatları keşfetmek için motor becerilerini kullanırlar. Enstrümanları ve ev eşyalarını birbirine vurarak ve sallayarak sesler çıkarırlar. Kendilerinden istendiği zaman dans etmekten, parmak oyunları yapmaktan ve şarkı sözlerini canlandırmaktan hoşlanırlar. Bu yaştaki çocuklar seslerinin kontrolünü de kazanmaktadırlar ve sevdikleri şarkıların nakaratları söylenirken eşlik etmeye başlarlar. Sanat malzemelerinden duyusal haz alırlar ve ortaya çıkacak nihai üründen ziyade sanatsal üretim sürecine odaklanırlar.
 
3 yaş
3 yaş çocukları sesleri üzerinde daha ayrıntılı kontrol kazanarak ve sevdikleri şarkıları tanıyarak, isimlendirerek ve söyleyerek yaratıcı yeteneklerini geliştirmeye devam ederler. Vuruş, tempo ve tonları kontrol etme yeteneği gelişmekte olduğundan basit ritim enstrümanlarını çalabilirler. Ayrıca resimlerinde tanınabilir özneler yer almaya başlar. 3 yaş çocukları canlandırma oyunlarını severler ve zaman zaman hayali senaryolarına o kadar dalarlar ki, oyun bittikten sonra bile rollerini oynamaya devam ederler. Ayrıca taklit oyunlarında gerçek objeleri ve kostümleri tercih ederler.

 

Konuşma ve dil insanların birbiri ile iletişim kurması ve düşünce, fikir ve duygularını paylaşma aracıdır. Dil kelimelerin ne anlama geldiği, kelimelerin nasıl kullanılacağı ve cümleler oluşturmak için ne şekilde bir araya getirileceği ve hangi durumlarda hangi kelime kombinasyonlarının daha doğru olacağı gibi kurallardan oluşan bir koddur. 

Kısaca, dil iletişim kuran kişilerin konuşmada kullandığı kurallar dizisidir. Konuşma, dili kullanmanın yollarından sadece biridir. Dil aynı zamanda yazılı olarak, şarkılarla ve hatta bazı nörolojik bozukluklarda beden işaretleri ile ifade edilebilir.

Dil insanoğluna verilen güzel bir hediyedir. Dil sayesinde ihtiyaçlarımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı ve bizi insan yapan herşeyi ifade etmemiz mümkün olur. Dolayısıyla çocuklarla zaman geçirmek onlara bu iletişim hediyesini verme ve geliştirme gücüne sahip olmak demektir.

Normal konuşma ve dil gelişimi nasıl olur? 

İnsanlarda konuşma ve dil gelişimi açısından en yoğun dönem yaşamın ilk üç yılıdır. Bu dönemde beyin halen gelişmekte ve olgunlaşmaktadır. Konuşma ve dil becerileri sesler ve görüntüler açısından zengin ve başkalarının dil ve konuşmasına düzenli olarak maruz kalınan ortamlarda en güzel şekilde gelişir.

Kritik dönemler

Son zamanlarda, bebek ve küçük çocuklarda konuşma ve dil gelişimi açısından bazı "kritik dönemlerin" olduğu yönündeki bulgular ağırlık kazanmıştır.

Kritik dönemler, gelişmekte olan beynin bu dönemde maruz kaldığı herhangi bir dili öğrenmeye en yatkın olduğu dönemler anlamına gelir. Bu dönemler geçirildiği taktirde dil öğrenmek zorlaşır.

İlk iletişim yöntemleri

İletişim ilk olarak yaşamın ilk günlerinde bebeğin ağladığı zaman yiyecek verildiğini, rahatlatıldığını ve kendisine eşlik edildiğini anladığı zaman başlar. Aynı zamanda yenidoğan bulunduğu ortamdaki örneğin anne-babasının sesi gibi belli başlı sesleri tanımaya başlar. Bebekler büyüdükçe konuşma seslerini yani konuşulan dilin kelimelerini oluşturan yapı taşlarını ayırmaya ve tanımaya başlar. Araştırmalar altıncı ayın sonunda bebeklerin çoğunun kendi ana dillerinin temel seslerini tanıdıklarını ortaya koymaktadır.

Konuşma mekanizması ve ses olgunlaştıkça bebek daha kontrollü sesler çıkarmaya başlar. Bu da yaşamın ilk aylarında bazı seslerin tekrar edilerek çıkarılması ile olur (agu yapmak). Altı aylık bebekler genellikle ba, ba, ba ya da de, de, de gibi heceleri tekrarlamaya başlarlar.

Bu hece tekrarları kısa bir süre sonra anlamsız konuşmaya, yani gerçek kelimeler içermeyen ancak insan konuşmasına benzer sesler çıkarmaya dönüşür.

İlk kelimeler

İlk yılın sonunda çocukların çoğu birkaç kelimeyi söyleyebilme yeteneğini kazanır. Çocuklar genellikle söyledikleri ilk kelimelerin anlamının farkında olmazlar ancak kısa bir sürede başka kişilerin kendilerine cevap vermesini sağlamak açısından bu kelimelerin sahip olduğu gücü fark ederler.

18 aylık bebeklerin çoğu 8-10 kelime söyleyebilir. İki yaş itibariyle çocukların çoğu kelimeleri, örneğin "daha su" gibi basit cümleler oluşturacak şekilde bir araya getirirler. Bu dönemde çocuklar nesneleri, eylemleri ve düşünceleri temsil eden kelimeleri hızla öğrenirler. Aynı zamanda da temsili oyun ya da taklit oyunlarına başlarlar.

Üç, dört ve beş yaşlarında ise çocuğun sözcük dağarcığı hızla zenginleşir ve dilin kurallarını tam olarak çözmeye başlar.

Dil ve konuşma gelişiminin basamakları nelerdir? 

Her çocuğun dil ve konuşma gelişim hızı farklıdır. Ancak her bir dil için bu becerilerin doğal bir gelişim süreci de söz konusudur. Gelişim basamakları normal gelişimi izlemede rehberlik edebilecek temel becerilerdir. Tipik olarak karmaşık beceriler öğrenilmeden önce, daha basit becerilerin öğrenilmesi gerekir. Çocukların çoğunun bu dönemleri geçirdiği ortalama bir yaş ve süre söz konusudur. Bu basamaklar doktorlar ve diğer uzmanların çocuğun konuşma veya dili kullanma açısından ilave yardım ve desteğe ihtiyaçlarının olup olmadığını belirlemelerinde yardımcı olur.

Çocuğumda konuşma gecikmesi varsa ne yapmalıyım? 

Çocuğunuzun konuşma ve dil gelişimi ile ilgili tüm endişelerinizi doktorunuzla görüşün. Bu görüşmede endişelerinizi ifade edebilmek için aşağıdaki listeden de yararlanabilirsiniz. Doktorunuz çocuğunuzun işitmesinde herhangi bir sorun olup olmadığının belirlenmesi için gerekli testlerin yapılması için sizi yönlendirecektir.

Çocuğunuzun işitmesi ile ilgili bir sorun bulunmaması halinde doktorunuz gerekli değerlendirme, tedavi ve önerilerin yapılması amacıyla sizi bir çocuk ruh sağlığı uzmanına yönlendirecektir. Çocuk ruh sağlığı uzmanı ise çocuğunuzun dil gelişimindeki gecikmenin nedenine bağlı olarak tedavi ve terapiler uygulayabilir, size çeşitli önerilerde bulunabilir ve çocuğunuzu konuşma/dil patologu ile özel eğitime yönlendirebilir.

Çocuğumun gelişim basamaklarını izleyip izlemediğini nasıl anlarım? 

Aşağıdaki listeye bakarak çocuğunuzun konuşma ve dil becerilerinin zamanında gelişip gelişmediğini kontrol edebilirsiniz. Çocuğunuz yaşına uygun listedeki gelişim basamaklarından herhangi bir tanesini yapmıyorsa veya genel olarak çocuğunuzun dil gelişimi hakkında endişeleriniz varsa doktorunuza danışın.

Aşağıdaki listeye bakarak çocuğunuzun konuşma ve dil becerilerinin zamanında gelişip gelişmediğini kontrol edebilirsiniz. Çocuğunuz yaşına uygun listedeki gelişim basamaklarından herhangi bir tanesini yapmıyorsa veya genel olarak çocuğunuzun konuşma gelişimi hakkında endişeleriniz varsa doktorunuza danışmalısınız.
 
Doğumdan 5 aya kadar

  • Yüksek seslere tepki verir
  • Başını sesin kaynağına doğru çevirir
  • Konuşurken yüzünüzü izler
  • Memnuniyetini ve memnuniyetsizliğini ifade eden sesler çıkarır (güler, agu yapar, ağlar veya mızıldanır)

 
6-11 ay

  • "Hayır" kelimesini anlar
  • Heceleri tekrarlar (ba-ba-ba, de-de-degibi)
  • Hareketler ve mimiklerle iletişim kurmaya çalışır
  • Çıkardığınız sesleri tekrar etmeye çalışır

 
12-17 ay

  • Bir oyuncak ya da kitaba yaklaşık 2 dakika kesintisiz dikkat verir
  • Bedensel olarak yardım almak suretiyle basit komutları izler
  • Basit soruları kelimeleri kullanmadan yanıtlar
  • Adı belirtilen nesneleri, resimleri ve aile üyelerini gösterir
  • Kişi veya nesneleri etiketlemek üzere iki, üç kelime söyler (anne, baba, kedi gibi. Telaffuz çok düzgün olmayabilir)
  • Basit sesleri taklit etmeye çalışır

 
18-23 ay

  • Kitap okunmasından hoşlanır
  • Basit komutları bedensel yardım almadan izler
  • Burun, kulak gibi bazı vücut organlarını bilir
  • "Yemek", "uyumak"gibi basit fiilleri anlar
  • Sesli harfleri doğru telaffuz eder
  • 8-10 kelime söyler (telaffuz çok net olmayabilir)
  • Çeşitli yiyecekleri adını söyleyerek ister (su, süt)
  • "Möö", "hav"gibi çeşitli hayvan seslerini çıkarır
  • Kelimeleri bir araya getirmeye başlar ("daha su" gibi)
  • Çeşitli zamirleri kullanmaya başlar (benim gibi)

 
2-3 yaş

  • 24 aylıkken yaklaşık 50 kelime bilir
  • Konum belirten bazı kelimeleri bilir (üstünde, içinde gibi)
  • Ben, sen, o gibi zamirleri bilir
  • 24 aylıkken yaklaşık 40 kelime söyler
  • Telaffuz daha düzgündür ancak kelimelerin sonunu yutabilir, yabancılar söylediklerini anlamayabilir
  • Basit soruları yanıtlar
  • Ben, sen gibi zamirleri daha fazla kullanmaya başlar
  • İki ya da üç kelimeli tamlamalar ile konuşur
  • Bir şey sorduğunda sesinde soru tonlamasını kullanır ("topum" gibi)
  • Çoğul eklerini (ayaklar, çoraplar) ve geçmiş zaman fiillerini (gitti, geldi) kullanmaya başlar.

 
3-4 yaş

  • Nesneleri gruplandırır (yiyecekler, giysiler gibi)
  • Renkleri tanır
  • Konuşmada daha farklı sesleri de kullanmaya başlar ancak 7-8 yaşına kadar telaffuz her zaman tam doğru olmayabilir
  • Yabancılar söylediklerinin çoğunu anlar
  • "Çatal", "araba" gibi nesnelerin nasıl kullanıldığını tarif edebilir
  • Dil onu eğlendirir. Şiirler ve kafiyelerden hoşlanır ve konuşmadaki gariplikleri fark eder
  • Sadece etrafındaki somut dünya hakkında konuşmakla kalmaz, fikir ve duygularını da ifade eder
  • Fiillerin şimdiki zaman hallerini kullanır (konuşuyor, geliyor).

 
5 yaş

  • 2000 den fazla kelimeyi anlar
  • Zaman sıralarını anlar (en önce ne oldu, ikinci, üçüncü, dördüncü olarak ne oldu)
  • Üç aşamalı komutları izler
  • Kafiye oluşturmayı anlar
  • Sohbetlere girer
  • 8 veya daha fazla kelimeden oluşan cümleler kurar
  • Nesneleri tarif eder
  • Hayal gücünü kullanarak öyküler uydurur.

 

Her çocuğun gelişim hızı farklıdır ancak herhangi bir gelişim geriliğinin olup olmadığını anlamak için kendi çocuğunuzu dikkatle gözlemeniz gerekir...

Çocuğunuzun dil gelişimi konusunda endişeleriniz varsa ve aşağıda belirtilen gelişim basamaklarına zamanında ulaşmadıysa, gelişim açısından değerlendirilmesi için bir uzmana başvurmanız çok önemli...
 
Unutmayın bazı gelişimsel sorunlarda erken tanı ve erken müdahale büyük fark yaratıyor, geç kalınması ise çok değerli zamanların yitirilmesine ve geri dönüşü olanaksız durumların ortaya çıkmasına yol açabiliyor...
 
12 aylık
Seslerin belli anlamları olduğunu kavramaya başlar, bol bol hece tekrarları yapar.
 
18 aylık
Hem isimler hem de fiiller olmak üzere kelimeleri kullanmaya başlar; basit yönergeleri izler (“topu bana ver”, gibi).
 
24 aylık
Çevresinde konuşulan dili çok daha iyi anlar; iki veya üç kelimeli cümlelerle konuşur.
 
30 aylık
Çoğul ve negatif ifadeleri anlar; kısa cümlelerle konuşur; en az bir rengi tanır ve “ne”, “nerede” soruları sorar.
 
36 aylık
Kullandığı kelimelerle mekânsal farkındalığını belli eder (“top sehpanın altında”, gibi); resimdeki hareketlerle gerçek yaşamdaki hareketler arasındaki bağlantıyı anlar; en az bir şarkı bilir; “neden” ve “kim” soruları sorar.

0-2 yaş arasında konuşma gelişimi

Her çocuğun dil öğrenme hızı farklıdır. Çocuklar ilk yılda dil gelişimi konusunda tahmin edilebilir gelişim aşamalarından geçerler ancak ikinci yıldan itibaren çok geniş bir gelişim yelpazesinde yer alan farklılıklar gösterirler. Bir yaşındaki çocukların kelime hazinesi sıfır ile 40 kelime arasında değişebilirken, iki yaşındaki çocukların kelime hazinesi birkaç kelime ile 600 kelime arasında değişebilir!

Bir aylıkken sadece ağlayarak ses çıkarırken, 2 aylık bebekler farklı sesler çıkarmaya başlarlar. 3 aylıktan itibaren ise bebekler çığlık atar, hafif sesle güler ve ah-uh gibi sesler çıkarırlar. 4 ile 6 aylık bebekler agu yapar, ıkınma, iç çekme, kahkaha sesleri çıkarır ve farklı ses tonları ile ağlarlar. Memnuniyetsizlik ve memnuniyetlerini seslerine yansıtırlar. Daha sonraki üç ayda hece tekrarlarına ve ses tonları ile çeşitli konuşma seslerini taklit etmeye başlarlar. 10-12 aylar arasında oyun zamanlarında bol bol hece tekrarları yaparlar.

Çocukların ilk kelimeleri beş temel kategoriye ayrılır: Bunlar isimler (anne, baba, dede), nesneler (top, su, kedi, mama, meme), fiiller (yap, al, ver), sıfatlar (çok, pis), kişisel ve sosyal kelimelerdir (hayır, yok, bay bay). 18-24 aylar arasında kelimeleri cümlecikler oluşturacak şekilde bir araya getirirler: Kitap oku! Beni al! Su ver!

Konuşma ve dil insanların birbiri ile iletişim kurması ve düşünce, fikir ve duygularını paylaşma aracıdır. Dil kelimelerin ne anlama geldiği, kelimelerin nasıl kullanılacağı ve cümleler oluşturmak için ne şekilde bir araya getirileceği ve hangi durumlarda hangi kelime kombinasyonlarının daha doğru olacağı gibi kurallardan oluşan bir koddur. 

Kısaca, dil iletişim kuran kişilerin konuşmada kullandığı kurallar dizisidir. Konuşma, dili kullanmanın yollarından sadece biridir. Dil aynı zamanda yazılı olarak, şarkılarla ve hatta bazı nörolojik bozukluklarda beden işaretleri ile ifade edilebilir.

Dil insanoğluna verilen güzel bir hediyedir. Dil sayesinde ihtiyaçlarımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı ve bizi insan yapan herşeyi ifade etmemiz mümkün olur. Dolayısıyla çocuklarla zaman geçirmek onlara bu iletişim hediyesini verme ve geliştirme gücüne sahip olmak demektir.

Normal konuşma ve dil gelişimi nasıl olur? 
İnsanlarda konuşma ve dil gelişimi açısından en yoğun dönem yaşamın ilk üç yılıdır. Bu dönemde beyin halen gelişmekte ve olgunlaşmaktadır. Konuşma ve dil becerileri sesler ve görüntüler açısından zengin ve başkalarının dil ve konuşmasına düzenli olarak maruz kalınan ortamlarda en güzel şekilde gelişir.

Kritik dönemler
Son zamanlarda, bebek ve küçük çocuklarda konuşma ve dil gelişimi açısından bazı "kritik dönemlerin" olduğu yönündeki bulgular ağırlık kazanmıştır.

Kritik dönemler, gelişmekte olan beynin bu dönemde maruz kaldığı herhangi bir dili öğrenmeye en yatkın olduğu dönemler anlamına gelir. Bu dönemler geçirildiği taktirde dil öğrenmek zorlaşır.

İlk iletişim yöntemleri
İletişim ilk olarak yaşamın ilk günlerinde bebeğin ağladığı zaman yiyecek verildiğini, rahatlatıldığını ve kendisine eşlik edildiğini anladığı zaman başlar. Aynı zamanda yenidoğan bulunduğu ortamdaki örneğin anne-babasının sesi gibi belli başlı sesleri tanımaya başlar. Bebekler büyüdükçe konuşma seslerini yani konuşulan dilin kelimelerini oluşturan yapı taşlarını ayırmaya ve tanımaya başlar. Araştırmalar altıncı ayın sonunda bebeklerin çoğunun kendi ana dillerinin temel seslerini tanıdıklarını ortaya koymaktadır.

Konuşma mekanizması ve ses olgunlaştıkça bebek daha kontrollü sesler çıkarmaya başlar. Bu da yaşamın ilk aylarında bazı seslerin tekrar edilerek çıkarılması ile olur (agu yapmak). Altı aylık bebekler genellikle ba, ba, ba ya da de, de, de gibi heceleri tekrarlamaya başlarlar.

Bu hece tekrarları kısa bir süre sonra anlamsız konuşmaya, yani gerçek kelimeler içermeyen ancak insan konuşmasına benzer sesler çıkarmaya dönüşür.

İlk kelimeler
İlk yılın sonunda çocukların çoğu birkaç kelimeyi söyleyebilme yeteneğini kazanır. Çocuklar genellikle söyledikleri ilk kelimelerin anlamının farkında olmazlar ancak kısa bir sürede başka kişilerin kendilerine cevap vermesini sağlamak açısından bu kelimelerin sahip olduğu gücü fark ederler.

18 aylık bebeklerin çoğu 8-10 kelime söyleyebilir. İki yaş itibariyle çocukların çoğu kelimeleri, örneğin "daha su" gibi basit cümleler oluşturacak şekilde bir araya getirirler. Bu dönemde çocuklar nesneleri, eylemleri ve düşünceleri temsil eden kelimeleri hızla öğrenirler. Aynı zamanda da temsili oyun ya da taklit oyunlarına başlarlar.

Üç, dört ve beş yaşlarında ise çocuğun sözcük dağarcığı hızla zenginleşir ve dilin kurallarını tam olarak çözmeye başlar.

Dil ve konuşma gelişiminin basamakları nelerdir? 
Her çocuğun dil ve konuşma gelişim hızı farklıdır. Ancak her bir dil için bu becerilerin doğal bir gelişim süreci de söz konusudur. Gelişim basamakları normal gelişimi izlemede rehberlik edebilecek temel becerilerdir. Tipik olarak karmaşık beceriler öğrenilmeden önce, daha basit becerilerin öğrenilmesi gerekir. Çocukların çoğunun bu dönemleri geçirdiği ortalama bir yaş ve süre söz konusudur. Bu basamaklar doktorlar ve diğer uzmanların çocuğun konuşma veya dili kullanma açısından ilave yardım ve desteğe ihtiyaçlarının olup olmadığını belirlemelerinde yardımcı olur.

Çocuğumda konuşma gecikmesi varsa ne yapmalıyım? 
Çocuğunuzun konuşma ve dil gelişimi ile ilgili tüm endişelerinizi doktorunuzla görüşün. Bu görüşmede endişelerinizi ifade edebilmek için aşağıdaki listeden de yararlanabilirsiniz. Doktorunuz çocuğunuzun işitmesinde herhangi bir sorun olup olmadığının belirlenmesi için gerekli testlerin yapılması için sizi yönlendirecektir.

Çocuğunuzun işitmesi ile ilgili bir sorun bulunmaması halinde doktorunuz gerekli değerlendirme, tedavi ve önerilerin yapılması amacıyla sizi bir çocuk ruh sağlığı uzmanına yönlendirecektir. Çocuk ruh sağlığı uzmanı ise çocuğunuzun dil gelişimindeki gecikmenin nedenine bağlı olarak tedavi ve terapiler uygulayabilir, size çeşitli önerilerde bulunabilir ve çocuğunuzu konuşma/dil patologu ile özel eğitime yönlendirebilir.

Konuşma gelişimi: Sorunlara erken müdahale önemli

Yaklaşık olarak her 10-15 çocuktan biri dili kavrama veya konuşmayla ilgili sorunlar yaşar. İşitme sorunları, zekâ geriliği veya yeterince sözel uyaran bulunmaması konuşma gelişimini etkileyebilir. Büyük kardeşi olan çocuklar veya ikiz çocuklardan biri, diğer kardeş kendi adına da konuştuğu için konuşmayabilir.
 
Konuşma sorunlarının erken tespiti çok önemlidir. Erken müdahale, sorunun çocuğun diğer öğrenme alanlarını da etkilemesini önleyebilir.
 

Konuşma veya işitme bozukluklarının bazı belirtileri

  • 15-18 aylık olduğu halde hece tekrarları yapmaması;
  • 2 yaşında konuşmuyor olması veya sadece birkaç kelime söylüyor olması;
  • 3 yaşında konuştuklarını başkalarının anlamaması, çoğunlukla sesli harfleri kullanması veya kelimelerin ilk hecelerini atlaması. En geç 7-8 yaşında tüm konuşma seslerini doğru bir şekilde kullanabilir duruma gelmelidir;
  • 5 yaşında kelimeleri karıştırması ve telaffuzunun düzgün olmaması;

 
Kekeleme

3 ve 4 yaşlar arasında kekeleme yaygın olarak görülür. Bu yaşlardaki çocukların çoğu sesleri tekrar eder ve kullanacağı kelimeler arasında tereddüt yaşar;
 
Ancak bu konuşma tarzı 2-3 aydan fazla süreyle devam ederse, o zaman gerçek bir kekelemeden bahsedilir. Anne-babalar çocuğun kekelemesini görmezden gelmeli ve çocuğun söylediklerini düzeltmemelidir. Uzun vadeli sorunların önlenmesi için aşırı kekeleme durumunda konuşma terapisi alınmalıdır;
 
Konuşma gecikmesine neden olan bazı fiziksel sorunlar
Ses tellerindeki nodüller ses kısıklığına neden olabilir. Konuşurken burundan nefes alma ve ses kısıklığı doktor tarafından değerlendirilmelidir;
 
Hece tekrarlarının kısa bir süre sonra sona ermesi işitme bozukluğunun belirtisi olabilir;
 
Sık sık geçirilen kulak enfeksiyonları işitmeyi etkileyerek konuşma gecikmesine neden olabilir. Anne-babalar, bebek ya da çocuğa işitme testi yapılması konusunda doktorlarına danışmalıdırlar.

Konuşma gelişimini desteklemek için yapabilecekleriniz
Çocuğunuzla bol bol konuşarak ve ona kitap okuyarak konuşma gelişimini teşvik edebilirsiniz. Siz ve çocuğunuza bakan diğer kişiler onunla her zaman konuşmalı, şarkılar, tekerlemeler söylemelisiniz ve kullandığınız kelimeleri ve cümle uzunluğunu çocuğun düzeyine göre ayarlamalısınız.
 
Bebek ve çocuklara kitap okumak kelime hazinesinin, kelimeleri doğru sıralama kabiliyetinin ve dikkat yelpazesinin gelişmesine yardımcı olur.
 
Unutmayın!
Konuşma sorunlarında erken müdahale edildiğinde, en iyi ve en etkili sonuçlar alınabilir.

Bebeğinizin konuşma gelişiminde sorun olduğunu gösterebilen işaretleri öğrenin...

Tüm çocukların yaklaşık %10’u konuşmayı öğrenmekte çeşitli güçlükler yaşar. Konuşma gelişimi açısından, öncelikle çocuğunuzun işitmesinde bir sorun olmadığından ve konuşma gelişiminin normal aralıkta seyrettiğinden emin olmanız gerekiyor.

ÇOCUĞUN KONUŞMA GELİŞİMİNDE BİR SORUN OLDUĞUNA İŞARET EDEBİLEN BEŞ ALARM SİNYALİ
Çocuğun konuşma gelişiminde bir sorun olduğuna işaret edebilen ve mutlaka doktorunuza belirtmeniz gereken durumlar şunlar:

1. Yenidoğan bebeğin ani seslerde sıçramaması
Günümüzde hastanelerin çoğunda yenidoğan bebeklere işitme testi uygulanıyor. Ancak bebeğiniz ani sesler karşısında sıçramıyor ve hiçbir tepki vermiyorsa durumu mutlaka doktorunuza bildirmelisiniz.

2. Bebeğin siz konuşurken gözleri ile sizi takip etmemesi
Bebekler genetik olarak insan konuşmasını öğrenmeyi ve insan yüzleri ile etkileşime girmeyi isteyecek şekilde programlanmıştır. Siz konuşurken bebeğiniz hiç size bakmıyor gibi geliyorsa işitmesinde bir sorun olabilir.

3. 7 aylık bebeğin hece tekrarları yapmaması
Bebeklerin çoğu 4-6 ay arasında “memememe”, “mamamama”, “babababa” veya “dededede” gibi hece tekrarları yapmaya başlarlar. Bu şekilde hece tekrarları yapmayan bebeğin sesleri tekrar edecek derecede işitemiyor olması söz konusu olabilir.

4. 19 aylık bebeğin hiçbir kelime söylememesi
Bazı bebekler ilk kelimelerini 10 aylık civarında söylerken bazıları da 18 ay civarında bunu yaparlar. Ancak tipik bir 18 aylık çocuğun en az 50 kelimeden oluşan bir kelime hazinesi olmalıdır.

5. 2 yaşındaki çocuğun iki kelimeyi bir araya getirmemiş olması
Çocukların çoğu 18-22 ay arasında iki kelimeli kombinasyonları kullanmaya başlarlar. 2 yaşında bir çocuğun iki kelimeyi anlamlı olarak bir arada kullanmaması konuşma gelişimi açısından bir alarm sinyali olarak kabul edilir.

Konuşma gecikmesi
Konuşma ve dil gelişimi iletişim ve sosyal hayatın en önemli öğesidir. Kişi iletişim araçları ile kendini ifade eder ve hayatını devam ettirir. 

Çocuk ilk doğduğu günden beri sürekli olarak psikososyal ve psikomotor gelişim süreci içerisindedir. Dil gelişimi de doğumdan itibaren başlar. Çocuğun zamanında konuşmasında psikososyal gelişimin, sosyal ilişki gelişiminin, zeka ve öğrenme kapasitesinin normal seviyede olması gereklidir.

Konuşmanın zamanı ve gelişmesini olumlu ve olumsuz yönde etkileyen faktörler şunlardır:

Genelde bütün çocukların konuşması ve dil gelişiminin olması için yapısal olarak sinir sistemi, sinir sistemi ile dil kasları arası yollar, ağız-damak-dudak-diş yapısının doğuştan normal olması gerekmektedir. 

Bunlardaki herhangi bir doğumsal sıkıntı ve eksiklik veya sonradan oluşabilecek bozukluk, çocuğun konuşmasını olumsuz yönde etkileyecektir. Bu normal anatomik yapıyı bozan hastalıklar hamilelik döneminde, doğum sonrası gelişebilmektedir.

Ortalama olarak, gelişimin ilk altı ayında bebekler önce hecelemeye (ba ba, da da vb), bir yaşından itibaren kelimeler söylemeye (anne, baba, mama, dede vb), 18 aydan itibaren de cümle kurmaya başlar (mama ver, baba gel vb).

Bu gelişim dönemlerinin çok gerisinde kalan çocukların tıbbi yönden değerlendirilmesi gereklidir. Altta yatan bir durum çocuğun iletişim sorununun yanında, normal zeka gelişimini ve sosyal gelişimi olumsuz yönde etkileyebilir.

Bununla birlikte bazı çocuklarda hiçbir problem (anatomik ve psikiyatrik) olmadığı halde konuşmada gecikme olabilmektedir. Burada ailesel özellikler önemlidir, çocuğun anne, baba veya yakın akrabalarında alta yatan hiçbir sorun olmadığı halde geç konuşma hikayesi bulunuyorsa, çocuğun konuşmasında da genetik yakınlığa bağlı gecikme gözlenebilir.

Konuşma gecikmesine yol açan nedenler 
Konuşmanın gecikmesinde en sık karşılaşılan nedenlerden biri çocuğun zeka olarak yaşıtlarına göre geri olmasıdır.

Konuşma geriliğine yol açan önemli sorunlardan birisi de yaygın gelişimsel bozukluklar adı altında toplanan otistik bozukluklardır. Bu durumlarda, asıl sorun çocuğun sosyal iletişime kapalı olmasıdır. Sosyal iletişimin eksikliği, kişilere ve yaşıtlarına ilgisizliğin yanında, ilgi alanlarının kısıtlı olması, değişikliğe tepki, bazı oyuncak veya nesnelerle aşırı ilgilenme, sallanma, dönme, el çırpma gibi değişik hareketlerin sık gözlenmesi bu çocukların özellikleridir. Erken yaşta tespit edilerek tedavi edilmesi çok önemlidir.

Çocuklarda konuşma yeteneğinin gelişmesi için dış dünyadan ses olarak uyaran alması, bunları algılaması, yorumlaması, ayırt etmesi ve bunun sonucunda ona benzer sesleri çıkartması süreci gereklidir. İşitme sorunu olan çocuklarda, dış dünyadan hiç bir ses işitmedikleri ve uyaran almadıkları için konuşma sorunu ortaya çıkar. Konuşmayan veya geç konuşan çocukların ilk olarak işitme yönünün incelenmesi gereklidir.

Görme özrü işitme sorunu kadar probleme yol açmasa da çocuğun etrafında olup bitenleri görmemesi, nesneleri tanıyamaması, isimlerini öğrenememesi nedeniyle konuşma açısından sorun teşkil edebilmektedir.

Küçük yaşta sık havale geçiren ve epilepsi hastası çocuklarda konuşma sorunu ortaya çıkabilmektedir. Bazı çocuklar normal biçimde konuşmaya başlamaları ve hatta bazı cümleler kurmalarına karşın geçirdikleri havaleler ve epilepsi nöbetleri nedeniyle beynindeki işitme merkezi veya ilgili bölümlerde hasar oluşması konuşma açısından ciddi etkilere yol açabilmektedir.

Konuşma problemlerine yol açan bir diğer neden ise çocukların çok fazla kendi haline bırakılması, bu nedenle uyarı almalarının engellenmesidir. Çocuğun doğduğu andan itibaren insanlar arasında olması, onunla konuşulması, sevilmesi, oyun oynanması onun gerekli çevresel uyarıları alarak konuşmasını hızlandıracaktır.

Diğer yandan etrafında fazla insan bulamayan, özellikle bakım evlerinde kendi halinde kalan çocuklarda, ailenin ilgisiz olduğu ve etrafında çocukların bulunmadığı durumlarda konuşma gelişimi geri kalabilmektedir.

Yukarıda bahsedilen soruna paralel olarak özellikle küçük yaşta insan ilişkilerinin kısıtlı olması ve ilgisizlik nedeniyle sadece TV seyretmeye (saatlerce klip, reklam izleme) terk edilen çocuklarda dış dünyadan kopma, kendi halinde olma eğilimi, insanlardan ve insanlar arası ilişkilerden uzaklaşma, duygusal alışverişten vazgeçme, konuşmama, seslenince bakmama gibi durumlar gelişebilir. Buna bağlı olarak çocukların konuşması gelişmez veya geliştikten sonra gerileyebilir.

Ayrıca düzenleme bozuklukları, kronik depresyon, çocukluk çağı psikozları gibi bir çok hastalıkta ve çok merkezi sinir sistemini tutan hastalıklarda konuşma sorunları ortaya çıkabilmektedir.

Sağır veya işitme güçlüğü ile doğan bebekler dil öğrenmek için işitme duyularını kullanamazlar.

Bu bebeklerde genellikle başka tıbbi sorunlar bulunmaz ve heceleme de dahil olmak üzere erken dönemdeki fiziksel gelişim basamaklarını normal şekilde tamamlarlar.

Sağır veya işitme güçlüğü ile doğan bebeklerin %90’ının anne-babasında herhangi bir işitme sorunu yoktur.

İşitme cihazlarının kullanımı veya işaret diline maruz kalmak sağır veya işitme güçlüğü olan bebeklerin dil öğrenmesini sağlayabilir.

İşitme kaybının mümkün olduğunca erken tespiti ve böylece bu bebeklerin düzenli olarak konuşmaya maruz tutulması son derece önemlidir.

Sağır veya işitme güçlüğü olan çocuklarda erken müdahale bu çocukların normal bir dil ve zihinsel gelişim gösterme şansını artırmaktadır.

Dünyaya gelen her 1000 bebekten 1-2 tanesinde önemli ölçüde işitme bozukluğu görülür. 

Yenidoğanlarda işitme tarama testi
Birçok hastanede yenidoğan bebeklere işitme taraması yapılmaktadır.
Bu taramaların amacı, önemli ölçüde işitme kaybıyla doğan bebeklerin mümkün olduğu kadar erken dönemde belirlenmesi ve gerekli müdahalelerin yapılmasıdır.

Siz ve bebek hastanedeyken bu taramanın yapılması mümkün olmazsa, taburcu olduktan kısa bir süre sonra bebeğinizi doğum yaptığınız hastanenin ilgili bölümüne veya bulunduğunuz yöredeki ilgili bir merkeze götürerek işitme testi yaptırmanız önerilir. 

Bebeklerde işitme testi nasıl yapılır? 
Özel eğitim görmüş bir görevli, testi bebek uyurken veya sakin bir şekilde dinlenirken uygular. Görevli, bebeğin başına küçük alıcı yastıkcıklar yerleştirir ve yumuşak bir külahcıktan veya kulaklıktan bebeğin kulağına hafif ve tıkırtılı sesler gönderir.

Alıcı yastıkcıklar bebeğin seslere olan tepkisini elektronik olarak ölçerler. İsterseniz test yapılırken bebeğin yanında kalabilirsiniz.

Test genellikle bebeğin huzurunu bozmaz. Testin bitmesi 10-20 dakika sürebilir. 

İşitme testinin sonuçları
Test biter bitmez sonuç size bildirilir. Bu testlerde bazen ikinci bir işitme testi yapılmasını gerektiren sonuçlar alınabilirse de, bu, bebekte mutlaka işitme kaybı olduğu anlamına gelmeyebilir. Sonucu etkileyen başka nedenler de olabilir. 

Genel olarak, ikinci bir işitme testini gerektiren nedenler şunlardır: 

• İlk testin yapıldığı zaman bebeğiniz huzursuzlanmıştır;

• Doğumdan sonra bebeğinizin kulağına su kaçmıştır veya geçici olarak kulağı tıkanmıştır; 

• İşitme gücü her zaman aynı düzeyde kalmayabilir.

Bebeğinizin seslere olan tepkisi kadar konuşma ve dil öğrenme gelişimini izlemeniz de önemlidir. 

Çocuğunuzun işitme, konuşma veya dil öğrenme konusundaki gelişimi hakkında 
ilerde herhangi bir kuşkunuz olursa, çocuğa mutlaka bir işitme testi yaptırınız. Doktorunuz çocuğunuza işitme testinin yapılacağı uygun bir merkeze sevk edilmenizi sağlayabilir.

İşitme gücü her yaşta ölçülebilir. 

Bebeğinizin işitmesinde sorun olup olmadığını anlamak için dikkat etmeniz gereken bazı noktalar:

0-3 aylık 
• Yüksek seslere tepki gösterir,
• Alışık olduğu sesleri duyunca sakinleşir, 
• Agucuklar yapar,
• Konuşanın yüzüne bakarak söylediklerine tepki gösterir.

3-6 aylık 
• Gözlerini veya başını gelen sese doğru çevirir,
• Konuşuyormuş gibi sesler çıkarmağa başlar,
• Bir şeyi sevip sevmediğini belirtmek için güler ve sesler çıkarır.

6-9 aylık 
• "Dede" "mama" "meme" gibi iki heceli sesler çıkararak gevezelik eder,
• İlgi çekmek için bağırır/sesler çıkarır,
• Genellikle ‘hayır’ sözcüğüne ve kendi adının söylenmesine tepki gösterir,
• Şarkılara ve müzik sesine tepki gösterir.

9-12 aylık 
• Başkalarının konuşurken çıkardıkları sesleri taklit eder.
• "Top", "kedi", "baba" gibi basit sözcükleri anlar,
• Hafif seslere doğru başını çevirir,
• İlk sözcüklerini söylemeğe başlar.

12-18 aylık 
• Her hafta yeni yeni sözcükleri anlamaya başladığı gözlenir,
• "Topu getir" gibi basit ve sözlü komutları yerine getirir,
• Sorulduğu zaman kişileri, vücut organlarını veya 
oyuncakları parmağıyla işaret ederek gösterir.
• Ne söylediği anlaşılmasa bile sürekli olarak yeni 
sözcükler öğrenir.

18-24 aylık 
• Basit öyküleri veya şarkıları dinler,
• "Su ver" gibi iki veya daha fazla sözcüğü bir araya 
getirerek kısa cümleler kurar.

Bebeğinizde herhangi bir işitme sorunu olduğundan şüphe etmeniz halinde, gerekli müdahalelerin en erken zamanda yapılmasını sağlamak amacıyla, endişelerinizi mutlaka doktorunuza bildirin.

Konuşma, dil, işitme gelişiminde sorun belirtileri
Çocuklarda konuşma, dil ve işitme becerileri farklı yaşlarda gelişir. Ancak işitme kaybı çocuğun sesleri oluşturmasında, konuşmasına ve iletişim kurmasında gecikmelere neden olabilir.
Bu nedenle çocuğunuzun işitmesi veya konuşması ile ilgili endişeleriniz veya aşağıdaki belirtilerden herhangi birinin olması durumunda doktorunuza danışmalısınız:
•       Herhangi bir yaşta sese karşı hiçbir tepki vermemesi
•       Yüksek bir ses çıkarıldığında bebeğin hareket etmemesi veya sıçramaması
•       9 aylıkken hece tekrarları yapmaması
•       18-24 ay arasında hiçbir kelime söylememesi
•       2 yaşında basit yönergeleri izlememesi
•       Kekelemenin 5 yaşından sonra devam etmesi
•       Herhangi bir yaşta ses kalitesinin bozuk olması.

3 yaşında bir çocuğun kelime hazinesi yaklaşık 300-500 kelimeden oluşur. Üç ile beş kelimeden oluşan cümleler kurabilir ve artık bazı kelimeleri doğru telaffuz edemese de, söylediği şeylerin çoğunun yabancı biri tarafından dahi anlaşılır hale gelmiş olması beklenir. Ben, sen, o, biz, siz gibi zamirleri de öğrendikten sonra, sizi sürekli bir soru yağmuruna tutacağı yeni bir döneme de girmiş olacaksınız!

Bu yaşlarda çocuğunuz sürekli, durmaksızın konuşuyor gibi mi geliyor size? Bu onun yeni kelimeler öğrenme, bunları kullanma ve bunlarla düşünmeye başlama sürecinin önemli bir unsurudur. Bu dönemde bazı harfleri doğru telaffuz edemeyebilir. Örneğin "r" harfi yerine (örneğin "para" yerine "pava" gibi) "v" harfini, "k" harfi yerine "t" harfinin (örneğin "kedi" yerine "tedi" gibi) kullanıldığı yaygın olarak görülmektedir. 5 yaşından sonra da devam etmediği müddetçe kaygı uyandıracak bir durum değildir. 

Öte yandan bu dönemde belli ölçüde kekeleme görülmesi de normaldir. Çocuğunuz dil gelişimi açısından büyük bir aşama kaydetmek üzere olduğundan, kelimeleri bir araya getirmesi bazen güç olabilmektedir. Hızla gelişen beyni doğru kelimeleri doğru yere yerleştirmeye çalışmaktadır. Bu süreçte ilk kelimeyi veya ilk heceyi (sadece ilk harfi değil) peş peşe defalarca tekrarlaması mümkündür. Birçok aile bu durumu kekeleme olarak adlandırmaktadır, ancak genellikle hiçbir müdahaleye gerek kalmaksızın, 5 ya da 6 yaşında kendiliğinden kaybolmaktadır. Konuşma gelişirken ortaya çıkan bu tür aksamalarda ilgi çektiği için pekişme olmamasını sağlamak, çocuğun özgüvenini sarsmamak için üzerinde durmamak, düzeltme yapmamak gerekir. 

Çocuğunuzun dil gelişimini desteklemek açısından en faydalı yöntem bol bol kitap okumaktır. Kitap okumak hem yeni kelimeler öğrenmesini sağlayacak, hem de resimlerle kelimeleri ilişkilendirmeyi öğrenecektir. Aynı şekilde onunla konuşmak ve onu dinlemek de çok etkili olacaktır. Yemek, uyku öncesi ve otomobilde geçirilen süreleri onunla birebir konuşmak ve onu gerçekten dinlemek için birer fırsat olarak değerlendirmelisiniz. Herhangi birşey için hangi kelimeyi kullanacağını bilmediği zaman büyük ihtimalle "bu ne" diye soracaktır. Bu sorularını cevaplandırırken onun kelime hazinesine yeni katkılar yapabilirsiniz. Örneğin çiçeklere bakarak "güzel çiçekler" dediğinde "evet, bu pembe çiçekler çok güzel kokuyor" şeklinde bir cevap vererek onun söylediklerini genişletebilir ve ilaveler yapabilirsiniz. O anda gözüyle görmediği şeyleri ya da olayları tanımlamasını da isteyebilirsiniz. Örneğin rüyasında bir cadı gördüğünü söylediğinde, cadı büyük müydü, küçük müydü, ne giymişti, ne yapıyordu, konuştu mu, gibi sorular sorabilirsiniz. Bu konuşma iki amaca hizmet edecektir: hem korkularını ve duygularını ifade etmiş olacaktır, hem de kelime hazinesi zenginleşecektir.

Bebekler çeşitli aşamalar halinde konuşmayı öğrenirler. İlk önce rasgele sesler çıkarırlar, daha sonra belirli heceleri tekrar ederek pratik yaparlar. Bunun ardından heceleri birbirine bağlayarak kelimeleri söylemeyi öğrenirler. En sonunda da kelimeleri bir araya getirerek cümlelerle konuşmaya başlarlar. Dil gelişimini en iyi şekilde desteklemek için çocuklarla mümkün olduğunca fazla konuşulması gerekir.

Konuşma gelişiminin desteklenmesi açısından bazı öneriler:

  • Çocuğunuza tekerlemeler söyleyin. Bu, dildeki ritmi ve akıcılığı işitmelerini sağlayacaktır.
  • Çocuğunuzla birlikte basit şarkılar söyleyin.
  • Şarkılar söylerken, masallar anlatırken ve günlük aktiviteler sırasında beden dilini kullanın (omuz silkin, başınızı sallayın vb.).
  • Birlikte baktığınız nesnelerin isimlerini söyleyin ve evde bulunan çeşitli nesnelerden bir grup oluşturarak, çocuğunuzdan bu nesneleri isimlendirmesini isteyin. Nesnelerin özellikleri hakkında sohbet edin (renkleri, ebatları, ağırlığı, şekli vb.):
  • Tekerlemeler, şarkılar ve oyunlar eşliğinde vücut organlarına dokunun ve isimlerini söyleyin.
  • Birlikte kullanılan nesneleri gruplandırın ve isimlendirin.
  • Çocuğunuza bilmeceler sorun. Cevapları tahmin etmeye çalışmak hoşuna gidecektir.
  • Masallar, birlikte baktığınız ve üzerinde yorumlar yaptığınız dergiler, sokak yürüyüşleri, resimli ve yazılı kartlar, çevrede göreceğiniz işaretlerden faydalanarak çocuğunuzu yeni kelimelerle tanıştırın.
  • Çocuğunuzla telaffuz ve gramerinizi örnek alabileceği birebir sohbetler yapın. Ancak her zaman çocuğun yanlışlarını düzeltmeyin, sadece doğru ifade ile kelimeyi tekrarlayın. Yavaş da olsa mutlaka öğreneceklerdir. 
  • Tam cümleler kullanarak örnek olun.
  • Birbirinizi dinleme ve yanıt verme konusunda örnek olun.
  • Soruların nasıl sorulabileceği ve yanıtlanabileceği konusunda örnek olun.
  • Çocuğunuzun sevdiği ve sevmediği şeylerle ilgili sohbet edin.
  • Çocuğun çeşitli yanıtlar vermesini sağlayan basit öyküler anlatın.
  • Sevdiği öyküleri tekrar tekrar okuyun ve daha sonra bu öyküyü onun size anlatmasına izin verin. 
  • Bol bol açık uçlu, sadece evet veya hayır yanıtının yeterli olmadığı, yerine düşünmelerini gerektirecek sorular sorun. Örneğin "bu resimdeki bir çocuk mu?" yerine "bu resmi nasıl yaptın?" gibi. 
  • Evde ve dışarıda, bulduğunuz ve yaratıcı durumları teşvik edici olduğunu düşündüğünüz nesneleri kullanarak çocuğunuzla oynayın ve oynarken konuşun.
  • Bir kutuyu çeşitli nesnelerle doldurun ve çocuğunuza bunların kime ait olabileceğini sorun. 
  • Yazı faaliyetlerini teşvik edin. Çocuğunuzun en sevdiği şeyleri (renk, hayvan, faaliyet vb.) not edin ve verdiği yanıtları daha sonra yeniden birlikte okuyun.
  • Bir şiir yazmaya başlayın ve kafiye bulmanız konusunda size yardım etmesini isteyin.
  • Çocuğa belli bir durumda olacakları tahmin etmesini isteyin ve tahminin gerçekleşip gerçekleşmediğini izlemek üzere bunu kaydedin. 
  • Çocuğun söylemekte güçlük çektiği kelimeleri kullanırken örnek olun. Söyleyemediği heceyi içeren oyunlar oynayın. İçinde bu hecenin geçtiği bir kelime duyduğunuzda birlikte tekrar edin. Kelimeyi doğru söylediğinde bunu fark ettiğinizi belirtin; ancak yanlış kullanımlarını fark etmemiş gibi yapın.

Tuvalet eğitimi ne demektir? 

Tuvalet kullanmayı öğrenmek, çocukların buna hazır olduklarına dair sinyal vermeleri üzerine, çok az yardım alarak tuvalete gitmeyi öğrenme sürecidir. Tuvalet eğitimi çocukların tuvalet kullanmayı öğrenmelerine yardımcı olmak üzere yetişkinlerin rehberlik ve yardım etmesidir.

Bazı temel gerçekler 

Çocuğun tuvalet kullanmayı öğrenmek için hazır olduğu kesin bir zaman dilimi yoktur. Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun buna hazır olduğunu gösteren işaretlerin beklenmesi başarı şansını yükseltecektir; bundan önce girişilen tuvalet eğitimi ise çok daha zor ve başarısız olacaktır.

Genellikle tuvalet eğitimine en erken 2 yaşında başlanması önerilir.

Fiziksel ve duygusal olarak hazır olma zamanı çocuktan çocuğa değişiklik gösterir.

18 aylıktan küçük çocuklar tuvalet eğitimi verebilmek için gerekli bağırsak ve mesane kontrolüne sahip değildir. 18-30 aylar arasında çocuklar fiziksel olarak hazır olduklarının işaretlerini vermeye başlarlar.

Çocukların çoğu iki ve üç yaş arasında belli bir yardımla ve daha sonra üç buçuk-dört yaş arasında da kendisine sorulmaya gerek kalmadan tuvalet kullanmayı öğrenirler.

Tuvalet eğitimi çoğunlukla altı ay sürer. Ancak kendi kendine poposunu güzel bir şekilde temizleme ve gece boyunca kuru kalmayı da hesaba katarsanız tuvalet eğitimi birkaç yıl sürer.

Bağırsak (kaka) ve mesane kontrolünü kazanma açısından tipik sıralama şu şekildedir:

1. Gece bağırsak kontrolü

2. Gündüz bağırsak kontrolü

3. Gündüz mesane kontrolü

4. Gece mesane kontrolü.

Çocukların çoğu tuvalet eğitimini tamamladıktan altı ay sonra gece boyunca düzenli olarak kuru kalırlar. Ancak %15 kadarı beş yaş ve daha sonrasına kadar yatak ıslatmaya devam eder.

Erkek çocuklar genellikle tuvalet eğitimini kızlara nazaran daha geç tamamlar. Üç yaş itibariyle kızların üçte ikisi, erkeklerin ise yarısı tuvalet eğitimini tamamlamış olmaktadır.

Daha eski nesillere mensup kişiler konu hakkında, günümüz uzmanlarının görüşlerinden farklı görüşlerde olabilirler, buna hazırlıklı olun.

Kardeş doğumu, taşınma veya boşanma gibi stres dönemlerinde tuvalet eğitimi daha güç olabilir.

Vücut organlarını ve vücut fonksiyonlarını olumlu bir şekilde öğrenen çocuklar cinsellikleri hakkında olumlu duygular geliştirirler.

Bağımsız olarak tuvalet kullanmayı öğrenmek, çocuklar için müthiş bir başarı duygusu yaratan önemli bir olaydır.

Tuvalet eğitimine bez kullandığınız dönemde başlayın
Çocuğunuzu ilk olarak, bezleme sırasında tuvalet eğitimi ile tanıştırın. Çocuğunuzun dikkatini bez değiştirmekten uzaklaştırmak ve acele etmek yerine çocukla göz teması kurun ve yaptığınız şeyleri anlatın: "Şimdi bezini değiştireceğim. İşte bu poponu silmek için ıslak mendil, bu temiz bez."

Çocuğunuz yapabilecek duruma gelir gelmez bez değişimi konusunda size yardımcı olmasını sağlayın. Temiz bezi getirmesini; bezin değiştirilmesini istediği yeri seçmesini; kirli bezi açmanıza, poposunu silmenize, pantolonunu çekmenize ve ellerini yıkamasına yardım etmesini isteyin. Çocuğunuz bez değiştirme görevlerinin bazılarını başarırsa bağımsız olarak tuvaleti kullanmayı öğrenmeye daha iyi hazırlanmış olur. 

Zamanlamayı çocuğunuz belirlesin
Tuvalet veya lazımlığı kullanma zamanına çocuğunuzun karar vermesine izin verin. Yani, onun size vereceği hazır olduğunu gösteren sinyalleri izleyerek bu işe başlayacağınız doğru zamanı belirleyin. Sonuçta zamanlamayı çocuk yapacak ve başarı da ona ait olacaktır. Çocuğunuzun hazır olmadığını düşünüyorsanız, başkalarının artık tuvalet eğitimine başlamanız gerektiği konusundaki ısrarlarını dikkate almayın. 

Kendiniz de hazır olun 
Kendinizi tuvalet eğitimine hazırlamak için önce duygularınızı gözden geçirin. Tuvalet eğitimi pek çok ebeveyni kaygılandırır: bağırsak ve mesane hareketlerinden rahatsızlık (bulantı, tiksinme vs.) duyabilirler, kendilerini çocuğun doğru zamanda doğru şekilde başarmasını sağlamak için baskı altında hissedebilirler veya kreşe başlatabilmek için acele edebilirler. Çocuğunuzun tuvalet eğitiminde ilk adımlardan biri de sizin bu gibi endişelerinizi çözümlemenizdir.

Fiziksel işaretler 
Tuvalet eğitimine başlamadan önce aşağıdaki işaretlerin hepsinin mevcut olup olmadığına dikkat edin:

Bezin her zaman ıslanmaması, gün içinde iki saat süreyle kuru kalması veya gündüz uykusunu çiş yapmadan geçirmesi,

Kakasını düzenli zamanlarda yapması,

Çiş veya kaka yapmak üzere olduğunun farkında olduğunu göstermesi (örneğin kakasını yapmak için köşeye gitmesi, masanın altına girmesi, bezini tutması ya da kaka yaptığını söylemesi).

Gelişimsel işaretler 
Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğunuzun gelişimsel işaretlerine de dikkat edin. Çocuğunuz şunları yapabiliyor olması gerekir:

  • İki aşamalı yönergeleri izleyebilmeli: "çamaşırını çıkar ve tuvalete otur"
  • Tuvaletinin geldiğini söyleyebilmeli
  • Başkalarının hareketlerini taklit edebiliyor olmalı
  • Genel olarak işbirliği yapmaya ve sizi memnun etmeye istekli olmalı
  • Giyinme, diş fırçalama veya yemek gibi öz bakım becerileri konusunda bağımsız olmayı istemeli
  • Tuvalete gidebilecek durumda olmalı
  • Islak veya kakalı bezi fark ediyor olmalı
  • Pantolonunu çekebiliyor ve indirebiliyor olmalı
  • Beş dakika yardımsız olarak sakin bir şekilde oturabiliyor olmalı
  • Tuvalet kullanmaya ilgi göstermeli.

Acele etmeyin 

Tuvalet eğitimine başlama ve tamamlama konusunda sabırlı olun. Çocuğunuzu zorlamayın, çok kısa sürede çok şey olmasını beklemeyin, aksi halde faydadan çok zarara neden olursunuz. Çocuğun isteğine ve zamanına müdahale etmeyin. Çocuğunuzun tuvalet kullanmayı öğrenme işini stresle değil, mutlulukla başarmasına izin verin. Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğunuzun buna hazır olduğunu gösteren işaretleri net olarak görene kadar bekleyin.


Kreşe başlatmak zorlamak için neden değil 

Çocuğu kreşe başlatacağım diye, belirli bir tarihte tuvalet eğitimini tamamlamaya zorlamayın, bu tarih onun için uygun tarih olmayabilir. Kreş yetkilisi ile bu konuda esneklik sağlayıp sağlayamayacaklarını ve tuvalet eğitimi konusunda size destek verip veremeyeceklerini konuşun. Hiçbir şekilde çözüme ulaşamıyorsanız, çocuğunuzun ihtiyaçlarına ve takvimine saygı gösteren başka bir kreş bulmaya çalışın. 

Kullandığınız kelimelere dikkat! 

Vücut işlevleri konusunda olumlu kelimeler ve ifadeler kullanın. Kötü kokulu, pis vs. gibi negatif kelimeler dışında istediğiniz kelimeyi seçebilir ve çocuğa doğru kelimeleri daha sonraki bir zamanda öğretebilirsiniz.

Yatağa kaçırdığında nasıl davranmalısınız? 

Beş yaşın altındaki çocukların mesane kontrolünün büyük oranda isteğe bağlı olmadığını ve yatağa bilerek kaçırmadığını unutmayın.

Yatağı ıslatan çocuğu asla cezalandırmayın, kızmayın ve utandırmayın. Bunlar HİÇBİR fayda sağlamaz. Başkalarının da onunla alay etmesine asla izin vermeyin.

Yatağa kaçırmadan bir "kaza" olarak bahsedin. Çocuğunuza bunu bilerek yapmadığını bildiğinizi belirtin. Zamanla bunun üstesinden geleceğini açıklayın.

Uykudan önce çişinin olup olmadığını sorun.

Gece tuvalete gidebilmesi için yeterli ışık bulunduğundan ve pijamasını kolayca indirip çekebileceğinden emin olun.

Çocuğunuz birkaç ay boyunca geceleri kuru kalır ve daha sonra yatağı ıslatmaya başlarsa fiziksel bir neden olup olmadığını anlamak amacıyla bu durumu doktorunuza bildirin.

Sabırlı olmak zorundasınız! 

Sabırlı olun. Kitaplarda okuduklarınız ya da size söylenenler ne olursa olsun, tuvalet eğitimi bir günde olabilecek bir şey değildir. Bu, zaman alan ve çok sayıda pratik yapılmasını gerektiren bir SÜREÇTİR! Ünlü "uyku profesörü" Dr. Ferber uyku sorunlarını anlattı

Tuvalet eğitimine hazır mı?

Bebeğinizin tuvalet eğitimi için hazır olup olmadığını gösteren bazı işaretler vardır. Bunlar:

Fiziksel işaretler 
Tuvalet eğitimine başlamadan önce aşağıdaki işaretlerin hepsinin mevcut olup olmadığına dikkat edin:

Bezin her zaman ıslanmaması, gün içinde iki saat süreyle kuru kalması veya gündüz uykusunu çiş yapmadan geçirmesi,

Kakasını düzenli zamanlarda yapması,

Çiş veya kaka yapmak üzere olduğunun farkında olduğunu göstermesi (örneğin kakasını yapmak için köşeye gitmesi, masanın altına girmesi, bezini tutması ya da kaka yaptığını söylemesi).

Gelişimsel işaretler 
Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğunuzun gelişimsel işaretlerine de dikkat edin. Çocuğunuz şunları yapabiliyor olması gerekir:

  • İki aşamalı komutları izleyebilmeli: "pantolonunu indir ve tuvalete otur"
  • Tuvaletinin geldiğini söyleyebilmeli
  • Başkalarının hareketlerini taklit edebiliyor olmalı
  • Genel olarak işbirliği yapmaya ve sizi memnun etmeye istekli olmalı
  • Giyinme, diş fırçalama veya yemek gibi öz bakım becerileri konusunda bağımsız olmayı istemeli
  • Tuvalete gidebilecek durumda olmalı
  • Islak veya kakalı bezi fark ediyor olmalı
  • Pantolonunu çekebiliyor ve indirebiliyor olmalı
  • Beş dakika yardımsız olarak sakin bir şekilde oturabiliyor olmalı
  • Tuvalet kullanmaya ilgi göstermeli.

Bebeğin bütün gece uyanmadan uyuması nasıl sağlanabilir?

Genellikle bebekler 6 hafta ile 6 ay arasında gece boyunca uyumaya başlarlar. Bu kadar geniş aralıklarda olmasının nedeni bebeğin yapısı ve anne-baba davranışlarının çeşitliliğidir. Bebeğin bu özelliğinin gelişmesinde en baştan itibaren önlemler alarak sağlıklı uyku alışkanlığının gelişmesine, daha çabuk ve daha düzenli olmasının sağlanmasına yardımcı olunabilir. Uykuya gitme zamanı da bebeğe uykuda yardımcı olacak nesne ve işlemlerle daha kolay ve zevkli hale getirilebilir. Banyo yaptırmak, müzik dinletmek, şarkı söylemek, masal okumak uykuyu kolaylaştırır, hem de belli bir ritüel oluşmasına yardımcı olur.

Tuvalet eğitiminde kız-erkek farkı

Günün birinde her çocuk tuvalet eğitimi aşamasına gelecek ve bu aşamayı bir biçimde tamamlayacak olsa da, kız çocuklarla erkek çocukların tuvalet eğitiminde bazı farklılıklar söz konusu...

Kızlar

Ekipman

Kız çocuğunuzun tuvalet eğitimine lazımlıkla ya da küçük klozetle başlayın. Böylece ayakları yere rahatça basacak ve bu da pelvik kaslarının rahatlamasını sağlayacaktır. Yetişkin klozeti kullanıyorsanız mutlaka ayaklarının altına yükseltici yerleştirin.

Poziyon

Sıçramayı azaltmak için popo ve vajinası lazımlık içine tam olarak gelecek şekilde oturtun. Otururken bacaklarını açık tutmaya teşvik edin. Bu pozisyon pelvik kaslarının rahatlamasına da yardımcı olacaktır.

Tuvalet ipuçları

Poposunu silerken önden arkaya doğru silmeyi öğretin. Otururken yakınında kitaplar, müzik ve çıkartmalar bulundurarak sıkılmamasına yardımcı olun.

Erkekler

Ekipman

Henüz ayakta durarak çiş yapmaya hazır değilse lazımlık ya da tuvalet adaptörüne oturarak çişini yapmayı öğretin.

Pozisyon

Sıçramayı önlemek için lazımlığa oturmadan önce penisini aşağı doğru itmesini öğretin. Ayakta duruyorsa tuvaletin hemen önünde bacakları hafifçe açık pozisyonda durmasını sağlayın.

Tuvalet ipuçları

Babasını ya da başka bir erkek yakınını izleyerek nasıl yapacağını öğrenmesine olanak verin. Klozetin içine nişan alabileceği küçük bir şey atın. İsabet ettirdiğinde çıkartma ya da benzeri küçük bir ödül verin. Kakasını yaparken oturmaktan sıkılmaması için yakınında kitaplar, müzik ve çıkartmalar bulundurun.

Tuvalet eğitimi hakkında sık sorulan sorular

Tuvalet eğitimi sırasındaki kazalarda nasıl davranmalısınız?

Oldukça gerilim yaratıcı bir durum olmakla birlikte, tuvalet eğitimi sırasında kazalar yaşanmasına önceden hazırlıklı olmalı ve bu kazaları sakinlikle karşılamalısınız.
Çocuğunuz altına kaçırdığında ıslak çamaşırlarını değiştirmesine sakin bir şekilde yardımcı olun. Gece yatağı ıslatıyorsa, altını temizleyin, çarşafları değiştirin ve yeniden yatağına koyun. Tıpkı sütünü döktüğünde ya da halıya pasta düşürdüğünde olduğu gibi bu durumda da sakin davranmaya özen gösterin.
Azarlama eğilimine karşı koymanız zor olsa da, ne çocuğu azarlamak ne de cezalandırmak tuvalet eğitiminde yarar sağlamaz. Bu çocukla aranızda bir çekişmenin doğmasına veya çocuğunuzun kendisini kötü ve başarısız hissetmesine yol açar ki bunlar da tuvalet eğitimini kolaylaştırmak yerine daha da zora sokar.
Çocukların çoğu tuvalet eğitimine başladıktan sonra yaklaşık altı ay boyunca kazalar yaşamaya devam eder. Buna karşın çocuğunuzun tuvalet eğitiminde sürekli bir gelişme ve ilerleme gözlüyorsanız sorun yok demektir.
Ancak kazaların sayısı devamlı olarak başarılı tecrübelerden fazla oluyorsa, çocuğunuz henüz tuvalet eğitimine hazır olmayabilir. Bu durumda bir süre bekleyin ve çocuğunuzun daha hazır olduğunu düşündüğünüz bir zamanda yeniden başlayın.
Kardeş gelmesi, taşınma gibi büyük bir değişime uyum sağlama sürecindeyse, tuvalet eğitimine başlamayı herşey yerli yerine oturana kadar bekletin. Çocuğunuzun tuvalet eğitimi konusunda sorun yaşamasına neden olduğunu düşündüğünüz başka konular varsa, doktorunuzla görüşün.

Erkek çocuklara ayakta çiş yapmayı ne zaman öğretmelisiniz?

Kaka ve çiş çoğunlukla aynı anda geldiğinden tuvalet eğitimine yeni başlayan çocuğun lazımlığa oturduğunda ikisini birden yapması doğaldır. Böylelikle çocuk ilk olarak kaka ve çişin her ikisinin de lazımlık ya da tuvalete gitmesi gerektiğini öğrenir.
İlk zamanlarda ayakta çiş yaparken oyun oynama ve etrafı ıslatma isteği dikkatinin dağılmasına neden olabilir. Ayrıca küçük bir çocuğun dikkati kolayca dağılır. Örneğin çişini yaparken birisi kendisine seslendiğinde hiç düşünmeden dönebilir.
Çocuğunuz oturarak çişini ve kakasını yapmayı tamamen öğrendikten sonra ayakta çiş yapmayı öğretmeye başlayabilirsiniz. Bu aşamada bir rol modelinin hazır olması gereklidir. Babası, amcası ya da bir başka yakını ile birlikte tuvalete giderek onun nasıl yaptığını izlemesini sağlayın. Ardından çocuğunuzun da bunu denemesine izin verin.
Çocuğunuz çekingen davranıyorsa, klozet ya da lazımlığın içerisine nişan alabileceği, suya batmayacak küçük bir nesne koymayı deneyebilirsiniz. Büyük olasılıkla başlangıçta hedefi tutturamayacaktır. Bu nedenle ilk günlerde her seferinde etrafı temizlemeniz gerekebilir.

Ne kadar aralıklarla tuvalete gitmesini hatırlatmalısınız?

Tıpkı yetişkinler gibi küçük çocuklar da, kendi denetimlerinde olduğunu düşündükleri bir konuda sürekli uyarılmaları ve aynı konuda sürekli konuşulması halinde bunları çok fazla dikkate almama eğiliminde olurlar.
Bu nedenle çocuğunuzu gözlemeli ve çiş ya da kakasının geldiğine dair bazı sinyaller verdiğini görmeniz halinde tuvalete gitmesini hatırlatmalısınız.
Amaç çocuğunuzun vücudunda belli hisler yaşadığında, bunun tuvalete gitmesi gerektiği anlamına geldiğini kavraması, bu hislerle tuvalet arasındaki bağlantıyı kurmasıdır. Sürekli tuvaletinin olup olmadığını sorarsanız tuvaleti kullanma konusunda isteksizlik duymasına neden olabilir ya da vücudunun verdiği sinyalleri dinlemeyi ve bunun gereğini yapmayı öğrenmesini geciktirebilirsiniz.
Tuvalet ihtiyacının olduğu açıkça belli olmasına rağmen ısrarla tuvaletinin olmadığını söylüyorsa tuvalet eğitimine henüz hazır olmayabilir. Bu durumda bir süre bekleyip, sonra yeniden denemeyi düşünebilirsiniz.

Tuvalet eğitimini büyükanne/büyükbabası verebilir mi?

Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu düşünüyorsanız ve büyükanne ve büyükbabanın genel yaklaşımından bir rahatsızlık duymuyorsanız, tuvalet eğitimine onların başlamasında bir sakınca olmaz.
Ancak küçük çocuklarda tutarlılık çok önemli olduğundan, işin başında herkesin belli noktalarda uzlaşması ve aynı tutumu sergilemesi önemlidir.
Ayrıca çocuğunuzun hem başarılı tuvalet tecrübelerinde, hem de olması kaçınılmaz kazalarda abartılı tepkiler vermemeleri konusunda onları uyarmalısınız.
Kazaların olması ya da tuvalete gitmeye direnmesi halinde çocuğu azarlamak ya da cezalandırmanın sakıncalarını da anlatmalısınız.
Ve her şeyden önemlisi de çocuğunuzu tuvalet eğitimi konusunda büyükanne ve büyükbabalarla yaşayabileceğiniz bir çekişmenin ortasında bırakmamalı ve bu konudaki tartışmalarınızı onun duymasına izin vermemelisiniz.

Bu iş için bir süre daha beklemek gerektiğini nasıl anlarsınız?

Çocuğunuzun tuvalet kullanmayı öğrenme konusunda başarısızlığından dolayı gerilmeye başladıysanız veya çocuğunuz tuvalet eğitimini aktif bir şekilde reddediyorsa, her ikinizin de biraz nefes alması gerekiyor olabilir.
Bez değiştirmekten bir an önce kurtulmak ya da kreşe başlamadan önce tuvalet eğitimini tamamlamak gibi nedenlerle acele etmeniz her ikinizi de baskı altına sokar ve bu da çabalarınızın başarıya ulaşmasını engeller.
Böyle durumlarda birkaç hafta daha bekleyin ve sizin kendinizi yeterince sabırlı hissettiğiniz, çocuğunuzun da daha olumlu bir dönemde olduğunu düşündüğünüz zaman yeniden başlayın.
Ayrıca çocuğunuzun tuvalet konusundaki çekimserliğine kabızlığın eşlik etmesi durumunda da tuvalet eğitimini biraz gevşetmeniz gerekebilir. Çocuğunuz kabızlık yaşıyorsa, beslenmesini ayarlayarak ve bol bol sıvı almasını sağlayarak sorunu gidermeye gayret edin. Kabızlıkla ilgili sorularınız olması durumunda doktorunuza başvurun.

Bu yaz tuvalet eğitimine başlamayı düşünüyor musunuz?

İnce giysilerle, altı açık dolaşabilme olanağı, duş yaptırma kolaylığı ve çalışan annelerin izinlerini yaz aylarına denk getirmesi nedeniyle tuvalet eğitimine başlamak için genellikle yaz ayları tercih edilir.

Ancak tuvalet eğitiminin başarılı olması için çocuğun da buna hazır olması gerekir. Bu nedenle bezden kurtulma çalışmalarına başlamadan önce mutlaka çocuğunuzun fiziksel, duygusal ve zihinsel olarak buna hazır olduğuna işaret eden belirtileri gösterip göstermediğine dikkat etmeniz gerekir.

Ortalama olarak çocuklar 2.5 yaş civarında tuvalet eğitimi için hazır olurlar. Ancak bu her çocuk için geçerli bir kural değildir. Bazı çocuklar 1.5 yaşında, bazıları da 3 yaşından çok sonra tuvalet eğitimine hazır olabilirler. Bu nedenle kendi çocuğunuzu dikkatle gözlemeniz ve hazır olup olmadığına karar vermeniz gerekir.

Tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren belirtiler
Tuvalet eğitimi için hazır olup olmadığını anlamak için çocuğunuzu gözlerken dikkat etmeniz gereken belirtilerden bazıları şunlardır:

  • Gün içerisinde en az iki saat kuru kalıyor ve gündüz uykularından uyandığında altı kuru oluyorsa
  • Örneğin "otur" veya "giysilerini çıkar" gibi basit yönergeleri izleyebiliyorsa
  • "Büyük abi/abla" çamaşırı giyme isteği duyuyorsa
  • Bezi kirlendiğinde ağlıyor, huzursuz oluyor veya başka rahatsızlık belirtileri gösteriyorsa
  • Bağırsak hareketleri tahmin edilebilir bir düzenlilik kazanmışsa
  • Tuvalet veya lazımlık kullanma konusunda ilgili davranıyorsa.

Sabırlı olun
Tuvalet eğitiminde başarının anahtarı sabırdır. Süreç iki-üç ay alabilir ve uzun bir süre boyunca geri dönüşler ve "kazaların" olması mümkündür. Yukarıdaki belirtileri de dikkate alarak yaptığınız gözlem sonucunda çocuğunuzun tuvalet eğitimine başlamaya hazır olduğunu düşünüyorsanız harekete geçebilirsiniz.

Çocuğunuzun tuvaletin nasıl kullanıldığını öğrenmesi için aynı cinsiyetten ebeveyn veya yakın akrabası ile birlikte tuvalete giderek onları izlemesine izin verin.

Oturduğunda ayaklarını rahatça yere basabileceği bir lazımlık alın. Bazı çocuklar tuvalete düşmekten veya sifon çekildiğinde deliğe kaçmaktan korkarlar.

Günlük rutininin düzenli bir parçası haline gelmesi için her gün aynı saatte lazımlığa oturtun. Çocuğunuz için en uygun zamanı siz belirleyin.

Lazımlıkta birkaç dakika boyunca oturtun. Bu sürede tuvaletini yapmazsa kaldırın ve daha sonra yeniden deneyin.

Çocuğunuzu gözleyerek tuvaletinin geldiğine dair bazı sinyaller verdiğini gördüğünüzde tuvalete gitmesini hatırlatın. Bunda amaç çocuğunuzun vücudunda belli hisler yaşadığında, bunun tuvalete gitmesi gerektiği anlamına geldiğini kavraması, bu hislerle tuvalet arasındaki bağlantıyı kurmasıdır.

Tuvaletini yaptığında abartılı bir tezahürat yerine sarılarak, takdir ederek ya da sticker gibi küçük bir ödül vererek bu davranışının pekişmesine yardımcı olabilirsiniz.

Kaza durumunda çocuğunuzu utandırmayın ve cezalandırmayın. Kazalar tuvalet eğitimin kaçınılmaz bir parçasıdır.

Çocuğunuz tuvalet kullanımında üst üste birkaç sefer başarı gösterdikten sonra; altının kuru veya ıslak olması arasındaki farkı daha iyi anlaması için normal iç çamaşırı kullanmaya başlayın. Büyük abi/abla çamaşırını kendisinin seçmesine izin verin.

Dışarı çıktığınızda kaza durumlarında kullanmak üzere yanınızda her zaman yedek çamaşır ve giysi bulundurun.

Gece eğitimi daha uzun sürer
Çocuğunuz uyanması ve tuvalete gitmesi gerektiğini anlayamayabileceğinden gece eğitimi biraz daha zor olabilir. Nitekim beş yaşın altındaki çocuklarda yatak ıslatma oldukça sık görülür ve beş yaşına kadar bu durum normal kabul edilir. Çocuğunuzun gece eğitimine yardımcı olmak amacıyla uykudan önce çok fazla içecek vermemeye ve yatmadan önce çişini yapmasına özen gösterin.

Stresli zamanlarda tuvalet eğitimini erteleyin
Kardeşi doğumu, taşınma, kreş değiştirme, boşanma ve ailede bir vefatın olması gibi stresli zamanlarda tuvalet eğitimine başlamayın.

Saldırgan davranışların kalıcı olması nasıl engellenir?
Hemen engel olun. Saldırgan davranışa hemen engel olarak, oyunun dışına alın, ona ne yapması gerektiğini açıklayın.

Sakin olmaya özen gösterin. Bağırmak, vurmak, ona kötü bir çocuk olduğunu söylemek gibi öfkeli hareketlerden kaçınarak, önce siz kendinizi kontrol ettiğinizi gösterin. 

Net sınırlar koyun. Bu davranışları gördüğünüzde her seferinde ve derhal müdahale edin. Bir süre için ortamdan uzaklaştırın. Bu, çocuğun davranışı üzerinde düşünmesini ve sakinleşmesini sağlar. 

Alternatif yollar öğretin. Çocuk sakinleştikten sonra neler olduğunu sakince konuşun. Sinirlenmesine neden olan olayın ne olduğunu sorun, öfkelenmenin normal bir duygu olduğunu ama bunu ısırma, vurma gibi davranışlarla göstermenin doğru olmadığını açıklayın. Öfkelendiği şeyin ne olduğunu söylemesi veya bir büyükten yardım alması gibi alternatif yollar gösterin. Yaptığı davranış için özür dilemesini öğretin. 

İyi davranışları ödüllendirin. Sorun olmadan oynadığında, iyi ilişkiler kurduğunda bunu belirtip söze dökün, takdir edin. 

Televizyon seyretme süresini sınırlayın. Şiddet içeren filmleri izlemesine izin vermeyin. 

Enerjisini boşaltacağı fiziksel aktiviteler sağlayın. Özellikle ev dışı aktiviteler çocukların fazla enerjilerini boşaltmalarına yardımcı olur.
Şımarık, sınır ve kural tanımayan çocuklar
Şımarık çocuk, sınır ve kural koyulmamış, durumu kendi isteklerine göre şekillendiren ve buna rağmen çoğu zaman memnuniyetsiz olan çocuktur. Şımarık bir çocuk 2-3 yaşlarındayken şu davranışların çoğunu sergiler:

  • Kurallara uymaz ve kendisine yapılan öneriler konusunda işbirliği kurmaz.
  • "Hayır", "dur", "yapma" gibiyönergelere cevap vermez.
  • Kendisinden istenen herşeye itiraz eder.
  • İhtiyaçları ile istekleri arasındaki farkı bilmez.
  • Kendi istediğini yapmakta ısrar eder.
  • Başkalarından adil olmayan veya aşırı taleplerde bulunur. 
  • Başkalarının haklarına saygı göstermez.
  • İnsanları kontrol etmeye çalışır.
  • Gerilim eşiği düşüktür, kolaylıkla gerilime kapılır.
  • Sık sık mızıldanır veya öfke nöbetleri yaşar.
  • Sürekli sıkıldığından şikayet eder.

Hemen engel olun. Saldırgan davranışa hemen engel olarak, oyunun dışına alın, ona ne yapması gerektiğini açıklayın.

Sakin olmaya özen gösterin. Bağırmak, vurmak, ona kötü bir çocuk olduğunu söylemek gibi öfkeli hareketlerden kaçınarak, önce siz kendinizi kontrol ettiğinizi gösterin. 

Net sınırlar koyun. Bu davranışları gördüğünüzde her seferinde ve derhal müdahale edin. Bir süre için ortamdan uzaklaştırın. Bu, çocuğun davranışı üzerinde düşünmesini ve sakinleşmesini sağlar. 

Alternatif yollar öğretin. Çocuk sakinleştikten sonra neler olduğunu sakince konuşun. Sinirlenmesine neden olan olayın ne olduğunu sorun, öfkelenmenin normal bir duygu olduğunu ama bunu ısırma, vurma gibi davranışlarla göstermenin doğru olmadığını açıklayın. Öfkelendiği şeyin ne olduğunu söylemesi veya bir büyükten yardım alması gibi alternatif yollar gösterin. Yaptığı davranış için özür dilemesini öğretin. 

İyi davranışları ödüllendirin. Sorun olmadan oynadığında, iyi ilişkiler kurduğunda bunu belirtip söze dökün, takdir edin. 

Televizyon seyretme süresini sınırlayın. Şiddet içeren filmleri izlemesine izin vermeyin. 

Enerjisini boşaltacağı fiziksel aktiviteler sağlayın. Özellikle ev dışı aktiviteler çocukların fazla enerjilerini boşaltmalarına yardımcı olur.

Şımarık, sınır ve kural tanımayan çocuklar

Şımarık çocuk, sınır ve kural koyulmamış, durumu kendi isteklerine göre şekillendiren ve buna rağmen çoğu zaman memnuniyetsiz olan çocuktur. Şımarık bir çocuk 2-3 yaşlarındayken şu davranışların çoğunu sergiler:

  • Kurallara uymaz ve kendisine yapılan öneriler konusunda işbirliği kurmaz.
  • "Hayır", "dur", "yapma" gibiyönergelere cevap vermez.
  • Kendisinden istenen herşeye itiraz eder.
  • İhtiyaçları ile istekleri arasındaki farkı bilmez.
  • Kendi istediğini yapmakta ısrar eder.
  • Başkalarından adil olmayan veya aşırı taleplerde bulunur. 
  • Başkalarının haklarına saygı göstermez.
  • İnsanları kontrol etmeye çalışır.
  • Gerilim eşiği düşüktür, kolaylıkla gerilime kapılır.
  • Sık sık mızıldanır veya öfke nöbetleri yaşar.
  • Sürekli sıkıldığından şikayet eder.

Öfke nöbetleri

Öfke nöbetleri uzun süren, sık sık öfke nöbeti geçiren veya öfke nöbeti sırasında saldırgan davranan çocuklar depresyon veya yıkıcı davranış bozukluğu riski altında olabilir!

Küçük çocuklarda çoğunlukla açlık, yorgunluk veya aşırı uyarılma ile bağlantılı olarak görülen öfke nöbetleri normal gelişimin bir parçası olarak görülüyor ve anne-babaların bu durumu bir öğretme fırsatı olarak değerlendirmeleri tavsiye ediliyor.

Ancak Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanlarının yaptığı bir araştırma genel olarak belli özellikleri taşıyan öfke nöbetlerinin daha ciddi sorunların habercisi olabildiğini ortaya koydu. Özellikle öfke nöbeti uzun süren, sık sık öfke nöbeti geçiren ve öfke nöbeti sırasında kendisine veya başkalarına zarar veren çocukların anne-babalarının dikkatli olması ve uzman yardımı alması gerekiyor.

Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar belli ölçülerdeki öfke nöbetlerinin doğal ve beklenen bir durum olduğunu ve sağlıklı çocukların öfke nöbetleri sırasında daha az saldırganlık gösterdiği ve nöbetlerin genellikle kısa süreli olduğunu belirtiyorlar.

Buna karşın uzmanlar çocuğun tutarlı biçimde aşırı öfke nöbetleri geçirmesi ve öfke nöbetlerinin neredeyse tamanında kendine veya başkalarına zarar vermesi halinde uzmana başvurmaları konusunda anne-babaları uyarıyorlar.

Söz konusu araştırmada Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanları yaşları 3 ile 6 arasında değişen 279 çocuğun öfke nöbeti davranışlarını inceleyerek, sağlıklı çocukların davranışlarını daha önce depresyon veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve karşı gelme bozukluğu gibi bir yıkıcı davranış bozukluğu tanısı koyulmuş çocukların davranışları ile kıyasladılar.

Yüksek riskin söz konusu olduğu öfke nöbeti tipleri

Gözlemler sonucunda öfke nöbetlerinin aşağıdaki özellikleri taşıması durumunda riskin yükseldiği saptandı:

Kendine zarar vermeyi içeren öfke nöbetleri

Başkalarına veya eşyalara zarar vermeyi içeren öfke nöbetleri

Çocuğun yardım olmadan kendini sakinleştirmeyi başaramadığı öfke nöbetleri

25 dakikadan uzun süren öfke nöbetleri

Günde 5 kereden fazla veya ayda 10-20 kez arasında yaşanan öfke nöbetleri

Araştırmayı gerçekleştiren ekipten Dr. Andy Belden bunlar arasında kendisine zarar veren çocuklarda depresyon riskinin en yüksek düzeyde olduğunu belirterek bu yüksek risk taşıyan davranışların uzman yardımı alınmasını gerekli kıldığını vurguladı.

Dr. Belden, çocuğun öfke nöbeti geçireceği endişesi ile evden ayrılırken büyük huzursuzluk yaşayan anne-babalara bu durumu uzman yardımına almanın gerektiğini gösteren bir işaret olarak değerlendirmelerini tavsiye etti.

Araştırma sonuçları The Journal of Pediatrics dergisi Ocak 2008 sayısında yayınlandı.

Sınır kural koyma

Odasını toplamasını istiyorsunuz sizi duymamış gibi davranıyor. Yemek masasına çağırıyorsunuz televizyon izlemeye devam ediyor. Ödevini yapmasını istiyorsunuz, meşgul olduğunu söylüyor. Bir yandan peşinden koşarken, belki bininci kez bir daha yanınızdan uzaklaşmamasını söylüyorsunuz.

Anne-babaların en fazla yakındığı konulardan biri çocuklara söz dinletememek ve yapmaları gerekenleri yaptıramamaktır. Sürekli hatırlatmalar, yalvarmalar, tehditler ya da ödüllerin kalıcı bir yarar getirmemesi ve çocuğa bir türlü söz dinletemiyor olmak anne-baba ve çocuk arasında gerilimlerin yaşanmasına neden olur. 

Peki çocuğunuzun sizi dinlemesi ve söylediğiniz şeyi hemen yapması için nasıl davranmalısınız? Bu gerçekten mümkün olabilir mi?

Evet, tutarlı ve kararlı bir tutumla ve bazı konulara dikkat ederek bunu sağlamanız gerçekten mümkün! İşte ipuçları:

Uygulamakta kararlı olun

Uygulanması konusunda kararlı olamayacağınız şeyleri istemekten kaçının. Çocuğunuzdan bir şey yapmasını istediğinizde bunun yapılması konusunda kararlı olun. Çocuk duymazlıktan geldiğinde ya da mızmızlandığında isteğinizden hemen vazgeçmeniz çocuğunuza bu yöntemi her zaman kullanabileceği mesajını verir.

Önce dikkatini size çekin

Çocuğunuzdan bir şey istemeden önce mutlaka dikkatini size yöneltmesini sağlayın. Başka bir odadan bağırarak ya da çocuğunuz bir oyun veya televizyona dalmışken söylemekten kaçınmalısınız. Öncelikle çocuğunuzun dikkatini size yöneltmesini sağlamalı ve ondan sonra söyleyeceğiniz şeyi söylemelisiniz.

Sormayın

İsteklerinizi soru şeklinde dile getirmekten kaçının. Örneğin, "Ayşeciğim, şimdi oyuncaklarını toplamak ister misin?" yerine "Ayşeciğim şimdi oyuncaklarını toplaman gerekiyor" demelisiniz.

Soyut isteklerde bulunmayın

"Güzel davran", "dikkatli ol" gibi soyut ifadelerden kaçının. Sizin ve çocuğunuzun "güzel davranmanın" ne olduğu konusundaki yorumları birbirinden oldukça farklı olabilir. İstekleriniz net ve belirli olmalıdır.

Ne yapacağını söyleyin

Çocuğunuza yapmaması gerekeni değil, ne yapması gerektiğini söyleyin. Örneğin "yanımda kal" demek "sakın koşup gitme" demekten iyidir.

Takdir edin

Çocuğunuz söylediğiniz şeyi yapmaya başlar başlamaz, siz de onun bu davranışını fark ettiğinizi belli etmeli ve takdir etmelisiniz. Çocuğunuzu takdir etmek için illa da görevin tamamlanmasını beklemeniz gerekmez. Ayrıca görevini tamamlandığında, bundan dolayı ne kadar memnun olduğunuzu bilmesini de sağlayın.

Zaman sınırı koyun

Çocuğunuz örneğin 10 saniye içerisinde söylediğiniz şeyi uygulamaya başlamazsa hemen önceden belirlemiş olduğunuz örneğin molaya göndermek gibi bir disiplin yöntemini uygulamalısınız (Disiplinde Mola Yöntemi başlıklı haberimizde bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz).

İsteğinizi bir kez daha yineleyin

Mola tamamlandıktan sonra isteğinizi çocuğunuza tekrar belirtin. Söyleneni yine yapmaması durumunda tekrar mola uygulamalısınız.

Uyarılarınızı tekrarlamayın

Çocuğunuza tekrar tekrar aynı uyarıda bulunmaktan kaçınmalısınız. Çocuklar bir-iki uyarıdan sonra belirli bir isteği yerine getirmeyi öğrendikleri gibi, o isteği beş-altı uyarıdan sonra yapmayı da kolaylıkla öğrenirler!

Stresin onu boğmasına izin vermeyin

Çocuğunuzun konsantre olmakta zorlanması, içine kapanması, yalan söylemesi, zorbaca davranışlarda bulunması, otoriteye karşı gelmesi, parmak emmesi, tırnak yemesi veya uyku düzeninin bozulması stresten kaynaklanıyor olabilir.

Üstelik bu stresin nedeni bizzat siz olabilirsiniz!

Çocuklarda stresin nedenleri nelerdir?

Çocukların ihtiyaçlarını karşılayan ve rahat etmeleri için uğraşan yetişkinler çocukların dünyasını mutlu ve dertsiz bir dünya olarak görme eğilimindedir. Oysa stres herkesi etkiler ve çok küçük çocuklar bile belli ölçüde stres yaşarlar.

Örneğin 2 yaşındaki bir çocuk o anda kendisini memnun edecek kişinin yanında olmamasından dolayı kaygı duyabilir. Okul öncesi dönemde en büyük kaygı kaynağı anne-babadan ayrılmaktır.

Daha büyük çocuklarda ise akademik ve sosyal baskılar strese neden olur. Ayrıca bazen son derece iyi niyetli anne-babalar dahi çocuklarının yaşamındaki stresin artmasına neden olabilirler.

Örneğin yüksek performanslı anne-babalar genellikle çocuklarından beklentileri yüksek olur. Oysa çocuk anne-babası ile aynı motivasyon veya yeteneklere sahip olmayabilir.

Çocuklarını sporda zorlayan veya aşırı fazla sayıda faaliyete kaydettiren anne babalar da çocukta gereksiz bir stres ve gerilime neden olabilirler.

Çocuğun stres düzeyini yaşamında olup bitenler de artırabilir. Örneğin anne-babanın iş sorunları veya bir akrabanın hastalığına ilişkin endişeleri hakkındaki konuşmalarını ya da parasal konulardaki tartışmalarını dinlemek çocukta stres yaratır. Çocuklar anne-babalarının endişelerini kavrayınca, kendileri de endişe duymaya başladıklarından anne-babalar çocukların yanında bu tür konuları konuşurken dikkatli olmalıdırlar.

Ayrıca hastalıklar, sevilen birinin ölümü ya da boşanmalar da çocukta strese neden olabilir. Günlük yaşamındaki baskılara bu unsurlar da eklendiğinde çocuğun stresi artar. Temel güvenlik sistemlerinin değişmesine neden olduğundan en dostane boşanmalar dahi çocuklarda strese neden olur. Bu nedenle boşanan ya da ayrılan çiftler kesinlikle çocuklarının taraf tutmasını beklememeli ve çocukları diğer eş hakkındaki olumsuz yorumlara maruz bırakmamalıdırlar. Anne-babalar her zaman çocuğun çıkarını ön planda tutmalıdırlar.

Stres belirtileri nelerdir?

Çocuğun stres yaşadığını belirlemek her zaman kolay olmayabilir. Çoğunlukla şu belirtiler çocuğun stres altında olduğuna işaret eder:

  • Kısa süreli davranış değişiklikleri, ruh halinde iniş çıkışlar, uyku alışkanlıklarının değişmesi ve yatağa kaçırma çocukta stres belirtisi olabilir.
  • Bazı çocuklarda karın ağrısı ve baş ağrısı gibi fiziksel belirtiler görülebilir.
  • Konsantre olmada veya ödevlerini tamamlamakta zorlanabilirler.
  • Bazı çocuklar da içine kapanabilir veya yalnız başına çok fazla zaman geçirmeye başlayabilir.
  • Küçük çocuklar stres karşısında parmak emme, saç yolma veya burun karıştırma gibi yeni alışkanlıklar edinerek cevap verebilirler.
  • Daha büyük çocuklar yalan söylemeye, zorbaca davranışlar göstermeye veya otoriteye karşı gelmeye başlayabilirler.

Anne-babalar çocuğun stresle baş etmesi için nasıl yardımcı olabilirler?

İyi beslenme, dinlenme ve olumlu anne-baba tutumları çocuğun stresle mücadele gücünü artırabilir. Ayrıca:

  • Her gün çocuğunuza belli bir zaman ayırın.
  • Konuşmak istediğinde ya da sadece sizinle aynı odada bulunmak istediğinde size rahatlıkla ulaşabilmesini sağlayın.
  • Çocuğunuzun yaşı büyük de olsa, bu kaliteli zaman önem taşır. Yorgun bir şekilde işten döndükten sonra çocuğunuzla yerlere oturup oyunlar oynamak veya günün nasıl geçtiği hakkında sohbet etmek bazen çok zor gelebilir. Ancak yaşı ne olursa olsun, çocuğunuza ilgi gösterdiğinizde ona sizin için önemli olduğunu gösterdiğinizi unutmamalısınız. Bu nedenle çok kısa bir süre bile olsa, her gün çocuğunuzla baş başa ve onun yönlendirmesi doğrultusunda (birlikte tv izlemek ya da bilgisayar oyunları oynamak buna dahil değil!) özel zaman geçirmeniz çok yararlı olacaktır.
  • Stresin nedeni hakkında konuşarak çocuğunuza yardımcı olun. Böylece birlikte çözümler geliştirmeniz de mümkün olabilir. Örneğin okul dışı aktivitelerin azaltılması, anne-baba veya öğretmenlerle daha fazla konuşabilmesi, düzenli bir egzersiz planı oluşturmak ya da günlük tutması gibi yöntemler belirleyebilirsiniz.
  • Çocuğunuza stres yaratabilecek durumları önceden tahmin edebilmesi ve bu duruma karşı hazırlıklı olması konusunda da yardımcı olabilirsiniz. Örneğin doktor muayenesinden önce çocuğunuzla konuşabilir ve muayene sırasında neler olacağını anlatabilirsiniz.
  • Belli ölçüde stresin normal olduğunu da unutmayın. Çocuğunuza öfkelenmesinin, korkmasının, kendisini yalnız hissetmesinin veya endişe duymasının doğal olduğunu bilmesini sağlayın. Kendinizin ve başka kişilerin duygularını yakınları ile paylaştıklarını anlatın, bu paylaşımlara örnekler gösterin.

Ne zaman uzman yardımı almak gerekir?

Çoğu anne-baba çocuğun yaşadığı stres ile baş edebilecek becerilere sahiptir. Ancak çocuğun davranışlarındaki değişimlerin kalıcılık göstermesi veya stresin çocukta ciddi kaygı durumuna yol açması durumunda uzman yardımı almak gerekir.

Bunun yanında depresyon belirtilerine de dikkat etmek ve bu belirtilerin mevcut olması halinde uzman yardımı almak da önemlidir.

Okul öncesi çocukların cinsel organlarına dokunmaları ve bundan zevk aldıklarını belirtmeleri sık görülen bir durumdur. Küçük, masum çocukların bu davranışları karşısında ne yapacaklarını bilemeyen anne-babalar çoğunlukla yasaklamaya veya engel olmaya çalışır ya da telaşla bir uzmana koşmayı düşünürler.

Çocuklar neden cinsel organları ile oynarlar? Bu durumun sakıncaları var mıdır? Anne-baba olarak nasıl davranmanız gerekir?

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan okul öncesi çocukların cinsel merakları ve mastürbasyon yapmaları konusunda bilgiler verdi.

Çocuklar neden mastürbasyon yapar?

Çocuklar bedenleri konusunda doğal bir meraka sahiptirler ve tıpkı parmaklarını ya da ayaklarını keşfettikleri gibi cinsel organlarını da keşfederler. Küçük çocuklar çoğunlukla bezleri değiştirilirken ve banyo yapmak için soyunduklarında cinsel organlarına dokunurlar, cinsel organlarına dokurken de genellikle haz duyarlar ve bu hazzı yeniden duymak ya da kendi kendini rahatlatmak amacıyla cinsel organlarına dokunmaya (mastürbasyon) devam edebilirler.
Okul öncesi dönemde arada sırada mastürbasyon yapmaları oldukça yaygın görülen bir durumdur ve bu normal cinsel gelişimin bir parçasıdır. Kendi kendini uyarmanın çocuğun illa da cinsel tacize uğramış olduğu ya da ileride önüne gelenle cinsel ilişki kuracağı anlamına gelmez. Küçük çocuklar genellikle sıkıldıklarında veya yorgun olduklarında mastürbasyon yaparlar.

Nasıl davranmalısınız?

Okul öncesi çocuğunuz uyku öncesinde cinsel organlarına dokunursa bu davranışı görmezden gelin. Ancak başka zamanlarda sırf can sıkıntısından bunu yaptığında başka faaliyetler sunarak dikkatini dağıtın.
Çocukların 3-4 yaşında önce edep kavramlarının olmadığını, dolayısıyla herkesin önünde cinsel organlarına dokunmayı utanacak bir şey olarak göremeyeceklerini unutmamalısınız.

Ancak başka insanların önünde mastürbasyon yapması anne-baba ya da çocuğa bakan diğer kişiler açısından utandırıcı olacağından, bu davranışına sınır koyulması gereklidir

Çocuğunuz başkalarının yanında mastürbasyon yapmaya başlarsa ona başka insanların önünde bunu yapmanın doğru olmadığını hatırlatın. Çocuğun bakımından sorumlu olan herkes de aynı uygulamayı tutarlı bir şekilde sürdürmelidir.

Ne zaman uzman yardımı almanız gerekir?

Çocuğunuz takıntı ölçüsünde mastürbasyon yapıyorsa veya bu davranışı normal faaliyetlerini yapmasını engellemeye başladıysa konuyu bir çocuk ruh sağlığı hekimi ile görüşmeniz doğru olacaktır.

Sonuç olarak:

Yukarıda belirtilen ve uzman yardımını gerektiren boyuta varması haricinde; çocuğun mastürbasyon yapması sizi ne kadar tedirgin etse de, büyük bir olay haline getirmeniz gereksizdir.

Başkalarının önünde yapmaması gerektiğini kesin, net ve tutarlı bir şekilde anlatın.

Can sıkıntısını gidermek için mastürbasyon yaptığında dikkatini dağıtmasını sağlayacak faaliyetlere yönlendirin.

Ancak, özel ortamlarda zaman zaman kendi cinselliğini keşfetmesinin gelişiminin normal bir parçası olduğunu unutmayın.

Gittiğiniz doğum günü partisindeki palyaço çocukları eğlendirmek yerine dehşete düşmelerine mi neden oldu? Çocuğunuz palyaçolardan, kostüm giymiş kişilerden ya da havai fişeklerden korkuyor mu? Bunun aslında özel bir elbise giymiş, taklitler yapan sıradan bir insan olduğunu anlatmanıza rağmen korkusu geçmedi mi?

Palyaço, havai fişek, kostüm vb. korkuların nedeni
Okul öncesi çağdaki çocuklarda çeşitli korkuların gelişmesi oldukça sık görülen bir durumdur. Bunun en önemli nedeni küçük çocukların gerçek ve taklit arasındaki farkı ayıramamalarıdır. Eğer bunun kostüm giymiş, rol yapan bir kişi olduğunu bilmiyorsanız, palyaçolar gibi beyaz yüzlü, kocaman kırmızı burunlu ve beklenmedik hareketlerde bulunan kişiler gerçekten korkutucudur. Sizden çok uzak olduğunu ve yerde bulunanlara zarar vermeyeceğini bilmemeniz durumunda havai fişek gibi patlayıcı ve gürültülü nesneler de oldukça korkutucu olacaktır

Ne yapmalısınız?
Çocuğunuza kendisine bir zarar gelmeyeceğini, bunun kostüm giymiş sıradan bir insan olduğunu ya da havai fişeklerin kimseye zarar vermeyeceğini anlatsanız da, korkusunu hemen geçirmeniz mümkün olmayacaktır. Çocuğunuzun bu korkusu gerçek gibi gözüken bazı şeylerin aslında gerçek olmadığını tam olarak anlayana kadar devam edecektir.

Palyaçonun ya da kostümlü herhangi bir karakterin aslında kostüm giymiş, makyaj yapmış bir insan olduğunu defalarca kez anlatmanızın ardından çocuğunuz nihayet bunu kavrayacak ve korkusu geçecektir.

Başka bir deyişle çocukların çoğu korkulu bir dönemden geçer ve zaman içinde bunu atlatır. Bu dönemde size düşen ise çocuğunuza onu koruyacağınızı ve ona zarar gelmesine izin vermeyeceğinizi anlatmaktır. Aslında bu, anne-baba olarak zaten en önemli görevlerinizden biridir

Çocuğunuz evde yalnız kalabilir mi?
Çocuğunuz evde yalnız kalabilir mi? Buna hazır olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz? Çocuğunuzu evde yalnız kalabilmesi için nasıl hazırlayabilirsiniz? Çocuğunuzun güvenliği için nelere dikkat etmeniz gerekir?

Çocuklar hangi yaştan itibaren evde yalnız başlarına kalabilirler?
Bu sorunun cevabını sadece belli bir yaş olarak belirtmek mümkün değildir. Çocukların evde yalnız kalıp kalamayacağına karar verirken, yaşın yanında, her bir çocuğun olgunluk düzeyi ve çeşitli bazı etmenler de önem taşır.

Genel bir ilke olarak çocukların 11-12 yaşından önce düzenli olarak evde yalnız kalmaları önerilmez. Ayrıca bazen yaşça daha büyük çocuklar dahi bu sorumluluğu taşıyamayabilir.

Çocuğunuzun buna hazır olup olmadığını değerlendirin
Öncelikle, çocuğunuzun bu sorumluluğu taşıyıp taşıyamayacağının değerlendirmesini yapmalısınız. Örneğin, çocuğunuz sizin koyduğunuz kurallara uyabilecek midir? Sizin herhangi bir talimat vermediğiniz bazı durumlarda makul biçimde hareket edebilecek midir?

Çocuğunuzun acil bir durumun üstesinden gelip gelemeyeceği de çok önemli bir ölçüttür. Örneğin, bir yangın durumunda hemen evden çıkar mı, yoksa öncelikle kediyi kurtarmaya mı çalışır?

Bundan başka çevrenin uygun olup olmadığına da karar vermelisiniz: Komşularınıza güvenebilir misiniz? Evinizin yakınlarında, çocuğunuzun gün içerisinde yardım alabileceği yetişkinler var mı?

Aşağıdaki soruların çoğuna "evet yanıtı verilmesi" çocuğun evde yalnız kalmak için hazır olduğuna işaret edebilir:

  • Evde kaldığı kısa sürelerin üstesinden başarıyla gelebildi mi?
  • Okuldan direkt olarak eve gelir mi?
  • Kendisine basit yiyecekler hazırlayabilir ve telefonla arayanların notlarını alabilir mi?
  • Kapıyı tek başına kilitleyebilir ve açabilir mi?
  • Basit sorunları kendi başına çözümleyebilir mi?
  • Dışarıdan ne zaman ve nasıl yardım alacağını biliyor mu?
  • Bir kaza ya da acil durumun üstesinden gelme konusunda hazırlıklı mı?
  • Kendisi için koyulan kurallara uyar ve zamanını verimli bir şekilde değerlendirebilir mi?

Çocuğu önceden hazırlayın
Çocuğunuzu evde yalnız başına bırakmak için şartların uygun olduğunu düşünüyorsanız, öncelikle onu bunun için hazırlamalısınız.

Bu amaçla ilk olarak onunla bu konuyu konuşmalısınız. Çocuğunuz fazlasıyla kaygılıysa, yeni düzene aşamalı olarak ve dikkatle geçmeye gayret edebilirsiniz.

Ailede ölüm, boşanma, taşınma gibi nedenlerle stresin yüksek olduğu dönemler böyle bir uygulamaya başlamak için uygun dönemler değildir.

Çocuğunuzun hazır olduğuna karar verdiyseniz
Çocuğunuzun evde yalnız kalabileceğine inanıyorsanız, öncelikle ona temel ilk yardımı öğretin, örneğin kendisi için yiyecek bir şeyler hazırlarken parmağını kesmesi durumunda ne yapması gerektiğini bilmelidir.

Ocak ya da fırını kullanmasına izin vermişseniz, bunları güvenli bir şekilde nasıl kullanacağını da öğretmeniz gerekir.

Kapıya gelen ya da telefon eden yabancılara evde yalnız olduğunu söylememesi gerektiğini de öğretmelisiniz

Bunun yanında evde tek başınayken uyması gereken kuralları da belirlemelisiniz. Bunları yazarak görünür bir yere asabilirsiniz.

Bu kuralları belirlerken şu konuları da göz önünde bulundurabilirsiniz:

  • Eve gelir gelmez anne-baba ya da başka bir yetişkine telefon etmeli mi?
  • Direkt olarak eve gelmeli ve evde mi kalmalı yoksa ziyaret etmesine izin verilen belli yerler (kütüphane ya da bir arkadaşın evi gibi) var mı?
  • Evde yapması gereken görevler (ödevlerini tamamlamak, akşam yemeği için masayı hazırlamak gibi) var mı?
  • Televizyon, bilgisayar oyunları veya internet kullanımı konusunda sınırlamalar olacak mı?

Eve başkalarını davet edebilir mi?
Karar vermeniz gereken önemli bir nokta da siz evde yokken eve başkalarını davet edip edemeyeceği konusudur.

Evde yalnız kalan çocukların yaşadıkları ciddi sorunlar genellikle başka çocukların onları seks, alkol ya da uyuşturucu kullanımı veya başka riskli davranışlara zorlamalarından kaynaklanmaktadır.

Çocuğunuzu arkadaşlarından soyutlamak istemeseniz bile, en azından başlangıçta evde yalnız olan çocukların eve başkalarını davet etmemesi daha doğru olacaktır.

Spor, resim, müzik gibi okul sonrası faaliyetlere yazdırarak arkadaşları ile birlikte vakit geçirmesini sağlayabilirsiniz. Ya da evde yetişkinlerin bulunduğu arkadaşlarını ziyaret etmesine izin verebilir, kendisinin de bu arkadaşlarını hafta sonu siz evdeyken davet etmesini isteyebilirsiniz.

Belli bir noktadan sonra çocuğunuzun misafir kabul etmesine izin vermeyi düşünecek olursanız, kimleri kabul edebileceğini belirlemelisiniz. Eve kabul edebileceği kişileri, sadece iyi tanıdığınız ve sorumlu davranacağına inandığınız çocuklarla sınırlandırabilirsiniz. Bu çocukların ismini de evde yalnız kaldığında uyması gereken kurallar listesine yazabilirsiniz.

Çağın hastalığı depresyon sadece yetişkinlerde görülmüyor. Çocuklarda da oldukça yaygın olarak görülen depresyon tedavi edilmediği taktirde ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan anne-babalara çocuklardaki depresyon işaretleri konusunda çok dikkatli olmaları uyarısını yaparak, şu bilgileri verdi:

Depresyon sadece yetişkinlerde görülmez

Çocuklar ve ergenlerde de depresyon olabilir. Depresyon, depresyon duygularının kalıcılık gösterdiği ve çocuğun ya da ergenin çeşitli işlevleri yerine getirme yeteneğini engelleyen bir hastalık olarak tanımlanmaktadır.
Çocukların yaklaşık %5 inin, ergenlerin ise %5-10 unun depresyona maruz kaldığı bilinmektedir.

Stres altında bulunan çocuklar, kayıp yaşayan çocuklar veya dikkat, öğrenme, davranış veya anksiyete bozukluğu olan çocukların depresyona yakalanma riski daha fazla olmaktadır.

Ailesel yatkınlık da çocukta depresyon gelişmesinde çok etkili olmaktadır. Depresyondaki çocuk ve ergenlerin belirtileri depresyon geçiren yetişkinlerden daha farklı olabilmektedir.

Ne zaman uzman yardımı almak gereklidir?

Çocuğunuzda aşağıdaki depresyon belirtilerinden biri veya daha fazlası uzun bir süredir mevcutsa, uzman yardımı almanız gereklidir:

  • Sık sık üzüntülü olma ve ağlama;
  • Umutsuzluk;
  • Olağan aktivitelere ilginin azalması veya daha önce severek yaptığı aktivitelerden zevk alamama;
  • Sürekli bir can sıkılması, enerji eksikliği;
  • Sosyal soyutlanma, iletişim eksikliği;
  • Öz saygı eksikliği ve suçluluk duygusu;
  • Reddedilme veya başarısızlık konusunda aşırı hassasiyet;
  • Alınganlık, öfke veya düşmanlık davranışlarında artma;
  • İlişkilerde sorunlar yaşama;
  • Sık sık baş ağrısı, karın ağrısı gibi fiziksel şikayetler;
  • Okul devamı veya okul başarısında düşüklük;
  • Konsantrasyon eksikliği;
  • Yeme ve/veya uyuma alışkanlıklarında büyük değişiklik;
  • Evden kaçmakla ilgili sözler veya teşebbüsler;
  • İntihar veya kendine zarar verici davranış düşünceleri veya ifadeleri.

Depresyon geçiren çocuk neler yaşar?

Arkadaşlarıyla oynamayı seven bir çocuk artık yalnız vakit geçirmeye ve hiçbir şeyle ilgilenmemeye başlayabilir.
Eskiden kendisine eğlendiren şeyler depresyon geçiren çocuk için artık hiç veya pek az eğlendirici bir hal almış olabilir.
Kendilerinin sevilmediği, kötü çocuk olduğu şeklindeki söylemlerde bulunabilirler, olaylardan sıklıkla kendilerini suçlarlar.
Benlik saygısında düşme nedeniyle kendilerine güvensiz ve çekingen olabilirler. Depresyondaki çocuk veya ergenler ölmek isteyebilir veya intihardan bahsedebilir.

Depresyondaki çocuk ve ergenlerin intihar riski artar. Depresyondaki ergenler kendilerini daha iyi hissetmek için sigara, alkol veya başka uyuşturuculardan medet umabilirler.

Okul veya evde sorunlara neden olan çocuk ve ergenler depresyon geçiriyor olabilir. Küçük çocuklar her zaman çok üzüntülü görünmeyeceği için anne-babalar ve öğretmenler sorunlu davranışların depresyon belirtisi olduğunu anlamayabilir.

Aşırı hareketlilik hırçınlık, sık ağlama küçük çocuklarda depresyonun belirtisi olabilir. Direkt olarak sorulduğunda bazı çocuklar mutsuz veya üzgün olduklarını ifade edebilirler.

Küçük çocuklarda ve ergenlik dönemindeki kız çocuklarında depresyonun belirtisi sıklıkla karın ağrısı, baş ağrısı vücut ağrısı gibi bedensel yakınmalarla kendini gösterebilir.
Okulla ilgili kendine güvensizlik, arkadaş ilişkileri kurmada yetersizlik ve anne-baba ile ilgili bağımsızlaşma sorunları olan çocuklarda yine bedensel belirtiler sık görülür. Sabah okula giderken karın ağrısı, baş ağrısı gibi belirtiler yoğunlaşabilir.

Depresyonun tedavi edilmesi mümkün müdür?

Depresyon geçiren çocuklarda erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. Depresyon profesyonel yardım gerektiren gerçek bir hastalıktır. Kapsamlı bir tedavi genellikle hem bireye, hem de aileye terapi uygulanmasını içerir. Örneğin kognitif (bilişsel) davranış terapisi ve kişisel psikoterapi özellikle çocuklarda depresyon tedavisinde etkili kişisel terapi yöntemleri olmaktadır.
Tedavi antidepresan ilaç kullanımını da gerektirebilir. Son yıllarda çıkan yeni antidepresan ilaçlar küçük çocuklarda da güvenle kullanılabilmekte, alışkanlık, bağımlılık özellikleri de bulunmamaktadır.

Yardım için çocuk ve ergenlerde depresyonu teşhis ve tedavi edebilecek bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı hekime başvurulması şarttır.

Çocuklarda parmak emme alışkanlığının nedenleri ve uzman tavsiyeleri

Çocuğunuzun parmak emme alışkanlığı sizi endişelendiriyor mu? Bebek ve çocukların parmak emmesi psikolojik sorunlara işaret eder mi?

 

Parmak emme, herhangi bir psikopatolojik sorun olmadan 3-4 yaşlarına kadar her sağlam çocukta görülebilen normal bir davranıştır. Bir yaşından küçük çocukların ise hemen hemen yarısı parmaklarını emerler.

Parmak emmenin genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşıp, 2 yaşından sonra azalarak 4 yaş civarında kaybolması beklenir. Parmak emme çoğunlukla beslenmeye bağlı olmayan, açlıkla ilişkisiz görülen bir davranıştır. 

Çocuklarda parmaklar dışında, dudaklarını, elbisesinin eteğini ve mendilinin, yastığının, yorganının ucunu veya benzer eşyayı emme davranışı rastlanabilir. Genellikle geçici olup yaş büyüdükçe kaybolur. 

Eğer 5-6 yaşından sonra da devam ederse çocuğun ruhsal bir sorunu olabileceği düşünülerek, nedenleri araştırılıp, çözüm yollarına başvurulması önerilir. 

Aile içi huzursuzluk, yeni bir kardeş doğumu, anne-baba kaybı, yalnız bırakılma, çevresinde beklenmedik bir değişiklik, gibi sıkıntılı yaşam olayları sonrası geçici bir süre çocuk parmak emmeye sığınabilir, veya emme miktarını arttırabilir.

Aradan belli bir süre geçmesi veya sıkıntılı durumun kaybolması halinde durum normale dönebilir. Yukarıda anlatılan süreçlerde parmak emme normal sayıldığından önlem almak gerekmeyebilir. 

HANGİ DURUMDA ÖNLEM ALMAK GEREKİR?

Aşağıda belirtilen durumlar çocukta psikolojik sorunlar olabileceğine işaret ettiğinden bir çocuk psikiyatrisi hekiminden yardım alınması gerekir. 

  • Parmak emme alışkanlığının gün içinde de sürekli olması
  • 4 yaştan sonra da aynı sıklıkla devam etmesi
  • Çocuğun başka aktiviteler yapmaktansa parmak emmeyi tercih etmesi 
  • Aile fertleri dışında kişilerin yanında da parmak emmeyi devam ettirmesi 
  • Sosyal ortamlarda, kreş ve yuvalarda uyku vakti dışında parmak emmesi
  • Çocukta ek olarak konuşma ve iletişim problemleri olması 
  • Diğer davranış ve duygusal problemlerin birlikte olması
  • Yaşıtları ile birlikte olmaktansa parmak emmeyi tercih etmesi.

NE GİBİ PSİKİYATRİK SORUNLAR PARMAK EMMEYE EŞLİK EDEBİLİR?

  • Çocuğa yeterli ilgi gösterilmediği durumlar
  • Anne-babanın aşırı cezalandırıcı ya da kollayıcı tutumları
  • Bakım verenden (anne, bakıcı, anne-babaanneden) ayrılık
  • Çocuğun örseleyici yaşam olaylarına maruz kalması (aile içi şiddet, istismar, savaş)
  • Çocukta zeka geriliği bulunması
  • Çocukta otizm veya benzeri tabloların olması
  • Çocukluk çağı depresyonu ve kaygı bozuklukları

PARMAK EMEN ÇOCUĞA NASIL DAVRANILMALI?

Çocukta yukarıda yazılan belirtilerin bulunmadığı hallerde sorun büyütülmemeli, parmak emmenin zararsız bir davranış olduğu bilinmelidir. 

Cezalandırmayın
Çocukları vazgeçirmek için azarlamak, bir takım cezalara başvurmak, acı biber sürmek, ellerini bağlamak gibi sert tepkilerden kaçınılmalıdır. Bu tür tepkiler tam tersi olarak alışkanlığın pekişmesine neden olabilir, çocuğun isyan duymasına neden olabilir. 

Kaliteli zaman geçirin
Anne-babanın çocukla birlikte kaliteli vakit geçirmesi, ilgilenmesi, emme davranışı olsa da olmasa da gereklidir. Anne-baba, çocuk parmak emse de emmese de sevgi ve ilgilerinin aynı olduğunu kanıtlamalıdır.

Nedeni saptayın
Çocuğun durumu incelenmeli, düzeltici önlemlerin yalnızca bir belirti olan parmak emme yerine, asıl sorunların çözümüne yöneltilmesi gerekir. Asıl nedenler ortadan kalkmadıkça parmak emme gibi davranışlar devam edeceğinden gerekli olduğunda çocuk psikiyatrisi hekimine başvurulması önerilir.

Faaliyet ve oyun olanakları yaratın
Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet yapma, yaşıtlarının bulunduğu bir ortam, oyun oynama olanakları sağlanmalıdır. Özellikle çocuğun elleri ile ilgi duyacağı, hoşlanacağı bir uğraşıya, bir oyuna veya oyuncağa yöneltilmesi faydalı olabilir.

Kendine güvenmesine yardımcı olun
Çocuğa kendi kendini kontrol ederek isterse bu alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, bu konuda çocuğu desteklemek, gerektiğinde öğretmenden yardım almak yararlıdır. 

PARMAK EMMEK DİŞLERİ NASIL ETKİLER? 

Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızdaki duruşuna bağlıdır. 

Süt dişlerinde oluşan bu değişiklik 6 yaşından sonra çıkan asıl dişleri etkilememektedir.

Ancak parmak, emzik emme alışkanlığı devam edecek olursa henüz gelişmekte olan kas ve kemik yapıları üzerine basınç uygulayarak dişlerin yer değiştirmesine yol açar. Bu durumda üst ön dişler öne alt ön dişler ise geriye doğru eğilir ve alt ve üst ön dişler arasında açıklık meydana gelir. Alışkanlıktan vazgeçilirse bu açıklık kapanır ancak 3.5 yaşından sonra kalıcılık riski artar.

Parmak emme alışkanlığı gece uyurken de deva ederse daha etkili olur ve bunun sonucunda üst çenede darlık (V şeklinde bir çene kavsi) meydana gelebilir.

Hemen hemen herkes iki yaş bunalımından bahsedildiğini duymuştur. Peki, gerçekten duygusal anlamda neler yaşanıyor bu dönemde?

Giderek artan bağımsızlık isteğine rağmen yardıma muhtaç olmak bu yaştaki çocuklarda öfke yaratan nedenlerden biri.

Öte yandan hazzı ertelemek ve beklemek 2 yaşındaki bir çocuk için çok zordur.

Ayrıca henüz yeterli ölçüde gelişmemiş olan ifade yeteneği nedeniyle 2 yaş çocuğunun kendini anlatma çabaları çoğunlukla çığlıklar ve öfke patlamasıyla son bulur.

Böyle durumlarda sizin sergileyeceğiniz duygusal tepki ve davranışlar çocuğunuzun taklit edeceği birer model olacaktır. Dolayısıyla çocuğunuz öfkelendiğinde siz sakin davranmaya gayret etmelisiniz. Bu hem onun kendisini güvende hissetmesini, hem de kendini kontrol etmek konusunda örnek olmanızı sağlayacaktır.

Öfke nöbetlerini tetikleyen durumları ve olayları belirlemeye çalışın. Örneğin açlık, yorgunluk gibi belirli stres kaynaklarını tespit ederseniz, öfke nöbetlerini önceden önleme veya hazırlıklı olma şansınız da artacaktır. 

Çocuğunuz yanlış davrandığında, bunu size kötülük etmek amacıyla yapmadığını unutmayın. O bu şekilde dünyayı sınamakta ve öğrenmektedir. Farklı davranışların nasıl farklı sonuçlar doğurduğunu gözlemektedir. Bu tür durumlarda vereceğiniz tepkiler onun davranışlarını önemli ölçüde etkileyecektir.

Bağımsızlık ve benlik duygusu gelişen 2 yaş çocuklarının sık sık "benim", "kendim yapacağım" "hayır" gibi kelimeleri kullandığına tanık olacaksınız. Ne yazık ki "kendim yapacağım" ifadesini kullanmaya, gerçekten "kendinin yapabilmesinden" çok daha önce başlar. Buna bir de meşhur "hayır!" kelimesi eklendiğinde durum gerçekten de zorlaşır.

Bağımsız olmak için can atan 2 yaş çocukları başkalarının kendileri için birşey yapmasına karşı direnebilirler.

İyi haber ise, küçük çocukların geçirdikleri diğer pek çok dönem gibi, çocuk istek ve ihtiyaçlarını karşılamanın daha etkin yollarını öğrendikçe, bunun da geçip gideceğidir. Size düşen ise ona "kendi yapması" için güvenli ve uygun fırsatlar yaratmak ve "sınırlı" tercih olanakları sunmak (mavi tişörtü mü giymek istersin yeşil tişörtü mü? Parka mı gitmek istersin, markete mi? gibi) olacaktır. 

Ayrıca 2 yaş her açıdan da "berbat" değildir. Empati kurma (karşıdaki insanın duygularını anlama) ve teselli etme girişimlerinin başladığına da şahit olacaksınız. Sizin canınızı acıttığında "cici" yapmaya başladığını ya da üzgün olduğunuzu gördüğünde size sarıldığını göreceksiniz.

Onun bu empati ve şefkat gösterme girişimlerini takdir ve teşvik etmeyi ihmal etmeyin: "bana sarıldığın için teşekkür ederim, senin sevgin beni mutlu ediyor".

Her sabah evden çıkarken ya da yuvaya bırakırken çocuğunuz arkanızdan ağlıyor, gitmemeniz için çırpınıyor, boynunuza yapışıyor ve siz çaresizlik içinde onu boynunuzdan adeta sökerek koparıp ilgili kişinin kucağına veriyorsunuz ve son bir sakinleştirme çabasının ardından üzgün, suçluluk duyguları içinde ve kafanız karmakarışık bir şekilde oradan ayrılıyorsunuz. Ve bu senaryo hafta içi her sabah tekrar tekrar yaşanıyor. 

Tanıdık geldi mi? Cevabınız evet ise çocuğunuz gelişiminin normal bir parçası olan ayrılık kaygısını yaşıyor demektir. Çocuğunuzun nasıl bir aşamadan geçtiğini anlayarak ve birkaç basit strateji uygulayarak bu dönemi her ikinizin de kolay atlatmasını sağlayabilirsiniz.

Ayrılık kaygısı genellikle 8 ay-1 yaş arasında bir dönemde başlar ve 1-2 yaş arasında tepe noktasına ulaşır. Ancak bu yaşlar zaman zaman farklılıklar gösterebilmekte ve bazı çocuklar 3-4 yaşında ayrılık kaygısı yaşamaya başlarken, bir kısmı da hiç böyle bir şey yaşamamaktadır. Bir kısım çocukta da bakım verenin değişmesi, taşınma, yeni bir kardeş gelmesi ya da evdeki huzursuzluklar gibi çeşitli olaylar ayrılık kaygısını tetikleyebilmektedir.

AYRILIK KAYGISI NASIL GELİŞİR? 

Bebeğiniz doğduğunda genellikle bakım verenlere kolaylıkla adapte olur. Onu ilk kez bakıcıya ya da bir akrabaya bıraktığınızda muhtemelen ayrılık kaygısı çeken bizzat siz olursunuz! 8 aydan küçük çocuklar ihtiyaçları karşılandığı sürece sizin haricinizdeki kişilere de kolaylıkla uyum sağlarlar.

Yabancı kaygısı 

Ancak 8 ay-1 yaş arasında bir yerde bu durum değişmeye başlar. Bebeğiniz etraftaki yabancı kişilerden ve değişik ortamlardan huzursuz olmaya başlar ve sizi görüş alanından kaybetmemeye çalışır. Bu davranış yabancı kaygısı olarak isimlendirilmektedir. Aslında bu, bebeğinizin tanıdığı ve tanımadığı kişileri ayırmaya başladığını gösteren son derece olumlu bir işarettir.

Nesnelerin kalıcılığını öğreniyor 

1-2 yaş arasında ise çocuğunuzun size bağımlılığı artar ne zaman yanından ayrılmaya kalksanız huzursuz olur. Ayrılık kaygısı başladığında odasından birkaç dakika çıktığınızda, bakıcısına ya da yuvaya bıraktığınızda arkanızdan ağlamaya, size sarılmaya ve başka kişilerin ilgisini reddetmeye başlar. Aslında çocuğunuz nesnelerin kalıcılığını öğrenmektedir. Yani artık sizden tek bir tane olduğunu ve gözüyle görmese bile varolmaya devam ettiğinizi anlamıştır ve siz görmediği anda da gittiğinizi düşünmektedir. Zaman kavramı henüz gelişmediğinden, ne zaman döneceğinizi de bilememekte ve dolayısıyla mutfağa bile gitmiş olsanız arkanızdan ağlamaktadır.

Aynı zamanda davranışlarının sizin üzerinizdeki etkisini de kavramıştır. Ağladığı anda yanına geldiğinizi farkeder ve bu stratejiyi kullanmaya devam eder.

ÇOCUĞUNUZUN (ve sizin) BU DÖNEMİ DAHA KOLAY ATLATMASI İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

Bu dönemi hem çocuğunuz, hem de kendiniz için kolaylaştırmak ve bebeğinizin sağlıklı güven duygusunu desteklemek için yapabileceklerinizden bazıları:

Zamanlama çok önemli

8 ay-1 yaş arasında bakıcı değiştirmemeye gayret edin. Çocuğunuzun yorgun, aç ya da huzursuz olduğu bir anda gitmemeye çalışın.

Ayrılık denemeleri yapın ve yavaş yavaş yeni insanlar ve yeni yerlerle tanıştırın 

Çocuğunuzu bir akrabanıza ya da yeni bir bakıcıya bırakmayı planlıyorsanız, bir süre öncesinden bu kişiyi eve davet ederek siz yanlarındayken birlikte vakit geçirmelerini sağlayın. Çocuğunuz yuvaya başlayacaksa, önceden bu yuvayı birkaç kez beraber ziyaret edin.

Sakin ve tutarlı olun

Unutmayın çocuklar rutini sever ve bundan huzur bulurlar. Bu nedenle belli bir "vedalaşma" düzeni oluşturun ve bunu sürekli uygulayın. Her sabah aynı şekilde hoşçakal deyin ve kısa bir vedalaşmanın ardından evden çıkın.

Vedalaşma sırasında sakin davranın ve çocuğunuza güvendiğinizi gösterin. Geri döneceğinizi mutlaka belirtin. Hoşça kal dedikten sonra gidin, geri dönmeniz sadece durumu daha da zorlaştırır.

Kendi kaygınızı ona yansıtmayın

Sizin de üzgün ve endişeli olduğunuzu farketmesi ortada gerçekten de üzülecek bir durum olduğunu düşündürerek kaygısının daha da artmasına neden olacaktır. Mümkünse yüzünüzde güleç ve rahat bir ifade olsun.

Asla ve asla ona görünmeden kaybolmayın

Böyle yaparak sadece kendinizi çocuğunuzun ağlamasından dolayı duyacağınız üzüntüden korumuş olursunuz. Ancak o sizin gittiğinizi farkettiğinde gene üzülecek ve üstelik size olan güveni azalacak, ayrılık kaygısı daha da kuvvetlenecek ve ayrılmalarınız her geçen gün zorlaşacaktır. Her başını çevirdiğinde sizin kaybolma ihtimaliniz gözünü sürekli üzerinizde tutma ihtiyacı yaratacak ve buna rağmen gözünden kaybolabildiğinizi anladığında kendine olan güveni de zayıflayabilecektir.

Unutmayın, sizinle güven dolu bir ilişki kurması, hayat boyu güven dolu ilişkiler kurabilmesi için gereken zemini sağlayacak en önemli unsurlardan biridir.

Anneleri tuvalete girdiğinde bile kapının önünde durup ağlayan, anneleri dışarı çıktığında bir daha geri gelmeyeceğini düşünen çocuklar vardır. Böyle bir durum neden görülür?

Özellikle 1 yaşını tamamladıktan sonra çocuklarda yoğun bir ebeveynden ayrılma endişesi gözlemlenir. Annenin işe gitmek ya da alışverişe çıkmak gibi günlük işler için çocuktan ayrılmasının ötesinde, tuvalet girmesi bile sorun olmaya başlar. Çocuk güçlü bir şekilde ağlayarak annenin gözden kayboluşuna tepki gösterir. Aslında çocuğun bu protestosu, ayrılıkla başa çıkabilmek için kullandığı sağlıklı bir yöntem olarak değerlendirilmelidir.
 
Çocukların 13-14 aylık dönemden itibaren istek duygusu ve kendini ortaya koyma ihtiyacı yükselir. Ayrıca, ilk defa sevdiği kişilerin yanında olmadığı zamanlarda başka bir yerde var olmaya devam ettiğini algılamaya başlar. Bu gelişim düzeyine ulaşmış bir çocuk doğal olarak annesiyle birlikte olmayı ister.
 
Normal bir durum mudur? Yoksa ciddi bir yardım almak gerekir mi?

Özellikle yaşamın 2. yılında görülen ebeveynden ayrılma endişesini normal olarak görmeli ve sağlıklı gelişimin bir aşaması olarak değerlendirmeliyiz. Ancak bu durumun normal olduğunu bilmemiz ciddiye alınmaması gerektiğini göstermez. Çocuk, ayrılık sırasında gerçek bir sıkıntı ve yoğun duygusal zorlanma yaşamaktadır. Bu güçlükle başa çıkabilmesi ve sağlıklı şekilde atlatabilmesi için ebeveynin doğru adımları atması gerekir. 
 
Onlara nasıl davranmalıyız/nasıl sakinleştirmeliyiz?

Çocuğun ayrılıkla başa çıkabilmesine yardımcı olmanın ilk adımı çocuğu önceden hazırlamaktır. Örneğin, günlük bir işiniz için dışarı çıkacağınız ve çocuğunuzu bir başkasıyla bırakacağınız zaman çocuğunuza şunları söyleyin: ‘Ben birazdan gideceğim. Senin öğle uykundan önce eve dönmüş olurum. Dönünce sana neler aldığımı göstereceğim.’ Bu noktadan sonra ebeveyn çocuğun ayrılık sırasında ağlamasına hazırlıklı olmalıdır. Bu sırada ebeveyn döneceğine söz vermeli ve gidiş sahnesini çok uzatmadan ayrılmalıdır. Dönüşte verdiğiniz sözü tuttuğunuzu çocuğunuza hatırlatın. Bu, gelecekte size güvenmesinin temelinde yatan şeydir.
 
Ayrıca, ebeveyn gittikten sonra çocukla kalan kişinin tavrı da önemlidir: Çocuğa sevecen şekilde sarılmak, sakinleştirmeye çalışmak, annesinin döneceğinden bahsetmek ve adım adım keyifli bir aktiviteye geçişini sağlamak gerekir.
 
Asla çocuğa fark ettirmeden gitmeye çalışmamalı

Günlük ayrılıklar sırasında yapılan en büyük hata çocuk fark etmeden gitmeye çalışmaktır. Bu durumda anne çocuğun protestosuyla karşılaşmamış olur ancak çocuk açısından daha ciddi sakıncalar ortaya çıkar. Anne fark ettirmeden gittiğinde çocuk, annesinin ortadan kaybolduğunu önünde sonunda fark eder ve bu durum güven duygusuna normalden daha fazla zarar verir çünkü annenin gidişi çocuğun kendi kontrolü dışında gerçekleşmiştir. Annenin ne zaman gideceği ne zaman döneceği belli değildir. Bu sebeple de anne eve döndükten sonra tuvalete girme gibi kısacık ayrılıklara bile tahammül göstermek zorlaşır.
 
Eğer bir süredir çocuğunuza fark ettirmeden gidiyorsanız çocuğunuzun ayrılma endişesi iyice tetiklenmiş olabilir. Bu durumu çözmek için sabırlı olmanız gerekir. Bu aşamadan itibaren her ayrılışınızı çocuğunuza önceden bildirin, çocuğunuz gidişinizi görsün ve mümkünse kısa ayrılıklarla başlayıp ayrılık süresini adım adım yükseltin. Döndüğünüzde çocuğunuza söz verdiğiniz gibi döndüğünüzü hatırlatın ve sarılma gibi yakın temas içeren aktivitelere vakit ayırın.  
 
Çocuklar böyle bir obsesyondan nasıl kurtarılabilir?

Çocukların ebeveynden ayrılma endişesi zamanla hafifler.

Bu süreç içerisinde çocuğunuza ‘anne ve baba her zaman geri dönüyor’ mesajını vermeniz faydalıdır.

Çocuğunuzla, sevdiği bir oyuncağı battaniyenin altına saklayıp sonra açarak ce-eee oyunları yapın ya da odanın içinde koltuğun ya da perdenin arkasına saklanıp çıkarak saklambaç oynayın. Bu, ayrılma-birleşme oyunları çocuğunuzun gitseniz bile döneceğiniz algısını geliştirmesine yardımcı olur.

Ayrıca, ayrılık zamanını aşamalı olarak yükseltmek de etkilidir. Aylarca bebeğinizle hiç ayrılmadan beraber olduktan sonra bir anda işe başlamak ya da çocuğunuzu bir anda tam zamanlı anaokuluna göndermek gibi şeyler yapmayın. Ayrılık süresini aşamalı olarak arttırmak en doğrusudur.

Büyüdüklerinde karakterlerini etkiler mi?

Bazı araştırma ve gözlemler çocukların ebeveynden ayrılma durumuna verdiği tepkinin karakteriyle ilintili olduğunu göstermektedir. Çocuğun annenin ayrılışına gösterdiği tepkinin şiddeti, kişilik olarak kararlılığının ve kendini ortaya koyma konusundaki güveninin göstergesi olabilir. Eğer çocuk ebeveynin ayrılması durumunda sesli bir protesto yerine kendi içine kapanarak yas tutuyorsa bu durum çocuğun karakteriyle ilgili olarak güven eksikliği ve depresif eğilim gibi durumları düşündürür. Yine de, erken dönemdeki ayrılma endişesini ebeveyn doğru şekilde yönetebilirse çocuk üzerinde karakter gelişimi bakımından kalıcı olumsuz bir etkisi olmayacaktır.

 

Tüm parlak ve üstün yetenekli çocuklar bu özelliklerin tamamına sahip olmayabilir ancak bu çocuklarda sıklıkla görülen özelliklerden bazıları şunlardır:

  • Olağandışı derecede ileri sözcük hazinesi ve okuduklarını kavrama düzeyi;
  • Sıklıkla erken yaşta okumaya başlama;
  • Çeşitli konulara ya da belirli bir alana yönelik büyük ilgi ve bilgi düzeyi;
  • Mükemmel bir hafıza; 
  • İlişkileri kolaylıkla görme, genellemeler yapabilme, bir alandan diğerine bilgi transferi yapabilme;
  • Yaratıcılık, meraklılık, inisiyatif alabilme, hayal gücü ve problem çözme becerileri;
  • Kendisine meydan okuyucu durumlardan hoşlanma ve çok iyi bir tartışmacı olma;
  • Yavaş düşünenlere karşı toleranssız olabilme;
  • Liderlik yetenekleri ve yaratıcı bir liderlikle ya da bir gruba hakimiyet kurma şeklinde ifade edilebilen yüksek özgüven;
  • Bilgiyi akranlarına kıyasla çok daha hızlı alma;
  • Yoğun bir şekilde konsantre olabilme ancak rutin işlerden kolaylıkla sıkılma;
  • Zihinsel çaba gerektiren faaliyetlerle karşılaştığında canlanma;
  • Kendisinden büyük çocukların ya da yetişkinlerin arkadaşlığını tercih etme;
  • Fazla özeleştiri yapma ve mükemmeliyetçi eğilimler gösterme; 
  • Akran grubu içerisinde yer edinebilmek için yeteneklerini gizleyebilir ve düşük başarı sergileyebilir;
  • Yüksek enerji düzeyi (bazen özellikle de küçük yaştaki çocuklarda hiperaktivite ile karıştırılabilir);
  • Yoğun bir şekilde daha fazla öğrenme ihtiyacı duyma ve sorular sorma;
  • Bireysel veya çok az denetimle çalışmayı tercih etme;
  • Zaman zaman dikkatini vermiyormuş veya hayal kuruyormuş gibi gözükme. 

Araştırmalar 1 yaşındaki bebeklerde dahi otizm belirtilerinin görülebileceğini ortaya koyuyor. Size düşen en önemli görev ise otizmin erken belirtilerini bilmek ve çocuğunuzun çeşitli yaşlarda ulaşması gereken tipik gelişim basamaklarını tanımak.
Aşağıdaki listeyi dikkatle inceleyin ve çocuğunuzun gelişimi ile ilgili kaygılarınız varsa beklemeyin! Gözlemlerinizi doktorunuza anlatın ve bir çocuk psikiyatristine başvurarak çocuğunuzun otizm açısından değerlendirilmesini isteyin.

Unutmayın

Kaygılarınız yersizse, bunun bir uzman tarafından teyit edilmesi bu kaygılarla yaşamanızı önleyerek, bebeğinizin ihtiyaçlarına daha iyi konsantre olmanızı ve bebeğinizle daha verimli etkileşim kurmanızı sağlayacaktır. Kaygılarınızda haklılık payı olması durumunda ise erken müdahale ve eğitim bebeğinizin en büyük şansı olacaktır.

Otizmin erken belirtileri

3 yaşından küçük çocuğunuzda aşağıdaki belirtileri gözlemeniz durumunda zaman kaybetmeden bir çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı hekime başvurmalısınız:

  • 6 aylıkken veya daha sonra belirgin gülümseme ya da başka sıcak, neşeli ifadeler göstermemesi
  • 9 aylıkken veya daha sonrasında sesler, gülümsemeler ya da diğer yüz ifadelerine karşılık vermemesi
  • 12 aylıkken hece tekrarları yapmaması
  • 12 aylıkken gösterme, işaret etme, uzanma ya da el sallama gibi karşılıklı jestleri kullanmaması; ismi söylendiğinde tepki vermemesi
  • 16 aylıkken hiçbir kelime söylememesi
  • 24 aylıkken iki kelimeyi anlamlı bir şekilde yan yana getirmemesi (taklit veya tekrarlar hariç)
  • Herhangi bir yaşta, daha önce kazanılmış olan becerilerin kaybedilmesi, örneğin konuşma ya da hece tekrarlamanın kaybolması.

Çocuğunuzun sorunu otizm, gelişim yetersizliği ya da dil/konuşma bozukluğundan kaynaklanıyor olabileceği gibi, gelişimde önemsiz bir gecikmeyle ilişkili de olabilir. Dolayısıyla, çocuğunuzda bu belirtileri ve sizi kaygılandıran başka durumları gözlemeniz durumunda paniğe kapılmanıza gerek olmasa da uzman görüşü almanız son derece önemlidir.

Bunun yanında, otizmin erken teşhisinin önemi nedeniyle 2007 yılında Amerikan Pediatri Akademisi’nin tüm çocuklara, ilk olarak 18 aylıkken ve sonrasında da 2 yaşında olmak üzere rutin otizm taraması yapılmasını tavsiye ettiğini de belirtmek gerekir.

Okul öncesi dönemdeki çocukların "uygunsuz" kelimeleri kullanmaları sık görülen bir durumdur. Çocuklar, anne-babaları bazen oldukça zor durumlarda bırakabilen bu davranışı neden gösterirler ve neler yapmanız gerekir?

Küçük çocuklar kullandıkları kelimeleri etraflarındaki kişilerden ve özellikle de anne/babalarından öğrenirler. Elbette yeni kelimeler öğrenirken duygularla ilgili kelimeleri de öğrenirler. Örneğin siz kızdığınızda devamlı belli kelimeleri kullanıyorsanız, çocuğunuz da kızdığında, ne anlama geldikleri hakkında hiçbir fikri olmaksızın bunları kullanmayı öğrenecektir.

Çocuğunuz "ayıp" bir kelimeyi ilk söylediğinde kahkaha atarsanız, hatta sadece gizlemeye çalışarak hafifçe gülerseniz, büyük olasılıkla bunu fark edecek ve kelimeyi tekrar söyleyecektir. Çünkü küçük çocukların en çok istediği şey anne-babalarını memnun etmektir. Diğer yandan çocuğunuz uygunsuz bir kelime söylediğinde kızarak tepki gösterirseniz, size kızdığında ve bunu bir şekilde size belli etmek istediğinde bu kelimeyi yeniden kullanabilir. 

Küçük çocuklar kelimeleri kullanmaktan, yeni kelimeler öğrenmekten ve heyecan verici ya da gizli ya da özel olduğunu düşündükleri kelimelerle oynamaktan zevk alırlar.

Neler yapabilirsiniz? 

  • Çocuğunuzun söylemesini istemediğiniz kelimeleri belirleyin ve bu kelimeleri siz de kullanmayın.
  • Çocuğunuz bir başkasından duyduğu uygunsuz kelimeyi kullanırsa bir şey olmamış gibi davranın ve bu kelimenin ilginç ya da komik olduğunu düşünmesini teşvik etmeyin.
  • Böyle bir durumda ciddi bir ifade ile şunları söyleyebilirsiniz: "Biz bu kelimeyi kullanmayız ve ben de bir daha bunu duymak istemiyorum" ve daha sonra aynı kelimeyi söylediğinde duymazdan gelin ve çocuğunuz bu kelimeyi sizin üzerinizde tekrar denerse tepki vermeyin.
  • Kelimeler çocuğunuzu eğlendiriyorsa alternatif kelimeler önerebilirsiniz. Örneğin hoşlanmadığınız bir kelime kullandığında, o kelimenin yerine sizin ürettiğiniz komik bir kelimeyi kullanmasını isteyebilirsiniz.
  • Çocuk kızdığında veya stres yaşadığında küfürlü kelimeleri kullanıyorsa, aslında gerçekte ifade etmek istediği şeyi, yani duygularını kelimelerle nasıl ifade edebileceği konusunda yardımcı olabilirsiniz. Örneğin, "farkındayım, üzüldün, kızdın, hayal kırıklığına uğradın..."

Bir yakının ölümü, anne-babanın ayrılması, yabancı bir yere taşınmak ya da ağır hastalık gibi yetişkinler için dahi tahammül edilmesi zor olaylar çocukları nasıl etkiler? Bu gibi durumlarda çocuğa nasıl davranmak gerekir?

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Ayten Erdoğan çocukların kayıp ve yas duygusunu nasıl yaşadıkları hakkında bilgiler vererek ailelerin nasıl davranması gerektiğini anlattı.

Çocuklar üzüntülerini nasıl ifade ederler?

Bazen yetişkinler kendi kayıplarından dolayı çok fazla üzgün olduklarından, çocukların da acı çektiğinin farkına varamayabilirler. Oysa çocuklar da çok erken yaşlardan itibaren yas tutarlar, ancak çocukların yas tutma biçimi yetişkinlerden farklı olur. Onlar da aynı kayıp duygusunu hissederler ve bu kayıp duygusunun neden olduğu üzüntüyü çeşitli biçimlerde ifade ederler.

Bu dönemlerde genellikle ihtiyaçları artar ve daha talepkâr olurlar. Neler olup bittiğini anlamaya çalışırlar. Çoğunlukla duygularını ifade edebilecek kelimeleri bilmezler ve dolayısıyla da duygularını davranışları veya oyunları ile gösterirler. Örneğin, yas tutan çocuklar bazen hiçbir şey yokmuş gibi davranabilir, gece kâbuslar görebilir, duygularını ifade etme yolu olarak daha çok oyunla vakit geçirebilir veya aşırı huzursuz ve sıkıntılı olabilirler. Bir gün iyi gibi gözüküp, bir gün kötü görünebilirler ya da davranış ve duyguları gün içinde değişkenlik gösterebilir.

Ölüm sonucu yas reaksiyonu yaşlara göre farklılık gösterir mi?

5-6 yaş öncesi ölümün ne olduğunu kavrayacak kapasite gelişmediğinden, giden kişinin bir daha dönmeyeceğini kavrayamazlar, uyku ile ölümü benzer şekilde algılarlar, bundan dolayı da duyulan acı çok fazla olmayabilir. Konu açıklandığında anlamış gibi davransalar da bir süre sonra ölen kişinin ne zaman geleceğini sorabilirler veya terk edildiklerini düşünerek ölen kişiye küs olma davranışı sergileyip, hiç onun hakkında konuşmak istemeyebilirler.

Okul çağı çocuklarında ölüm kavramı gelişmiştir, giden kişinin bir daha dönmeyeceğini bilirler, ancak yine de durumun ciddiyetini anlayacak olgunluğa erişmemişlerdir. Bu çocuklarda ise okula gitmek istememe, kalan yakınlarına aşırı bağlanma ve ayrılmak istememe, onları kaybetme korkusu gelişebilir. Bazıları da evdeki üzgün ortamdan korunmak için okula isteyerek gidip, arkadaşları ile vakit geçirmeyi artırıp, derslere aşırı düşkünlük davranışı sergileyebilirler.

Ergenlerde ise yas yine hem erişkinden hem çocuktan çok farklı yaşanır. Kimlik ve kişilik geliştirme çabaları içinde olan bu yaş çocukları hayata çok bağlı olup, yaşamın anlamını sık sorgulamaktadır. Aşırı depresif davranışlar, içe kapanma, arkadaş ilişkilerinden çekilme gözlenebilir. Yine savunma reaksiyonu olarak eğlencelere gidebilir, yas ortamına uğramayabilir veya çok üzülmüyormuş gibi görünebilirler.

Hangi durumlar çocukların yas tutmasına neden olabilir?

Genellikle aşağıda belirtilen olaylar çocukları derinden etkileyerek kayıp ve yas duygusu yaşamalarına neden olur:

  • Anne-baba ya da büyükanne-baba gibi bir yakınları vefat ettiğinde ya da ayrıldığında
  • Evcil hayvan öldüğünde ya da kaybolduğunda
  • Hasta olduklarında ya da hastaneye yattıklarında
  • Yaralandıklarında veya suiistimal edildiklerinde
  • Tanımadıkları yabancı bir yere taşındıklarında
  • Anne-babadan uzun süre ayrı kaldıklarında
  • Okul veya arkadaşlarından ayrıldıklarında
  • Aile dağıldığında

Çocukların yas tepkileri nelerdir?

Çocuklar yas sürecinde şu tepkileri gösterebilirler:

  • Baş ağrısı ya da karın ağrısı gibi fiziksel şikâyetler
  • Uyku sorunları veya kâbuslar
  • Yeme sorunları (çok fazla ya da çok az yeme)
  • Başkalarına karşı saygısız veya kötü davranma
  • Yalnız kalmaktan korkma
  • Anne-babaya ya da başka bir yakınına yapışma, yanından ayrılmak istememe
  • Kolay öfkelenme
  • Öfke nöbetleri
  • Kendini suçlama

Neler yapabilirsiniz?

  • Çocuğa yaşına ve düzeyine uygun net ve doğru bilgi verin.
  • Çocukları mektup, öykü, şiir yazmaya ya da resim yapma gibi yollarla duygularını göstermeye teşvik edin.
  • Kendi duygularınızı anlatın, paylaşın.
  • Üzüntünüzü gizlemeyin. Sizin de üzgün olduğunuzu görürlerse kendi duygularının normal olduğunu düşünürler.
  • Konuşmalarına, soru sormalarına ve endişelerini paylaşmalarına izin verin. Bu karmaşık ve korku verici duygularının hafiflemesine yardımcı olur.
  • Ölümün fiziksel boyutunu anlayacakları bir dilde anlatın.
  • Düzen çocuklar için çok önemlidir. Mevcut aile düzeni ve alışık oldukları şeyleri elinizden geldiğince devam ettirin. Çok fazla değişiklik olması çocuğun stresini artırır.
  • Neler yaşanabileceğini açıklamanızın ardından kendisinin istemesi durumunda, cenazeye ve diğer aile törenlerine katılmalarına izin verin.
  • Siz de çok fazla üzüntülüyseniz ve sorularına cevap veremiyorsanız, bunu yapabilecek bir başkasının bulunmasını sağlayın.
  • Çocuklar kontrole sahip, kendilerini koruyacak ve yanlarında olacak birinin varlığına ihtiyaç duyarlar.
  • Çocuğunuzdan size destek vermesi için medet ummayın. Çocuğun size değil, sizin çocuğunuza destek olmanız gerekir.
  • Üzgün olmasının doğal olduğunu ve bu duyguların geçeceğini bilmesini sağlayın.
  • Çocuklar sormasalar da neler olduğunu bilme ihtiyacı duyarlar, onlara anlayabilecekleri şekilde olayları anlatın.

Ne zaman uzman yardımı almalısınız?

Bir kayıp karşısında üzüntü ve yas normal olmakla birlikte, yukarıda belirtilen yas tepkilerinin altı aydan daha uzun süre devam etmesi veya çocuğun normal yaşam işlevlerini yerine getirmesine engel olması durumunda bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanı hekimden yardım alınması gerekir.

 

Öfke nöbetleri uzun süren, sık sık öfke nöbeti geçiren veya öfke nöbeti sırasında saldırgan davranan çocuklar depresyon veya yıkıcı davranış bozukluğu riski altında olabilir!

Küçük çocuklarda çoğunlukla açlık, yorgunluk veya aşırı uyarılma ile bağlantılı olarak görülen öfke nöbetleri normal gelişimin bir parçası olarak görülüyor ve anne-babaların bu durumu bir öğretme fırsatı olarak değerlendirmeleri tavsiye ediliyor.

Ancak Vaşington Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanlarının yaptığı bir araştırma genel olarak belli özellikleri taşıyan öfke nöbetlerinin daha ciddi sorunların habercisi olabildiğini ortaya koydu. Özellikle öfke nöbeti uzun süren, sık sık öfke nöbeti geçiren ve öfke nöbeti sırasında kendisine veya başkalarına zarar veren çocukların anne-babalarının dikkatli olması ve uzman yardımı alması gerekiyor.

Araştırmayı gerçekleştiren uzmanlar belli ölçülerdeki öfke nöbetlerinin doğal ve beklenen bir durum olduğunu ve sağlıklı çocukların öfke nöbetleri sırasında daha az saldırganlık gösterdiği ve nöbetlerin genellikle kısa süreli olduğunu belirtiyorlar.

Buna karşın uzmanlar çocuğun tutarlı biçimde aşırı öfke nöbetleri geçirmesi ve öfke nöbetlerinin neredeyse tamanında kendine veya başkalarına zarar vermesi halinde uzmana başvurmaları konusunda anne-babaları uyarıyorlar.

Söz konusu araştırmada Vaşington Üniversitesi Tıp Fakültesi uzmanları yaşları 3 ile 6 arasında değişen 279 çocuğun öfke nöbeti davranışlarını inceleyerek, sağlıklı çocukların davranışlarını daha önce depresyon veya dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve karşı gelme bozukluğu gibi bir yıkıcı davranış bozukluğu tanısı koyulmuş çocukların davranışları ile kıyasladılar.

Yüksek riskin söz konusu olduğu öfke nöbeti tipleri

Gözlemler sonucunda öfke nöbetlerinin aşağıdaki özellikleri taşıması durumunda riskin yükseldiği saptandı:

  • Kendine zarar vermeyi içeren öfke nöbetleri
  • Başkalarına veya eşyalara zarar vermeyi içeren öfke nöbetleri
  • Çocuğun yardım olmadan kendini sakinleştirmeyi başaramadığı öfke nöbetleri 25 dakikadan uzun süren öfke nöbetleri
  • Günde 5 kereden fazla veya ayda 10-20 kez arasında yaşanan öfke nöbetleri

Araştırmayı gerçekleştiren ekipten Dr. Andy Belden bunlar arasında kendisine zarar veren çocuklarda depresyon riskinin en yüksek düzeyde olduğunu belirterek bu yüksek risk taşıyan davranışların uzman yardımı alınmasını gerekli kıldığını vurguladı.

Dr. Belden, çocuğun öfke nöbeti geçireceği endişesi ile evden ayrılırken büyük huzursuzluk yaşayan anne-babalara bu durumu uzman yardımına almanın gerektiğini gösteren bir işaret olarak değerlendirmelerini tavsiye etti.

Araştırma sonuçları The Journal of Pediatrics dergisi Ocak 2008 sayısında yayınlandı.

Okul öncesi çocuğunuzun iyi bilgisayar kullanma alışkanlıklarını geliştirmesine nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Kullanacağınız programları dikkatli seçin. Programın çocuğunuzun yaşına uygun olmasına ve öğrenme deneyimi sunmasına özen gösterin.

Bilgisayarın çocuğunuzun gelişimsel ihtiyaçlarını engellemesine izin vermeyin. Çocukların gelişim ve ruh sağlığı açısından yaratıcı oyunlar ve hayal güçlerini kullanarak zaman geçirmeye ihtiyaçları vardır. Ayrıca karar vermeyi, sıra beklemeyi öğrenmeleri ve bir faaliyette uzmanlık kazanabilmeleri için yetişkinlerle ve diğer çocuklarla karşılıklı etkileşim kurmaları da gereklidir. 

Çocuğunuz bilgisayar kullanırken ona sorular sorun. "Bu oyun nasıl oynanıyor?", "Buraya geldiğin zaman ne oluyor?", "Hangi karakter konuşuyor?" gibi sorular sorarak ekranda gördükleri üzerinde düşünmesini sağlayın.

Bilgisayarın çocuğunuzun fiziksel aktivite ve el-göz koordinasyonunu geliştirici faaliyetler yaparak zaman geçirmesini engellemesine izin vermeyin. Bilgisayar süresini kısıtlayın ve açık hava oyunlarını, el işi faaliyetlerini, okumayı, dans etmeyi, vb. teşvik edin.

Çocuğunuza hem bilgisayardayken hem de bilgisayardan uzak olduğu zamanlarda yaratıcılığını teşvik edecek yazılımlar ve web siteleri ile tanıştırın. Örneğin bilgisayarda okuduğunuz bir öyküyü daha sonra kağıda resimlemesini isteyin.

Örneğin bir ortamdaki kayıp nesnelerin keşfedilmesine yönelik oyunlar gibi, çocuğunuzun başkaları ile yarışmak yerine onlarla birlikte oyun oynayabileceği programlar bulun. Çocuğunuzu kardeşi ve arkadaşları ile birlikte oynamaya teşvik edin ve video oyunlarını etrafta oynayacak hiç kimse olmadığında zaman öldürmek amacıyla kullanmasını teşvik etmeyin.

Bilgisayarı çocuğunuza paylaşma ve sıra beklemeyi öğretecek bir araç olarak kullanın. Oyun seçimlerine ya da oyunun oynanmasında hakimiyet kurmasına izin vermeyin.

Sizin de oynayıp oynayamayacağınızı sorun. Ebeveyn olmanız eğlenceye katılamamanız anlamına gelmez. Çocuğunuzun oyunu size "öğretmesine" izin verin.

Örneğin fon grafiklerinin, karakterlerin seçilmesi gibi, çocuğunuzun kararlar vermesine ve yeni şeyler denemesine olanak verecek programlar bulmaya çalışın.

Çocuğunuzun önceden inceleyip onay vermediğiniz hiçbir oyun sitesine girmesine izin vermeyin.

* Pediatrics, Haziran 2004

Doğumdan ergenlik dönemine kadar çocuğunuzun gündüz uyku düzeni, uyku ihtiyacı, farklı yaşlarda karşılaşma olasılığınızın yüksek olduğu sorunlar ve yapmanız gerekenler... Sizin iyi bir gündüz uykusu çekmeniz için küçük ama önemli ipuçları...

Her çocuk birbirinden farklı olsa da, çeşitli yaşlarda oluşan tipik düzen ve yaşanan sorunların şu şekilde özetlenmesi mümkün:

İlk altı hafta
Büyük olasılıkla hamileyken bebeğinizin gündüz uykusu sırasında yapacaklarınız konusunda hayaller kurmuş, belki kitap okumayı, film izlemeyi ya da arkadaşınızla evinizde veya telefonda sohbet etmeyi tasarlamışsınızdır... Oysa bebeğiniz dünyaya geldikten kendinizi bir duş almak ya da azıcık kestirmek amacıyla bebeği uyutmak için tüm yaratıcılığınızı kullanırken bulabilirsiniz!

Gerçekten de, gündüz kestirmeleri çok değerli bir mola ve dinlenme olanağı olabileceği gibi, özellikle de bebeğin uyku düzeninin sizin istediğiniz şekilde olmaması gerilim yaratabilir.

Ancak bilmelisiniz ki, ilk altı haftada gündüz uykusu diye bir şey yoktur! Bebeğiniz gün boyu beslenir, altı temizlenir, uyur ve uyanır. Siz ise bu süreçte herhangi bir rutinin ya da önceden tahmin edilebilir uyku zamanlarının olmadığını fark edersiniz. Bu dönemde bu durum normaldir ve bunu değiştirmek için yapabileceğiniz fazla bir şey de yoktur.

6 hafta- 3 ay
Bu aşamada en fazla görülen düzen hiçbir düzenin olmamasıdır! Bu yaştaki bebekler geceleri daha uzun sürelerle uyurken, gündüz uykuları daha kısa süreli olabilir ve gün içinde ihtiyaç duydukları herhangi bir zamanda uyuyabilirler. Bu dönemde bebeğin doğal uyku-uyanma eğilimlerine uymanız önemlidir. Haftalar ilerledikçe bebeğiniz geceleri daha uzun uyumaya başlayacaktır.

Bebeğim gündüz ve geceyi karıştırıyor
Bazı bebekler gün içinde daha uzun sürelerle uyur ve gece hem sık sık uyanır hem de uyanık kalmak isterler. Bebeğin gece gündüz farkını öğrenmesi için gece beslemelerinde odanın karanlık ve sessiz olmasına özen göstermelisiniz. Gün içinde ise uykusu sırasında hareketlenme belirtilerini izlemeli ve gündüz uykusunun çok uzun sürememesi için uyandırmanızın uygun olup olmayacağını değerlendirmelisiniz.

Bebeğim sadece kucağımda uyuyor, yatağına bıraktığım anda uyanıyor ve ağlıyor
Bebek gözlerini ilk kapadığı ve rüyalar alemine dalmış gibi gözüktüğü ilk anlarda aslında çok hafif bir uykudadır. Yatağına bırakmak ya da üzerlerine bir örtü örtmek bile sıçrayarak uyanmasına neden olabilir. Bu nedenle bebek uyuduktan sonra yerini değiştirmeden önce daha derin uyku aşamasına geçmesi için yaklaşık 20 dakika beklemeniz gerekir.

3 - 6 ay
Dört ay civarında bebeklerin çoğu iki gündüz uykusu (biri sabah, diğeri öğleden sonra) ve daha uzun gece uykusu şeklinde bir düzen oluşturmaya başlarlar (gece uykusu beslenme amacıyla kesintilere uğrayabilir). Ancak yine de çoğu bebek altı ayı doldurmadan uykuları düzene girmez. Bakan kişi için zorluk yaratsa da bu az görülen bir durum değildir.

Bebeğim sadece emerken uyuyor
Bu da çok normal bir durum... Küçük bebekler çoğunlukla uykuya dalmak için emzirilerek, sallanarak ya da kucakta gezdirilerek ilgi görme ihtiyacı duyarlar. Ancak aslında çoğu bebek karnı doyduktan sonra yatağa bırakıldığında rahatlıkla kendiliğinden uykuya dalabilir. Kendi kendine uykuya dalma konusunda alıştırma yapmak için gece uykusundan ziyade gündüz uykuları daha uygundur. Yine de bebeğiniz alıştırma sırasında çok gerilirse onu zorlamamalı ve daha sonra yeniden denemek üzere konuyu ertelemelisiniz.

İşlerimi yapabilmek için gündüz uyumasını istiyorum
Pek çok anne bu gerilimi yaşar. Ancak sizin bebeğinizin, arkadaşınızın her seferde üç saat uyku çeken bebeğinden farklı ve daha uyanık bir bebek olduğunu kabul etmeyi öğrenir ve uyanmaması için neler yapmanız gerektiğini belirlerseniz uzun öğleden sonralarını göğüslemeniz kolaylaşır. Öte yandan evin içinde dolaştırabileceğiniz bir anakucağı ya da oyun parkı ev işlerini yaparken bebeğinizle de ilgilenmenize yardımcı olabilir.

Bebeğimin gündüz uykuları tilki uykusu gibi!
Bu dönem de bu da normal bir durumdur. Sadece bebeğinizin verdiği ipuçlarını izlemeniz ve ne zaman ve ne kadar uyuduğu konusuna çok takılmamanız gerekli. 

6 - 12 ay
Bu yaşta gündüz uykusu düzeni oluşturabilirsiniz. Bu dönemde bebeklerin çoğu günde iki kez, toplam 2-3 saat uyurlar.

İlk yılın ikinci yarısından itibaren belli bir uyku rutini oluşturmanız ise çok faydalı olacaktır. Örneğin bu rutin uykudan önce kısa bir süre bebeğiniz kucağınızdayken bir masal anlatmak, sevdiği bir ninniyi söylemek olabilir. Uykuya dalmak üzereyken ancak henüz uykuya dalmamışken yatağına bırakarak bebeğinize emmeden, sallanmadan, biberonsuz yani yardımsız olarak uykuya dalmayı öğretmeye de başlayabilirsiniz.

Bebeğim uykuya dalmamak için mücadele ediyor!
Altı aylıktan küçük bebekler yorulduklarında daha kolaylıkla uykuya dalarlar. Ancak altı ay dolduktan sonra (gündüz uykuları daha düzenli bir hal almış olsa bile) bebekler uykuyu geciktirme kabiliyetini de geliştirirler. Bebeğiniz özellikle heyecan verici faaliyetleri kaçırdığını düşündüğünde veya ayrılık kaygısı nedeniyle beşikte yalnız kalmak istemediğinde uykuya direnebilir. Böyle durumlarda esnek olmalı ve bebeğinizin uyku öncesi rutinini aktif oyun modundan çıkarak sakinleşmesi ve gevşemesini sağlayacak tarzda ayarlamalısınız.

Bebeğim diş çıkarıyor ve uyku düzeni tamamen bozuldu
Bunun nedeni her zaman diş çıkarmak olmayabilir, tatile çıkmak, hastalık, seyahat veya büyük çocuğun programlarına götürmek üzere araba yolculuğu yapmak zorunda olmak gibi durumlar da düzeni bozabilir. Diş çıktıktan ya da seyahatten döndükten sonra bebeğinizin hemen eski uyku düzenine dönmesini beklememelisiniz. Eski uyku düzenine dönmesi yavaş yavaş ve aşamalı şekilde gerçekleşebilir.

1 -2 yaş
Bu dönemde çocuklar arasında büyük farklılıklar oluşur ancak 18 ay civarında çocukların çoğunda gündüz uykusu sayısı bire düşer. İdeal olarak toplam gündüz uykusu süresi üç saatten az olmalıdır, aksi halde çocuğun gece uykusu kesintiye uğrar. Kreşlerde de çocuklar genellikle öğleden sonra bir kez uyutulurlar.

İki kez uyuduğunda fazla geliyor, bir kez uyuduğunda yetmiyor
Çocuğunuz günde iki kez uyursa gece boyunca uyuması zor olur. Sadece bir kez uyuduğunda ise ikindi saatlerinde uyku ihtiyacı dayanılmaz bir hal alarak mama tabağının içinde uykuya dalabilir!

Böyle durumlarda çocuğunuzun ihtiyacını karşılayacak uzunlukta uyumasını sağlamaya çalışmalısınız. Örneğin sabah uykusunu atlayıp, öğle yemeğini saat 11.00 civarlarında vermeniz durumunda öğlen saatlerinde uykuya dalabilir ve öğleden sonra akşama kadar olan süreyi daha mutlu geçirebilir. Ayrıca akşam uykusu saatinde de çok ayık olmaz.

Gündüz uykusu çok uzun sürüyor
Bazı çocuklar her gün dört-beş saat boyunca uyurlar. Bu durum kreş ya da çeşitli aile aktiviteleri açısından sorun yaratabilir. Ayrıca bu durum çocuğunuzun gece uykusunu alamadığını da gösteriyor olabilir. Öğleden sonra beş saatlik uykunun ardından gece yarılarına kadar uyanık kalması, ertesi gün öğleden sonra yine bitkin düşüp yine beş saat uyuması sıkıntı verici bir kısır döngüye dönüşebilir. Böyle durumlarda birkaç akşam huzursuzlaşmasına yol açsa bile yeni uyku düzeni oluşana kadar çocuğunuzu üç saat uyuduktan sonra veya 16.00 dan önce mutlaka uyandırmalısınız. 

3 ve 4 yaşlar
Bu da yeni bir geçiş aşaması olup, kreşe başlamış çocuğunuz bu dönemde gündüz uykusunu tamamen bırakabilir. Ancak bu dönemde çocuklar arasında büyük farklılıklar olabildiğini ve örneğin 2 yaşında bir çocuk gündüz uykusunu bırakmaya gayet hazır olabilirken, dört yaşında başka bir çocuğun halen her gün iyi bir gündüz uykusu çekmeye ihtiyaç duyabileceğini unutmamalısınız. Bu değişkenliklerden dolayı kendi çocuğunuzun ihtiyaçlarını sizin anlamanız ve buna uygun davranmanız gerekli.

Bu geçiş döneminde gündüz uykuları düzensizleşebilir, bir gün uyuyup ertesi gün uyumayabilir. Sanki yarım bir gündüz uykusuna ihtiyacı varmış gibi gözükebilir. Çevre de önemlidir. Kreşte düzenli öğleden sonra uykusuna katılabilir, buna karşın evde kardeşiyle birlikteyken ya da yapacak pek çok şey varken canı uyumak istemeyebilir.

Çocuğumun kreşinde gündüz uykusu yok ancak çocuğumun buna halen ihtiyacı var
Bu durumda çocuğunuzun eve dönüş saatinin eve geldikten sonra uyuma fırsatı bulabilecek bir saatte olmasını sağlayama çalışabilirsiniz. Bunu yapamıyorsanız çocuğunuzu gece daha uzun uyumaya teşvik edebilirsiniz.

Kızım kreşte uyuması gerektiği halde uyumuyor
Bazı çocuklar öğleden sonra uykusuna ihtiyaç duysa da, bazı çocuklar da uyumaları beklendiğinde ve yorgun olmadıklarında gerilim yaşayabilirler. Kreşlerin çoğunda uyumayan çocuklar için uyku zamanında "sessiz ve sakin oyun" fırsatları sağlanır. Çocuğunuz için doğru yöntemi belirlemek üzere öğretmeni ile görüşebilirsiniz.

Daha büyük çocuklar
Beş yaşından büyük çocuklar çok nadiren gündüz uykusuna ihtiyaç duyarlar. Bu yaştaki bir çocuğun gündüz uykusunu bıraktığı halde gün içinde yeniden uyumaya başlaması durumunda dikkatli olmalı ve nedenleri araştırmalısınız. Bu durum bir depresyon, hastalık ya da uyku apnesi gibi bir uyku bozukluğunun belirtisi olabilir.

Ergenlerin çoğunlukla geç saatlere kadar uykusu gelmez ve sabah okul için erken kalkmak zorunda olduklarından öğleden sonra biraz kestirebilirler. İdeal düzen bu olmasa da, ergenlikte yaşanan hormonal değişimler geç saatlere kadar uykularının gelmemesine neden olabildiğinden, öğleden sonra kestirmeleri ihtiyaçları olan dinlenmeyi sağlayabilmeleri açısından yararlı olabilir.

Her yeni anneye "gündüz bebek uyurken sen de uyu" tavsiyesi verilir. Bu gerçekten de iyi bir tavsiye olmakla birlikte her zaman uygulamak mümkün olmayabilir. Tam siz uykuya daldığınızda bebeğin uyanması ise büyük bir gerilim yaşamanıza neden olabilir. 

Şüphesiz büyük çocuğunuz da varsa yeni bebeğinizle birlikte uyumanız neredeyse imkansız olabilir. Ancak bu durumda dahi bebeğiniz uyurken elinizden geldiğince dinlenmeye çalışmanız, örneğin mutfak tezgahını kazımaktan vazgeçmeniz hepiniz açısından daha faydalı olacaktır!

Gece diş çıkaran bir bebekle ya da grip geçiren 3 yaşındaki bir çocukla uyanık kalmış yorgun anne-babalar için gündüz uykusu ruh durumunun korunması açısından bir can simidi olabilir. 

İyi bir gündüz uykusu çekmeniz için bazı ipuçları

Öncelikle, yataktan kendi başına çıkması mümkün yaştaki çocuğunuzun sizden önce uyanması durumunda güvende olmasını sağlayın.

Uykunun zamanlaması önemli ve ikindi öncesi gündüz kestirmesi için en ideal zamandır. Bu saatlerde hem yeterince yorulmuş olursunuz, hem de kestirmenizin gece uykunuzu etkileme riski daha az olur.

Uyku sonrası sersemlik yaşamamak için uykunuz ya 30 dakikadan kısa (böylece derin uyku aşamasındayken uyanmak zorunda kalmamış olursunuz) ya da 90 dakika civarında (böylece uykunun daha hafif bir aşamasında uyanmış olursunuz) olmalıdır. Bu amaçla saati kurabilirsiniz.
Kendi kendine uykuya dalmayı öğretebilirsiniz
İlk günlerden itibaren bazı konulara dikkat ederek, bebeğinize sağlıklı bir uyku alışkanlığı kazandırabilirsiniz.

Bebeğinizle birlikte ilk günlerinizde uyku zamanlarının düzensiz olduğunu ve zamanının çoğunu (günde 16-17 saat) uyuyarak geçirdiğini göreceksiniz. Buna karşın her bir uykusu ortalama bir-iki saat sürecektir. Ancak zamanla bebeğinizin uyku düzeni ve uyku ihtiyacında değişiklikler olduğunu da fark edeceksiniz.

Bebeğin uyku düzeni oluşurken bazı müdahalelerde bulunarak sağlıklı bir uyku alışkanlığı kazandırmanız ve evdeki herkesin daha rahat ve daha düzenli uyuyabilmesini sağlamanız mümkün.

Bunun için en baştan itibaren şu konulara dikkat etmelisiniz:

Gece sakin ve sessiz olun
Gece bebeğinizi beslerken onu çok fazla uyarmayın, hareket ederek veya gürültü yaparak uyanmasına neden olmayın. Gece ne kadar az uyaran olursa, yeniden uykuya dalması da o kadar kolay olur.

Gündüz uykusunu sınırlayın
Bebeğinizin gündüz uykularının süresi ne kadar uzun olursa gece uyanma ihtimali de o kadar artar. Bu nedenle gündüz uykuları için belli bir süre belirleyerek o süreden sonra uyanmasını sağlayabilirsiniz.

Uykusunun geldiğini gördüğünüz anda yatağına koyun
Bebeğin kendi kendini rahatlatmayı ve kendi başına uykuya dalmayı öğrenmesi önemlidir. Uykuya dalması için sallar ya da kucağınıza alırsanız, gece uyandığında dalmak için yine sizin aynı şekilde yardım etmenize ihtiyaç duyar. Gece meydana gelen periyodik uyanmalarda kendisini sakinleştirmeyi öğrenmek için kendi kendine alıştırma yapma fırsatına da sahip olması gerekir.

Uyku zamanında yalancı memeden uzak durun
Bebek yalancı meme ile uyuması ve yeniden dalmak için kendini sakinleştirmek üzere yalancı memeyi kullanması bunun bir alışkanlığa dönüşmesine neden olabilir. Yalancı meme bebeğin uyumasına yardımcı olmak için değil bebeğin emme refleksini tatmin etmek için kullanılmalıdır. Bebeğiniz ağzında emzik varken uykuya dalarsa, emziği ağzından yavaşça alın.

Bebeğin gece mızıldanmalarına cevap verme sürenizi geciktirin
Yaklaşık 4-6 aydan itibaren gece uyandığında kontrol etmek için yanına gitmeden önce birkaç dakika beklenmesi doğru olur. Bu sürede kendi kendini sakinleştirerek yeniden uykuya dalması mümkün olabilir.

Ağlaması devam ederse, sessizce kontrol edin. Işığı açmaktan, bebeği kucağınıza almaktan, sallamaktan veya oynamaktan kaçının. Ağlaması devam eder ya da şiddetlenirse birkaç dakika daha bekleyin ve sonra yeniden kontrol edin. Bir türlü sakinleşemiyorsa onu neyin rahatsız ediyor olabileceğini anlamaya çalışın. Açlık, altının kirli olması, ateş ya da başka bir nedenden dolayı ağlıyor olabilir. Bu ihtiyacını gidermeniz, sakinleşerek yeniden uyumasını sağlayabilir.

Yenidoğan bebeğin ne kadar günlük uykuya ihtiyacı vardır?
Yenidoğan bebekler günde ortalama 16-18 saat uyurlar, ancak uykunun düzenli bir ritim alması zaman alır. 3. aya doğru günde 14-15 saat uyumaya başlarlar. 0-3 ay arası bebekler kesintisiz olarak 3-4 saatten fazla uyuyamazlar. Bütün gece beslemek ve altını değiştirmek için sık sık kalkmak gerekir.

Yorgun olduğunun işaretlerini belirleyin
6-8 hafta arası bebekler 2 saatten fazla uyanık kalmazlar, eğer bundan daha uzun süre yatağa konmazlarsa aşırı yorulup uykuya geçmede güçlük yaşarlar. Uykulu, yorgun olduğunun işaretleri gözlerini ovalaması, kulağı ile oynaması, gözaltlarında koyu halkalar oluşmasıdır. Bunların birini gördüğünüzde hemen bebeği yatağına koyun. 

Gece ve gündüzün farkını öğretin.
Bazı bebekler gece aktif olup, gündüz zamanlarında daha rahattırlar. İlk haftalarda bu duruma bir şey yapılamaz, ancak ikinci haftada gece ve gündüz farkı öğretilmeye başlanabilir.

Gündüz uyanık olduğunda onu meşgul edip uyanık tutun, odayı aydınlık tutun, müzik sesi, yüksek sesle konuşmaları engellemeyin. Geceleri uyandığında onunla oynamayın, gürültülü ve ışıklı ortam olmamasına dikkat edin. Bebekler böylece zamanla gecelerin uyumak için olduğunu öğrenirler.

Kendi kendine uykuya dalmasına izin verin.
6-8 haftadan itibaren, bebek uykulu ancak henüz tam dalmamışken yatağa koyarak kendi kendine uykuya dalmasına izin verin. Alışkanlık yapabileceğinden, sallayarak ve besleyerek uyutmamaya özen gösterin.

İki araştırma, uyurken solunum sorunları yaşayan çocukların zihinsel gelişim ve zeka testlerinde, diğer çocuklardan daha düşük puanlar aldıklarını ortaya koydu. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin haberine göre, bu araştırmalardan ilkinde, uyku sırasında çok sayıda, kısa solunum durmaları (apne) veya kalp atım hızında yavaşlama yaşayan bebeklerin bir yaşında yapılan zihinsel gelişim testlerinde, bu sorunları yaşamayan bebeklere kıyasla daha düşük puan aldıklarını gösterdi.

Diğer araştırma ise uyku sırasında sık sık horlayan, sesli veya gürültülü nefes alan veya anne-babaları tarafından uyku apnesi gözlemlenen 5 yaşındaki çocukların zeka, hafıza ve diğer standart zihinsel testlerde diğer yaşıtlarına kıyasla daha düşük puan aldıklarını ortaya çıkardı. Ayrıca bu çocuklarda davranış sorunlarının da daha fazla olduğu görüldü.

Bu araştırma bulguları uyku sırasındaki solunum sorunlarının ciddi sağlık sonuçları doğurabileceğini gösteriyor. Çocukların %10’undan daha fazlasında uykuda solunum bozulmasının en hafif türü olan horlamanın ve çocukların üçte birinde solunumun uyku sırasında kısa süreyle ve tekrar tekrar durması anlamına gelen uyku apnesinin görüldüğü belirtiliyor.

Uyku apnesinin, uyku sırasında boğazın gerisinde bulunan hava yollarını kısa sürelerle tıkayan bademcik ve geniz etinin daha sık görülmesi nedeniyle, okul öncesi dönem çocuklarında daha sık görüldüğü de bildirildi. Fazla kilolu veya obezite sorunu olan çocuklarda da uyku apnesi daha sık görülüyor.

Araştırmalardan birinde uyku sırasında beş defadan fazla kalp atım hızında anormallik veya uyku apnesi yaşayan bebeklerin, 1 yaşında yapılan zihinsel gelişim testlerinde bu sorunu yaşamayan bebeklere kıyasla daha düşük puan aldıkları ortaya koyuldu. Kalp atım hızındaki anormallik ve uyku apnesi ise oksijen düzeylerinde düşme ile ilişkilendirildi.

Boston Üniversitesi Tıp Fakültesinde 5 yaşındaki 205 çocuk üzerinde yapılan bir diğer araştırmada da uykuda solunum sorunu yaşayan 61 çocuğun nörokognitif fonksiyonları, bu semptomları yaşamayan 141 çocuk ile kıyaslandı. Aileler tarafından bildirilen uyku sırasındaki solunum sorunları ise horlama, ağır, sesli veya gürültülü nefes alma veya uyku sırasında gözlenen apneler (kısa süreli nefes durması) oldu. Ayrıca bu çocuklar bir gece boyunca uyku testine de tabii tutuldular.

Bu araştırma uyku sırasında solunum sorunu yaşayan çocukların yönetici fonksiyon (dikkat ve planlama), hafıza ve genel zekayı ölçen standart testlerde daha düşük puan aldıklarını ortaya koydu. Ayrıca ailelerle yapılan anket çalışmalarında bu çocuklarda, davranış sorunlarının, uyku sırasında solunum sorunu yaşamayan çocuklara kıyasla önemli ölçüde fazla yaşandığı görüldü.

Araştırmacılar uyku apnesi yaşamayan, ancak uyku sırasında hafif solunum sorunları yaşayan çocuklarda dahi nörokognitif gelişimin etkilendiğini belirtiyor ve ciddi sorunlara işaret edebileceği için aileleri çocuklarının horlaması konusunda dikkatli olmaya çağırıyorlar.

Bu çocuklarda esas olarak horlama ile ilişkilendirilen uykuda hafif solunum sorunları çocuğun sık sık uyanmasına, uykusunun bölünmesine, uyku kalitesinin düşmesine ve dolayısıyla da uykusuzluğa neden oluyor. Bu bulgular, çocuklar ve yetişkinler üzerinde yapılan ve uykusuzluk ve kalitesiz uykuyu, okul ve iş performansında sorunlar; hafıza ve konsantrasyon sorunları; yaralanma riskinde artış ve dürtü, duygu ve davranışları kontrol etmede zorluk yaşanması ile ilişkilendiren başka araştırmaların sonuçlarıyla uyumlu olduğu da belirtiliyor.

Buna karşın, araştırmacılar, uykusuzluğun etkilerinin çocuklarda genellikle önemsenmediği ya da yanlış yorumlandığı, ertesi gün uykulu ve cansız davranan yetişkinlerin aksine, uykusuz kalan çocukların daha aktif ve hatta hiperaktif davrandıklarını da vurguluyorlar.

Özellikle uyku sırasında solunum sorunlarının bebeklik ve erken çocukluk döneminde yaşanmasının uzun vadeli sonuçlara yol açabileceği de vurgulanan bir diğer konu. Örneğin Louisville Üniveristesi’nde yapılan bir araştırma yüksek sesle ve sık sık horlayan küçük çocukların solunum sorunlarının tedavi edilmesi veya kendiliğinden iyileşmesinden yıllar sonra bile, ortaokul başarılarının daha düşük olduğu belirtiliyor.

Bu araştırmalar ailelerin ve pediatristlerin bebek ve çocukların uyku sırasında yaşadıkları ve önemsiz gibi gözüken solunum sorunlarını ciddiye almaları gerektiğini ortaya koyuyor.

2002 yılında Amerikan Pediatristler Birliği de çocuklardaki obstrüktif uyku apnesinde uygulama rehberini yayınladı. 

Bu rehberde tüm çocukların horlama açısından taranması ve obstrüktif uyku apnesi teşhis edilen çocukların mutlaka tedavi edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Çocuklarda büyüme hormonu özellikle uyku sırasında arttığı için, düzenli ve yeterli uyuyan çocuklar daha iyi serpiliyor. Öyle ki; bazı araştırmalarda, bademcikleri sebebiyle iyi uyuyamayan çocukların ameliyat sonrasında birden boy attıkları, büyüdükleri görülmüş.

Çocuklar uyuyarak büyüyebilirler mi? 
Aslında ninnilerdeki "uyusun da büyüsün" sözü bu anlamda doğrudur. Uyku sırasında, özellikle çocuklarda büyüme hormonu çalıştığı için, çocuklar bu sırada daha fazla büyürler.

Uyku problemi yaşayan, uyku apne hastalığı olan çocuklarda gelişme bozukluğu görülür, hatta bazı çocuklar uykuda kesintiye neden olan bademcikleri alındıktan sonra, birden büyüme gösterirler.

Bazı çocuklar neden uyumaz? 
Hiçbir sağlık sorunu olmayan, huzurlu çocuklar her zaman uykuya eğilimlidir. Büyüme hormonu uyku sırasında salgılandığından, çocukların sağlıklı bir büyümeye ulaşabilmeleri için sağlıklı bir uyku uyuyabilmeleri gereklidir. Çocukların uyku saatleri erişkinlerden çok daha uzundur. Yeni doğanda 15 saatken, sonraki yıllarda en az 12 saattir.

Çocukların uykularının bozulmasına sebep olan en önemli sorunlardan biri; burunlarından yeterli nefes alamamalarıdır. Rahat burun solunumu yapamayan çocuklar yatak içinde sürekli döner, kafası terler hatta horlar. Bu nedenle sürekli uykusu bölündüğünden, gecesini dinlenerek ve rahat geçiremeyen çocuk gün boyu huysuzluk yapabilir.

Orta kulak iltihabı olan, diş çıkartan, gazı olan ya da vücudunun herhangi bir yerinde başka bir tıbbi sorunu olan çocuklar huzursuz olup, uykusuzluk sorunu çekeceklerdir. 

Böylesi tıbbi bir sorunu olmayıp da yine de sağlıklı uyuyamayan çocukların birçoğunun gece uykuda rahat nefes alamama sorunu ile karşılaştıklarını biliyoruz.

Uyku hastalığı kaç yaşından itibaren başlar? 
Solunuma başladığı ilk andan itibaren çocuklarda uyku apne hastalığı baş gösterebilir. Özellikle yeni doğanda oluşan apneler fizyolojik sayılıp, herhangi bir tedavi gerektirmemektedir.

Bir aylık yeni doğan dönemi bittikten sonra devam eden apneler ya da horlama şikâyetleri incelenmeye değer. 

Çocukluk döneminde tedavi kararını genelde annelerden aldığımız bilgilere göre veririz. Gece boyu çocuğun uykusunu seyreden annedir. Eğer anne çocuğunun nefesinin uzun dönem kesilmesinden korkmaya başladıysa, çocuğunun çok huzursuz olduğunu düşünüyorsa, aşırı terlemelerinden şüpheleniyorsa, tedavi amacıyla mutlaka doktora getirmelidir.

Uykusunda altını ıslatan çocuklarda da uyku hastalığı var mıdır? 
Uykusunda altını ıslatan ve tedavisi başarısız olan birçok çocuğun uykuda solunum problemi olduğunu biliyoruz. Bu sorunun çözülmesi ile, hem çocuğu hem de aileyi sıkıntıya sokan şikâyetten çoğu zaman kurtulmak mümkün oluyor. Ayrıca gece dişini gıcırdatan çocuklarda da bu sorun belirti sayılabiliyor.

Uyku sorunundan şüphelenen aileler çocuklarını hangi doktora götürsünler? 
Öncelikle çocuk doktoruna başvurmaları gerekir. Eğer herhangi bir başka hastalıktan kaynaklanmıyorsa, uykusuzluk sorununda genellikle sebep; geniz eti ya da bademciğin, olması gerekenden büyük olmasıdır. Çünkü ani çocuk ölümleri gibi dünyanın en kötü sorunlarından biri, uzamış apneler nedeniyle olmaktadır.

Uyku hastalığının tedavisi çocuklarda da büyükler gibi mi yapılıyor? 
Çocuğun yaşının tedavi seçeneğinin belirlenmesinde önemi büyüktür. Normal olarak 11 yaşından sonra geniz eti ve bademcikler küçülecektir ve şikâyetler kendiliğinden geriler.

Ama çocuk üç yaşından büyükse ve bu şikâyetlerden çok sıkıntı çekiyorsa, sorunu oluşturan etkene yönelik tedavi yapılmalıdır.

Bu; geniz etinin, bademciğin alınması ya da burundan veya ağızdan solunum almasını engelleyen hastalığın tedavisini ortadan kaldırmak şeklinde olabilir. Birçok hastada fark edilememiş veya tedavisi yetersiz yapılmış alerjik burun hastalığının ilaçla tedavisi de uyku sorununu çözebilir.

Ergenlik döneminde beliren uyku sorunu neden kaynaklanır? 
Ergenlik çağında da uyku sorunları erişkinlerinkine çok benzerlik gösterir. Ancak buradaki önemli nokta; tedavide çok aceleci davranılmamasıdır. Genel anlamda günlük hayatı çok bozucu şikâyetler oluşturmuyorsa, vücudun gelişimini tamamlamasını, büyümenin sonlanmasını bekleyip, erişkin yaş dediğimiz 17-18 e geldikten sonra tedaviyi planlamaktayız.

Eğer uyku sorunu, solunum bozukluğundan yani burundan kaynaklanıyorsa ve ilaç tedavisiyle bunu sonlandıramıyorsak, nefes alma sorununu gidermeye yönelik sınırlı operasyonlar, az da olsa yapılabilir.

Çocuğunuzda Bu Sorunlar Varsa Doktora Gidin 
Uyku hastalığı çocukların yüz ve iskelet gelişimlerini olumsuz etkiler. Bu çocuklar anne babalarına benzemek yerine, birbirlerine benzerler. Bu gelişimi engellemek için zamanında ve uygun tedavi edilmeleri gerekir.

  • Yüksek damak
  • Dişleklik
  • Gözaltı torbalanması
  • Balık ağzı (ağzın kapanmayıp hep açık kalması)
  • Uyurken kafa terlemesi
  • Yüzünde şişlik olan çocukların mutlaka bir doktora götürülmesi gerekir.

Çocuğunuzun (ve sizin!) rahat bir uyku çekmesine mani olan gizli uyku düşmanlarını tanıyın!
 
Çocuğunuzun bir türlü uykusunun gelmemesine, uykuya dalmakta zorlanmasına veya gece uykusundan uyanmasına aşağıdaki 5 durumdan biri yol açıyor olabilir...
 
 1  Parlak ışık
Parlak ışık ve aydınlık ortam çocuğunuzun beden saatini sıfırlayarak uykusunun gelmesini geciktirebilir. Yatma zamanından yaklaşık yarım saat önce çocuğun bulunduğu odada ışığı azaltmak ve loş, sakin bir ortam hazırlamak yararlı olabilir.
 
 2  Uyku hırsızları
Şunlar da çocuğunuzun kaliteli bir uyku çekmesini engelliyor olabilir:
 
Televizyon: Gün içinde ve akşam boyunca ne kadar fazla televizyon izlerde uykuya dalması o kadar zorlaşır ve gece uykusundan uyanma olasılığı artar. Uzmanlar 2 yaşından küçük çocukların hiç, daha büyük çocukların ise günde 2-3 saatten fazla ekran başında kalmamaları gerektiğini vurguluyorlar.
 
Kafein: Çocuk ve kafein kelimelerinin yan yana gelmesi saçma gibi gözükse de, çocukların kolalı içecekler, çikolata ve hatta bazı ağrı kesiciler kanalıyla kafein alabildiklerini unutmamak gerekir.
 
Gündüz uykusu: Çocukların çoğu 4 yaş civarında gündüz uykusuna ihtiyaç duymaz ancak 3 yaşındaki çocuğunuzun da gece geç saatlere kadar uykusu gelmiyorsa gündüz uykusunu azaltmayı veya tamamen kesmeyi düşünebilirsiniz.
 
Mizaç: Bazı çocuklar doğuştan gelen yapısı gereği gece kuşu olabilirler. Böyle bir durumda sabah düzeninizi çocuğunuzun biraz daha geç uyanmasına olanak verecek şekilde ayarlamaktan başka çareniz olmayabilir.
 
 3  Egzersiz
Çocuğunuz uyku saatinden önceki 3 saat içerisinde fiziksel olarak aktifse –bahçede kısa süreli koşuşturmak şeklinde olsa bile- uykuya geçişte zorluk yaşayabilir. Bundan dolayı akşam saatlerini sakin, rahatlatıcı faaliyetlerle geçirmesi için gayret etmelisiniz.
 
 4  Dekonjestan (tıkanıklık giderici) ve antihistaminik ilaçlar
Bu ilaçların bazıları uyarıcı işlev gören etken maddeler içerebilir. Dolayısıyla bu ilaçları gündüz deneyerek çocuğunuzu nasıl etkilediğini gözlemeli ve aşırı hareketlenmesine neden olması durumunda tuzlu su damlaları veya ortam havasını nemlendirme gibi seçenekleri denemeniz gerekebilir.
 
 5  Yoğun aktivite programları
Dersler ve ders dışı aktiviteler nedeniyle sürekli eve geç gelmek çocuklar için stres verici olabilir. Çocukların sakince zaman geçirmeye de ihtiyacı vardır. Bu nedenle aşırı yoğun geçmesine neden olan aktivitelerden en sevdiği bir tanesini seçip diğerlerinden vazgeçmeniz gerekebilir

 

Boston Çocuk Hastanesi Pediatrik Uyku Bozuklukları Merkezi Direktörü Dr. Richard Ferber in uyku eğitimi yöntemi Amerikan Pediatristler Akademisinin bebeklerin uykularını en iyi şekilde alabilmeleri için kendi kendilerini teskin etmeyi öğrenmeleri gerektiği yönündeki temel teorisine dayanıyor.

Ancak Dr. Ferber altı aylık ve daha büyük olan ve uykuya dalmak için sallanmak ya da emzirilmek gibi "uykuyu anne-baba ile ilişkilendirme" gereksinimi duyan bebekler için daha yapılandırılmış bir program öneriyor.

Bebeğin anne-baba tarafından teskin edilmesinden, kendi kendini teskin etmesine geçişi sağlayan Ferber yöntemi aşamalı ancak katı bir teknik. Yaygın inanışın aksine Dr. Ferber ne bebeğin kucağa alınmasının bebeği şımartacağını ne de anne-babanın hiç bir şey yapmadan bebeği yalnız başına ağlamaya terk etmesini savunmuyor.

Ne yapmanız gerekiyor? 
Bebeği sakinleştiren ve uyku zamanın geldiği sinyalini veren bir uyku öncesi rutini oluşturun. Örneğin banyo yaptırmak, bir masal okumak ve bebeğe sarılmak gibi.

Gece beslenmeleri devam ediyorsa; bebeğin kendi kendine uyumayı öğrenmesinden önce; gece beslemelerinin yerini bebeğin sırtını sıvazlamak, hafif hafif poposuna vurarak pışpışlamak gibi anne-baba müdahalesini içeren bir yöntemin almasını sağlayın.

Her gece bebeği henüz uykuya dalmadan önce yatağına koyun. Bebeğin sesini kolayca duyabileceğiniz bir yerde, ancak farklı bir odada uyuyun. Düzenli aralıklarla bebeğin yanına gittiğinizde bebeği kucağınıza almayın, sallamayın ve beslemeyin. Bunun yerine sizin sesinizi duymasını sağlayın ve karnını ya da poposunu okşayın. Bebeği rahatlatmak için odaya her gidişinizde sadece iki veya üç dakika bebeğin odasında kalın. Zaman içinde Bu süreleri size en uygun zamanı bulacak şekilde ayarlayın.

Bu düzeni oturttuktan sonra bebeği kendi kendine uyumaya alıştırmak için aşağıdaki yöntemi uygulamaya başlayabilirsiniz:

Birinci gün 
Yanına giderek bebeği rahatlatmadan önce beş dakika ağlamasına izin verin. Bir sonraki seferde 10 dakika ve daha sonra 15 dakika bekletin. Bebek 15 dakikadan sonra halen ağlamaya devam ediyorsa, gecenin geri kalan kısmında bebek uykuya dalana kadar, rahatlatmak için yanına gitmeden önce 15 dakikalık bekleme süresini uygulamaya devam edin.

İkinci gün 
Yanına gitmeden önce bebeğin 10 dakika ağlamasına izin verin. Daha sonraki seferde bebeğin yanına gitmeden önce 15 ve sonra da 20 dakika bekleyin. Bebek uykuya dalana kadar sakinleştirmek için yanına gitmeden önce 20 dakika beklemeye devam edin.

Üçüncü gün 
Yanına gitmeden önce bebeğin 15 dakika ağlamasına izin verin. Daha sonraki seferde bebeğin yanına gitmeden önce 20 ve sonra da 25 dakika bekleyin. Bebek uykuya dalana kadar sakinleştirmek için yanına gitmeden önce 25 dakika beklemeye devam edin.

Üçüncü günün sonunda çocukların çoğu kendi kendine uykuya dalmayı başaracak ve bir haftanın sonunda ise bu yönteme mutlaka cevap vereceklerdir. Aksi halde çocuk doktorunuzla durumu görüşün.

Tekniğin hoşunuza gidebilecek yönleri 
Kısa süreli üzüntü ve zorluk, ardından uzun süreli uyku: Sadece birkaç zor gecenin ardından bebeklerin çoğu kendi kendini teskin etmeyi öğrenir.

Bazı uzmanlar ve ebeveynler bebeğin kendi başına uykuya dalmayı öğrenmesinin bağımsızlık yönünde önemli bir adım olduğunu düşünmektedirler.

Gece uyanmalarının azaltılması ve evdeki herkesin uykusunu daha iyi almasının sağlanması açısından bu yöntem son derece başarılıdır.

Tekniğin olumsuz tarafları 
Bu yönteme kalbin dayanması kolay değil! İlk anda birkaç gün kısa bir süre gibi gözükse de, birçok anne-baba bebeğin uzun süre ağlamasına dayanamamakta ve dolayısıyla önerilen takvimi uygulayamamaktadır.

Bazı uzmanlar da bebeğin uykuya dalana kadar ağlatılmasının anneyi bebeğinin ihtiyaçlarına karşı duyarsızlaşmaya teşvik ettiğini ve ilk yılda bebekler için anne-babalarının kendilerine cevap ve güven vermesinin, kendi kendilerini teskin etmeyi öğrenmelerinden daha önemli olduğunu savunuyorlar.

Karar sizin!

Gece boyunca uyuyan bebeğiniz aniden geceleri uyanıp, çığlık çığlığa ağlamaya mı başladı? Karnının tok, altının temiz olduğunu biliyorsunuz. Yeniden uykuya dalabilmesi için kucağınıza alıyor, sallıyor, gezdiriyorsunuz.
Kendi yatağınıza alarak sizinle uyumaya alıştırmayı da istemiyorsunuz. O halde ne yapmalısınız? Bebeğinizin gece ağlayarak uyanmasının nedeni ne olabilir? Yeniden huzurlu ve düzenli bir uyku alışkanlığı kazanması için ne yapmalısınız?

Bebek neden geceleri uyanmaya başlar?
Bebeklerin aniden geceleri uyanmaya başlamalarının önemli nedenlerinden biri, altı veya yedinci ay civarında bebeklerde tıpkı yetişkinler gibi düzenli ve tekrarlayan uyku aşamalarının oluşmaya başlamasıdır. Dolayısıyla uyku sırasında her doksan dakikada bir de rüya aşaması yaşanır. Bazen bu rüyalar son derece canlı olur ve dolayısıyla bu da bebek için yeni ve bazen de uykusunu bozan bir deneyimdir.

Buna yine aynı yaşlarda ortaya çıkmaya başlayan ayrılık kaygısı da eklendiğinde bebeğin neden geceleri anne-babası tarafından rahatlatılma ihtiyacı duyduğu anlaşılabilir.
 
Ne yapmamalısınız?
Öncelikle gece uyanan bebeğinizi kendi yatağınıza götürmenizin veya dakikalar boyunca kucağınızda gezdirmeniz ya da sallamanızın bebeğin uyku sorunları için iyi bir çözüm olmadığını unutmamalısınız. 6-9 ay arasında anne-babaların bebeğin gece uyanmalarına yanlış cevaplar vermeleri nedeniyle pek çok bebeğin sağlıksız uyku alışkanlıkları kazandıkları sık görülen bir durumdur.

Ne yapmalısınız?
Tüm gelişimsel değişimlerde olduğu gibi, bu durumda da bazı zorluklar yaşanacaktır ancak yapmanız gereken en son şey bebeğinizin bu gelişim basamağını aşmasını engellemek olacaktır. Bunun yerine uyku öncesi aktivitelerini düzene koyabilir ve bebeğinizin ayrılık kaygısı nedeniyle ihtiyaç duyduğu güveni sağlayabilirseniz durum çok daha kolaylaşacak ve düzelecektir.

1- Uyku öncesini ayarlayın
Uyku zamanını mümkün olduğunca çocuk dostu bir zaman olarak düzenleyin ve değişmez bir uyku öncesi rutini oluşturun.

Örneğin akşamları ılık bir banyo bebeğin ihtiyacı olan fiziksel teması sağlayarak rahatlatıcı bir etki yaratabilir. Ayrıca bebeğin odasının kapısını açık bırakın ve gece lambası bulundurun. Sevdiği bir battaniye ya da tüylü oyuncağını birkaç gece uyurken kendi yanınıza aldıktan sonra bunu uyurken bebeğinize vermeniz de yararlı olabilir. Birçok anne-baba, "anne kokusu" olan bu nesnelerin bebekleri rahatlattığını söylemektedir.

2- Gece uyanmalarına hızlı ancak kısa müdahale edin
Unutmayın gece uyanmalarının nedeni gelişimsel bir aşamadır. Sevecen davranın ancak sınır koymayı da ihmal etmeyin. Işığı açmayın, bebeği beslemeyin ve mümkünse yatağından almayın. Sırtını okşayın, güven verin, hatta kısa bir ninni söyleyin ancak karşılıklı etkileşimi çok kısa tutun. Amacınız, sadece bebeğe orada olduğunuzu hissettirmek ancak bu rahatlatma ile kendi başına uykuya dalabileceğine güvendiğinizi göstermektir.

3- Gün içinde de ona yardımcı olun
Gün içinde bol bol sarılarak ve kucağınıza alarak bebeğinizin ayrılık kaygısı aşamasını atlatmasına yardımcı olun.

Bebeğinize masaj yapmayı henüz denemediyseniz, buna başlamanızın tam zamanı. Parmaklarınızı bebek yağı ile kayganlaştırın ve bebeğe masaj yapmaya başlayın. Özellikle banyo sonrasında bu çok rahatlatıcı olacaktır.

Ancak sadece ona dokunmakla kalmayın. Bebeğiniz oyun konusunda daha bağımsız olabildiği yeni motor becerileri de gelişti. Bu nedenle gün içinde bebeğinizi yüzüstü yere bırakın ve onunla oyunlar oynayın. Oyunu onun yönlendirmesine izin verin. Bebeğinizi kucağınıza alarak dans edin ve beslerken bebeği kucağınızda tutun.

Bu yaklaşım bebeğinizin anne-ya da babaya sağlıksız bir bağımlılık geliştirmek yerine, zor bir gelişimsel basamaktan yeni bir beceri kazanarak atlamasını sağlayacaktır. Yaklaşımınızda tutarlı olmaya özen gösterin. Sizin sakinliğiniz, planlı ve düzenli davranmanız bebeğinize yalnız olmadığı ve bu ve bundan sonra gelecek olan tüm olağanüstü gelişim basamaklarını başarıyla aşacağına güvendiğinizi gösterecektir.
Unutmayın sevginiz bebeğinize başarma gücü verir.

Yenidoğan bebeklerin uykularının çok hafif olmasının çok önemli faydaları olduğunu biliyor muydunuz? Gece terörünün iki uyku aşaması arasında takılmaktan kaynaklandığını veya geceleri hastalık belirtilerinin neden daha da arttığını biliyor musunuz?

İşte bebeklerin uykusuyla ilgili şaşırtıcı bazı gerçekler:

Hayatta kalma içgüdüsü
Yenidoğan bebeklerin kolaylıkla uyanmaları ve çok uzun süre uykuda kalmamalarının nedeni hayatta kalabilmek için buna ihtiyaç duymaları! Acıktığında, üşüdüğünde ya da burnu tıkandığında uyanarak bunu size haber verir. Uyanma ve size bir sorun olduğunu haber verme kabiliyeti bebeğin hayatta kalmasını sağlar.

Uyku bebeğin aklını da geliştirir!
Uykusunun hafif olması sadece bebeğin hayatta kalmasını sağlamaz, aynı zamanda daha akıllı olmasına da yardımcı olur! Bebeğin beyni REM olarak adlandırılan hafif uyku sırasında daha aktif olur ve bu tür bir uyku bilgiyi işlemesine olanak vererek zihinsel gelişimine yardımcı olur. Prematüre bebekler, zamanında doğan bebeklere kıyasla daha uzun süre bu şekilde uyurlar ve bu da onların gelişimini hızlandırır.

Gece terörü
Bebeğiniz uykuya daldıktan 15 dakika sonra derin uykuya geçer. Bundan 45-75 dakika sonra da derin uykudan çıkmaya ve daha hafif bir uykuya geçmeye başlar. Bazen bu aşamada kısa süreli uyanır ve bu iki aşama arasında takılıp kalır. İşte bu takılma anında uyku ile uyanıklık arasında bir karışıklık ya da diğer bir deyişle "gece terörü" yaşayabilir.

Geceleri hastalık belirtileri şiddetleniyor mu?
Bebeğinizin ateş, halsizlik gibi hastalık belirtileri geceleri daha da artıyormuş gibi mi geliyor? O halde bilin ki yalnız değilsiniz. İnsan vücudu hastalığı geceleri daha fazla hissetme eğilimindedir. Gün içinde uyanık kalmamızı sağlayan hormonlar ağrı ve ateşi baskı altında tutar, ancak gece uyumamızı sağlayan hormonlar hastalık sinyallerinin iletilmesine olanak verir.

Kendinizi çok mu yorgun hissediyorsunuz?
Kendinizi son derece yorgun mu hissediyorsunuz? Yine yalnız değilsiniz. Yeni bebek sahibi anne-babalar çocuğun yaşamının ilk yılında uykularından toplam olarak yaklaşık 450-700 saat kaybederler. İyi bir uykuya hasret yeni anne-babalar için tavsiyelerimiz!

İyi bir uykuya hasret kalan yeni anne-babalara
Yeni bebek sahibi olmuş çoğu anne-baba için deliksiz bir uyku sadece bir hayaldir. Ancak mümkün olduğunca fazla uyuyabilmek için size önereceğimiz basit ipuçlarını deneyebilirsiniz.

Yeni doğan bebekle yaşam saatlerin etrafında dönse de, umut çok uzakta değil aslında. Üç aydan itibaren bebeklerin çoğu gece beş saate kadar uyur. Altı aylık olduktan sonra da dokuz ile 12 saat boyunca uyumaları mümkündür!

O gün gelene kadar ise biraz yaratıcılıkla daha fazla uyumanız mümkün olabilir.

ÖNERİLER 

Yeterince uyumanızı sağlayacak sihirli bir formül yok, ancak aşağıdaki denemiş ve onaylanmış ipuçları size biraz fikir verebilir:

Bebek uyuduğunda siz de uyuyun
Telefonun sesini kısın, kirli sepetini saklayın ve mutfak tezgahındaki kirli tabakları unutun. Ev işleri bekleyebilir.

Sosyal nezaketi bir kenara bırakın
Arkadaşlarınız ya da akrabalarınız sizi ziyarete geldiğinde, hamarat ev sahibi olmaya çalışmayın. Bırakın siz biraz dinlenirken, bebeğe onlar baksın, çayı onlar hazırlasın.

Yatak odanızı geri alın
Başlangıçta, özellikle de emziriyorsanız, bebeğin sizin odanızda uyuması en pratik yöntem olabilir. Ancak bebeğinizin nefesi, hareketleri ve genel huzursuzluğu sizin sürekli uyanık kalmanıza neden oluyorsa, iyi bir uyku çekmek için odalarınızı ayırmanız gerekebilir.

Bebek telsizinin sesini de kısın
Yatağa uzandıktan sonra bebeğin her nefesini dinlemek de bebeğin sizin odanızda olması gibi uyumanıza engel olabilir. Telsizin sesini bebeğinizin ağlamasını işiteceğiniz şekilde ayarlayabilirsiniz.

Gece görevlerini paylaşın
Eşinizle her ikinizin de dinlenebilmesine ve aynı zamanda bebeğe bakmanıza olanak veren bir plan oluşturun. Emziriyorsanız, eşiniz bebeği yanınıza verebilir ve bezini değiştirebilir. Biberon kullanıyorsanız bebeği sırayla besleyebilirsiniz.

Kaçınılmazı erteleyin
Bazen gecenin ortasında mızıldanması veya ağlaması bebeğinizin sakinleşmeye çalıştığını gösteriyor olabilir. Bebeğin karnının aç olduğundan ya da bir rahatsızlığı olduğundan şüphe etmiyorsanız, neler olacağını görmek için birkaç dakika beklemeniz sorun olmaz.

İhtiyaç duyduğunuzda yardım isteyin
Güvendiğiniz bir arkadaşınız ya da akrabanızın bebeğe bakma teklifini geri çevirmeyin. İlla da bebeği ona bırakıp bir yerlere gitmeniz gerekmez. Sadece yatak odanıza geçip, kapınızı kapatabilirsiniz. Kendinize ayıracağınız bir saat bile enerji kazanmanıza yardımcı olabilir.

Yeni doğan bebeğinizin bakımı sizi çok yoracağından her an, her yerde uyumanız mümkün olabilecektir. Ancak durum her zaman böyle olmayabilmektedir de.

Uykuya dalmakta zorluk çekiyorsanız, ortamın uyku için uygun olmasını sağlayın. Rahat bir yastık ve yorgan seçin, televizyonu kapatın ve odanız serin ve loş olsun. Kahve ve sigaradan kaçının. Son olarak uykuya dalmak için ıstırap çekmeyin. 30 dakika içerisinde uykuya dalamadıysanız kalkın ve başka bir şey yapın. Uykunuzun geldiğini hissettiğinizde yeniden uyumaya çalışın.

Bir ya da iki hafta geçtiği halde uykuya dalmakta zorlanıyorsanız doktorunuza danışın. Altta yatan nedenlerin belirlenmesi ve tedavi edilmesi o çok ihtiyaç duyduğunuz dinlenmeye kavuşmanızı sağlayabilir.

Uykusuz gecelere artık bir son verebilirsiniz!

Gece bebeğiniz/çocuğunuz sık sık ağlayarak uyanıyor ve yeniden uykuya dalabilmesi için her seferinde onu kucağınıza almanız, sallamanız, arabasında gezdirmeniz gerekiyor. Artık bu durum sizin bitap düşmenize neden oluyor. Gece yeterince dinlenememiş olmanız gündüz de yorgun ve gergin olmanıza neden oluyor. İşin daha da kötüsü bu durum ailedeki diğer çocukların da uykularını alamamalarına neden oluyor.

Elbette bebeğinizi çok seviyorsunuz ve onun için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırsınız. Ancak kötü bir uyku düzenini büyük fedakarlıklarla devam ettirmenizin bebeğinize hiçbir faydası olmayacağı gibi, gece yarısı uykulu ve bazen de gergin bir şekilde onu sallarken, gezdirirken ya da beslerken kaliteli ve yararlı bir iletişim içerisinde olmanız çok zor.

Unutmayın normal şartlarda bebekler 4 ya da 5 aylık olduktan sonra gece kalori ihtiyacı duymazlar ve dışarıdan bir müdahale olmadan kendi kendilerine yeniden uykuya dalma kabiliyetine sahiptirler. Tek yapmanız gereken onlara sahip oldukları bu kabiliyeti kullanmaları için yardımcı olmak ve fedakarlık potansiyelinizi daha verimli alanlara saklamak!

Aşağıda anlatılan planı dikkatle okuyarak ve sabırla en az 2 hafta uygulayarak, uykusuz gecelere veda edebilirsiniz. Ancak şunu kesinlikle unutmamalısınız: Bebeğinize her konuda yeni bir davranış alışkanlığı kazandırabilmek için, bir şeyi sadece birkaç kez ya da arada sırada denemeniz hiçbir zaman sonuç vermeyecektir. Gerçekten sonuç almak istiyorsanız, hedeflediğiniz uygulamayı belli bir süre boyunca hiç değiştirmeden, sabırla, tutarlılıkla devam ettirmelisiniz.

NORMAL ŞARTLARDA BEBEK KENDİ KENDİNE UYKUYA DALABİLECEK OLGUNLUĞA NE ZAMAN ULAŞIR? 

Doğumdan sonraki 2 ay içerisinde bebeklerin çoğu gece beslenmek için iki kez uyanır. 2 ve 3. aylar arasında bebeklerin çoğu gecenin ortasında bir kez beslenme ihtiyacı duyarlar. 4 aylıktan itibaren hazır mama ile beslenen bebeklerin çoğu 7 saat boyunca yeniden beslenme ihtiyacı duymadan uyurlar. Emzirilen bebeklerin çoğu da 5 aylık olduktan sonra gece boyunca uyumaya başlarlar. Yani, bu yaşlardaki normal çocuklar gece kalori ihtiyacı duymazlar ve sallanma veya kucağa alınma ihtiyacı duymadan gece boyunca uyuyabilme kabiliyetine sahiptirler.

O HALDE SİZİN BEBEĞİNİZ NEDEN GECELERİ UYANIYOR OLABİLİR? 

4 aylıktan büyük bebeklerin geceleri sık sık ağlayarak uyanmalarının en yaygın nedenleri şunlardır:

Bebeğin uykuya dalana kadar sallanması veya kucakta tutulması
Gece boyunca hepimiz dört-beş kez uyanırız. Bu çoğunlukla uykunun rüyaları en fazla gördüğümüz aşaması olan REM aşamasında gerçekleşir. Genellikle bu uyanmalarımızın farkına bile varmayız ve hemen yeniden uykuya döneriz.

Küçük çocuklar da gece bu şekilde uyanırlar ve uyandıklarında ağlayabilirler. Anne-babalar doğal olarak çocuklarının yeniden uykuya dalması için "yardım etmeleri" gerektiğini düşünürler ve bu yardımı da çoğunlukla bebeği besleyerek, sallayarak, kucakta gezdirerek veya yanına yatarak verirler. Sonuç olarak çocuklar kendi kendine uykuya dalamazlar ve normal uyanmalarında bile kendilerini rahatlatmak yerine anne-babanın yardımına bağımlı olurlar. Bu bebekler genellikle de beşiklerinin dışında bir yerde uykuya daldıkları için, beşik, yastık ve çarşafı uyku ile ilişkilendirmeyi öğrenmezler. Buna yanlış uykuyu başlatıcı çağrışımlar adı verilir.

Bu durumu anne şu tür cümlelerle ifade edebilir: "Tükendim artık her gece defalarca kez bebeğimi sallamam gerekiyor. Ben sallamazsam kesinlikle uykuya dalmıyor."

Aslında bu annenin bebeği uykuya dalma ile sallanmak arasında bir bağlantı kurmuştur. Bu hareket olmadan uykuya dalamamaktadır.

Kısacası, eğer bebeği kucağınızda tutarak, sallayarak veya yanına yatarak uyumasına yardımcı olmaya alıştırdıysanız, çocuğunuz sizin yardımınız olmadan yeniden nasıl uykuya dalacağını bilemiyor demektir.

Gece çocuğun eğlendirilmesi
Çocuklar bundan bir kazanç sağladıklarını fark ederlerse geceleri daha da sık uyanırlar ve ağlarlar. Örneğin gece ağladığında kucakta gezdiriliyor, sallanıyor, oyun oynanıyor ya da anne-babası ile başka bir haz verici iletişim içerisinde oluyorsa uyandığında yine bunu elde etmek için ağlayacaktır. Çocuğun anne-babanın yatağına götürülmesi ise sorunu daha da kötüleştirir.

Grip, yazın sıcaktan rahatsız olmak veya seyahat gibi anne-babanın gece çocuğa daha fazla ilgi göstermesini gerektiren durumlardan sonra gece ağlamaları daha da artabilir. Bebeklerin bir kısmı bu gibi durumlardan sonra eski uyku düzenlerine kolayca geri dönerler. Ancak bazıları da gece etkileşimlerinden o kadar hoşlanırlar ki, bunu talep etmeye başlarlar.

Ağlamanın zararlı olduğuna inanmak
Tüm küçük çocuklar düzenlerinde ya da ortamlarında bir değişiklikle karşılaştıklarında ağlarlar. Ağlamak bebeklerin konuşmayı öğrenmeden önceki iletişim yöntemidir. Kısa sürelerle ağlamak ne fiziksel ne de ruhsal açıdan çocuğa hiçbir zarar vermez. Unutmayın ki, çocuğunuza ilgi ve şefkat gösterdiğiniz diğer binlerce saat, kötü uyku düzeninin değişmesinden kaynaklanan mutsuzluğu kolaylıkla dengeleyecektir.

Bu durum ne zamana kadar devam eder?
Aşağıdaki tavsiyeleri kararlı bir şekilde uygularsanız büyük olasılıkla 2 hafta içerisinde çocuğunuzun davranışı iyileşecektir. Çocuk ne kadar büyükse alışkanlıklarını değiştirmek de o kadar zor olacaktır. 1 yaşından büyük çocuklar çok yorgun olsalar bile uykuya direnebilirler. Bu yaşlardaki çocuklar her türlü değişikliği şiddetle protesto ederler ve saatlerce ağlayabilirler. Ancak bu adımları atmazsanız çocuğunuz en erken, gündüz faaliyetlerinin yoğunluğu nedeniyle akşam bitkin düştükleri 3-4 yaşından önce, gece boyunca uyanmadan uyumaya başlamayacaktır.

Bebeğiniz 4 aylıktan büyükse ve gecede bir veya daha fazla kez uyanarak ağlıyorsa aşağıdaki tavsiyeleri deneyebilirsiniz: 

Akşam veya gündüz ilk uyuma zamanında

  • Bebeği uykusu gelmiş ancak henüz uykuya dalmamışken yatağına koyun
  • Bebekleri kucakta tutmak ve uyku öncesinde rahatlatıcı rutin uygulamalarda bulunmak iyidir. Ancak bebeğiniz artık mahmur ve uykuya dalacak gibi gözüküyorsa yatağına koyun. Bebeğinizin uykudan önceki son hatırası beşik ve yatak olmalıdır. Bebeğiniz çok huzursuzsa sakinleşene kadar veya uykuya dalmak üzere olana kadar kucağınıza alın veya sallayın ancak tam olarak uykuya geçmeden önce mutlaka yatağına bırakın. Bu şekilde bebeğinizin kendisini uykuya geçirmeyi öğrenmesi gereklidir. Bebeğin gece normal uyanmalardan sonra yeniden kendi kendine uykuya dalabilmesi için bu beceriyi kazanması gerekir.

Bebeğiniz ilk uyku zamanında ağlıyorsa her 5-15 dakikada bir kısa bir ziyarette bulunun

Bebeğiniz çok fazla gerilmeden yanına gidin. Küçük veya daha hassas bebekleri her beş dakikada bir ziyaret etmeniz gerekebilir. Bu konuda muhakemeyi yapacak olan sizsiniz. Bu ziyaretleriniz arasındaki süreyi ise yavaş yavaş artırın. Unutmayın, bebekler biraz ağlamadan kendi kendilerini teskin etmeyi öğrenemezler. Bu ağlama bebek için zararlı değildir. Çocuğunuz korkmuş bir haldeyse sakinleşene kadar kucağınıza alın. Daha sonra sakinleşene kadar odasında (bebeğin yanında değil) geçici süreyle oturun ya da uzanın. Tam olarak uykuya dalmadan önce odadan ayrılmaya gayret edin.

Ziyaretlerinizi kısa ve sıkıcı ancak destekleyici tutun

Çocuğunuzun odasında bir dakikadan daha uzun süre kalmayın. Işıkları açmayın. Ziyaretiniz destekleyici ve güven verici tarzda olsun. Uykulu bir şekilde hareket edin. Fısıltıyla herkesin uyuduğunu söyleyin. Buna olumlu birkaç söz ekleyin, örneğin "sen harika bir bebeksin" ya da "aferin uyumak üzeresin" gibi. Bu ziyaretler sırasında öfkenizi asla çocuğa göstermeyin veya çocuğu cezalandırmayın. Sarılırsanız muhtemelen gitmenize izin vermeyecektir. Bebeğinize hafifçe dokunun ve bebek, tüylü oyuncak ya da battaniye gibi güven verici eşyasını bulmasına yardımcı olun.

Yatağından almayın

Çocuğunuzu bir kez beşiğine bıraktıktan sonra bir daha almayın. Bebeği sallamayın, oyun oynamayın veya yatağınıza götürmeyin. Hafif temaslar bebeğinizi davranışını devam ettirmesini isteyecek kadar ödüllendirmeyecektir. Çoğu bebek bir süre ağlayıp, mızıldandıktan sonra uykuya dalacaktır.

Gece uyanmalarında 

Akşam ya da gündüz ilk uykuya geçme aşamasında yukarıdaki tavsiyelere uymanızın ardından, bebeğin gece uyanmalarında da belli bir program izlemeniz gerekecektir.

Gece uyanmalarında geçici bir süre için bebeğinizi uyuyana kadar kucağınıza alın

Bebeğiniz gündüz ve gece uykularında uyandıktan sonra kendi başına yeniden uykuya dalmayı öğrenene kadar gece uyanmalarını herkes için mümkün olduğunca kolaylaştırın. 5-10 dakikadan daha uzun süre huzursuzluk yapmazsa, ilk uyuma zamanında olduğu gibi davranın. Aksi halde ağlayan çocuğunuzu kucağınıza alın ve uykuya dalana kadar tutun. Bu sürede ışıkları açmayın veya odasından çıkarmayın. Onunla çok fazla konuşmamaya çalışın. Böyle durumlarda babanın bebekle ilgilenmesi çok daha kolay sonuç verir.

Bebeğinizin bir güven nesnesine bağlanmasına yardımcı olun

Güven verici (geçiş) nesne gece uyanan bebeğin yeniden uykuya dalmasına yardımcı olan herhangi bir şeydir. Bu nesne bebeği rahatlatır ve sizden ayrılmasını kolaylaştırır. Bir pelüş oyuncak, bebek ya da battaniye iyi bir güven nesnesi olabilir. Bazen bir pelüş oyuncak ya da bebeği annenin tişörtlerinden biri ile sarılması çocuğun bu oyuncağı güven nesnesi olarak kabullenmesini kolaylaştırabilir. Gündüz de bebeğinizi her uyutmanızda bu nesneyi yanınıza alın. Ayrıca uyku öncesi rutinlerinize de bu nesneyi dahil edin ve beşiğe bebeğinizin yanına koyun. Nihayetinde çocuğunuz uyku zamanında sizin yerinize bu güven nesnesine sarılacak ve kendisini sakinleştirecektir.

Daha sonra gece kucağa almaları bırakın

Çocuğunuz gündüz uykularında ve akşam ilk uyuma zamanında kendi kendini teskin etmeyi ve uykuya dalmayı öğrendikten sonra gece uyanmalarında kucağa almaya da son verin. Gündüz uykusunda ya da akşam ilk uyuma zamanında kendi kendine uykuya dalmayı öğrenmiş olan bebeğinizin gece uyanmalarında da bu becerisini kullanmasını bekleyebilirsiniz. Ağladığında her 15 dakikada bir yanına gidin ve bu ziyaretlerinizi kısa ve sıkıcı tutun. Genellikle çocuğunuz akşam ilk uyku zamanında kendi kendine uykuya dalmayı öğrendikten birkaç gün sonra gece ağlayarak uyanmaları da sona erer.

Uyku sorunları konusunda diğer faydalı ipuçları 

Yukarıda belirtilen programa ilave olarak, bebeğinizin uyku sorununu çözümlemenizde yardımcı olabilecek diğer ipuçları da şunlar olabilir:

Beşiği başka bir odaya taşıyın

Bebeğinizin beşiği sizin odanızdaysa başka bir odaya taşıyın. Bu mümkün değilse beşiğin yan taraflarını bir battaniye ile kaplayarak gece uyandığında sizi görmemesini sağlayın.

Uzun gündüz uykularından kaçının

Bebeğinizin gündüz uykusu 2 saatten daha fazla sürdüyse, uyandırın. Günde 3 kez gündüz uykusu uyuma alışkanlığı varsa, bunu günde 2 sefere düşürmeye çalışın.

Gece ıslak bezleri değiştirmeyin

Gece sadece kaka yapmışsa veya pişik sorunu varsa bez değiştirin. Bez değiştirmek zorunda olmanız durumunda mümkün olduğunca az ışık kullanın, işinizi hızla tamamlayın ve o sırada bebeği eğlendirmeyin.

Gerekirse beşiğinde ayakta dururken bırakın

Çocuğunuz uyku zamanında beşiğin içinde ayağa kalkıyorsa sakinleştirmeye be yeniden yatmasını sağlamaya çalışın. Eğer yatmayı reddeder ya da yeniden ayağa kalkarsa, o şekilde bırakın. Aksi taktirde yeniden yatmaya ikna etme çalışmalarınız kısa sürede eğlenceli bir oyuna dönüşebilir. Gerekirse ayağa kalktığında tekrar nasıl yatabileceğini gündüz uyanık olduğu zamanlarda öğretmeye çalışın.

Uyku günlüğü tutun

Bebeğinizin uyuma ve uyanma saatlerini not ederek, bir dahaki doktor kontrolünüzde bu notları yanınızda götürün.

NE ZAMAN DOKTORUNUZU ARAMANIZ GEREKİR? 

  • Çocuğunuzun ağlamasının fiziksel bir nedeni olduğunu düşünüyorsanız
  • Çocuğunuz çok korkulu davranıyorsa
  • Ailenizdeki herhangi bir gece ağlamalarını tolere edemiyorsa
  • Yukarıda özetlenen adımları uyguladığınız halde 2 hafta sonunda hiçbir sonuç alamadıysanız
  • Başka kaygı ya da endişeleriniz varsa

İlk birkaç ay bebeğinizin uyum sağlama dönemidir. Bebekler anne karnında gece ve gündüz devamlı uyuyup uyandıklarından, gece ve gündüz düzenine alışmaları zaman alır. Yetişkinler ve daha büyük çocuklar gün içinde aktif olurlar ve geceleri de dinlenirler, bebeğin de belli bir süre bunu öğrenmesi gereklidir.

Bebeği bu düzene alıştırmaya başlamak için gün içinde daha fazla uyanık kalmasını sağlayabilir veya gece uyuması için akşam daha geç bir saatte yatırmayı deneyebilirsiniz.

Uyku; beslenme, yeni ortamları gözleme ve sizden ayrılmayı öğrenme gibi birçok günlük rutin aktiviteye bağlıdır. Bu uyum sağlama döneminde sizin sabır göstermeniz önemlidir.

Yenidoğanlar 
Yenidoğan bebekler günde 16 saat veya daha fazla uyurlar. Bu çok uzun bir süre gibi gözükse de, normaldir. Bu süreyi genellikle tek seferde 3-4 saatlik uykular ve bazen de sadece 1-2 saat süren daha kısa periyodlar şeklinde tamamlar. İlk aylarda bebeğiniz düzenli aralıklarla uyku ve beslenmeye gereksinim duyacaktır. "Düzen" ise çocuktan çocuğa değişiklik gösterebilir. Bebeğin açlık veya uyku sinyallerini gözlemek ve bunlara göre davranmak faydalı olabilecektir.

1-3 aylık bebekler
Bebeklerin çoğu 3 ayı doldurduktan sonra gece boyu uyumaya başlarlar. Bu, uyanmadan 7-8 saat boyunca uyumaları anlamına gelir. Bazı bebekler uyurken huzursuzlanmaya, inlemeye, kıvranmaya veya ağlamaya başlayabilirler. Bu hafif uyku aşamasıdır. Böyle durumlarda bebeği kucağa almamak daha doğrudur, bazı bebekler uykuya geçmek ya da uyanmak için enerji atmak amacıyla ağlamaya gereksinim duyabilirler. Ağlamasının açlık, ağrı ya da bezinin ıslaklığından kaynaklanmadığından emin olduğunuz sürece 10-15 dakikaya kadar dahi varabilen sürece kendi haline bırakmanız bebeğinize zarar vermeyecektir.

4 - 7 aylık bebekler 
Bu yaşta bebeğiniz gece uykusunu sizinkine benzer şekilde düzenleyebilecektir. Bebeklerin çoğu gece 7-8 saat boyunca uyur. Gece uyanmaları genellikle daha az ve daha kısa sürelidir. Bebeklerin çoğu bir ya da iki kez gündüz uykusuna gereksinim duyar. Uzun gündüz uykuları akşam uyumasını güçleştirmediği sürece, bebeğin istediği kadar uyumasına izin verilmesi en doğrusudur.

8 - 12 aylık bebekler
Bu yaşta bebeğiniz sizinle birlikte olmamaktan dolayı kaygılı olabilir. Bu aylarda bebeklerin ayrılık kaygısı yaşaması normaldir. Ancak bu kaygı uyku rutinini devam ettirmeyi güçleştirebilir. Yaşadığı bu yeni duygular yatağa gitmeye direnmesine ve geceleri sık sık uyanmasına neden olabilir. Uyku rutininizi mümkün olduğunca korumanız ve bu dönemi sabırla atlatmanız gerektiğini unutmamanız önemli.

1 - 2 yaşlar
İyice yerleşmiş bir uyku rutini ile çocuğunuzun gece boyunca düzenli bir şekilde uyuma şansı yüksek. Ancak 12-14 aylar arasında bebeğiniz rüya görmeye başlayacak. Rüyalar bebeğin gece aniden uyanmasına ve korkmasına neden olabilir. Özellikle uyku zamanından önce korkutucu olabilecek görüntüler, çizgi filmler, kitaplar ve benzerinden bebeğinizi uzak tutun. Gece terörleri ve kabuslar ise zor uyku sorunları olarak bu dönemde ortaya çıkabilmektedir.

3 - 5 yaşlar
Çocukların çoğu her gece 10-12 saat uykuya gereksinim duyar. Dolayısıyla uyku rutinini devam ettirmelisiniz. Okul yıllarına hazırlık olması açısından, çocuğunuzu sabahları daha erken uyandırmaya başlamayı düşünebilirsiniz. Erken yatma ve erken kalkmaya önceden alıştırmanız okul zamanında zor bir uyum dönemi yaşamanızı önlemeye yardımcı olabilir.

Çocuklar her zaman sabaha kadar rahat bir şekilde uyumazlar. 6 aylıktan büyük her yaştan çocuk kabus veya gece terörü nedeniyle zorluklar yaşayabilir. Kabuslar çocuğun yeniden uykuya dalmaktan korkmasına neden olabilir, gece terörü kendisine zarar verecek şeyler yapmasına yol açabilir.

Kabuslar ile gece terörü arasında ne fark vardır? Kabus gören veya gece terörü yaşayan bir çocuğa nasıl yardımcı olabilirsiniz?

KABUS NEDİR? 

Kabuslar çocuğu uyandıran ve tekrar uyumaktan korkmasına neden olan korkutucu rüyalardır. Kabuslar genellikle belli bir nedenden dolayı oluşmaz, ancak çocuk kendisini üzen, öfkelendiren, korkutan şeyler duyduğunda ya da gördüğünde kabus görebilir. 6 aylıktan büyük çocukların arada sırada kötü rüyalar görmesi normaldir.

Kabuslar çoğunlukla çocuğun gelişimsel aşaması ile bağlantılıdır. Yeni yürüyen çocuklar anne-babalarından ayrılmaları; okul öncesi çağdaki çocuklar canavarlar ya da karanlık; okul çağı çocuklar ölüm ya da gerçek tehlikelerle ilgili kabuslar görebilir. Kabuslar genellikle uykunun son aşamasında, REM uykusu sırasında görülür.

Kabus gören çocuğa nasıl yardım edilmeli? 

  • Çocuğunuzu rahatlatın, güven verin, sarılın.
  • Gün içerisinde çocuğunuzun kötü rüyaları hakkında konuşmasına yardımcı olun.
  • Çocuğunuzu televizyondaki korkutucu filmler ve görüntülerden koruyun, bunları görmemesi ya da duymamasını sağlayın.
  • Çocuğunuzun odasının kapısını açık bırakın (asla korkmuş bir çocuğun kapısını kapatmayın).
  • Rahatlaması için bir "güvenlik battaniyesi" ya da oyuncağı temin edin.
  • "Canavarı" arayarak çok fazla zaman geçirmeyin.
  • Uyku öncesi rutini sırasında, çocuğunuz uyumadan önce mutlu veya eğlenceli konulardan bahsedin.
  • Gece korkularının üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek masallar okuyun, anlatın.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir? 

Aşağıdakilerden herhangi birini fark ederseniz doktorunuza başvurun:

  • Kabuslar giderek kötüleşiyor veya sıklaşıyorsa 
  • Korkular günlük faaliyetlerini engelliyorsa 
  • Çocuğunuzun kabus görmesi ile ilgili başka endişeleriniz varsa.

Gece terörü çocuğun uykudan tam uyanmadan, yarı uyanık bir şekilde çığlık, tekmeler, panik, uykuda yürüme, vurma hareketleri veya mırıldanma gibi davranışlar göstermesidir. Çocuğun gözleri açıktır ancak aslında halen uyumaktadır. Gece terörü genellikle çocuk uyuduktan sonraki yaklaşık iki saat içerisinde meydana gelir. Gece terörleri zararsızdır. 6 yaşına kadar normal olarak değerlendirilir.

Gece terörünün özellikleri 

  • Çocuk korkmuştur ancak uyanamaz veya sakinleştirilemez.
  • Çocuğun gözleri açıktır ancak sizin yanında olduğunuzu bilmez.
  • Çocuk odadaki nesne ya da kişilerin korkunç olduğunu düşünebilir.
  • Gece terörü 10 dakika ile 30 dakika arasında sürer.
  • Genellikle sabah uyandığında olan bitenleri hatırlamaz. 

Gece terörü sırasında çocuğa nasıl yardım edilmeli? 

Çocuğunuzun normal uykuya dönmesine yardımcı olmaya çalışın. Çocuğu uyandırmanız çok güçtür, bu nedenle uyandırmaya çalışmayın. Işıkları açarak çocuğun gölgelerden dolayı yaşadığı kaygıları azaltın. Rahatlatıcı şeyler söyleyin. Sarıldığınızda kendini daha iyi hissediyorsa, sarılın. Çocuğu sarsmak ya da bağırmak daha da korkmasına ve öfkelenmesine neden olabilir. 

Çocuğunuzu yaralanmalara karşı koruyun. Gece terörü sırasında çocuk merdivenlerden düşebilir, duvara hızla çarpabilir ya da camı kırabilir. Çocuğunuz ayağa kalkmışsa, yumuşak ve sakin bir şekilde yeniden yatağına yöneltin. 

Çocuğunuza geceleri sizden başka birilerinin de bakması gerekiyorsa, onlara durumu anlatın. Gece terörünün ne olduğunu ve neler yapmaları gerektiğini açıklayın. 

Gece terörlerini önlemeye çalışın. Çocuğunuzun her gün düzenli ve uykusunu almasına yetecek kadar erken bir saatte yatmasına özen gösterin. 

Birkaç gün boyunca çocuğunuzun uykuya dalmasından ne kadar süre sonra gece terörünün başladığına dikkat edin. Gece terörünün başlaması muhtemel saatte her 15 dakikada bir çocuğunuzu uyandırın ve 5 dakika boyunca tam uyanık vaziyette ve yatağın dışında tutun. Bu şekilde bir hafta boyunca çocuğunuzu uyandırmaya devam edin. Çocuğunuzu uyandırmayı bıraktıktan sonra gece terörü yine devam ediyorsa, doktorunuza başvurun.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir? 

  • Gece terörleri çoğunlukla zararsızdır. Ancak aşağıdakilerden herhangi birini fark etmeniz durumunda, doktorunuza başvurun:
  • Çocukta salyalanma, sarsılma ve katılma varsa,
  • Yedi gece boyunca çocuğu uyandırdığınız halde gece terörleri devam ediyorsa,
  • Gece terörü 30 dakikadan daha uzun sürüyorsa,
  • Çocuk gece terörü sırasında tehlikeli bir şey yapmışsa,
  • Gece terörü gecenin ikinci yarısından sonra meydana geliyorsa,
  • Çocuk gündüz de normal faaliyetlerini etkileyecek ölçüde korkular yaşıyorsa,
  • Ailede yaşanan bir stresin etkili olduğunu düşünüyorsanız,
  • Çocuğunuzun gece terörü yaşaması ile ilgili başka kaygılarınız varsa.
  • Bu aylarda en sık görülen uyku sorunları uykuya dalmada güçlük ve sık gece uyanmalarıdır.
  • Çocuklarda motor fonksiyonlar geliştiği için beşikten, yataktan tırmanıp çıkmalar, düşmeler sık görülür.
  • Bu sorunun oluşmasını engellemek için aşağıdaki önlemler alınabilir.
  • Yatağı alçaltın. 
  • Yataktan tırmanıp çıkarken beğeni ile ilgi göstermeyin. Sakince durup tekrar yerine koyarak, çıkılmaması gerektiğini belirtin.
  • Yatağa, beşiğe çadır, koruma kollukları konulabilir.
  • Kaçışlarını kontrol edin. Yataktan çıkma girişimi olup olmadığını çocuğa fark ettirmeden gözleyin. Fark ederseniz, bunun olmaması gerektiği şeklinde ciddi bir ses tonu ile uyarın.
  • Çevresini emniyetli hale getirin. Beşiğin etrafını yumuşak yorgan gibi maddelerle destekleyin.
  • Başını çarpabileceği yerlere de destek maddesi olarak yumuşak şeyler koyabilirsiniz.
  • Yataktan inmesini hiçbir şekilde engelleyemiyorsanız, mücadeleyi bırakıp, düşmeden çarpmadan inebileceği hale getirin.

6-9 aylık bebeklerde uyku sorunları

Bu aylarda hiç uyku sorunu olmayan bebekler gece uyanmaya ve tekrar uykuya dalmada güçlük yaşamaya başlayabilirler.

Uyku sorunları ayrılık anksiyetesinin ortaya çıktığı aylarda ve oturma, yürüme gibi gelişimsel dönüm noktalarında özellikle yaşanabilir.

Yeni yeteneğini test etmeye devam etme isteği uykuya gitmek istememesine yol açabileceği gibi geceleri de bu yeteneklerini deneme girişimleri ortaya çıkabilir.

Ancak gece kendi kendine oturunca veya ayağa kalkınca tekrar kendi kendine yatmayı başaramadığı için anne-babayı çağırabilir.

Bu yeteneği kazandırmak için bebeğe oturup kalkmayı, otururken veya kalkmışken tekrar yatmayı alıştırmalar yaparak öğretmek faydalı olur. Yatağa koyarken de oturtarak koymak ve kendisinin yatmasını istemek de öğrenmesine katkıda bulunur.

Uyku öncesi rutini oluşturun
Uykuya gitme zamanı bebeğe uykuda yardımcı olacak nesne ve işlemlerle daha kolay ve zevkli hale getirilebilir.

Banyo yaptırmak, müzik dinletmek, şarkı söylemek, masal okumak, sessiz bir oyun oynamak, sevdiği bir nesneyi kucağına koymak gibi her akşam düzenli yapılan işlemler uykuyu kolaylaştırarak belli bir ritüel oluşmasına yardımcı olur.

Bebek bu işlemler olduğunda artık uyku zamanın geldiğini anlar. Rutinin hiç değişmemesi, aynı yatak, aynı kişiler, aynı şarkı ve oyunlar olmasına dikkat etmek gerekir. 

Çocuğun gündüz ve gece uykuları dahil günlük programının düzenli olmasını sağlayın.

Yemek saatleri, gündüz ve gece uykuları, oyun zamanı gibi aktivitelerin belli bir düzende yapılması bebeğin güven duygusu oluşturmasına yardımcı olarak sakin ve huzurlu olmasını sağlar.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta kurallarda katı olmamaktır, bu da çocuğu huzursuz eder.
Bebeğe sağlıklı uyku alışkanlığı kazandırmak için ne yapabiliriz?
Gündüz ve gece uyku saatlerini belirleyin ve sabitleştirin.

Bebekler için en iyi akşam uyku saati 19.00 ile 20.30 arasıdır.

Gündüz uyku saatleri de aynı gece belirlendiği gibi belli saatler olarak uygulanabilir, ya da son uykudan iki saat sonra bebek tekrar uyku için yatırılabilir. 

Uyku zamanına özel bir rituel (tören) geliştirin. Şimdiye kadar yapmadıysanız, böyle bir ritüel geliştirmeye başlamanızın tam zamanıdır.

Ritueller şunlar olabilir:

  • Bebeğe banyo yaptırmak, yatak için kıyafetlerini giydirmek, bir ya da iki hikaye okumak ya da anlatmak, şarkı ya da ninni söylemek, iyi geceler öpücüğü vermek.
  • Bunların hangilerini seçeceğiniz tamamen siz ve çocuğunuzun özelliklerine göre değişir.
  • Önemli olan her gece aynı şeyin aynı sıra ile yapılmasıdır.
  • Bu, bebekler için süreklilik ve aynılık güven duygusunun oluşmasını sağlar. 
  • Çocuğunuzu sabahları belli saatlerde uyandırarak vücut saatinin işlemesine yardımcı olun.
  • Halen uyumaya devam eden bebeğin uykusunu vücut saatinin oluşmasına yardım etmek için bozmakta sakınca yoktur.

9-12 aylık bebeklerde uyku sorunları

Bu aylarda hiç uyku sorunu olmayan bebekler gece uyanmaya ve tekrar uykuya dalmada güçlük çekmeye başlayabilirler.

Uyku sorunları oturma, emekleme, yürüme gibi gelişimsel dönüm noktalarında özellikle ortaya çıkabilir.

Yeni yeteneğini test etmeye devam etme isteği uykuya gitmek istememesine yol açabileceği gibi, geceleri de bu yeteneklerini deneme girişimleri ortaya çıkabilir.

Ancak oturunca ya da kalkınca tekrar kendi kendine yatmayı başaramayarak anne-babayı çağırabilir. Bu yeteneği kazandırmak için bebeğe oturup kalkmayı, otururken veya kalkmışken tekrar yatmayı alıştırmalar yaparak öğretmek faydalı olur.

Yatağa koyarken de oturtarak koymak ve kendisinin yatmasını istemek de öğrenmesine katkıda bulunur. 

Bu aylardaki bebekler anne ve babadan ayrılmak istememe gibi nedenlerle de uykuya gitmek istemeyebilirler veya gece uykuda büyükleri yanlarında isteyebilirler.

Bu nedenle anne-babanın yatağına alma, kucağa alma, yanına yatma oluşturulmuş uyku alışkanlığını bozabileceğinden, dikkatli olmak gerekir.

Güven vermek ve yanında olduğunu hissettirmek için çocuğa görünmek ve sakinleştirici bir şeyler söylemek faydalı olur.

Uykuyla ilgili sorunlar sadece bebeklik döneminde yaşanmaz. Okul öncesi dönemdeki çocuklar da çeşitli uyku sorunları yaşarlar. Uykuya dalmada güçlük, gece terörleri ve kabuslar, yatağa gitmeyi reddetme gibi sorunlar bu dönemde sık sık görülür.

Bu yaşlardaki çocuklarda uyku konusunda en sık rastlanan sorunların çocuğun uykuya dalmakta güçlük yaşaması ve geceleri sık sık uyanması olup "bu sorunlar hem anne-baba, hem de çocuk için sıkıntılar yaratır. Çocukların neredeyse üçte birinde uykuyla ilgili sorunlar görülür ve bu sorunlar ailedeki herkesin stres düzeyini artırır. Uyku sorunlarının genellikle geçici olduğu ve uzun vadeli sorunlara neden olmadığı unutulmamalıdır.

SORUN: UYKUYA DALMAKTA GÜÇLÜK

Uykuya dalmakta güçlük, okul öncesi dönemdeki çocukların anne-babalarının en fazla şikayet ettikleri sorunlardan biridir. Çoğu durumda bu sorun uyku öncesi rutinlerinin tutarsız olmasından kaynaklanır.
Çeşitli araştırmalar, yetişkinlerin uyuma zamanı konusunda net sınırlar koymaya başlaması durumunda, yatma ve uykuya geçme konusunda zorluk çeken çocukların, sorunsuz bir şekilde yatmayı ve uyumayı öğrendiklerini göstermiştir.

Nedenleri ve çözüm yolları

Uykuya dalmada güçlük yaşanmasının nedenleri ve çözüm yolları şu şekilde özetlenebilir:

1-Yatma saati ve uyku öncesi rutini
En önemli nokta her gece düzenli bir saatte yatırılması ve bundan önce de tutarlı (yani her gün aynı şekilde ve aynı saatlerde uygulamak) bir uyku öncesi rutininin uygulanmasıdır. Örneğin uyku saatinin geldiği belirtilerek, tuvalete gitmek, banyo yapmak, dişlerini fırçalamak ve bir masal okumak güzel bir uyku öncesi rutini olabilir. Bu rutini kendi özel şartlarınıza göre uyarlayabilirsiniz.

Her gün düzenli bir saatte yatmak beden saatinin ayarlanmasını sağlar ve böylece her gece aynı saatte çocuğun uykusu gelir. Ayrıca uyku öncesi rutinleri küçük çocukların meşgul bir günden dinlendirici bir uykuya fiziksel ve duygusal geçişi yapmalarına yardımcı olur.

Genel bir uyku öncesi rutinine sadık kalmak yararlı olmakla birlikte, belirli bazı aktivitelerin kontrolünü de çocuğa vermeye özen gösterin. Örneğin pijamalarını, okuyacağınız masalı ve yatakta güven objesi olarak yanına alacağı oyuncakları seçmesine izin verin.

Çocukların "biraz daha oturmak" isteğine anne-babaların izin vermesi halinde sorunlar doğar. Düzenli bir saate sadık kalınmaması beden saatini bozar ve sorunu daha da kötüleştirir. Elbette ki özel bazı akşamlarda çocuğunuzla uyku saati sonrasına taşan süreler boyunca birlikte olmak isteyeceğiniz zamanlar olacaktır. Ancak bu istisnalar uygulandığında, yeniden olağan uyku saatine dönmenin birkaç gün alabileceğini unutmamalısınız.

Bazen de çocuklar çok erken bir saatte veya yeterince uykuları gelmeden yatırıldıklarında uykuya dalmakta sorun yaşarlar. Bu özellikle de uzun gündüz uykusu uyuyan çocuklarda geçerli olur. Çocukların çoğu öğleden önceki gündüz uykusunu 1 yaş civarlarında ve öğleden sonraki gündüz uykusunu da 3-4 yaş civarlarında bırakma eğilimindedir. Çocuğunuz gündüz uykusu uyuyorsa, bunun da düzenli saatlerde olmasına özen gösterin, çünkü gündüz uykusu saatinin değiştirilmesi de beden saatinin şaşmasına neden olacaktır.

2- Kaygı ve korkular
Uykuya dalmada güçlük bazen de kaygı ve korkuların bir sonucu olmaktadır. Okul öncesi çocuklarının bazıları ayrılma kaygısı yaşamakta ve anne-babaları kendilerini yalnız bırakacağı için yatma zamanı da onlara güç gelmektedir.

Bazı çocuklar da karanlıktan korkar veya televizyonda, filmlerde ya da bilgisayar oyunlarında tanık oldukları görüntüler nedeniyle korkuya kapılır. Böyle durumlarda genellikle en iyi çözüm anne-babanın güven vermesi olmaktadır. Yumuşak bir müzik çalarak veya sakinleştirici bir masal okuyarak uyku öncesi rutinini rahatlatıcı bir hale getirebilirsiniz. Işıkları kapattıktan beş dakika sonra kendisini kontrol edeceğinizi ve sizin de ona yakın bir yerde uyuyacak olduğunuzu söyleyin. Ayrıca çocuğun odasında gece lambası bulundurmak ve uyku öncesinde medya görüntülerinden kaçınmak da faydalı olur.

SORUN: GECE UYANMALARI

Aslında çocukların gece boyunca defalarca kez uyanması normal bir durumdur. Sorunlar, çocuklar kendi başlarına yeniden uykuya dalamadıkları için yaşanmaktadır. Bunun en sık görülen nedeni çocuğun yardımsız olarak uykuya dalmayı daha önce hiç öğrenmemiş olmasıdır.

Nedenleri ve çözüm yolları

Gece uyanmalarının nedenleri ve çözüm önerileri şöyle özetlenebilir:

1- Uykuya dalma şekli
Kucakta, sallanarak veya beslenerek uykuya dalan çocuklar, gece uyandıklarında anne-babadan aynı desteği göremezlerse uykuya yeniden dalmakta güçlük çekerler. Bu durumlarda gece uyanmaları çocuğun henüz uykuya dalmadan önce yatağa koyulmasını içeren düzenli uyku rutinlerinin uygulanmasıyla çözümlenir.

2- Kabuslar ve gece terörü
Okul öncesi dönemdeki çocuklar kabuslar ve gece terörü nedeniyle de uyanırlar. Bu durum son derece yaygın görülür ve genellikle çocuğun kaygılı veya stresli olduğu zamanlarda görülür.
Stres nedeni tam olarak belirlenemeyebilir. Tuvalet eğitimi veya okula başlama gibi normal gelişim basamakları da kabusları tetikleyebilir.

Kabustan sonra çocuk tamamıyla uyanır ve korkar. Çoğunlukla çocukların uykuya tekrar dalabilmesi için anne-babanın rahatlatması ve güven vermesi gerekir.

Kabusların sıklaşması durumunda gün içinde çocuğunuzla yaşadıkları hakkında konuşun ve korku ve kaygılarını gidermeye çalışın.

Gece terörü de (uyku terörü) kabuslara benzer ancak o kadar yaygın görülmez.
Gece teröründe çocuk aniden yatağa oturur ve aşırı derecede korkmuş veya ajite olmuş gözükür ve çığlık atabilir ya da ağlayabilir.

Çocuğun gözleri açıktır ancak aslında halen uyumaktadır. Yanında başkalarının olduğunu fark etmez ve sakinleştirilemez ve uyandırılamaz.

Böyle durumlarda çocuğunuzun kendi kendine zarar vermesini engellemelisiniz. Durum yatıştığında çocuğunuz yeniden derin uykuya dönecek ve sabah kalktığında gece olanları hatırlamayacaktır.

Gece terörü uykuya daldıktan sonra yaklaşık 1-2 saat içinde ortaya çıkar ve geceler boyunca defalarca kez yaşanabilir ve sonra kaybolur.

Gece terörü 1-8 yaş arasında daha yaygın görülür ve fiziksel ya da duygusal stres ile tetiklenebilir. Genel olarak bu durum herhangi bir tedavi gerektirmeden kendiliğinden kaybolur ve kalıcı bir soruna yol açmaz.

NE ZAMAN UZMAN YARDIMI ALMALISINIZ?

Çocuğunuz sık sık, çok uzun süre boyunca veya çok ağır gece terörleri yaşıyorsa çocuk ruh sağlığı hekiminden yardım almanız faydalı olur.

Uyku sorunları küçük çocuklarda yaygın olarak görülür ve birçok anne baba için gerilim yaratan bir durumdur. Çoğunlukla yukarıda belirtilen davranış değişikliği önerileri sorunun çözümlenmesini sağlar. Ancak her çocuk bu tekniklere cevap vermeyebilir.

Yukarıdaki önerileri bir ya da iki hafta boyunca uyguladığınız halde sorun devam ediyorsa ya da başka kaygılarınız da varsa çocuğunuzun doktoru ile görüşünüz.

Doktorunuz ilave tavsiyeler verebilir ve başka muayenelere gerek olmadığını teyit edebilir. Doktorunuza, uyku öncesi rutini, gündüz uykularının sayısı ve süresi ve uykuya nasıl daldığı ve uyandığı gibi uyku alışkanlıklarını ayrıntılı olarak anlatmak için hazırlanın. Hatta doktorunuz birkaç hafta boyunca bu bilgileri kaydettiğiniz bir "uyku günlüğü" tutmanızı da isteyebilir.
Uyku konusunu doktorunuzla görüşmek için bir sorun olmasını beklemenize gerek yoktur. Rutin sağlıklı çocuk kontrollerinde çocuğunuzun uyku alışkanlıklarını da gözden geçirerek bu tip sorunların doğmasını engelleyebilirsiniz.

Çoğu halde sizi neler beklediğini bilmek ve daha sonra doğru uyku alışkanlıklarını oluşturmak ve sürdürmek için gerekli teknikleri öğrenmek uykusuz bir geceyi rahat ve dinlendirici bir geceye dönüştürmenizde önemli katkı sağlayacaktır.

 

Uzmanlar küçük çocukların yatağa gitmeye direnmelerinin doğal olduğunu söylüyorlar. Bazı çocuklar karanlıktan (yatağın altında yaşayan canavarlar, dolabın içindeki öcüler, vb.) veya yalnız kalmaktan korktuğu için yatağa direnç gösterirler. Bazıları da böyle davranarak bağımsızlığını sınamaktadır. Özellikle anne-babası çalışan bazı çocuklar da onları özlediğinden ve birlikte biraz daha fazla zaman geçirmek istediğinden yatmaya karşı direnç gösterirler.

YATAĞA GİTME MÜCADELESİNİ SONA ERDİRMENİZE YARDIMCI OLACAK İPUÇLARI
Yatağa gitme mücadelesini geçmişte bırakmak ve çocuğunuzun kolayca yatağına yatıp, tatlı rüyalara dalmasını sağlamak için bunları deneyebilirsiniz:

Uyku öncesi rutini oluşturun
Uyku öncesi rutini günün koşturmalı ve telaşlı değil sakin ve rahatlatıcı bir kısmını oluşturmalıdır. Dişlerini fırçalaması, ılık bir banyo alması, sevilen bir oyuncakla beraber yatağa girmesi, ona kitap okumanız veya aklından geçen herhangi bir konuda onunla hoş bir kısa sohbet etmenizi içeren, rahatlatıcı aktivitelerden oluşan bir yatma öncesi rutini oluşturarak ( ve buna sadık kalarak) yatma zamanını çocuğun hoşuna giden bir zamana dönüştürün.

Birlikte zaman geçirin
Yatma zamanından uzun bir süre önce "birlikte zaman" geçirin. Çocuğunuzla gün içinde olanlar hakkında sohbet edin. Yatağa gitmek istemiyorsa bunun nedenini sorun ve sorununu çözmesinde ona yardımcı olun.

Aydınlatın
Karanlık korkusu varsa odasına gece lambası koyun ve istediğinde açması için bir el feneri verin.

Müzik açın
Uykuya dalmasını kolaylaştıracak sakin ve rahatlatıcı bir müzik açın. Müzik diğer gece seslerini de maskeleyerek çocuğun bu seslerden korkmasını önlemeye de yardımcı olabilir.

Odasını cazip hale getirin
Odasını içinde bulunmaktan hoşlandığı bir yer haline getirin. Yatak örtüsünü, duvara asılacak tabloyu, vb. onun seçmesine izin vererek odasını kendisinin dekore etmesine yardımcı olun.

Önceden hatırlatın
30 dakika önceden uyku öncesi rutininin başlayacağını hatırlatın. 15 dakika sonra bunu yeniden hatırlatın ve zaman gelince rutin faaliyetleri başlatın. Fazladan zaman tanımanız oyalama davranışlarını teşvik edeceği için önceden belirlediğiniz sürelere mutlaka sadık kalın.

Seçim yapma şansı verin
Yatağa gitmeyi reddetmek çocuğun yeni keşfettiği bağımsızlığını sınamasının bir yoludur. Örneğin, okunacak kitabı ve giyeceği pijamayı seçmesine, dişlerini banyodan önce mi sonra mı fırçalayacağına karar vermesine izin vererek rutin üzerinde belli bir kontrole sahip olmasını sağlayabilirsiniz. 

Ödüllendirin
Belli bir rutine bağlı kalırsa bir çıkartma kazanacağını ve örneğin peş peşe üç çıkartma kazandığında yeni bir kitap veya birlikte parka gitmek (ya da beraberce belirleyeceğiniz başka bir şey) gibi bir ödül kazanabileceğini söyleyin (ve söylediğinizi uygulayın).

Güven verin
Kendiniz yatmadan önce onu mutlaka kontrol edeceğinizi söyleyin.

Ceza olarak yatağa göndermeyin
Yatma zamanı hakkında yanlış mesaj vereceğinden, asla cezalandırmak yatağına göndermeyin.
Yatağa gitme savaşlarına son verebilirsiniz!
Birçok anne-baba akşam çocukları yatağa gitmeye ikna etmekte zorlanır. Bazı çocuklar yatağa gitmeyi reddeder, bazıları da yatağa gider ama uykuya dalması çok uzun sürer.

Bu sorunların kronikleşmesi ise anne-babaların ciddi bir gerilim yaşamasına neden olabilir. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan, yatağa gitme savaşlarını sona erdirmek isteyen anne-babalara izleyebilecekleri bir program tavsiyesinde bulundu:

1- Geçici yatma zamanı
Yatma zamanını geçici olarak çocuğun doğal olarak uykuya daldığı saate alın. Örneğin çocuğunuzu saat 20.00’de yatırıyorsunuz ama 21.30’a kadar uyumuyor mu? O halde geçici olarak yatma zamanını 21.30’a alın.

2- Uyku öncesi rutini
Yaklaşık 20 dakika süren bir uyku öncesi rutini oluşturun.

Rutin fiziksel olarak uyarıcı olmayan (örneğin kovalamaca oynamayın) dört ile yedi aktiviteden oluşmalı.

Bu aktiviteler hafif birşeyler atıştırmak, banyo, iyi geceler öpücüğü, kitap okumak gibi şeyler olabilir. Bu aktiviteler sırasında çocuğunuzla iletişiminiz çok olumlu olmalıdır.

3- Rutini uygulama zamanı
Geçici yatma zamanından yaklaşık 20 dakika önce rutini uygulamaya başlayın.

Rutini her akşam ve her seferinde aynı sıra ile uygulayın. Tutarlılık çok önemli.

4- Rutin tamamlandıktan sonra
Belirlediğiniz rutini tamamladıktan sonra çocuğu yatağına yatırın ve odasından çıkın.

Çocuğu yatağa yatırdığınızda uyanık olması da çok önemli. Çocuk mutlaka kendi kendine uykuya dalmayı öğrenmeli.

5- Yattıktan sonra
Yatağa yatırıldıktan sonraki ağlaması ve/veya protestolarını görmezden gelin.

Beş dakika sonra çocuğu kontrol etmek amacıyla çok kısa süreliğine (bir dakika için) odasına gidebilirsiniz.

6- Süreyi artırın
Her akşam çocuğunuzun odasına gitmeden önceki süreyi yavaş yavaş artırın.

Örneğin, ilk gece beş dakika, ikinci gece on dakika ve üçüncü gece onbeş dakika bekleyin.

7- Odasına gittiğinizde
Odasına geri gitmenizdeki amaç çocuğun mızıldanması sona erene kadar onunla konuşmak, istediği şeyleri yapmak değildir. 

Amacınız çocuğun iyi olduğunu görmek (kızmış ama iyi) ve onu unutmadığınızı göstermektir.

8- Yatağından çıkarsa
Çocuğunuz odasından çıkarsa çok az fiziksel temas ile yeniden yatağına götürmeli ve yatağında kalmasını söylemelisiniz.

Yatağına götürürken ilgisini çekecek, onu uyandıracak sohbetlerden, oyunlardan kaçınmalısınız.

9- Davranışı izleyin
Programı uygulamanız halinde birkaç hafta içinde çok önemli ilerlemeler kaydetmiş olacaksınız.

10- Yatma saatinin değiştirilmesi
Geçici yatma saatinde kalıcı bir iyileştirme sağladıktan sonraki adım yatma saatini geri çekmektir.

Her hafta uyku öncesi rutinini bir önceki haftaya göre on, onbeş dakika önce uygulamaya başlayın ve almak istediğiniz saate gelene kadar buna devam edin.

11- Pekiştirme
Programın ilk haftalarında kaydettiğiniz iyileşmeleri pekiştirmeniz önemlidir.

Yatağında kaldığı ve kendi kendine uyuduğu gecelerin sabahında çocuğunuzu takdir edin ve ödüllendirin (örneğin kahvaltıda sevdiği iki yiyecekten birini tercih etmesine izin vererek). 

Ancak akşam herşey yolunda gitmediyse çocuğu eleştirmeyin. Sadece olumlu gelişmelere odaklanın.

Uzun yaz tatilinde uyku düzeni değişen çocuklar okul açıldıktan sonra sabahları zamanında uyanmakta zorlanabilirler. Ancak bazı özel stratejilerle çocukların iç saatlerinin yeniden ayarlanmasına yardımcı olabilirsiniz.

Uzmanlar iyi bir uykunun okul performansı açısından son derece önemli olduğunu, okul başarısı düşük çocuklarda uyku bozukluğu olma olasılığının yüksek olduğunu ve bu çocuklarda uyku bozukluklarının okul performansı yüksek çocuklara kıyasla yedi kat daha fazla görüldüğünü bildiriyorlar.

Ayrıca uyku problemleri çocukları daha gergin, hassas ve depresyona daha açık hale getirebilmekte ve hatta atletik yeteneklerini dahi etkileyebilmektedir. Uzmanlar tüm bunları önlemek için uyku düzenini ayarlamaya okul başlamadan en az bir hafta önce başlanması gerektiğini belirtiyorlar.

Ancak aileler genellikle çocukların daha erken uyanması için, yatma saatini erkene almaya çalışıyorlar. Oysa uzmanlar, çocukları daha erken yatırmaya çalışmak yerine, doğru kalkma saatine ulaşana kadar her gün uyanma saatinin biraz geriye kaydırılmasını öneriyor ve bu şekilde erken kalkan çocukların akşam daha erken yatma ihtiyacı duyacaklarını belirtiyorlar.

Ancak bu strateji gece geç saatlerde yatma eğiliminde olan ergenlerde çok yararlı olamayabilmektedir. Puberte döneminde, uyku ile bağlantısı olan melatonin hormonundaki değişimler biyolojik saati değiştirerek, daha geç yatmayı ve daha geç kalkmayı teşvik etmektedir. Buna karşın ergenler günde dokuz saat uykuya ihtiyaç duyduklarından bu değişim erken kalkmalarını daha da güçleştirmektedir.

Bu nedenle daha küçük çocukların uyku saatleri açısından okul dönemine uyum sağlamaları nispeten daha kolay olurken, ergenlikte beyin daha geç uyanmayı, ebeveynler ve okul ise daha erken uyanmayı emrettiğinden bu geçiş çok zor olabilmektedir.

Ergenlerin biyolojik saatini ayarlamanın bir yolu beyne uyanma veya uyuma sinyali vermeye yardımcı olmak amacıyla parlak ışıktan yararlanmaktır. Örneğin sabahları beynin uyanmasına yardımcı olmak için parlak ışıktan faydalanabilirsiniz. Uzmanlar ergenleri istenilen uyku ve uyanma saatine ulaşana kadar, her gün 15 dakika daha erken kaldırmayı öneriyorlar. Ayrıca çocuk uyanır uyanmaz perdeleri ve tüm ışıkları açmanızı veya gerekirse çocuğunuzu ışığa maruz bırakarak biyolojik saatini kaydırmak için yarım saat süreyle açık havaya çıkarmanızı da tavsiye ediyorlar.

Çocukların odalarının Doğu veya Güneye bakması ve egzersiz de biyolojik saatin kaydırılmasına yardımcı olabilmektedir.

Çocukların geceleri televizyon ve bilgisayar gibi parlak ışık kaynaklarından uzak durmaları ve uyku öncesinde zihinsel ve fiziksel açıdan gevşemeleri de önemlidir. Bu nedenle uyku öncesinde sakin ve loş bir ortam beynin uykuya geçişine yardımcı olmaktadır.

DVD izlemek ya da bilgisayar oyunları gibi faaliyetler zihinsel aktiviteyi artırır. Dolayısıyla uykudan birkaç saat öncesinden itibaren zihinsel aktiviteyi artıran bu gibi faaliyetlerden kaçınmak gerekir.

Ergenlerin hafta içinde uykularını yeterince almamaları durumunda, hafta sonu biraz daha fazla uyuyarak veya gündüzleri kısa sürelerle kestirerek bu açığı kapatmaları da önerilmektedir.

Ergenlerin gündüz kestirmeleri, onların tembel olduğunu göstermez. Ergenlik yıllarında uyku ihtiyacı değişmez, ancak gece uyuma süreleri kesinlikle değişir. Dolayısıyla ergen çocukların uyku ihtiyaçları ile uyuma süreleri arasındaki farkı mutlaka telafi etmeleri gereklidir.

Çocuğunuzun gece boyunca deliksiz uyumasını istiyorsanız, birlikte uyumaktan ve gece uyandığında beslemekten kaçının...

Montréal Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan bir araştırmada* anne-baba davranışlarının bebek ve çocukların uyku kalitesini etkilediği ortaya koyuldu.

Araştırmaya göre anne-babaların bebeği uyuturken sergiledikleri davranışlar çocuğun 4-6 yaşındaki uyku düzenini de etkiliyor.

Araştırmada 29-41 aylık çocukların uyutulma biçiminin bu çocukların 4-6 yaşındaki uyku düzenlerini de etkilediği saptandı. Çocukların uyku düzenini en fazla etkileyen anne-baba davranışları ise şunlar:

  • Gece uyandığında çocuğa yiyecek ya da içecek verilmesi. Bu durum kötü rüyaları tetikliyor, çocuğun gece 10 saatten az uyumasına veya uykuya dalmasının gecikmesine neden oluyor.
  • Gece uyandığında çocuğun yanına yatılması ya da çocuğun anne-baba yatağına alınması. Bu durum çocuğun yeniden uykuya dalmasını 15 dakika kadar geciktiriyor.

İlk yatırıldığı sırada çocuğun yanında kalmak ise uykuya dalmada gecikmeleri önlüyor.

Montréal Üniversitesi çocuk psikolojisi bölümünden Valérie Simard, gece uyandığında çocuğa yiyecek veya içecek vermenin bebeklik dönemindeki uyku sorunlarına karşı etkin bir strateji olduğunu ancak bu uygulamanın ilerleyen zamanlarda da devam ettirilmesinin uyku sorunlarına yol açtığını belirtiyor. Simard, 29-41 aylık çocuğa gece uyandığında yiyecek ya da içecek verilmesinin çocuğun kötü rüyalar görmesine ve 4-6 yaşına vardığında da uyku süresinin azalmasına neden olduğunu da vurguluyor.

Simard anne-baba davranışlarından başka bebeğin kendi kendine de kötü uyku alışkanlıkları geliştirebileceğini ve bunların okul öncesi döneme ve hatta daha sonraki yıllara kadar devam edebileceğini belirterek; böyle durumlarda anne-babaların genellikle çocukla birlikte yatma yöntemine başvurduklarını söylüyor. Ancak birlikte yatmanın uyku sorunlarının çözümü açısından etkin bir yöntem olmadığını vurgulayan Simard,  araştırmanın birlikte yatmanın çocuğun gelecekteki uyku düzenini de olumsuz etkilediğini gösterdiğini belirtiyor.

* Arch Pediatr Adolesc Med. 2008;162[4]:360-367.